23 Haziran 2009 Salı

Hala Mı Aynı Konu?!!

Evet, hala aynı konu çünkü sinirimi alabilmiş değilim, açık mektubu Avent'e yollayalı dört günü çoktaaan geride bıraktık. Ne arayan ne soran, zar ne bok yedikleri o kadar bariz ki zaten kendilerini nasıl savunacaklar merak etmekteydim, savunmaya bile gerek görmüyoruz varimsi kalın derililikleri ile şimdiye kadar yapmış oldukları hıyarlığı pekiştirmiş oldular. Bundan sonra bırakın Philips'in bebek ürünlerini ne elektronik eşyalarına ne de başka bir ürünlerine dokunurum. A ha benden bu kadar!!!

Konuya bağlı daha formal üretilmiş bir yazı daha;

ZURNANIN ZART DEDİĞİ YER “BPA”

Serbest Piyasa ekonomisinin düşünürlerce tartışıldığı 19.yüzyılda liberalizmin ekonomideki uzantısı “ Bırakınız Yapsınlar, Bırakınız Geçsinler” şeklinde özetlenebilirdi. Fransızcada; “Laissez Faire Laissez Passer” İngilizcede ise “ Let Things Alone, Let Them Pass, The World Revolves Itself” ekonomi derslerinde öğrendiğimiz yegane Fransızca ve İngilizce cümlelerdi.

Bu düşünce sistemine göre, piyasaların dengesi kendi kendini yaratır, devletin buna müdahalesi ise işleri bozardı. Devlet karışmazsa her konuda en güçlüler kazanacak, doğal seleksiyonun ekonomiye yansıması da bu doğrultuda olacaktı.

Liberaller açısından sorun, limitli olan sermayenin paylaşılması noktasında ortaya çıkar, bu konudaki kuvvet mekanizmasının ele geçirilmesi ise siyasetin yönetilmesi ile gerçekleşirdi. Bu cümleye dikkatinizi çekerim, kuvvet mekanizması ve siyasetin yönetilmesi...

Zaman aktı devran döndü, 19.yüzyıldan 21.yüzyıla gelindi ama bu doktrinden ve ruhsuzluğundan yana hiçbir şey değişmedi. Sistemi kısaca özetleyen cümle“ Paranın Satın Almayacağı Hiçbir Şey Yoktur!” halk diliyle “ Dini İmanı Para Olmuş”

Bu tip bir mekanizmada en güçlünün galip gelmesi olasıdır ama her konuda olduğu gibi bu da bir noktada fire verir, ahlak.

Paranın ve tüketimin başı çektiği ülkelerden sembolleştirilmiş ve her daim sanki kendi memleketinde aynı oyunlar oynanmıyor gibi kaka ilan edilmiş Amerika baki ama Türkiye ve dünyanın diğer bir çok ülkesinde de çarklar ne yazık ki pek farklı değil. Belki demokrasinin göreceli olarak güçlü olduğu memleketlerde bu doktrine karşı savaşmak daha olasıdır, o kadar. Tersi durumda yaşanan ise paranın hakimiyeti karşısında susturulmuş ve bastırılmışlık, doğa, insan sağlığı, canlı olan tüm varlıkların yaşam kalitesi bilerek ve isteyerek gaspı, size kendi memleketinizi hatırlatıyor mu? Bunun içinde sermayedarlar var elbet ama devletler de onların kirli uzantıları...

Konuya neden böyle kitapvari açıklamalarla başlamayı uygun buldum?

Herşeyden önce, zaman zaman üniversite koridorlarında “ Kahrolsun Emperyalizm!” diye avazımız çıktığı kadar bağırdığımız ama bir yandan o kavramın içini pek de doldurmadığımız dönemlerden bu noktaya gelmek için böyle bir özete gerek olduğunu düşündüm. Bizler için emperyalizm Mac Donalds, Burger King, Nike... gibi Amerika menşeyli mallardan ibaretti, kendilerine göre en güçlüler dünyayı ele geçirmişler mallarını pazarlama noktasına gelmişlerdi. Tüketmek zorla değildi fakat bir yandan her zaman söylediğim gibi tüketen olarak elimizdeki en kuvvetli silahı kullanmaktı. Neydi bu silah? Bilinçlenmek!

Görünürde bu adamlar belli standartalara uyum sağlamışlar, bunu yaparken çok ciddi kurallar koymuşlardı belki ama standartları sağlayan kimdi? Devlet...Devlet kuvvet mekanizması ise üçüncü paragraftaki gücü elde tutmak için ne yapmalıydı peki? Pek tabi ki siyaseti yönetmek gerekirdi. Yani, aynı sistem hem kendisi üretiyor, hem de bir şekilde belli etmemeye çalışsa da kendisi denetliyordu. Fıkra gibi değil mi? Denetleyenin de denetlenmesi gerekiyor bu dünya düzeninde.

Acıdır ki tüketici olarak dünyanın tüm insanları, elimiz kolumuz bağlı. Aklımda bir sürü soru var. Üretilen bir malı alırken ve en güvenilir olduğunu iddia eden isimleri seçerken her birimiz bilim insanı olmak, bilimsel araştırmaları günü gününe takip etmek zorunda mıyız? Bu bir. Alacağımız ürünlerde isimlerin hiçbirine güvenmeyip günlerce internet araştırması mı yapmalıyız? Araştırma sayılarına ve niteliklerine bakarak İngilizce’nin baskınlığına uyup yazılan çizilenleri anlayacak ölçüde ingilizce okuyup anlamalı mıyız? Bu da üç!

İnanın, şu yaşadığımız dünya düzeninde eğer bunları yapamıyorsanız bebeğinize bile hayatın ilk adımlarında kötü başlangıçlar sunma riskini göze alıyorsunuz demektir. Ve bu da halihazırda başkalarının faydası ve cebi için satılmış olan günümüzün en ciddi sorunlarından biridir.

Zamanında global ısınma ile ilgili olarak hükümetlerin nasıl da devlt yanlısı bilim insanları ile çevreci olanlar arasında bilgi ve araştırma sonuçları savaşları yapıldığını, bu işin formülünü bilmeyen bir sürü tüketicinin kafasını karıştırdıklarını gayet iyi hatırlıyoruz. Sonuç ne oldu peki? Kötünün iyisi de olsa bir kamuoyu yaratılarak ülkelerin politikacıları, sanayicileri ( ki sermayenin ve politikacıların esas sahibi onlardır ) Kyoto Protokolü imzalanmaya zorlandı. Şimdi ise benzer bir durum hayatımızda bilgimiz olmadan dayatılan kimyasallar için geçerli.

Bu sefer belki buzdağının görünen ufacık bir parçası olsa da konumuza baz teşgil eden ve zurnanın zart dediği konu BPA, uzun haliyle yazılırsa Bisphenol A.

Bu kimyasal polikarbon plastiği katılaştıran ve insan vücudunda hormonlarla oynayan bir toksin. Amerika’da satılmakta olan çok bilinen, kullanılan ve işin acı kısmı bu kimyasal kamuoyu tarafından bilinmeden önce çok da memnun kalınan altı adet biberonda akma tespit edilmiş. (İsimler için yazının sonunda verdiğim linklere gitmek yeterli olacaktır.)

Bunlardan bazıları Türkiye ve benim şu an bulunduğum Arap Emirlikleri’nde de pazarlanmaktadır. En yaygın olarak kullanılan ürünün Türkiye web sitesine gidildiğinde İngilizce’den farklı olarak ki orada en azından soru cevap verilmiş, yumuşatılmış ve alternatif web siteleri konulmuş halinden ziyade bir bildirge ve şimdiye kadarki standartlara uygunluk açıklaması yer almakta. Kes sesini, otur! mantığı yine işlemekte. Dayanak noktası ise uluslararası sağlık örgütlerinin bulguları.

Ahlaksızlığın doruk noktalarından biri ve hatta bence en önemlisi 2007 yılından itibaren Amerika, Kanada, Japonya, Avustralya ve diğer Avrupa ülkelerinde alternatif olarak sunulmuş bulunan BPA’siz ürünlerin bizim kendi ülkemiz ve Arap Emirlikleri gibi güçlü kamuoyu oluşturamayan, höt zötün geçerli olduğu toplumlarda hala satışa sunulmamış olmasıdır. Bu da ülkemiz dahil seçim hakkının tüketicinin elinden söke söke alınması anlamına gelmektedir. Verilen mesaj şu; “ Sen benim ismime güvenip de ürünümü almaya geldiğinde elimde birikmiş, Avrupa, Amerika ve Kanada’da satamadığım BPA’lı biberonları ve süt sağma makinalarını alırsın.”

Çocuklarımızın ve hatta hatta bebeklerimizin yaşam kaliteleri söz konusu olduğunda “ Öldürmez ama süründürür” mantığının bu kadar sağlık örgütünden geçmesi, bu sorumluluğu üzerine alan firmaların kendi araştırma geliştirme ve kontrol mekanizmalarının zayıflığı ve kar için görmezden gelme mantığı mide bulandırıcıdır. Ama tabi bir bakıyoruz ki dünya üzerinde yatırım yapılmış ve işlemekte olan BPA trafiğinin rakkamı 6 milyar poundluk bir piyasa, buna karşı durmak ya da tıkır tıkır işleyen bir mekanizmayı onun bunun bebeğinin sağlığı için tersine çevirmek gerekli mi canım?!

Hani bu bilindik üreticilerin kendileri araştırma yapmadan ya da belki daha korkuncu yapıp da sonuçlara gelince sırtlarını dayadıkları kurumlar demiştik ya kimdir bunlar? Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu ( EFSA-European Food Safety Authority ) ABD Gıda ve İlaç Kurumu ( FDA-Foods and Drug Administration ) İngiltere Sağlık Standartları Kurumu, Almanya Federal Risk Değerlendirme Enstitüsü, Japonya Sağlık Bakanlığı...Peki bu adamlar ne demektedirler? Efendim, onlara göre BPA insan vücuduna girmekte evet de, sağlığı tehtid edecek boyutta değil, o zaman sal gitsin! Bak sen!!! Bu noktadan sonra sorulacak soru şudur; Tüketici olarak neye güveneceğiz?

Bilim insanları son birkaç yıldır avaz avaz polikarbon ( kısaltılmışı PC ) plastiğin hammadelerinden biri olan BPA maddesinin fareler üzerinde yapılan deneylerde insan sağlığına ciddi zararlar verdiğini kanıtlamışlar, bu zarar özellikle gelişim aşamasında olan bebekler için en büyük tehlikeyi oluşturmakta. Yine yapılan araştırmalar bebeklerin BPA’ya ve diğer kimyasallara yetişkinlerden 12.5 kat daha fazla açık olduğunu göstermiştir. ( Oysaki bu standartları koyan tüm kurumlar şimdiye kadar insan vücudunun BPA yi elimine etmede son derece başarılı olduğunu iddia ediyordu )

BPA’nın insan vücudu üzerinde oynadığı oyunların listesine bakacak olursak;

1-Prostat ve meme kanseri
2- Zamanından önce ergenliğe giriş
3-Obezite
4-Hiperaktivite
5-Sperm kalitesi ve üretiminde düşme
6-Düşük riski
7-Diyabet
8-Savunma sisteminin zayıflaması ve çökmesi

BPA 60 ila 80 derece ısı ile tepkimeye girdiğinde polikarbon plastiğin içinde ne varsa ona akıyor. Bu da biberonlarda ısıttığımız sütle beraber bebeklerimize bu kimyasalı da verdiğimizi gösteriyor. Herşeyin üzerinde bir de sanki öğrendiklerimiz yetmezmiş gibi farklı ülkelerde üretilmiş olan aynı isimli markaların oda sıcaklığında ve 80 derece ısıda farklı tepkiler göstermesidir. Bunu da tüketici olarak takip etmenin ve güvenmenin imkanı yoktur. Yalnızca plastiği içindeki yiyecek ya da içecekle ısıtmak değil strelize ederken kullandığımız kaynatma işlemi de akmaya sebep oluyor. Bazı araştırmalar zaman geçtikçe oda ısısının bile bu tepkimeye sebep olacağını gösteriyor ki bu da çok korkutucu.

Amerika’da 2007 yılında 15 birbirinden farklı çevre ve sağlık örgütünün yaptığı araştırmaya baktığımızda BPA’lı biberon, süt sağma makinası vb ürünleri çıkartan isimler gerçekten de ürkütüyor. 20.yy’ın başından beridir hayatımıza giren, tabiri caizse sokuşturulan ve hatta mecbur kılınan bu toksin’in her nedense (!) hükümetlere bağlı olan sağlık kurumlarınca yapılan deneylerde çıkan rakkamları bir türlü bu sonuçları tutmuyor. Bizim okul yıllarında öğrendiğimiz deneyin tanımı aynı şartlar altında aynı girdiler ve miktarlarda aynı çıktıya ulaşılması değil miydi?

Biz ki hayatın bu ilk adımlarını atan minicik bedenleri ilerki yıllarda koruyamayacağımızı bile bile hiçbir kimyasala maruz kalmamaları için beslerken kullandığımız herşeyi strelize ediyoruz. Verdiğimiz besinlerin organik olmasına özellikle bakıyoruz. Ve daha dakika bir gol bir, en ufak bir araştırmada karşımıza çıkanlardan ne yapacağımızı şaşırıp, büyük bir vicdan azabına, maddi ve manevi kayba gark ediliyoruz.

Yaşamımızın büyük bir kısmını ele geçirmiş plastiklere gelince... Çeşit çeşit ve evimize aldığımız ürünlerde hele de içine yiyecek koyacak isek rakkamlarına bakmamız, kısacası plastikleri okuma yeteneği kazanmamız lazım.

Bu ürünlerden 1,2 ve 4 numaralı olanlar, ayrıca yumuşak ve cam benzeri olmayan, mat plastikler güvenli. Kısaltılmışı PC olan polikarbon konumuzun esas kötü karakterli oyuncusu. Bebek ürünleri de dahil olmak üzere, her türlü oyuncak, yiyecek ve içecek alırken bu noktaya dikkat etmemiz gerekmekte. Ayrıca BPA’nin dönüşüm şeklinin içinde yeralan numarası 7 ve maalesef konserve yiyeceklerde de karşımıza çıkmakta.

Bebeklerimiz için BPA açısından derin bir oh çekmemizi sağlayan sonuçlardan biri toz şeklinde satılan formül mamanın bu kimyasalı içermemesi, kötü olan haber ise hazır şekilde tüketilen mamaların ciddi derecede BPA barındırması ( biberonlardan salınan BPA’nin iki katı )

BPA yalnızca yemek endüstrisi ile sınırlı değil, maalesef ki hayatımızın her alanında karşımıza çıkıp, büyük bir pazar deviyle karşı karşıya kalma durumu yaratıyor. Bütün bu yaşanan tekelliğe rağmen Kanada Hükümeti BPA’lı ürünleri yasakladı, 2009 yılında alınan kararla Conneticut eyaleti 2011 den itibaren aynı yasağı uygulayacak. Amerika’nın bazı eyaletleri aynı uygulamaya yöneldi. ( Massachusetts, Hawai, Maryland, California, Maine, Minnesota, New York, Pennsylvania )

Burada sorulacak ilk soru şu olmalı; eğer BPA denilen toksinin insan vücudundaki etkisi bu uluslararası örgütlerin söylediği derecede düşük ve etkisiz olsaydı bu hükümetlerin hemen tepki vermeleri, olayı ciddiye almaları nasıl açıklanabilir? Eğer hükümetler ülkelerinde yaşayan insanların sağlığını düşünmüyor, denetimlerini ve araştırmalarını bu doğrultuda gerçekleştirmiyor ise devletin anlamı nedir?

Dolayısıyla Kanada’nın aldığı karar hiç de bazılarının düşündüğü gibi bir kap suda fırtınalar yaratmak falan değildir. Burada zararın yıllar boyunca ne dereceye geleceği, hiçbir seçim hakkı olmayan tamamıyla bizlere bağımlı olan küçücük bebeklerimize bile kakalanan bir kimyasalın ne kadarının yararlı ne kadarının zararlı olduğunun matematik hesapları değil zararlı olduğunun kanıtı ve karşı hareketin gerçekleştirilmesidir.

Kaldı ki, yine yapılan araştırmalar çok çok az BPA nın dahi insan vücuduna zarar verdiğini ve kullanılan günlük dozun verilen matematik hesapların üzerine çıkmayacağının hiçbir kanıtının olmamasıdır.

Farkındalığın çok az olduğu Arap Emirlikleri’nde bile olayı başından beridir son derece sağlam tutan Medela’ya ve Nuk’a teşekkür etmek lazım. Medela ne yazık ki biberon yapmıyor ama yine burada satılan Pigeon marka silikon uçlar BPA free süt saklama kaplarına monte edilebiliyor. Nuk’un her tür ürünü bulunabiliyor ( BPA free, cam ve polikarbon ) Ne yazık ki şu an Türkiye piyasasını bilmiyorum ancak Avent’in kendi web sitesinde BPA siz ürünlerin satışının henüz başlamadığını öğrenmiş bulunuyorum.

Bu markaların hiçbirini bulamayanlar için cam ağır ve anne sütü saklama açısından ideal olmasa da tek alternatifi oluşturuyor. Yine verilen linklerde Amerika’da satılan ve bu konuda duyarlılık göstermiş bulunan isimleri bulmak mümkün. Yapılacak olan ise bariz; farkındalık yaratmak, okumak, araştırmak, hiçbir isme güvenmemek ve sağlığımız tehlike altına alınabiliyorsa o zaman o ismin ürettiği hiçbir mala dokunmamak.

En son olarak BPA’yi hayatımızdan çıkartma yolları ilk önce onu tanımaktan geçiyor.

* Polikarbon üründe yazan PC kısaltması ve 7 rakkamı. Ayrıca sert, parlak, şeffaf veya koyulaştırılmış plastikler BPA barındırıyor. Polikarbon’a alternatif ve kısaltılmışı PP olan ( Polipropilen ) plastiği tercih etmemiz gerekiyor. ( #5)

* Eğer polikarbon ürünleri kullanmaya devam edecek isek yıkama esnasında bulaşık makinasını ya da bulaşık deterjanı gibi sert temizlik ürünlerini kullanmamamız lazım. Yerine ılık sabunlu su ve sünger ile temizlik yapılmalı. Özellikle sünger kullanmamızın sebebi ise bulaşık fırçalarının ürünün yüzeyinde çizikleri arttırması ve BPA akışının hızlanması.

* Polikarbon kapların içinde herhangi bir sıvı ya da katı yiyecek içecek ısıtılmamalı, bu tepkimeyi ve BPA salınımını hızlandıran yegane etken. ( Polikarbon olan ve güneş altında bıraktığımız su şişelerini ve bidonlarını düşünün bir de ) Onun yerine ısıtma işlemi esnasında cam veya seramik kapları kullanın.

* Konserve olarak hazır ve bir kullanımlık satılan formül sütte BPA salınım oranı iki kat daha fazla. ( Bu ürün burada yok )

* Yine aynı şekilde konserve olarak tüketime sunulan ve özellikle yağ oranı yüksek yiyeceklerden uzak durun.

Ve son söz, tüketici olarak sürekli okuyun, kendinizi düşünmüyorsanız minicik bebeğiniz, ileride yaşam kalitesini sizlere borçlu olacak çocuklarınız için, bir şeyleri hepimiz için olumluya dönüştürmek adına...

Kaynaklar: www.babystoxicbottle.org

www.ourstolenfuture.org/NewScience/oncompounds/bisphenola/bpauses.htm

www.thegreenguide.com/health-safety/bisphenol-a-debate-suspect-chemical

www.consumer.philips.com/consumer/en/gb/consumer/cc/_categoryid_MCC_BOTTLE_FEEDING_CA_GB_CONSUMER/

www.dairyreporter.com/Safety-Hygiene/Connecticut-bans-BPA-from-2011

www.healthobservatory.org/library.cfm?refid=77083


www.bisphenolafree.org

44 yorum:

balanne melike dedi ki...

ha sigara, ha pc..Çok üzgünüm çocuğumu istemeden buna maruz bıraktığm için çok..ormanda sıfır ihtiyaçla mı yaşamak lazım, uygarlığın gereksinimlerinin bedelini bebemize damla damla kanser hücresi çoğaltarak mı ödeyeceğiz...verdiğin bilgiler için sağolasın. minikleri öpüyorum.bye

Evin Kedisi dedi ki...

Ben de çok üzgünüm, bu bebekte üç ay içinde anladım ama diğerinde aynen...Hatta mini mini bebeğe hep formül süt vermek zorunda kaldım, kendi sütümden bile faydalandıramadım :( Uygarlığın ve bilimin iğrenç emellere alet edilmesi değil de nedir bu?! Bu adamlardan bizler hesap soracağız, mallarına dokunmayacağız bu kadar! Türkiye Avent'e de yazın bence. Ben elimden geleni yaptım, formal olan yazıyı dergiye yolladım, buradan da ne kadar insana ulaşabilsem kardır. Sitene taşıyabilirsin istersen bu konuyu Melike. Sağolasın ve ben de öpüyorum :)

öske dedi ki...

Merhaba,
Ben de bu konuda sinir olmuş durumdayım. firmalar ve markalar çifte standart uyguluyor dediğiniz gibi. geçen gün aventi aradım ve BPA free biberonların ne zaman türkiyede satışa sunulacağını sordum.telefondaki yetkili(!)gayet pişkin bilmediğini söyledi.peki neden satışa sunulmadı diye sordum "onu da bilemiyorum" dedi!inanılır gibi değil.ben internette www.thesoftlanding.com dan alışveriş yapıyorum bebek için.bu zararlı içeriklerin hiçbiri yok ve en güzel yanı da tüm markaların satılıyor olması. eskiden ebay.com'dan tek tek alıyordum mecburen. shipping yine pahalı tabii ama en azından içim rahat, huzursuz değilim.tavsiye ederim bir göz atın.giysi firmaları da çifte standartçı. turt dışında sorgusuz sualsiz aldığınız ürünü iade edebildiğiniz firmalarda burada değişim yaparken bile sebep soruluyor!
üşenmedim bir de nuby'ye mail attım.sitelerinde bu Bpa ile ilgili hiçbir bilgi yok, oysaki bu firmaların hepsinin yurtdışı sitelerinde uzun uzun bilgilendirmeler var! ne zaman adam yerine konulacağız acaba çok kızıyorum!

öske dedi ki...

ha bu arada, bahsettiğim sitede avent ürünleri olmasına rağmen ben de tepkili olduğum için o ürünleri almıyorum. bebeğim 4 aylık şu anda. bu arada son doktor randevumuza gittiğimizde doktorumuzla bu konuyu konuştuk. doktorumuz bana bu konuda kaygılandığım kadar cep telefonu konusunda da kaygılanmam gerektiğini, geçen günki bir panellerinde cep telefonu gelecek on yıl içinde yasaklanır herhalde diye konuştuklarını, evde cep telefonunu (ve wireless interneti) kullandıktan hemen sonra kapatmamı şiddetle önerdi. bu da bilginize!

balanne melike dedi ki...

Eve aldığım su damacanalarının altında kalitesinin "7" olduğu yazıyor dehşete düştüm. biz hiç bir şey için aranmayalım eşşek gibi o suları içiyoruz ya daha ne olsun.:( hele birde sıcak memlekette yaşayanlar(burası AYDIN yazın valla +58 dereceyi gördüm)habire o kimyasal sıcakta içtiğimiz suyla kaynaşıyor iyice..yandık valla..

Evin Kedisi dedi ki...

Olay ciddi derecede sevimsiz ama burada bu konuyu gündeme getirdik yine pek fazla bir tık yok, insanlar mı sinirlenmiyor, ne var bunda bu kadar büyütecek mi diyor bilmiyorum gerçekten.

En azından firmaları sıkıştırmak lazım, farkında olduğumuzu, alnımızda enayi yazmadığını anlatmak gerekli...

Ben bugün kocam anlatamazsın anlamazlar demesine rağmen kapıya su getiren ve farklı plastik kullandığını anladığım firmaya ilk önce telefon açtım, kızcağız anlamadığını söyleyince tamam ben getirenlere gösterek anlatmaya çalışırım dedim kapattık, on dakika sonra içine sinmemiş olacak ki sudan bir şikayetiniz mi var acaba diye telefon açtı ve o zaman bidonlarının bazılarının 7 numara ve PC bazılarının 1 numara ve PET olduğunu, benim 7 numarayı istemediğimi anlattım tamam dedi :)) Kapıya gelene de tekrar göstererek 1 numarayı istedim. O da suyun tadında mı bir farklılık var diyince hayır 7 sağlığımıza çok zararlı dedim, anladıysa...Ama benim istediğim oldu işte, şimdi aldıklarımın altında 1 numara var :)

Benim bu konularda aman ayıp olacak, rezil olurum falan gibi utanmam sıkılmam yoktur, plastik alışverişe karşı durmayı da abartmıyorum ben başlattım burada, ardından Carrefour çantalarını getirtti, Spinneys de farkına vardılar, orayla konuştum, oraya da getirdiler :)

Su bidonlarınıza bakın, eğer karışık kullanıyorlarsa yalnızca PET olanlarını alın, eğer hepsi PC ise o zaman firmayı değiştirin.

Sevgili Öske gibi sıkıştırın, mail atın, telefon edin sorun yahu!!! Konserve alacaksanız illa camı tercih edin.

Melike ve Öske duyarlılığınız ve bu konuda beni yalnız bırakmadığınız için çok teşekkür ederim.

balanne melike dedi ki...

Ne demek yalnız bırakma bu zaten hepimizin birbirimize görevi yaşadığımız bu evren adına..
Burada sadece 5 Lt ye kadar olan su şişelerinin derecesi "1" 20 Lt lik olan tüm markaların derecesi "7" ne boktan dimi..Ben burada bildiğim en kaliteli suyu aldığımı düşünürken(pınarsu) firmaların yaptığına bak..Bu arada ökse'nin cep telefonu ve wireless için dediklerinden bayağı tırstım. Cep telefonu için "sars" hassasiyetine dikkat dışında hiçbirşeyin farkına varamamıştım. onuda araştıralım yahu..

Evin Kedisi dedi ki...

Melike'cim;

Burada da mesela en kaliteli ve dolayısıyla pahalı su Nestle, 19 litrelik su tankına bakma fırsatım oldu Zoe'yi hastaneye kontrole götürdüğümde yine şişenin altında yazan numara 7!!!! Biliyorsun Avent olayında da hep isme güvenerek, bu markaların kendi ARGE leri vardır müşterilerine en iyi hizmeti verirler kerizliği ile hareket etmiştik. İsmi olmayanlar zaten dandik de bu bizlerde güven yaratmış olan firmalara ne demeli? Yazdım ya 6milyon poundluk bir piyasa bu :(((( Öyle hop dedin mi değiştirilmez, adamların o şişelere yaptığı yatırımı, BPA denilen maddenin üretilip satılma trafiğini düşünsene bir! Ha eroin esrar satılmış, devlet ses çıkartmamış, ha bu ürünler. Hatta bunlar daha tehlikeli çünkü çocuklarımız, bebelerimiz herkes kullanıyor ve bilincinde olmadan yavaş yavaş zehirleniyor. Al sana neden son yıllarda bizim eskiden tanık olmadığımız kadar hiperaktif, kanserli çocuk olduğu...

Pislik herifler ne diyim?!

munevver dedi ki...

Geçen yıl Mehmet Öz Türkiye'ye geldiğinde bir ropörtajında bahsetmişti, ben de not almıştım. Plastik damacanaların güvenilirliği hakkında. Sonra o notu bulamadım bir türlü. Sizin yazınızı okuduktan sonra tekrar aradım ve buldum. Mehmet Öz de ayni şeyi söylüyor. "1, 2 ve 4 nolu plastikler kullanılabilir, "3, 6 ve 7 olanlar kesinlikle kullanılmamalı" diyor. Kontrol ettim, en iyi, en kaliteli suyu sattıklarını iddia edenlerin kullandıkları 7 nolu plastik. 5 ve 10 lt. şişelerde 1 numarayı bulabildim. Onları kullanıyorum artık ve biriken plastikleri de "Çevko" 'nun geri dönüşüm kutusuna atıyorum üşenmeden. Bu durum içimi biraz rahatlatıyor.

Eskiden cam şişede Taşdelen sularını alırdık. Onlara ne oldu? Tekrar cam damacana talep etsek, ya da çocukluğumuzdaki gibi testilere geri dönsek... Ben ciddi ciddi testi kullanmayı düşünüyorum. Hem suyu da soğuk tutuyor karanlık bir yerde bulunursa.

Konuyu hatırlattığınız için teşekkürler.

Bebeklerinizi, sağlıklı çevrede, sağlıklı ürünlerle büyütmeniz dileğiyle,

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Münevver;

Sizin orada plastik dönüşüm kutuları var, burada yok maalesef. Ben olmasa da kağıtları bir yerde toplayıp öyle koyuyorum dışarı, eskiden bu bilinç yokken mesela çingeneler gazeteleri toplayıp satarlardı, o mantık diyorum akmasa damlar şeklinde...Sana da bravo çünkü bu konuda üşenen de çok gördüm.

Benim düşüncem ne kadar bilinçli toplum o kadar az zehirlenme riski...Yorum bırakıp konuyla ilgilendiğin için çok teşekkürler umarım bu konu dağ gibi yayılır ve insanlar birbirine destek verir.

Dileğin de hepimiz, dünyadaki tüm bebeler, varlıklar için geçerli amin :)

Berceste dedi ki...

Bir onerim var!

Once sorayim, Avent'ten ses cikti mi? Cikmadi ise, ister once grup kuralim, sonra da web sitesi acip bu adamlar bunu yapiyor diye bangir bangir bagiralim! Devlet de izin veriyor diyelim. Bilinclenin ve itirazinizi dile getirin anneler diyelim. Nestle'nin bozuk mamalari Afrika ulkelerine yollamasi uzerine kampanya baslatilmisti hatirliyorsaniz. Biz cocuk sagligi icin bunu neden yapmayalim??? Cok kizginim bu konuda. UK'den aldigim urunden bile suphe etmekteyim su anda!!!

Berceste dedi ki...

Oske verdigin link cok hos tesekkurler...

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Berceste;

Ben ikinci formal yazıyı bayağı okuru olan ve dört yıldır yazdığım bir internet sitesine yolladım zaten. İngiltere'den gelen ürünler bal rengi ve BPA Free iseler korkun olmasın, Avent'ten hiçbir cevap gelmedi, Dubai'deki büyük bebek mağazalarına yollamaya başlamışlar kendi BPAsiz ürünlerini ama ben burada da gittiğim heryerde sorup getirtmelerini sağlamaya en azından haberdar etmeye çalışıyorum. Adamlar Türkçe sitelerinde isimlerini verdiğim hükümete bağlı sağlık teşgilatlarından onaylı olduklarını söylüyorlar ki bu doğru, işin içinde firmalardan ziyade onları korkutacak ve vatandaşlarını düşünecek devlet mekanizması yok. İşin esas korkutucu yanı bu. Hatta Avent Amerika ve Kanada'da kendini aşıp benim belki bana da bu şekilde bir değiştirme önerirler dediğim uygulamayı başlatmış arkadaşım söyledi, götürüyormuşsun elindeki polikarbon Avent'leri cüzzi bir miktar ödeme yaparak değiştiriyorlarmış. Bütün dünya ülkelerinde bunu yapma noktasına geldiklerinde bizim bebeler başkasının ebesi olacak yaşa gelecek ne yazık ki :( Fakat lütfen ve lütfen hangi ülkede yaşıyorsanız ve o memleketin Avent'i burada yazdığım kazmalığı yapıyor ise o dilde mektup yollayıp sıkıştırın.

Berceste yahu, oske ne?! Ben mi dom domluk yapıp anlamadım acep? Öptüm.

Berceste dedi ki...

Zati muhterem bilgisayar UK'den gelince ve Turkce karakterlerle ilgili giciklik yapma aliskanligi oldugundan ben de Turkce karakter kullanamayinca, nokta ozurlulugumuz var Evin Kedisi'cigim. O yuzden sordugun soruya bir de Turkce karakterlerle dusunerek bak, cevap oralarda bir yerlerde :P

Evin Kedisi dedi ki...

Öşke? Öske? Oşke? Yok bende bir sorun var sanırım hala çözemedim :))) Hahaahaaa hani bazı harfleri söyleyemeyenlerle milletin muhabbetine döndü bu :) Ama yine de rica ederim, verdiğim linkleri ben de severek kullanıyorum. Öptüm :)))

Berceste dedi ki...

Balyanak'ın annesine idi sözüm Pisiciğim yahu! Burnumdan getirdin he! Öske yazmıyor mu? Ben mi yanlış görüyorum? Yoksa ikiniz aynı kişi misiniz?

Onu bunu bırak da Asortik Krep'in önerilerine bir bak. Nereden başlayalım deyiver bana da.

Bir de sana bir e-posta neyin göndermiştim, onu aldın mı?

Evin Kedisi dedi ki...

Evet efem, şimdi düştü :)))Öptüm, bakarım zaten de baktım, o maili oluşturmak lazım ama nasıl? Hani zincir tarzı :))) Bu kalın derililer yoksa hiçbir tepki vermeden yaşayıp gidecekler.

Berceste dedi ki...

Bugun Philips Avent Turkiye'nin danisma hatti ile gorustum. BPA free biberonlarin Eylul ayinda gelecegini soyluyorlar. Neden simdiye dek gelmedi ve tek urune mahkum birakildik sorusuna cevap yok! Ama BPA'nin zararinin kanitlanmadigini iddia ediyorlar. E-posta ile sikayetimi dile getirdim. Bundan sonra Avent urunlerini tercih etmeyecegimi de!Bizlere ikinci, ucuncu sinif insan muamelesi yapiyorlar, salak yerine koyuyorlar. E-posta'nin bir kopyasi posta kutunda... Bilgilerine...

Evin Kedisi dedi ki...

Berceste;

Maillerini aldım, bir de sormuşsun ya hani Türkiye'de arkadaşın nereden bulmuş BPA Free Avent diye, o söylediği 20milyon fiyat meğerse normal avent'in fiyatıymış, ben o kadar pahalı buldum ki ( çünkü burada Türk lirasıyla normali 8mil gibi ) BPA free zanettim, çok üzgünüm yanlış bilgilendirme gibi olmuş. Türkiye'de daha yok :( Hala ve hala yok, biz gittiğimiz her dükkanla konuştuk ve hemen getirtmişler, burası başlamış durumda yani.

Berceste dedi ki...

Inatla Eylul diyorlar Kedicigim, inatla!
Ne yapmak lazim bilmem. Bana israrla VIA serisi kaplardan yolladilar. Onlar da 4 defadan sonra(egrilip yamuldugu sizdirdigi icin yazmislar ama kimbilir ne var altinda, artik guvenmiyorum ben bu adamlara, biz demistik niye kullandiniz deyip cikiverirler isin icinden. Bir de urunun uzerinde yok, web sitelerini didikleyince buluyorsun bu durumu) cop oluyormus. Kocaman fiyatini soylememe gerek var mi bilmem. Yani alistiracaklar, sonra alacak duracaksin gene onlar kazanacaklar. Niye BPA free biberon yollamadilar? Cunku kocaman fiyatlari ile girecekler piyasaya ve biz tekiz var mi bizden baska getiren diyecekler marifet gibi. Simdi Malezya'dan bir blog okudum. Saglik bakanligi direttigi icin yeni seri gelmis. Ama eskisini satiyorlarmis.Bizimkiler ne yapiyor, eh tatil zamani, cok yorulmuslardir!!! UAE'yi bu konuda tebrik etmek lazim bu sartlar altinda. Diger yandan polikarbonat biberonlari insanlar yillarca kullandi, bugun kokusu cikti, kimbilir BPA free dediklerinden de ne cikacak :((((( Ne yapacagiz biz ya, agactan biberon mu oysak acaba???

ikiz Bebek dedi ki...

Bilgi için teşekkürler.ikizlerime,cam biberonlar almıştım başta,daha sonra kırılınca yenisini almak için aradım taradım,bulamadım.sadece yeni doğmuş bebekleri için olan ml ,çok az olan biberonlar vardı.Zorunlu olarak poli. olanlardan almıştım.

Berceste dedi ki...

Turkiye'de cam olarak Bebe D'or ve Chicco var. Ben Chicco'yu tercih ettim. Aklinizda bulunsun.

elaninuydusu dedi ki...

Bu konu ile ilgili ben de bir yazı yazdım. http://elaninuydusu.blogspot.com/ linkinde daha sonra Dr. Brown'la yazışmamı da yayınlayacağım.

Aysun dedi ki...

7 aylık bebeğim var. Uzun süredir damacana suyunu kaynatarak veriyordum kendisine. Damacananın altında plastik derecesi 7 , siz bu konuya değindikten sonra, şüphe içinde kaldım. Bunca zamandır zarar veriyormuşum bebeğime. Acaba şehir şebeke suyunu kaynatıp versem, BPA maddesi riski olmadan, sizce bunun da bir zararı olabilir mi? Plastik derecesi 1 olan hazır suları kaynatıp vermek doğru mu? Bir de Türkiye'de kullanılan 20lt lik damacanalardan plastik derecesi 1 olan var mı? Varsa markasını yazabilir misiniz?

Berceste dedi ki...

Sevgili Aysun, Evin Pisisi uzaklarda oldugu icin ben cevap vermeden duramadim. Ne yazik ki damacana sularda geri donusum numarasi 7 olmayani ben de bulamadim. O yuzden bebegime 1 numara yazan sulardan aliyorum. Ona 7 numaralilardan vermemeye calisiyorum. Kendimizi koruyamiyoruz, bari bebeklerimiz zarar gormesin :(((( 7 numaralarla da savasmak gerekiyor. Saglik bakanligi, alo gida hatti, ulasabildiginiz her yere ulasmayi deneyin diyorum. Ne kadar cok sesimiz cikarsa o kadar iyi! Sevgiler...

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Aysun;

Gerçi Berceste sağolsun yanıt vermiş, ben Arap Emirlikleri'ndeyim Türkiye'de değilim ancak görüyorum ki buraları bile Türkiye'ye bu tür konularda beş basıyor, bir kere tüketici bir şey dedi mi hemen yerine getirmeye çalışıyorlar. Alternatifler Türkiye piyasasından çok daha hızlı giriyor buralara. Benim kullandığım 20 ltlik sularda karışık şişeler geliyordu mesela Türkiye'den bir sürü arkadaşım Nestle'nin bile 7 numaradan başka bir şey kullanmadığını söyledi, şok edici ve en pahalı marka bunlar üstelik! Elden geldiğince plastik kullanmayın, bizim sağlığımıza dokunmasa dahi doğanın içine eden bir madde plastik, geri dönüşümü yine bu sefer onları yiyen hayvanlarla yine insana...Fakat litrelik sularda kaçış yok, eskiden bizim çocukluğumuzda Taşdelen su gelirdi eve kalın cam şişelerde alınırdı.

Öyle sorular sormuşsun ki konusunun ancak kompetanı İSKİ'de çalışan bir blogger mesela;)yanıt verebilir. Ben kendi adıma ne burada, ne de Türkiye'de çeşmeden akan suya güvenirim, herşeyde olduğu gibi bu memleketlerde kurallar delinmek üzere yapılmış çünkü. Standart diye bir şey yok, belki var ama lafta. Suyun kaynatılması fikri bu kitapları yazanların çoğunun Avrupalı olup, şebekeden su içmelerinden kaynaklanıyor. Benim kızım altı ayı bitirdi ve biz iyi suyun kaynatılması fikrini de komik bulup her halukara karşıcılık oynuyorduk ama artık kaynatmıyor, doğrudan iyi su kullanıyorum. Strelize konusunda dahi bilim insanları arasında tartışma var, bazıları sabunla yıkayıp durulamanın yeterli olduğunu söylüyor ve eminim ki çeşmesinden suyu temiz ve belli kriterlere göre akan bir memlekette o da yeterlidir. Benim bildiğim normal şartlar altında çok fazla titizlenmenin son derece gereksiz ve hatta zararlı olduğu. Sevgilerimle...

Evin Kedisi dedi ki...

Ahanda Eylül oldu, Avent getirtti mi Türkiye'ye BPA Free lerini bir de onu merak ettim şimdi.

Berceste dedi ki...

Ekim oldu demek istiyorsun sanirim :P Benim yazimi da okumamissin galiba :P Web sitelerinde var Pisicigim amma velakin piyasada henuz goremedim. Bir de BPA siz diye tanitmiyorlar! Dayanikli diye tanitiyorlar ki millet uyanmasin, digerlerini de satabilsinler!!!! Ne igrencliktir bu?

Evin Kedisi dedi ki...

Okudum şimdi ama dün akşam girip de patchwork işi görünce eski yazınla karıştırıp yeni bir şey yok diye çıkmıştım meğerse bu senin yaptığın yeni yastıkmış :))) Neyse Eylül dememin sebebi heriflerin Eylül'ü baz almaları, demek dayanıklı diye satışa sunuldu, diğerleri dayanıksızmıymış?! Allah'ım sen beni koru ama biliyorsun ki benim İngilizce mektuba da hiçbir yanıt verilmedi ve yokmuş gibi yapıldı, hiç olmazsa Türk tarafı zart zort diyor ama bir şeyler yapmaya çaba sarfediyor, eline gözüne bulaştırıyor o ayrı konu. Neyse, desteğe teşekkürler. Öpüyorum buradan.

Aysun dedi ki...

Cevaplarınız için teşekkürler. Polikarbon biberonlardan vazgeçip cam biberon kullanmaya başladım. Chicco'nun ve Nuk'un cam olan, geniş ağızlı silikon emziklerini kullandım. Chicco'nun emziğinde birkaç kullanımdan sonra süngerle temizlememe rağmen çizilmeler oluştu. Nuk ta ise ucu dar olduğundan temizlerken sorun yaşıyorum. Sağlık açısından hangisini öneriyorsunuz.

Evin Kedisi dedi ki...

Silikon emzikler zaten ilk alındığı gibi kalmıyor, rengi matlaşıyor, o dert değil, altı ayda bir değiştirilmesi öneriliyor ve zaten strelize ederken yüksek buhar ısısına maruz kalıyor aynı şekilde kalması mümkün değil. İnce uçlu emzikler için ise nasıl biberon temizleme fırçası var aynısının minyatürünü buldum ben burada, sabunla temizlerken minik parmak da içeri girebiliyor zaten. Fakat hep söylediğim gibi şu an Türkiye pazarında neler satıldığını bilemiyorum. Aldığınız fırçaların yumuşak olmasına çizme yapmaması açısından dikkat edin hatta sitelerden birinde fırça yerine yine aynı mantıkta sopa ucunda sünger gördüm çok daha kullanışlı geldi. Sevgiler...

hizlimalzeme dedi ki...

Değerli çocuklarımıza verdiğimiz her yiyecekte incelemeler yapmamız gerekiyor.Ancak her polikarbon zararlı mı? Bu soruya cevap vermeli.

Berceste dedi ki...

@Hizli Malzeme - Bugune kadar okudugum tum kaynaklar polikarbonatlar BPA icerir diyor. BPA nin zararlarini artik herkes biliyor. Dahasini biliyorsaniz ortaya sormak yerine lutfen kanitlari ile birlikte siz yaziniz!

Evin Kedisi dedi ki...

Hızlı Malzeme sayfasına gittim ama maalesef bir şey bulamadım Berceste, benim anlamadığım sanırım yazdıklarımız detaylı bir şekilde okunmayıp ucundan sonundan bir cümleye takılınmış...Kanıtlarıyla birlikte siz yazınız derken? Sana mı diyor bana mı diyor kime diyor?n Bana diyorsa sanırım BPA yazılarında kanıttan bol bir şey yok, daha iyi okumasını tavsiye etmekten başka da bir çarem kalmadı sanırım. Sevgiler...

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Hızlı Malzeme, her polikarbon zararlı mı sorusu ile herşeyi başından sonuna kadar okuma durumun ile ilgili şüpheye düşmeme sebep olmuşsun, bu soruyu istersen Google'a sor bak bakalım benim verdiğim linklere daha ne yenileri eklenmiş? Şimdilerde mesela plastiğin her türü denilmekte ise de özellikle yiyeceklere ve içeceklere temas eden plastiklerde iki sayıdan uzak durmak gerekiyor birisi 3, diğeri 7. İstersen yazılanları baştan sona bir tekrar gözden geçir derim, kolay gelsin.

polikarbon dedi ki...

teşekkür ederiz evinkedisi sahibi. blogunuzu takip ediyorum faydalı şeylerden bahsediyorsunuz.

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Polikarbon, bu bir şaka mı?!!! Zira şakaysa pek komiğime gitmediğini belirtmeliyim birinci yorumunu da link yönlendirmesinden dolayı (bizlerin burada anlatmaya çalıştığı şeylerin tam tersi maddeyi satman açısından) silmiştim, en azından polikarbonu bebek ürünlerinde kullanmıyorsunuz bu da hani kötünün iyisi, bunu da amacını öğrendikten sonra kaldıracağım. Haberin ola...Ha samimiyetle bu yorumu yaptın ise ben yorum bıraktığın için teşekkür ederim.

polikarbon dedi ki...

elbetteki biz bu ürünü satıyoruz. zira bu ürünler, yasal olarak ve türkiyede 3 ayrı fabrikada üretilmektedir. polikarbon zararlarından benim de bir çok blogda yazım mevcuttur. blogunuzu link bırakma hedefinden buldum doğru. ama bu yorumumda samimiyetsizlik anlamına gelmiyor.

Evin Kedisi dedi ki...

Sorun zaten hükümetlerin bu derece zararlı olduğunu bile bile insanlara ve doğaya bu tür ürünlerin kakalanmasına ses çıkartmaması ve hatta bu tür ticaretlerin içinde bulunmalarıdır. Polikarbonun zararlarını bilerek bu işten para kazanmak da paranın bizlere ne kadar tatlı geldiğinin bir kanıtı olsa gerek...

polikarbon dedi ki...

Her plastik malzemenin çevreye verdiği zarar gibi.. Biz bu ürünü bir yapı malzemesi olarak, hatta çatı kaplama malzemesi olarak satışını sunmaktayız. Ayrıca bu ürünün yerine kullanılan cam çevreye zarar verirken, bu ürünlerin dayanıklılık bakımından tehlike riskinin ne kadar az olduğunu belirtmek isterim.

Berceste dedi ki...

Dayanamayip dayanikliligi batsin demek istiyorum! Dayanmasi icin uzerine ozel kiliflar giydirilebiliyor biberonda! Boylece kimseye zarari olmuyor. Yaninda getirdigi saglik sorunlariyla kiyaslayinca dayaniklilik devede kulak kaliyor benim icin!

Bulan, cikartan bilsin ki, benim icin hic faydasi yok bu polikarbonatin! Yaygin kullanimi yuzunden herkes hasta oluyor! Ustelik o kadar cok yerde kullaniliyor ki, kacisi da yok :( Mutfak robotlari, tasima kaplari, su bidonlari, su siseleri, saklama kaplari.... Yiyecekle ilgili kim kullaniyor ve kullandiriyorsa vebalini ceksin!

Evin Kedisi dedi ki...

Plastik malzemenin hafifliği, dayanıklılığı ve bu anlamda tehlikesi artı yanları olsa da kar zarar hesabında çevreye verdiği zarar çok büyük boyutta. Plastik doğada 1000 senede çözünüyor, üretiminde petrol ve doğalgaz gibi yenilenemeyen kaynaklar kullanılıyor, dönüştürülmesi yakılma ile olursa ki tek yol bu, ortaya çıkan dioksin gazı çok zehirli bir gaz. Bunun yanında daha ağır, kırılma riski olan camın dönüştürülmesi plastik gibi zararları barındırmıyor, hammadde kullanmıyor geri dönüşüm yoluyla elde ediliyor. Yüzde yüz dönüşümle sonsuz kullanım camda var ama plastikte yok. Sizin kullanım alanınız plastik su şişelerinden, içine yemek koyulan container lardan ya da fast food zincirinde kullanılanlardan çok daha masum çünkü en azından kullanım aralığı 40-50 yıldır. Bu da bir şeydir ancak hayatımızdan kullan at olarak tükettiğimiz tüm plastiklerin acilen silinmesi gerekmekte.

hllzn dedi ki...

polikarbon yazarının sahibiyim. sonuç olarak bir karara bağladığımıza sevindim. blogunuzda başarılar.

pleksi dedi ki...

Pleksi malzemesi de plastik olduğu için doğada çözülmesi 1000 yıldır dolayısıyla değilmi?