24 Mayıs 2019 Cuma

Bu Dünya Neden Böyle?

Günlük hayatındaki yaşam felsefelerinin derinsizliği, sığlığı ve basitliği yüzünden. 

Gidip geldiğin işlerde "Ben bu işi nasıl mükemmelleştirebilirim?" demen yerine "Offf vakit dolsa da gitsem" "Kimselere çaktırmadan nasıl kaytarıp, yandaki odada veya ekipte eşşek gibi çalışanla aynı parayı kazanabilirim?" dediğin için. 

Ahlak duygun yerlerde süründüğü, başkalarının doğru yaptığını yapmamanın seni zeki yaptığını düşünmen yüzünden. 

Yanlışı yanlışla doğrulaştırdığını sanmandan, yalanlarının enflasyonundan, 

Sürekli hiçbir iş yapmayıp taş taşımış da altında kalmış gibi şikayet etmenin seni çalışkan göstereceğini düşünmenden,

Dünya BENİM çevremde, BENİM ihtiyaçlarımın öncelikleriyle dönüyor bencilliğinden...

Hiçbir konuda doğru düzgün bilgi birikimin olmadığı, okumadığın, araştırmadığın gibi başlık okuyup konuyu anlamış gibi başkalarına bilmişlik yapmandan,

Fark edilmediğini sanıyordun değil mi? 

Oysaki fark etmediğin şey azami derecede ahmaklığın. 

Sonra oturduğun yerden "Sen yanmazsan ben yanmazsam...." 

Toplumlar doğruyu, daha güzeli ve daha ahlaklıyı istemedikleri için değil bu dünya böyle, senin gibilerin toplumları oluşturması yüzünden. 

Sonra da yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan diye bakakalırsın işte öyle.

Bir daha oku, belki anlarsın. 

8 Mayıs 2019 Çarşamba

Düşünceler bilmemkaç

-->
Daha üst seviyelerden bakıldığında sen nasıl bir arı kovanına veya karınca kolonisine bakıyorsan, nasıl bir uçağın yolcusu olduğunda ve yüksekten aşağıya baktığında yeryüzündeki her şey minnacık ve görünmez hale geliyorsa, insanların yarattığı kalabalıklar da aynı eşitlikte bir yerdedir.

İnsan kendi kendini gereğinden fazla önemseme yanılgısındadır. Sen, hem HER ŞEY ama aynı zamanda da HİÇBİR ŞEYsin.

Bunu anlamak için “Evreni anlamak için kendi içine bak” denmesi de “Okyanusta bir zerreyim.” De birdir.

Hem bir bütünün parçası, hem de kendini önemsemeyen bir hiçlik olabilmek zordur. Bunu başarabilmek demek insanın kendi egosunu sıfırlayabilmesi anlamına gelir. Karşısındaki insanlara Ben’le başlamayan cümleler kurabilmek, çevresindeki her şeyi Ben bazlı algılamamak anlamına gelir.

Bütün bu doğruları okuyarak bir yere varmak mümkün müdür?

Eğer okumak algında ciddi değişiklik yaratabiliyor ve seni düşünmeye sevkediyorsa doğrudur. Ancak aksi taktirde duygularını okuyarak değiştirmen mümkün değildir.

İnsan geliştikçe BENden kopar. Bir bebeği düşün, hayat O’nun için kendi BEN’i ve dışardakilerden oluşur. Herşey ve herşey o BEN’den sentezlenir ve süzülür. Organizma karmaşıklaştıkça düşünce ve algılamalar da o oranda birbirine karışır. Ne, nerede başlıyor ve nerede biter sorusu yanıtlanamaz boyutlara varır ve sonsuzlaşır. BEN’in varlığının yalnızca kendi yakın çevresini etkilediği ama tüm bu yakın çevrelerin suya atılmış bir taşın çevresine yaydığı dalgalar gibi büyüyerek birbirinin içine geçtiği anlaşılır.

Şu an yaşadığımız dönemde internet denilen insan yapımı ama aynı zamanda belki de Evren’in bir yansıması olan oluşum dünya üzerindeki bütün dataların biriktiği bir ortama dönüşmüştür. Tıpkı bir ana koldan gelen ama farklı sonsuzluklara ve olasılıklara bölünmüş olan Ruh’un tecrübe (data) toplaması ve kendini bu anlamda geliştirmesi gibi…

Her varlık kendini geliştirir, büyür, daha karmaşıklaşır ve sonunda kendini yokeder. Ama her yokediş başka bir başlangıcı yaratır. Bu anlamda her varoluşun tepedeki noktaya çıkması ile inişe geçmesi aşaması başlamış demektir.

Evrim denilen şey yalnızca organizmada görülmez, herşeyin ana kuralı ileriye, daima daha komplike bir sisteme, yapıya ulaşmaktır.

Evrendeki herşey kendisinden ve kendisinin diğer yansımasından oluşur. Yani madde varsa, bunun karşılığında anti madde vardır. Artı varsa, karşısında eksi vardır, iyi varsa kötü, güzel varsa, çirkin illa ki vardır.

Eğer dünya pür iyilik ve güzellikle dolu bir yer olsaydı ismi Dünya değil Cennet olurdu. Cennet ise bir sonuçtur, bir seçimdir ve gelişimin altında birbirini iten ve çeken, daima dengeye gelmek için çekişen kuvvetler vardır. Seçimler vardır, uygulamalar vardır, anlamalar, anlatmalar vardır. Kısacası dünya dinamik bir alandır. Oysaki cennet de cehennem de kendine göre oldukça sıkıcı ortamlar olabilir. Dinginlik Ruh’a belli bir süre es verme süresidir. Enerji her zaman uzar, kısalır, renk ve ses değiştirir ama illa ki değişimden yanadır.

Durağanlık Ruh’un yapısına uyan bir durum değildir.

Dünya gözüyle ve duyuları ile tecrübe edilmiş olan şeyler dünya dışındaki bir ortamdan gelen bilgileri nasıl işleyebilir? İşleyemez. Bilemediğin bir şeyi nasıl anlatırsın?

Algıların bir kompartıman gibidir, trenin farklı vagonları gibi…Her farklı vagon bir kişilik ise sen o kişiliğin hayat tecrübesini depolarsın ama aslında sen bir trensin, vagon değilsin. 

Hangi vagonda isen o vagonu betimler, hisseder ve anlatabilirsin ama bu vagonların hepsinin bir araya gelip de trenin kendisini oluşturduğunu değiştirmez.

6 Mart 2019 Çarşamba

Zaman...

Zaman herşeyin ilacı demişler çünkü zaman içinde erir herşey, zaman öğütür, zaman üstünü örter ve geriye attırır o anın acısını da, aşkını da, nefretini de...

Bir gün bir bakmışsın neden sevdiğini, o insandan neden nefret ettiğini bile unutmuşsun.

Ruhsal öğretilerde ruhumuz öğrendiklerimiz ile tekamül eder, yaşanılan yüzlerce hayatın içinde okyanusta bir damladır ŞU AN ve ŞİMDİ aslında. Bu, ilk an insana acıklı ve haksızca gelir. Aşık olduğun zamanları hatırla, çektiğin aşk acılarını, ölümleri düşün ne kadar ağladığını ve bugünü bir de...Ne aşk acısı kalmış geri ne de ölenin ardından tutulan yas, artık o insanlar belki de hiç düşünülmüyor bile değil mi?

Hangisi doğru peki?

Beyin çevresinden aldığı trilyonlarca veriyi işlememek adına kendini güvenceye alır ve şalterlerini indirir. Hayatımızda bizlere acı veren olaylarla sürekli o anı yaşıyormuşçasına yüzleşsek ne yapardık? O nefret ölümümüze sebep olurdu, kanser ederdi hücrelerimizi. Düşünmeyelim, hissetmeyelim çünkü doğrusu bu diyerek olmuyor bu işler. Ve beyin ve ruh ve duygular ve herşey hayatta kalmamız için yardımcı oluyor, zaman devreye giriyor ve iyileştiriyor yaraları. Biz unutarak, beynimiz unutturarak yapıyor bunu.

Hayatlardan çekilip gitmek de işte o unutmak duygusu ile gerçekleşiyor, o insanı, olayı unutuyorsun artık, döne döne kafanda yaşatmıyorsun, işte o zaman bırakıyorsun o enerjiyi ve salıyorsun bir çiçeğin rüzgarda uçuşan yaprakları gibi doğaya...

Biz unuturuz, katil katilliğini unutabilir, kötülük yapan yaptığı kötülüğü ama o hareket de, duyguda AN da kayıt altına alındı. O an içinde yaşanılanlar ve yaşatılanlar sen unutsan da orada kaldı ve kalmaya devam edecek, yoksa buradaki sen unutmuşsun, beynin dumura uğramış, bunamışsın önemli değil. Bu varlığının akaşik kayıtlarına alınıyor. O olaylardan neler öğrendiğin ve karşındakine neler öğrettiğin bile.

Eğer, bu hayatımda geriye baktığım O AN belki de inanılmaz derecede önemli olan çoğu olayı eğer hiç ama hiç düşünmez olmuşsam öldüğümde bunu neden yapamayayım ki? Hem de çok daha kolayca yaparım.

AN da kalmakla bahsedilmeye çalışılan şey de bu. Gelecek veya geçmişle harcanmayacak kadar önemli olan AN.