BPA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BPA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2025 Salı

BPA Kabusu ve Avent'in Polikarbon Biberonları İle İlgili Maceram

Şu yeni dünya düzeninde bebeğim olana kadar ki sekiz senelik bir ara pek de küçümsenecek bir süre değil, biberonlar, ağza alınıp çiğnenmeye müsait oyuncakların araştırılması, okunması, öğrenilmesi konusuna pek meyilli değildim. Haliyle...

Benim kitabımda eğer bir marka bir sürü ödül almışsa, klinik olarak kanıtlandığını, herşeyin bebeğimiz ve bizim için olduğunu iddia ediyorsa, diğer bütün alternatiflerden kat kat pahalıya satılıyor, üretimi İngiltere'de gerçekleştiriliyorsa (İngiltere böyle konularda son derece dikkatli bir memleket ama bu konuda ciddi derecede çuvalladı) güvenirsin. Acaba dünya üzerinde kaç kişi bir ürünün internetteki bilimsel araştırma sonuçlarına göre hareket eder ki?!

İşte bence hükümetlerin durması gereken en önemli nokta budur. Etik olarak yalnızca kendi ülkesini değil dünya üzerinde yaşamını sürdüren her türlü varlığa saygılı olmak. Nerdeee?!!!! Kıçımın kenarı demek gerekiyor böyle bir politikaya ancak.

Neyse, uzatmadan konumuza gireyim. Zoe doğmadan önce yine her şeyde olduğu gibi alacağım mal konusunda bayağı bir bakındım. Bu arada, piyasaların birbirinden farklı olduğunu belirtmek gerekli. Bir ülkede satılan ve tanınan bir marka başka bir ülkede hiç bilinmeyebiliyor ya da ilaçlarda falan aynı ürün farklı isimlerle pazarlanabiliyor. Türkiye'den uluslararası piyasalarda satılan ve güvenilecek hangi markaları biliriz mesela? Chicco, Mother Care, Avent, Nuk...

Chloe zamanında biz Chicco'nun sıvı strelizesini kullanmıştık. Zoe'de Chicco'nun buhar strelize makinasını aldık. Sebebi de kimyasal hiçbir şeye güvenmemekti. O dönemlerde Chicco'nun kendi mağazası da yoktu Antalya'da, ancak bebek mağazalarından bazılarına böyle strelize için falan şu bu geliyordu. Bu isimler farklı farklı konularda uzmanlaşmışlar. Avent'in bu konuda gözle görülür bir pazarlama dehası var. Bir kere her türlü bebek mağazasında satılıyor bu bir, bir sürü ödülün sahibi, bu da iki.

İlk aşamada bebek başlangıç setini aldım. Bir sürü mağaza dolaşıp, fiyat karşılaştırması, indirim takipleri, ürün seçmeden önce kataloğun elden geçirilmesi...Sonra manüel süt sağma makinasını, ardından büyük biberonlarından, küçük olanlardan bilmem kaçtane yedek...Bayağı bir yatırım yaptım Avent'e, e ne de olsa fevkalade bir ürün, süt sağma makinasını da çok severek kullanıyordum.

Derken geçen haftalarda biberon uçlarını iki numaraya çevirmek için gittiğimde raflarda B bilmemne Free diye bir şey okudum ama hani pazarlama hilesi vardır bir ürünü saniyenin binde biri kadar gösterip film arasında onu aldırtmak gibi...O Free etiketi beni bir işkillendirdi. Derken, ertesi günlerden birinde televizyonda " Ebruli" programına bakarken bebeğin açlığını hissetmesi hissetmemesi, falan filan Ebru Şallı bir şekilde konuyu biberonlara getirdi ama kimseleri kurcalamadan " O konuda da bir ara çok yazıldı çizildi..." diyerekten bir geçiştirme...

Haaaa, alırsın eline bilgisayarını İngilizce olarak girersin Google'a, sorarsın "Biberonlar ne kadar güvenli?" ( Türkçe'de girdim ama evlere şenlik, ne bilimsel bir çalışma ne bir sonuç, arama motorunda ilk gelen bloglar!!! )

Aman Allah'ım sayın seyirciler! Gelen sonuçlardan inanın gözlerim döndü, bir hafta ben iş üstünde vaziyetteyken BPA işte o an karşıma çıktı. Elinin altında internet olan herkes BPA'nın ne olduğunu araştırabilir. Burada belki binlerce kez açıklaması yapılmış bilgileri copy paste yapmak istemiyorum. Kısaca, BPA 19.yy. sonlarında bulunmuş olup, plastiğin ( polikarbonat/polycarbonate)olan versiyonunda hammaddelerden biri. Olmazsa olmazı, hayatımızın boktan bir parçası haline getirilmiş ama işin en acıklı kısmı Avent'de bu işin içinde! Neden? Çünkü şimdiye kadar öyle ya da böyle hükümetler, sağlık örgütleri falan filan BPA'nın insan sağlığına zarar vermeyecek bir boyutta olduğunda dert yaratmayacağına kanaat getirmiş. Sonra birileri çıkmış bu işe burnunu sokmuş, ahanda yıllardır olagelenin tam tersi test sonuçları ortaya çıkmaya başlamış, bulgular kafa karıştırmış, bak sen!

Gözlerine inanmak istemiyor insan, değil mi? İlk başta " Nasıl yani?!" dedim, "Yok bu olamaz." O kadar para dökmüşüm, iki buçuk aydır Avent'in süt pompası ile sütümü çekip, yine aynı şekilde biberonlarına koyup savunmasız ufacık bir bebeğe toksik madde yüklüyormuşum.

Yazdıklarıma inanmayan ve çüş diyenlere Avent'in kendi web sitesine gitmelerini öneriyorum. Aşağıda linkini verdim gerçi ama İngilizce olanı, anlayanlar okuyup bazı cevaplara gülsün diye. Sitede görünen odur ki Kuzey Amerika, Çin, Avustralya, Almanya, Yeni Zelanda.. gibi bilinç düzeyi yüksek müşteri kesimi olan ülkelere Avent yeni BPA sız ürününü sunmuş, hatta ve hatta Kuzey Amerika ve Kanada'da ürün Eylül 2008 den beridir varmış. ( Kanada hükümeti bu ürünün kullanıldığı her türlü insan sağlığını tehtid edebilecek malları yasaklamıştır ) ancak Türkiye, Arap Emirlikleri gibi bu konularda aklı bir karış havada hükümetlerin ve toplumların olduğu yerlerde maşallah satış devam!!!

Türkçe siteye baktığımızda yine İngilizce siteden farklı olarak askeri bir bildirge (!) görüyoruz. Hani EFSA ve FDA bunu dedi, kes sesini otur aşağıya, bizim BPA'dan haberimiz var, uyuz uyuz gelip de bu konuda başımızı şişirme kıvamında bir derleme. Soru cevaplar nedense yok!!!! Bu da bana göre bir standart eksikliği mesela. Neden? Herkes İngilizce anlamak zorunda mı?!!! Avent'in en üst düzey yetkilileri ülke farklılıklarını ve neyin kesilip nerede biçilme tekniği uygulandığını takipten mi aciz yoksa? Bu tip uygulamaların kendilerine kan kaybettirdiğinin farkında değiller mi?

Avent'in İngilizce sitesine gittiğimizde soru cevaplarla karşılaşıyoruz. Bazı soruların cevapları çok komik, buhar strelize makinası BPA çıkışına sebep verir mi? Efendim buharlı strelize aleti BPA free imiş de o içine BPA lı biberonları koyup toksikleri çıkartınca önemli değil ki!!! Ayrıca bu kör göze parmak bir soru çünkü yapılan tüm araştırmalar ( tabi ki İngilizce sitede belirtildiği gibi direkt insan üzerinde yapılacak değil, fareler kullanılıyor ) bu hammaddenin sıcak ile temasa geçtiğinde aktığını ve en ufak bir kısmının bile insan sağlığı üzerinde büyük zararlara sebep olacağını gösteriyor. Buraya bakın. The Meterials we use diye BPA free biberonların fotosunu koyup, içerdeki soru cevapların içine serpiştirmişler polikarbonları...Sıkça sorulan sorular'a bakabilirsiniz.

Efendim, Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu (EFSA) ABD Gıda ve İlaç Kurumu (FDA)diyormuş ki " Vücuda alınan miktar çocuklar ve yetişkinler tarafından kolayca elimine edilir." Yok ya!!! Almak isteyip istemediğim, bebeğime vermek isteyip istemediğim sorulmadan ve bana seçme hakkı tanınmadan o ürünün toksik maddeli olanı dayatılıyor. Tabi ki ellerinde silahla gel benimkini al diyen yok ama benim gibi Avent'e yüzde yüz güvenip de son üç yılın bilimsel araştırma sonuçlarına bakmadan alanların sinirden saçları diken diken oluyor.

Global Isınma olayını hatırlayın. Hükümetler nasıl da olayın karşısında durmuş, umursamaz tavırlar sergilemişlerdi. Hala bizimki gibi devlet yönetimlerinde "Ben kendi kabıma sıçarım sana ne?!" mantığı hakimdir. Ama öyle olmuyor işte! Bütün bu yapılan ahlaksızları bizlerin çocukları ödemek zorunda kalıyor.

Düşünün ki hayatının ilk anında toksik'le karşılaşıyor bebecikler. Bizler ki buhar makinası aldık bebeğimiz hiçbir kimyasalla karşılaşmasın, aman anne sütü verelim diye kıçımızı yırtıyoruz dışardan kötü bir şey gelmesin. Al sana!!!

Emperyalizm denilen parayla satın alınma mantığı budur. Bu mantıkta bebeklerin veya insan sağlığının, doğanın, denizlerin, hayvanların hiçbir hakkı hukuku yoktur. Hayattaki herşey ama herşey cebine para girecek kişi için çıkar aletidir. Bu da öyle bir şey işte. Büyütme canım ne olacak diyenlere de cevabım, buu kadar da önemli, evet!

Yahu, BPA sız olarak üretim yapılabiliyorsa ve BPA denilen toksik ne kadar azıcık, ufacık, defecik içi dolu fıçıcık (!) şeklinde kullanılıyorsa kullanılsın, ister gökten zemberekle indirilsin " Alıyorsun ama bak bi şeycik olmayacak!" denilsin hala Avent gibi bir markanın hemen dünyanın her yerinde harekete geçip BPA Free ürünlerini sunmamasına aklım ermiyor bir türlü. Bizim memlekette alışkınız öyle hükümet adamlarının çıkıp kanserojen yapacak çayı lüpür lüpür içmesine de bunu efendim bu kadar yatırımım var, dünya birincisiyim diyen bir üreticinin yapması akıl karı değil. Aradan yıllar geçti şimdi Karadeniz'den insanların nasıl kansere yakalandığı konuşulur oldu ama o zamanlar tersi iddia ediliyordu.

Madem bu kadar önemli değildi de neden belli başlı firmaların hepsi Avent'de buna dahildir hemen alternatif üretime geçti? Neden o kadar önemsizdi ve bu kadar sağlık örgütü onay vermişti de Kanada hükümeti çözümü BPA lı ürünleri yasaklayarak buldu? Avent'in İngilizce sitesinde BPA azıcık olunca sağlığa yararlıdır ya da ürünlerimizde BPA yoktur demiyor, bu örgütlerin onayı vardır, bu kadarı insana bir şey yapmaz deniyor ama bu da benim gibi bir sürü insanı tatmin etmiyor maalesef.

Eğri oturup doğru konuşmak lazım, ben onların yerinde olsam kendi ismimi lekelememek adına onaylı da olsa şu da bu da polikarbonat olan ürünlerimi (ki dediğim gibi Türkiye ve burada satılanlar onlar) geri çeker, o zarara katlanır ama müşterimin çıkarını ve şimdiye kadar piyasada yaptığım yeri korurdum.

Şimdi yaptığım nedir onu da hemen anlatayım. Birincisi hemen gidip BPA Free hangi markayı bulacağımı araştırdım. Alternatif cam şişeler olsa da düzenli olarak strelize ettiğim süt sağma makinası bile içimi kaldırmaya başladı. Hemen söyleyeyim, Türkiye'yi bilmiyorum ama Arap Emirlikleri'nde Medela ve Nuk var yalnızca BPA Free. Cam şişelerden de Pigeon diye bir Japon markası. Cam şişenin ağız kısmı çok dar, hiç sevmediğim iş ve çok da ağır ancak Medela bir şekilde biberon üretmediği için onun ağzına uygun emzikleri var Pigeon, oradan kurtarıyor. Teknolojisi de gayet iyi, içine bir valf koymuşlar, bebeğin süt içerken hava yutmasını önlüyor, ayrıca süt içtikçe Avent'de olduğu gibi kabarcıklar çıkıyor anlıyorsun içiyor mu içmiyor mu? Bu gece beslenmelerinde benim çok önem verdiğim bir şey. Nuk antikolik ortodontik bir başlık yapmış olmasına rağmen birincisi bebeğin süt içme sırasında meme ucunu getirdiği şekil otomatik olarak verilmiş, ikincisi ses mes çıkmıyor ve anlaşılmıyor süt içiyor mu içmiyor mu? Nuk'un klasik meme ucu satılmıyor bulamadım ve sinir oldum. Arap Emirliklerinde yaşayanlar çok iyi bilir burada Baby Shop'a gidip bu farklı ürünleri bulabilirler. Mother Care yalnızca Avent satıyor bir de kendi markasını, ilginçtir ki herhalde buradaki piyasada domdom olduğu için Mother Care'ın bile BPA Free biberonları yok, sordum...Hatta satışı gerçekleştiren elemanların bunun anlamını bile bildiklerini düşünmüyorum. Ben söyleyince teşekkür ettiler bilgi için, soracaklarını söylediler ama hiççç sanmıyorum. Zira sen arkanı dönünce başka bir soruyla bin tane müşteri geliyor.

İkinci büyük hareket Avent'e açık mektup yazmak oldu, dört gün içinde yanıt verileceği söylenildi, yanıt gelince ya da dört gün içinde gelmez ise buraya koyacağım. Türkç yazmaya bile gerek görmedim dayılanma mantığıyla karşılaşıp sinirlerimi daha fazla yıpratmak istemiyorum. Ama kendimi çok yorgun hissediyorum, yeni bir insana bakmak başlı başına iş, bir de benim diyen markaların ne kadar güvenilir olduğunu, bizlere nerede ne zaman trick yapacaklarını araştırmakla mı zaman harcanacak? Çüş diyorum başka bir şey demiyorum.

Bu arada, bir iki site daha buldum. Son derece faydalı bilgiler var. Bir tanesi "Our Stolen Future" diğeri "Environmantel Working Group" ve "The Green Guide-For Everyday Living"

Bunları okudukça çevremizin nasıl kanserojenlerle sarmalandığını anlıyor, en azından en büyük kuvvetimiz olan seçme hakkımızı kullanıyoruz. Bilinçli olmakla hem çocuklarımızı hem de kendimizi elimizden geldiğince korumak yapacağımız en önemli şey. En sonunda her birimiz birer Michael Jackson olursak ve nefes almaktan korkar hale gelirsek yemin ederim şaşırmayacağım.

Siteler İngilizce ama olsun, ben zaman olursa beğendiklerimi buraya aktarırım ama söz veremiyorum işte. Hayatımdaki hiçbir şeyin bacağımdan kolumdan çekiştirmesini sevmiyorum ve blog da bunlardan biri, yazmayınca kaşıntı tutuyor, kendimi ödevini yapmamış çocuk gibi hissediyorum. Diğer bütün bloggerlardan özür diliyorum ve son derece az girip birilerini okuyabiliyorum. Şu ara bencil bir şekilde yazıp çıkıyorum, affola.

25 Kasım 2010 Perşembe

Bunun İsmi Zaferdir!!!!

Avrupa Komisyonu, biberonlarda plastiği sertleştirmek için kullanılan "Bisfenol A" maddesini yasakladı.

Biberonlardan bulaşan madde bebeklerin bağışıklık sistemini etkileyebiliyor

Gelecek yıldan itibaren uygulanacak yasağa göre BPA olarak da bilinen söz konusu madde, bebeklerin bağışıklık ve gelişim sistemini etkileyebiliyor, tümör gelişimine sebep olabiliyor.

Söz konusu maddeyi ilk yasaklayan Eylül ayında Kanada olmuştu.

Bisfenol A maddesinin sıcakla birleştiğinde kansere neden olduğu yolunda bilgiler gündeme gelince Kanada hükümeti, bu tür biberonların satışlarını yasaklamıştı.

Sağlığa zarar

BPA'nın kullanımı konusunda bir süredir kaygılar gündemdeydi, ABD'de altı üretici firma Amerikan pazarında sattıkları ürünlerde BPA maddesini kullanmayı bırakmıştı.

Ancak diğer pazarlarda hala Bisfenol A içeren ürünler satılıyordu.

Bisfenol A maddesi, plastik biberon, su bidonları ve daha birçok şeffaf plastik malzemede kullanılıyor.

Biberonlar, sert-sağlam su ve gıda kapları ve benzeri mutfak malzemelerinde de bulunuyor.

Avrupa Parlamentosu, Bisfenol A maddesinin yasaklanması için Haziran ayında çağrıda bulunmuştu.

Buna göre Avrupa Birliği üyesi ülkelerde Bisfenol A içeren biberon üretimi, gelecek yılın Mart ayından itibaren durdurulacak, satışı ve ihracatına da gelecek Haziran ayından itibaren tamamen son verilecek.

Türkiye'de Sağlık Bakanlığı, Temmuz ayında yaptığı açıklamada Bisfenol A maddesine ilişkin bilimsel verilerin, vatandaşların endişe etmelerini gerektirecek bir durum olmadığını gösterdiğini bildirmişti.

Bakanlık, Avrupa Birliği standartlarına uyulduğunu ve Bisfenol A ve benzeri maddelerle ilgili konuların 2005 yılında kurulan 'Ulusal Kanser Danışma Kurulu' tarafından Avrupa Gıda Güvenliği Ajansı ve Amerikan FDA gibi uluslararası örgütlerle işbirliği içinde yakından takip edildiğini' vurgulamıştı.

Evin kedisi'nin Notu: Yazı buradan alınmıştır, içim içime sığmamaktadır, sevgilerle blogger dünyası :)

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Baydın Avent Türkiye!

Berceste ebeveynlere ait bir link yollamış, Avent Türkiye şimdilerde annelere " Ama bakın bizim BPA lı biberonları dünya sağlık örgütü de benimsemiştir" diye yazmış da yazmış, vermiş de linkleri vermiş...

Amaç milletin kafasını karıştırmak ya, aynı politika bakarsın hep din ve politika, tarih tartışmalarında da yapılır, çıkarlar birbirlerinin karşısına herkes kendine uygun bir araştırma yazısı çıkartır, o kağıt gider bu kağıt gelir, bakanın da kafası döner küfür eder bitirir, hah aynen aynı hikaye.

Ben kendi yazdığım yazılarda tamamıyla objektif, hükümet yalakalarının yer almadığı kurumları, bilim insanlarının araştırmalarını çevirmeye çalıştım. Gidersen öbür tarafa bol onlardan. Devlet tarihçisi, devlet bilim insanı...Bunlar o kadar korkutucu boyutta ki olacak depremi bile aman devlet erkanına bir şey olmasın, peşkeş çektikleri olaylar aydınlanmasın diye olmayacak gösterirler. O derece.

Dünya sağlık örgütü bu konuda geri adım attı ve olması gereken benimsendi, Dr. Öz'ün en son yolladığı bilgide bile var özellikle hamile kadınların uzak durması gereken bir madde BPA diye. Kendi programında bu maddenin sağlığa zararları konuşuldu, hatta konserve yiyecekler için insanlar uyarıldı. En son yapılan testlerde en pahalı konserve beyaz ton balığında en yüksek BPA belirlendi ve hatta aynı balık türü yaşlı olduğu için en fazla cıvayı da barındırmakta denildi.

Türkiye'deki yetkililer hala bir savunma içindeler. Nedendir bu Türk insanında sürekli yaptığı öküzlüğü kabul edip özür bile dilememek, bırakın özürü hala içi geçmiş araştırmaların linkini verip insanların da bunu okumayacağına güvenerek hatayı devam ettirmek? Anlamak mümkün değil demiyorum çünkü yalnızca bu konuda değil, her konuda o kadar tükürdüğünü yalamam halleri yaşatılıyor ki, içim geçti artık yazıp çizmekten.

Buradakiler de bilmiyorlardı BPA nedir diye ama konuştuğumuz tüm dükkanlar notlarını alıp hemen getirttiler, yazdıklarımız okundu ve akabinde harekete geçildi. Türkiye ayağı hala zart zort atıp tutmak ama icraate gelince bir bok yapmamakla meşgul.

İnsanların bunu fark etmesini beklemeden hemen harekete geçen iki firma oldu Arap Emirlikleri'nde biri Nuk, diğeri hiç BPA sız ürünü olmayan Medela. Bu iki ismi gerçekten de kutlamak lazım.

En son The Independent UK (İngiltere) bu konuya değindi ve Danimarka eğer BPA'yı yasakladı ve standlardan kaldırdıysa biz neden yapmayalım başlığı altında 2 Şubat 2010 tarihli bir yazı yayınladı.

Biraz da o yazıdan bahsedeyim. Bu konuda başı çeken ilk Avrupa ülkelerinden biri Danimarka. Kanada ve Amerika'nın birkaç eyaletinde de aynı şekilde BPA yasaklanmış durumda ancak yazıda belirtildiği gibi İngiltere piyasasında Boots çok yakın zamanda BPA li ürünlerini geri çekmeyi garanti etmişken Mother Care Ağustos'un sonlarına kadar satışlarına devam edeceğini açıklamış.

Yazıda en fazla dikkatimi çeken unsur, yıllar boyunca BPA nın özellikle de esas yıkımı yaptığı bebekleri es geçmesine rağmen bu yıl Ocak ayında Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu EFSA'nın geri adım atması ve bu kimyasalla ilgili iletişimin en aza indirgenmesi yolunda çark etmesi. Amerika'nın ikinci en büyük sağlık kurumu olan Çevre Koruma Vakfı da BPA nın çevreye potansiyel tehlike oluşturduğunu kabul etmiştir.

Bütün bu gelişmeler üzerine İngiltere bilim insanları ve kanser üzerine uzmanlaşmış doktorlar da İngiltere hükümetini Kanada ve Danimarka'nın uygulamasını takip etmeleri ve BPA nın özellikle biberonlardaki varlığının kaldırılması yönünde uyarmışlardır.

Yazının devamında birçok profesörün BPA ve İngiliz devletinin bu konuda izlediği şu anki politikanın ilerde getireceği riskleri gözönünde bulundurması ile ilgili uyarılar var.

Yazı burada, onu da isteyen okuyup daha detaylı bilgi elde edebilir veya benim daha önce ayrıntılı olarak araştırıp koyduğum BPA yazılarına dönebilir.

Kısa ve öz arkadaşlar, BU MERET ÖZELLİKLE BEBEKLERDE ÇOK CİDDİ SORUNLARA YOL AÇIYOR, BU BU KADAR! İşte azı şuymuş, çoğu buymuşu yok, varsa ortada mide bulandırıcı bir şey toplayacaksın kardeşim, laga luga diye milletin bebeğini zehirlemeyeceksin.

Bir de bu yetmiyormuş gibi özür dileyip çark etmeden hala zamanı geçmiş bilgileri vererek BPA Free olmayan ürünü getirtmeme öküzlüğünü yapmayacaksın.

NOKTAAAA!

10 Temmuz 2009 Cuma

Karışan Teller

Hani demiştim ya maymuna ne isterse onu veriyorum, ağlıyor, hadi memeler çıkıyor, bir o yandan bir bu yandan, sonra tekrar mı ağlıyor bu sefer " Haaa diyorum demek meme istemiyor bu çocuk, haydi koş pompaladığın sütü ısıt bakalım!" Haydaaa bir koşu ısıtıcıya...O da mı olmadı, " Aaaa! Mama istiyor bu çocuk benim sütümle doymuyor!", hadi bakalım formül süt hazırlamaya...

İkinci ayın sonuna kadarki dönem böyle bir karman çormanlık yaşandı bizim evde. En sonunda anladık ki yok meme, dur olmadı biberon, hadi o da mı olmadı gaz çıkart, aman yine ağlıyor amuda kalkla olmuyor bu iş. Bizim koala bear öyle her telden çalınca kendinden geçiyor, herşey karman çorman olmakla beraber alacağı memeyi de almaz, biberondan mı memeden mi içeceğine karar veremez, hepsini reddeder hale geliyor.

Üçüncü ayın başında ( düzeltilmişi kullanmıyorum çünkü bu hayata geldiği zamandan itibaren tecrübeyle sabitlenmeye çalışılan bir durum )anlaşıldı ki bir konuda karar verilecek, öyle bir meme, bir biberon, bir şu, bir bu verilmeyecek hanımefendiye. Bırak meme ucunu Nuk'un yassı ucuyla, diğer klasik silikon ucu bile ayırd edip kendi tercihini ortaya koyarak işi noktaladı ufaklık.

İlk eve geliş, bir ay sessiz ve sakin dönem. Ardından ikinci ayın başında başlayan gazlı aşamalar, o sırada benim BPA olayını keşfetmemle beraber torbanın içinde beklemeye alınan bilmemne kadar Avent şişesi. E her şişenin, özellikle bu pahalı olanların ağızlıkları birbirine de uymuyor mu! Hangisi BPA Free? Nuk...Ama uçlar basık, ortodontikmiş fakat zaten bebek memeyi ağzına alıp emme hareketi yaparken yassılaşmayı sağlayıp sütü çekmiyor mu? Yani o islikon uç pestil gibi ağzının içinde bastırsan da zaten basılmış, sütü ancak çekme hareketi ile alabilir bebek. Zaten ilk aylardan sonra biberonun silikon ucundan emme hareketi değil, çekme ile alırmış sütü gibi bir şey de okudum ama olsun, yine de bana rahatsız geldi ve benimki sevmedi zaten konu kapanmıştır. Aslında eskiden Chloe'de ben o uçları kullanıyordum ve klasik olanlardan yan akıtması yaptığı için tercihim o şekilde olmuştu, bu bebekte farklı.

İkinci ayda Nigar ile telefonda beyin fırtınası yapıyoruz, bu yaşanan kolik mi değil mi diye. Şimdi elimdeki Mother Care kataloğuna bakıyorum da...Dr. Brown'un hem prematüreler, hem de kolik bebekler için özel ürettiği başlıklar var ama maalesef biberonlar BPA'lı ve de yine araştırmaya göre en fazla akma yapan da bu marka, iyi mi?! Disney'de var işin içinde.

Dikkatimi çeken diğer bir ürün, antikolik bir örtü çıkartmışlar mesela, omzuna koyuyorsun, bebeği onun üzerine yatırıyorsun omuz hizzanda tabi ki ve vibrasyon veriyor. Dahiyane...Ama denemedim, bilmiyorum zaten kolik denilen meret genelde üç ayın sonunda bitiyor. Biz Allah'tan bu aşamayı geride bırakmış durumdayız artık.

İki çocuklu olmak üzerine de yazılacak çok şey var kuşkusuz. Kız çocuklarının bazı konularda daha zorlukları var. Erkeklerin de ilerdeki yaşlarda bazı zorlukları...Şimdi kızımı babasıyla yukarı kata yolluyorum mesela değil mi? Yapılacaklar şöyle özetlenebilir;

1-Tuvalete girilecek, sifon çekilecek, atlanan bir temizlik noktası varsa söylenilecek.

2-El ve ağız yıkanacak.

3-Dişler fırçalanacak, bu iş yapılırken başta beklenecek, atlanan yanlar giderilecek.

4-Ayaklar yıkanacak

5-Saçlar fırçalanacak

6-İç çamaşırı değiştirilecek

7-Kıyafetler öyle sağa sola saçılmayacak, katlanılarak ya da düzgün bir şekilde konulacak.

8-Bu arada, yatağa giderken aşağıda kalmaması gereken ama gün içinde oynanmış oyuncak, okunmuş kitap vesaire ne varsa yukarki kata çıkartılacak.

9-Ve son olarak kitap okunarak gün bitirilmiş olacak.

Bütün bunlar rutinde olmalı ve otomatik olarak yapılmalı. Sekiz yaşındaki bir çocuk için zaman zaman sıkıcı ve gereksiz görülebilir ama alışkanlığa dönüşmesi için bir büyükle yerine getirilmeli. O da dönüşümlü olarak babayla bana ait. Kim hangi çocuğu kaparsa artık :)

Zoe'nin beslenmesi esnasında da trickler var. Genelde bakmaya kalkan kişi bebeğin kendi mesaisi sırasında uyumasını tercih ettiği içindir ki ( Bu, bebekle ilgilenip agu gugu yapmaktan daha kolay çünkü ) süt alırken uyuyakalınırsa öyle hop diye yatağa konulmayacak.

Diyelim mamayı aldı ama alması gerekenin çeyreği kadar, o zaman uyanacağı yerlerden biri olan alt açma matine yatırırsın, kendisi otomatik uyanır, konuşursun, biraz zaman geçer ve geri kalanı almaya hazır hale gelir.

Hadi bu sefer aman uyudu diye tam anlamıyla beslenmedi değil mi? Bütün birbirine zincirleme olan beslenme düzeninin içine edilmiş olunur. O yüzden ben control freak bir anneyim çünkü ne zaman kendimin bir işini başkasına yüklesem o zaman bir eksiklik, değişim oluyor ve bana da gelenler geliyor.

Tabi ki hiç yardım teklif edilmesin demiyorum, onu yapanın da ümüğüne yapışırım bundan eminim ve hayatta en nefret ettiğim şeydir paylaşımcı olmayan eş ama sorulsun ben yine kendim yaparım :)))) Böyle de bir durum.

Bir ara da insan bebeğin aldığı süt miktarına takıyor kafayı. Prematüre doğan bebekler zaten hayata normal doğmuş olan bebeklerden en az bir kilo az başlıyorlar, daha beteri de var. Ama Chloe'nin eski kayıtlarından gördüğüm şu ki çocuklar istedikleri zaman ve istedikleri kadar beslendiklerinde kendi kodlandıkları büyüklüklere erişiyorlar. Chloe'nin düzeltilemiş olarak altıncı ayında kilosu 4.900 müş mesela, boyu da 56.5cm, Zoe bunu üçüncü ayında yakalamış durumda. E peki ne olacak? Hiçbir şey çünkü Chloe şu anda sınıfında ortalamanın üzerinde, boy anlamında konuşuyorum, hiçbir zaman chubby bir çocuk olmadı da ben zamanında 3200 gr doğmuş bir çocuk olmama rağmen annemi deli edecek kadar zayıf bir çocuktum mesela. Şimdi 10 kilo fazlamı nasıl verecem diye kara kara düşünüyorum. Neyse...

Bütün bunları bilmeme, kendimde ve ilk çocuğumda deneyimlememe rağmen anneliğin verdiği bebeğini besleme içgüdüsü ile ve özellikle de ilk aylarda süt alma işi bayağı üzerinde durulması gerekli bir konu gibi geliyor. Verilen bilgileri ayrıca karıştırıp kafayı sıyırmamak, üzerinde düşünmeden " Aman, her öğünde benimki bu söylenenin yarsını alıyor yandım!" dememek lazım.

Bendeki chartlar mesela, yazmışlar, ilk ay 8-10 aralığı beslenme, 2-3 ay 5-6 aralığı beslenme diye gidiyor. Birinci ayda alınan 40-80 aralığı ise 3.ayda efendim en az 120 almalı diyelim...Bakıyorum, benim ufaklık 120 yi neredeyse hiç görmüyor ama günde hala sekiz kere beslenme yanlısı velet.

O zaman ne yapmak lazım? Totale bekılacak elbet, aralık diyelim 550-900 attım şimdi tam aklımda değil, haaa Zoe her seferinde 80 gibi alıyor, zaman oluyor 110-120 yapıyor bazen 90 ama bir an oluyor ki 60 hatta nadiren 50 alıp bırakıyor ama yazıyorum diyelim total en azı her zaman tutup, gerisinde geçiyor. Oh! Dünya varmış diyorum. Demeki ki o yazılanlar gibi tek alışta ne kadar götürüyor a takılı kalınmayacak.

Belli bir aydan sonra beslenme saatlerini bu kadar yapacak diye bir
kural da yok, bu bebeğin kilosu ve boyuna bağlı olarak mide kapasitesinin gelişimine bağlı. Üç aylık olup 6 kiloya yaklaşmış 62cmlik bir bebekle aynı aydaki 4.5 kilo 55 cmlik bebek kıyaslanmaz. Ve zaten asla kıyaslanmamalı! Bebekler anne ve babalarının ve kendi akrabalarının bileşkesi, dolayısıyla kısası var, uzunu var, toplusu var, zayıfı var...

Şimdi soruyorum, beslenme, alt değiştirme gibi rutinleri benden başka birisi yapsa;

Hayatta aman uyansın, oynasın, ardından tekrar acıkıp tamamlasın gibi bir trip yapmaz bu birrrr, ikincisi ne aldığını, ne zaman, ne kadar aldığını asla dikkatle izlemez bu ikiiiii. Bu işin doğası bu arkadaşlar, yapmazzzzz! Haaa belki dünya üzerinde yapanı da bir elin parmağını geçmez. Anneme bırakırım örneğin, kusturana kadar ağzına tıkar, bebeğin alıp almadığını gözlemlemez, kayınvalideye bırakırım " Aaa doydu bu çocuk, meyve yesin!" der yiyeceğini de yedirmez. Yardımcı olsa cahil cüheyla kafasıyla benim yaptığımı, bulduğum çözümü asla bulamaz.

Ukala mıyım? Bu ukalalıksa evet öyleyim, zaten aksini düşünsem ne çalışmayı bırakırdım, ne de kariyerimi stoplardım. Ben kendime ait olan şeylerin paylaşılması konusunda beceriksiz bir insanım, herşeyi ben yaparımcıyım ama denemiyor, gözlemlemiyor da değilim, gördüklerim arttıkça ne kadar doğru karar verdiğimi tekrar tekrar görüyorum. Şimdi minicik bebek mesela, kendi kendine, odasında uykuya gitme alışkanlığını oturttum bile! Evet, kendimle gurur duyuyorum, hayatta çocuklarımı ne pişpişledim ne tiştişledim, Zoe krize girmedi mi?! Ağladığı zaman anında yanındayız, hemen kucağa alıp sakinleştiriyoruz, aç mı, altı kirli mi ondan mı rahatsız bakıyoruz ama kendi kendini uyutabilecek bir çocuğun ağzına edip de senin yerine o işi de ben yaparımcı değiliz.

Şu an akşam beslenmeleri en kolayı, dikkati dağılmadan sütünü alıyor, gazını çıkartıyor, ardından oynamaya meyilli bile olsa öpülüp yatağa bırakılıyor aman illa benim kucağımda sallanarak uyutulacak diye bir kaide yok, kendi kendine oynaya oynaya, bacaklarını havaya sallayarak uyuyor. Bir tek ben hala gece onikide, sabah üçte ve altıda kalkmak zorunda olmaktan hazetmiyorum, o kadar.

Bir de unutmadan yazayım, 1 numarada çok memnun kaldığımız bir ürün vardı. O çok prematüre olduğu için yatak apnesine karşılık eşimin kızkardeşi Johnson and Johnson'ın Intouch diye bir ürününü yolladı yıllar önce tabi bu. Zoe'de böyle bir şeye gerek duymadık ama şimdi hata ettiğimizi anlıyorum. Chicco'nun gayet basit monitörünü aldık ama en küçük sesleri duymak istediğimde sesi çok açmak gerekiyor, bu hışırtı yapmasına sebep oluyor, minik bebeklerini başka odada yatırmaya alıştırmalarında zorlayıcı bir alet.

Araştırdım...Tomy Tipee, sanırım böyle yazılıyor, bir de Angelcare'in yatak altına konulan aparatla çalışan monitörleri var. Gel gör ki koca Dubai Mall'da dahi bulamadım ürünleri. Bu arada Dubai Mall'a BPA Free Aventler daha yeni gelmiş, çiçeği burnunda ama ne menemse normal biberonun iki katı fiyatı, yani bebeğini zehirlemek istemeyen annelere bir nevi ceza!!! 24 dirhem normal küçük Avent, 42 dirhem aynısının BPA Free olanı.

Neyse monitörlerden bahsediyordum. Bunun ne faydası ya da gereği var denirse, yanıtım iç rahatlığıyla şu; benim elim ayağımdı o alet. Chloe'nin kendi odasında kendi kendine uyuma alışkanlığı edinmesindeki yegane makinaydı.

Neden? Normal telsizlerde bebek sessiz sedasız uyuduğunda sürekli ay nefes alıyor mu korkusu yaşanıyor, bu böyle, o zaman ne oluyor, illa ki kendi yatak odana taşıyorsun çocuğu ki benim için ikinci aydan sonra sıkıcı bir durum. Ağlıyor, dönüyor, kalkıyor bu sefer yanında yatanı, aynı kattakini falan filan uyandıracam diye stres oluyorsun, hadi bu sefer olay bebeği alıp başka odada yatma macerası ile sonlanıyor bu da evlilik için ne kadar faydalı soru işareti.

Ben bebeğine kul köle olup eşleri dışlayan, bebelerine kumru gibi yapışıp kocalarını itekleyen kadınlardan da olamadım, olmaya da niyetim yok, elden geldiğince normal hayatıma dönme çabalarım, o hayata bebeğimi uydurma düşüncem var.

Bu şartlar altında diyelim ki bu aletleri aldıkkkk, o zaman;

1-Bebeğe gereksiz yere gidip gelip, yapmadığında da rahatsızlık duygusunu ortadan kaldırıyor çünkü sağlıklı, ağlamıyor ama nefes alıp verdiği monitörde gözüküyor, herkesin içi rahat.

2- Aynı şekilde bebeğin rengini görmek için odada illa ışık bulundurma sorununu ortadan kaldırıyor, böylece gece üretilen ve büyümeyi sağlayan hormonu ketlememiş ( o hormon prolaktin miydi ben mi yanlış hatırlıyorum?), çocuğa bebeklikten itibaren karanlığın da gecenin bir parçası olduğu duygusunu vermiş olunuyor.

3-Bebekler açlıktan uyanırlarken bir anda yaygarayı basmıyorlar, en azından Zoe öyle yapmıyor, ilk önce elini emmeye, sağa sola dönüp mıgırdanmaya başlıyor. O esnada kalkılıp hazırlık yapılır ise hiçbir kriz olmadan, ağlamadan olay atlatılıyor, uykuya kalınan yerden devam etme imkanı sağlanıyor, öbür türlü bebeğin uykusu bölünüyor, metabolizmalar iki taraflı bozuluyor, tansiyonlar çıkıyor, mama hazırlanırken bile iki ayak bir pabuca giriyor. Yatak altı aparatı bebeğin hareketlerini de algıladığı ve ebeveyne ilettiği için dönme sesi bile duyuluyor ki benim için bu anlamda çok ama çok önemli.

4-Bebeğin gereksiz yere anne babayla uyumasını, annenin kul köle hallerini önlüyor. Herkes kendi odasında kendi düzeninde uyumayı öğreniyor ki bebeklerin ilk olarak kendi gelişimleri için öğrenmeleri gereken konu.

5-Çocuk büyürken odasında yatağından kalkmadan, ağlama krizine girmeden annesiyle babasının onu duyduğundan emin sakin bir şekilde gelişimini sağlıyor. Çünkü yatağında en ufak sesi onların duyacağından şüphesi yok. Bu duygu ona büyük bir avantaj, anne&baba nereye giderse gitsin aynı sistemi kurarak evin balkonuna da, başka bir odasına da geçebiliyorlar.

6-Ve en son olarak bebeğin solunumu 20 saniyeden fazla durursa makina alarm vermeye başlıyor. Bu da çok önemli çünkü bebekler zaman zaman soluk alıp vermeyi unutabiliyorlar :(

İşte bu sebeplerden dolayıdır ki şimdi aklıma yine aynı makinayı takmış bulunuyorum. Hedefimde Johnson&Johnson'ın br şekilde üretimi durduğundan Angel Care var. Bakalım, eğer bir şekilde getirtebilir ve kullanma imkanına kavuşursam buradan onu da paylaşırım.

23 Haziran 2009 Salı

Hala Mı Aynı Konu?!!

Evet, hala aynı konu çünkü sinirimi alabilmiş değilim, açık mektubu Avent'e yollayalı dört günü çoktaaan geride bıraktık. Ne arayan ne soran, zar ne bok yedikleri o kadar bariz ki zaten kendilerini nasıl savunacaklar merak etmekteydim, savunmaya bile gerek görmüyoruz varimsi kalın derililikleri ile şimdiye kadar yapmış oldukları hıyarlığı pekiştirmiş oldular. Bundan sonra bırakın Philips'in bebek ürünlerini ne elektronik eşyalarına ne de başka bir ürünlerine dokunurum. A ha benden bu kadar!!!

Konuya bağlı daha formal üretilmiş bir yazı daha;

ZURNANIN ZART DEDİĞİ YER “BPA”

Serbest Piyasa ekonomisinin düşünürlerce tartışıldığı 19.yüzyılda liberalizmin ekonomideki uzantısı “ Bırakınız Yapsınlar, Bırakınız Geçsinler” şeklinde özetlenebilirdi. Fransızcada; “Laissez Faire Laissez Passer” İngilizcede ise “ Let Things Alone, Let Them Pass, The World Revolves Itself” ekonomi derslerinde öğrendiğimiz yegane Fransızca ve İngilizce cümlelerdi.

Bu düşünce sistemine göre, piyasaların dengesi kendi kendini yaratır, devletin buna müdahalesi ise işleri bozardı. Devlet karışmazsa her konuda en güçlüler kazanacak, doğal seleksiyonun ekonomiye yansıması da bu doğrultuda olacaktı.

Liberaller açısından sorun, limitli olan sermayenin paylaşılması noktasında ortaya çıkar, bu konudaki kuvvet mekanizmasının ele geçirilmesi ise siyasetin yönetilmesi ile gerçekleşirdi. Bu cümleye dikkatinizi çekerim, kuvvet mekanizması ve siyasetin yönetilmesi...

Zaman aktı devran döndü, 19.yüzyıldan 21.yüzyıla gelindi ama bu doktrinden ve ruhsuzluğundan yana hiçbir şey değişmedi. Sistemi kısaca özetleyen cümle“ Paranın Satın Almayacağı Hiçbir Şey Yoktur!” halk diliyle “ Dini İmanı Para Olmuş”

Bu tip bir mekanizmada en güçlünün galip gelmesi olasıdır ama her konuda olduğu gibi bu da bir noktada fire verir, ahlak.

Paranın ve tüketimin başı çektiği ülkelerden sembolleştirilmiş ve her daim sanki kendi memleketinde aynı oyunlar oynanmıyor gibi kaka ilan edilmiş Amerika baki ama Türkiye ve dünyanın diğer bir çok ülkesinde de çarklar ne yazık ki pek farklı değil. Belki demokrasinin göreceli olarak güçlü olduğu memleketlerde bu doktrine karşı savaşmak daha olasıdır, o kadar. Tersi durumda yaşanan ise paranın hakimiyeti karşısında susturulmuş ve bastırılmışlık, doğa, insan sağlığı, canlı olan tüm varlıkların yaşam kalitesi bilerek ve isteyerek gaspı, size kendi memleketinizi hatırlatıyor mu? Bunun içinde sermayedarlar var elbet ama devletler de onların kirli uzantıları...

Konuya neden böyle kitapvari açıklamalarla başlamayı uygun buldum?

Herşeyden önce, zaman zaman üniversite koridorlarında “ Kahrolsun Emperyalizm!” diye avazımız çıktığı kadar bağırdığımız ama bir yandan o kavramın içini pek de doldurmadığımız dönemlerden bu noktaya gelmek için böyle bir özete gerek olduğunu düşündüm. Bizler için emperyalizm Mac Donalds, Burger King, Nike... gibi Amerika menşeyli mallardan ibaretti, kendilerine göre en güçlüler dünyayı ele geçirmişler mallarını pazarlama noktasına gelmişlerdi. Tüketmek zorla değildi fakat bir yandan her zaman söylediğim gibi tüketen olarak elimizdeki en kuvvetli silahı kullanmaktı. Neydi bu silah? Bilinçlenmek!

Görünürde bu adamlar belli standartalara uyum sağlamışlar, bunu yaparken çok ciddi kurallar koymuşlardı belki ama standartları sağlayan kimdi? Devlet...Devlet kuvvet mekanizması ise üçüncü paragraftaki gücü elde tutmak için ne yapmalıydı peki? Pek tabi ki siyaseti yönetmek gerekirdi. Yani, aynı sistem hem kendisi üretiyor, hem de bir şekilde belli etmemeye çalışsa da kendisi denetliyordu. Fıkra gibi değil mi? Denetleyenin de denetlenmesi gerekiyor bu dünya düzeninde.

Acıdır ki tüketici olarak dünyanın tüm insanları, elimiz kolumuz bağlı. Aklımda bir sürü soru var. Üretilen bir malı alırken ve en güvenilir olduğunu iddia eden isimleri seçerken her birimiz bilim insanı olmak, bilimsel araştırmaları günü gününe takip etmek zorunda mıyız? Bu bir. Alacağımız ürünlerde isimlerin hiçbirine güvenmeyip günlerce internet araştırması mı yapmalıyız? Araştırma sayılarına ve niteliklerine bakarak İngilizce’nin baskınlığına uyup yazılan çizilenleri anlayacak ölçüde ingilizce okuyup anlamalı mıyız? Bu da üç!

İnanın, şu yaşadığımız dünya düzeninde eğer bunları yapamıyorsanız bebeğinize bile hayatın ilk adımlarında kötü başlangıçlar sunma riskini göze alıyorsunuz demektir. Ve bu da halihazırda başkalarının faydası ve cebi için satılmış olan günümüzün en ciddi sorunlarından biridir.

Zamanında global ısınma ile ilgili olarak hükümetlerin nasıl da devlt yanlısı bilim insanları ile çevreci olanlar arasında bilgi ve araştırma sonuçları savaşları yapıldığını, bu işin formülünü bilmeyen bir sürü tüketicinin kafasını karıştırdıklarını gayet iyi hatırlıyoruz. Sonuç ne oldu peki? Kötünün iyisi de olsa bir kamuoyu yaratılarak ülkelerin politikacıları, sanayicileri ( ki sermayenin ve politikacıların esas sahibi onlardır ) Kyoto Protokolü imzalanmaya zorlandı. Şimdi ise benzer bir durum hayatımızda bilgimiz olmadan dayatılan kimyasallar için geçerli.

Bu sefer belki buzdağının görünen ufacık bir parçası olsa da konumuza baz teşgil eden ve zurnanın zart dediği konu BPA, uzun haliyle yazılırsa Bisphenol A.

Bu kimyasal polikarbon plastiği katılaştıran ve insan vücudunda hormonlarla oynayan bir toksin. Amerika’da satılmakta olan çok bilinen, kullanılan ve işin acı kısmı bu kimyasal kamuoyu tarafından bilinmeden önce çok da memnun kalınan altı adet biberonda akma tespit edilmiş. (İsimler için yazının sonunda verdiğim linklere gitmek yeterli olacaktır.)

Bunlardan bazıları Türkiye ve benim şu an bulunduğum Arap Emirlikleri’nde de pazarlanmaktadır. En yaygın olarak kullanılan ürünün Türkiye web sitesine gidildiğinde İngilizce’den farklı olarak ki orada en azından soru cevap verilmiş, yumuşatılmış ve alternatif web siteleri konulmuş halinden ziyade bir bildirge ve şimdiye kadarki standartlara uygunluk açıklaması yer almakta. Kes sesini, otur! mantığı yine işlemekte. Dayanak noktası ise uluslararası sağlık örgütlerinin bulguları.

Ahlaksızlığın doruk noktalarından biri ve hatta bence en önemlisi 2007 yılından itibaren Amerika, Kanada, Japonya, Avustralya ve diğer Avrupa ülkelerinde alternatif olarak sunulmuş bulunan BPA’siz ürünlerin bizim kendi ülkemiz ve Arap Emirlikleri gibi güçlü kamuoyu oluşturamayan, höt zötün geçerli olduğu toplumlarda hala satışa sunulmamış olmasıdır. Bu da ülkemiz dahil seçim hakkının tüketicinin elinden söke söke alınması anlamına gelmektedir. Verilen mesaj şu; “ Sen benim ismime güvenip de ürünümü almaya geldiğinde elimde birikmiş, Avrupa, Amerika ve Kanada’da satamadığım BPA’lı biberonları ve süt sağma makinalarını alırsın.”

Çocuklarımızın ve hatta hatta bebeklerimizin yaşam kaliteleri söz konusu olduğunda “ Öldürmez ama süründürür” mantığının bu kadar sağlık örgütünden geçmesi, bu sorumluluğu üzerine alan firmaların kendi araştırma geliştirme ve kontrol mekanizmalarının zayıflığı ve kar için görmezden gelme mantığı mide bulandırıcıdır. Ama tabi bir bakıyoruz ki dünya üzerinde yatırım yapılmış ve işlemekte olan BPA trafiğinin rakkamı 6 milyar poundluk bir piyasa, buna karşı durmak ya da tıkır tıkır işleyen bir mekanizmayı onun bunun bebeğinin sağlığı için tersine çevirmek gerekli mi canım?!

Hani bu bilindik üreticilerin kendileri araştırma yapmadan ya da belki daha korkuncu yapıp da sonuçlara gelince sırtlarını dayadıkları kurumlar demiştik ya kimdir bunlar? Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu ( EFSA-European Food Safety Authority ) ABD Gıda ve İlaç Kurumu ( FDA-Foods and Drug Administration ) İngiltere Sağlık Standartları Kurumu, Almanya Federal Risk Değerlendirme Enstitüsü, Japonya Sağlık Bakanlığı...Peki bu adamlar ne demektedirler? Efendim, onlara göre BPA insan vücuduna girmekte evet de, sağlığı tehtid edecek boyutta değil, o zaman sal gitsin! Bak sen!!! Bu noktadan sonra sorulacak soru şudur; Tüketici olarak neye güveneceğiz?

Bilim insanları son birkaç yıldır avaz avaz polikarbon ( kısaltılmışı PC ) plastiğin hammadelerinden biri olan BPA maddesinin fareler üzerinde yapılan deneylerde insan sağlığına ciddi zararlar verdiğini kanıtlamışlar, bu zarar özellikle gelişim aşamasında olan bebekler için en büyük tehlikeyi oluşturmakta. Yine yapılan araştırmalar bebeklerin BPA’ya ve diğer kimyasallara yetişkinlerden 12.5 kat daha fazla açık olduğunu göstermiştir. ( Oysaki bu standartları koyan tüm kurumlar şimdiye kadar insan vücudunun BPA yi elimine etmede son derece başarılı olduğunu iddia ediyordu )

BPA’nın insan vücudu üzerinde oynadığı oyunların listesine bakacak olursak;

1-Prostat ve meme kanseri
2- Zamanından önce ergenliğe giriş
3-Obezite
4-Hiperaktivite
5-Sperm kalitesi ve üretiminde düşme
6-Düşük riski
7-Diyabet
8-Savunma sisteminin zayıflaması ve çökmesi

BPA 60 ila 80 derece ısı ile tepkimeye girdiğinde polikarbon plastiğin içinde ne varsa ona akıyor. Bu da biberonlarda ısıttığımız sütle beraber bebeklerimize bu kimyasalı da verdiğimizi gösteriyor. Herşeyin üzerinde bir de sanki öğrendiklerimiz yetmezmiş gibi farklı ülkelerde üretilmiş olan aynı isimli markaların oda sıcaklığında ve 80 derece ısıda farklı tepkiler göstermesidir. Bunu da tüketici olarak takip etmenin ve güvenmenin imkanı yoktur. Yalnızca plastiği içindeki yiyecek ya da içecekle ısıtmak değil strelize ederken kullandığımız kaynatma işlemi de akmaya sebep oluyor. Bazı araştırmalar zaman geçtikçe oda ısısının bile bu tepkimeye sebep olacağını gösteriyor ki bu da çok korkutucu.

Amerika’da 2007 yılında 15 birbirinden farklı çevre ve sağlık örgütünün yaptığı araştırmaya baktığımızda BPA’lı biberon, süt sağma makinası vb ürünleri çıkartan isimler gerçekten de ürkütüyor. 20.yy’ın başından beridir hayatımıza giren, tabiri caizse sokuşturulan ve hatta mecbur kılınan bu toksin’in her nedense (!) hükümetlere bağlı olan sağlık kurumlarınca yapılan deneylerde çıkan rakkamları bir türlü bu sonuçları tutmuyor. Bizim okul yıllarında öğrendiğimiz deneyin tanımı aynı şartlar altında aynı girdiler ve miktarlarda aynı çıktıya ulaşılması değil miydi?

Biz ki hayatın bu ilk adımlarını atan minicik bedenleri ilerki yıllarda koruyamayacağımızı bile bile hiçbir kimyasala maruz kalmamaları için beslerken kullandığımız herşeyi strelize ediyoruz. Verdiğimiz besinlerin organik olmasına özellikle bakıyoruz. Ve daha dakika bir gol bir, en ufak bir araştırmada karşımıza çıkanlardan ne yapacağımızı şaşırıp, büyük bir vicdan azabına, maddi ve manevi kayba gark ediliyoruz.

Yaşamımızın büyük bir kısmını ele geçirmiş plastiklere gelince... Çeşit çeşit ve evimize aldığımız ürünlerde hele de içine yiyecek koyacak isek rakkamlarına bakmamız, kısacası plastikleri okuma yeteneği kazanmamız lazım.

Bu ürünlerden 1,2 ve 4 numaralı olanlar, ayrıca yumuşak ve cam benzeri olmayan, mat plastikler güvenli. Kısaltılmışı PC olan polikarbon konumuzun esas kötü karakterli oyuncusu. Bebek ürünleri de dahil olmak üzere, her türlü oyuncak, yiyecek ve içecek alırken bu noktaya dikkat etmemiz gerekmekte. Ayrıca BPA’nin dönüşüm şeklinin içinde yeralan numarası 7 ve maalesef konserve yiyeceklerde de karşımıza çıkmakta.

Bebeklerimiz için BPA açısından derin bir oh çekmemizi sağlayan sonuçlardan biri toz şeklinde satılan formül mamanın bu kimyasalı içermemesi, kötü olan haber ise hazır şekilde tüketilen mamaların ciddi derecede BPA barındırması ( biberonlardan salınan BPA’nin iki katı )

BPA yalnızca yemek endüstrisi ile sınırlı değil, maalesef ki hayatımızın her alanında karşımıza çıkıp, büyük bir pazar deviyle karşı karşıya kalma durumu yaratıyor. Bütün bu yaşanan tekelliğe rağmen Kanada Hükümeti BPA’lı ürünleri yasakladı, 2009 yılında alınan kararla Conneticut eyaleti 2011 den itibaren aynı yasağı uygulayacak. Amerika’nın bazı eyaletleri aynı uygulamaya yöneldi. ( Massachusetts, Hawai, Maryland, California, Maine, Minnesota, New York, Pennsylvania )

Burada sorulacak ilk soru şu olmalı; eğer BPA denilen toksinin insan vücudundaki etkisi bu uluslararası örgütlerin söylediği derecede düşük ve etkisiz olsaydı bu hükümetlerin hemen tepki vermeleri, olayı ciddiye almaları nasıl açıklanabilir? Eğer hükümetler ülkelerinde yaşayan insanların sağlığını düşünmüyor, denetimlerini ve araştırmalarını bu doğrultuda gerçekleştirmiyor ise devletin anlamı nedir?

Dolayısıyla Kanada’nın aldığı karar hiç de bazılarının düşündüğü gibi bir kap suda fırtınalar yaratmak falan değildir. Burada zararın yıllar boyunca ne dereceye geleceği, hiçbir seçim hakkı olmayan tamamıyla bizlere bağımlı olan küçücük bebeklerimize bile kakalanan bir kimyasalın ne kadarının yararlı ne kadarının zararlı olduğunun matematik hesapları değil zararlı olduğunun kanıtı ve karşı hareketin gerçekleştirilmesidir.

Kaldı ki, yine yapılan araştırmalar çok çok az BPA nın dahi insan vücuduna zarar verdiğini ve kullanılan günlük dozun verilen matematik hesapların üzerine çıkmayacağının hiçbir kanıtının olmamasıdır.

Farkındalığın çok az olduğu Arap Emirlikleri’nde bile olayı başından beridir son derece sağlam tutan Medela’ya ve Nuk’a teşekkür etmek lazım. Medela ne yazık ki biberon yapmıyor ama yine burada satılan Pigeon marka silikon uçlar BPA free süt saklama kaplarına monte edilebiliyor. Nuk’un her tür ürünü bulunabiliyor ( BPA free, cam ve polikarbon ) Ne yazık ki şu an Türkiye piyasasını bilmiyorum ancak Avent’in kendi web sitesinde BPA siz ürünlerin satışının henüz başlamadığını öğrenmiş bulunuyorum.

Bu markaların hiçbirini bulamayanlar için cam ağır ve anne sütü saklama açısından ideal olmasa da tek alternatifi oluşturuyor. Yine verilen linklerde Amerika’da satılan ve bu konuda duyarlılık göstermiş bulunan isimleri bulmak mümkün. Yapılacak olan ise bariz; farkındalık yaratmak, okumak, araştırmak, hiçbir isme güvenmemek ve sağlığımız tehlike altına alınabiliyorsa o zaman o ismin ürettiği hiçbir mala dokunmamak.

En son olarak BPA’yi hayatımızdan çıkartma yolları ilk önce onu tanımaktan geçiyor.

* Polikarbon üründe yazan PC kısaltması ve 7 rakkamı. Ayrıca sert, parlak, şeffaf veya koyulaştırılmış plastikler BPA barındırıyor. Polikarbon’a alternatif ve kısaltılmışı PP olan ( Polipropilen ) plastiği tercih etmemiz gerekiyor. ( #5)

* Eğer polikarbon ürünleri kullanmaya devam edecek isek yıkama esnasında bulaşık makinasını ya da bulaşık deterjanı gibi sert temizlik ürünlerini kullanmamamız lazım. Yerine ılık sabunlu su ve sünger ile temizlik yapılmalı. Özellikle sünger kullanmamızın sebebi ise bulaşık fırçalarının ürünün yüzeyinde çizikleri arttırması ve BPA akışının hızlanması.

* Polikarbon kapların içinde herhangi bir sıvı ya da katı yiyecek içecek ısıtılmamalı, bu tepkimeyi ve BPA salınımını hızlandıran yegane etken. ( Polikarbon olan ve güneş altında bıraktığımız su şişelerini ve bidonlarını düşünün bir de ) Onun yerine ısıtma işlemi esnasında cam veya seramik kapları kullanın.

* Konserve olarak hazır ve bir kullanımlık satılan formül sütte BPA salınım oranı iki kat daha fazla. ( Bu ürün burada yok )

* Yine aynı şekilde konserve olarak tüketime sunulan ve özellikle yağ oranı yüksek yiyeceklerden uzak durun.

Ve son söz, tüketici olarak sürekli okuyun, kendinizi düşünmüyorsanız minicik bebeğiniz, ileride yaşam kalitesini sizlere borçlu olacak çocuklarınız için, bir şeyleri hepimiz için olumluya dönüştürmek adına...

Kaynaklar: www.babystoxicbottle.org

www.ourstolenfuture.org/NewScience/oncompounds/bisphenola/bpauses.htm

www.thegreenguide.com/health-safety/bisphenol-a-debate-suspect-chemical

www.consumer.philips.com/consumer/en/gb/consumer/cc/_categoryid_MCC_BOTTLE_FEEDING_CA_GB_CONSUMER/

www.dairyreporter.com/Safety-Hygiene/Connecticut-bans-BPA-from-2011

www.healthobservatory.org/library.cfm?refid=77083


www.bisphenolafree.org

17 Haziran 2009 Çarşamba

Open Letter To Avent About BPA

Dear Sir;

As a mother of a three month old baby, I must confess that I am very dissapointed with your cynical response to the dangers of BPA toxicity in your products.

I have been living in UAE for four years and before I had my baby I researched which brand is safest for my newborn’s health. Based on your reputation, I decided to purchase your products because they seem the most professional and trustworthy. Also, before buying your products I read the ‘Avent Naturally’ handbook. Afterwards, I bought a complete set of your equipment, including a dozen bottles. At that time I had no idea about the dangers of BPA.

Having now studied the research findings about BPA, I am disgusted with your company and I have thrown all of my Avent equipment into the rubbish bin. I am appalled to think that I have put my baby’s health in jeopardy by trusting Avent products that can leach Bisphenol-A into the milk that I expressed for her. I do not want that risk for my baby and so I have invested in Medela products, which have no such attendant risk.

There are three things which particularly annoy me about your behaviour. Firstly, I have exposed my baby to a significant level of a pernicious toxin by using your products. Secondly, I have wasted a lot of money by having to invest in two complete sets of feeding equipment for my baby. Thirdly, I am very upset by your cynical marketing strategy. Probably because the Canadian government has imposed a ban on all food containers that can leach BPA into an infant’s milk, you supply BPA-free products for the Noth American market, but you remain tight-lipped about the risks in your marketing for other regions of the world and you do not offer consumers even the choice of BPA-free products. Are you simply trying to dump a stockpile of potentially toxic products in markets that are not yet aware of the risks involved? Will you subsequently launch a range of BPA-free products in these markets pretending that your company cares about the health of babies using your products?

As far as I am concerned, your company has lost its credibility and your reputation is in tatters. I will not be buying your products again and I will go out of my way to ensure that none of my friends make the same mistake that I did in trusting products from Avent.

Yours