7 Ekim 2007 Pazar

Ben bir Yola Çıktım :)

( Ağaçlar Net. Forum'dan - Aykraliçe'sinin Berlin'deki bir sarayın bahçesinden çektiği foto)

Bugün, kendi içimde kalmak istediğim, son derece dingin hissettiğim ve yaşam standartları açısından burada bulunduğuma tekrar tekrar şükrettiğim bir gün.

Yazdıklarımdan anlamışsınızdır, bu sene kızımıza kardeş gelmesi için kapıları açmayı planlıyorduk. Aslında, herşeyi aktarmak için henüz çok ama çok erken ama nasıl günlük hayatta kendi kendimize kaldığımızda neyin, nasıl değişeceği endişesini hissetmeden anı yazarız, burayı da o şekilde gördüğüm için kasmadan etmeden, ne olacaksa, olaylar nasıl gelişecek, kendini bir yola koyacaksa izlemek adına yazayım dedim.

Önce, bana ilk aşamada çok farklı gelen ama sonra insanları gerçekten de görünüşleri veya hayatta yapmakla yükümlü oldukları kalıplarıyla değerlendirmemek gerektiğini öğreten bu ortamdan bahsetmek istiyorum.

Buralarda, evet Müslüman kadının farklı kültürlerden de gelse kendine göre bir kapalılık anlayışı var. Mesela siyah süslü püslü burgayı giyen yerel Arap kadınları, diğer kültürlerden gelip de başını kapatan ama bunu farklı tarzda uygulayan kadınlar, ayrıca bizler gibi normal hayatta giydiklerini devam ettirenler...

Bunun baskı aracı olarak ülkemde yaşanmasını istemem ama farklı bir kültürde yaşadığım için de kapalılığın herşey demek olmadığını öğrendim, onu söylemek isterim. Bu ülke için içimde kapalılığa, örtünmeye karşı olan öfkemi sildim. Kapalı kadınlardan ziyade herkesin rengarenk bir şekilde kendisi olabilmesini, çocuklarımızın farklılıklarının farkında olamayacak şekilde birbirlerini benimsemelerini çok sevdim.

Bir kere, gelişmiş dünyadan çok farklı bir yön, hamileliğe, çocuk olayına verilen değer. Hani, derler olur geçer biter, bir sürü hamile kadın, hepsi robotlaşmış, kendinden fazla bahsedemezsin, sızlanamazsın, şımaramazsın...Belki, bu noktada olayı en güzel betimleyecek sıfat şımarmak. Kendini özel hissettirmezler bir türlü.

Ama burada bir kez erkekler her delikten çıkmıyorlar, kadınların kendilerine ait kadın kadına olmaktan zevk alacakları mekanları var. Belki, ne kadar modernleşiyoruz desek de içimizde bir taraf hep Asyalı kültüre yapışık kaldığından mıdır nedir, evlenme döneminden önce cinsiyetlerin birbirinden ayrılmasını kastetmiyorum ama bazen artık yalnızca kadınların bir arada olduğu, insanların birbirlerine cinsiyet ya da alıcı gözüyle bakmadığı yerlerde daha bir rahat hissettiğimi söylemek istiyorum. Buraya çok uygun bir moddayım, sistemle kavgam yok ona çok seviniyorum. Demek ki, elimde ne varsa onunla keyif çıkartabilmeyi bile öğrenmeye başlamışım!

His durumları böyle, kısaca jinekoloğa gittiğimde de beş dakika üstünkörü konuştuğum bir adama açılıp saçılmak istemiyorum. Belki bendedir tuhaflık, orası da ayrı. Yani, işin aslı doktor daima doktordur, işini profesyönelce yapar, sana da işi olarak bakar. ( Teori bunu gerektirir, duygular işin içine girince teori falan hak getirir.)

Neyse, jinekoloğum burada çok sevdiğim ve biz geldiğimizde ufaklıkla bana kaç kere yollarıyla alakası olmasa da yardımcı olmuş, okuldan 40 derecede çıkıp gelmek bilmeyen taksi bekleme dönemlerinde evimize kadar getirmiş olan Pakistan'lı İngiliz bir bayanın akrabası. İki çocuğunu da bana önerdiği bu hanım doğurtmuş. Geçen hafta aradığımda bir önceki günden rahatlıkla randevu alabileceğimi söylemişlerdi, ben de öyle yaptım, dün için Cumartesi aradım ve sabah saat 10:00 için randevu aldım.

Kliniğin olduğu yere nasıl gideceğimi biliyordum. Evden yarım saat önce ancak çıkabildim ama tam yolun üzerinde iğrenç bir trafikle karşılaşınca randevu 20 dakika ileriye kaydı. Telefon açtım, kız son derece rahatlatıcı ve candan " Siz üzülmeyin, zaten doktorumuz burada." dedi.

Klinik kocaman bir binada. Gittiğim yerin en göze batan yapısı, dönen ve dışardan gözüken merdivenler, arabayı park edecek yer açısından da sıkıntısız :)

Kızımı babasıyla okula yolladıktan sonra doktor için gerekli çalışmaları (!) yapmıştım ama jinekolojik muayene isteyince tabi ki tekrar bir tuvalet ziyareti hasıl oldu. O noktadan önce sanki hakikaten aileden birisiymişçesine iyi elektrik aldığım, ne bileyim bir teyze havasında gördüğüm bu güler yüzlü ve anaç jinekoloğa çok ısındım.

Yanında asistanı da varken, ki zaten hiç ayrılmadı, başımdan geçenleri, daha önce ne kadar hırpalandığımı, bir bebeğimizi yitirdiğimizi, bu hayatta kalanın 850 gr'dan dönüşüm geçirdiğini, rahime atılan dikişi, mide bulantısının şiddetini falanı filanı, aklıma ne gelirse anlattım.

Öncelikle, nasıl olup da altı yıldır hiç hamile kalmadığıma şaşırdı :) ( Ya, belki de kalmıyorumdur artık ne bileyim ) Sonrasında, hiç o aile ile ilgili kanser var mı, şu var mı bu var mı diye sorulmadı. Bana çok rahat olmamı, bunun en keyifli dönemlerden biri olduğunu falan anlattı. Ne kadar olumlu şeyler düşünürsek o kadar güzelliği kendimize çekeriz gibi Secret vari konuştu. E, benim zaten ruhsal konularla haşır neşirliğim var, aman canım diye içime sokasım geldi kadını.

Mide bulantısını sordum. " Hamilelerimize eziyet çektirmiyoruz biz öyle, tamam doğaldır tabi ki ama dayanılmaz hissediliyorsa da yardımcı olacağız." dedi bir oh! çektim, ne yalan söyleyeyim. Sonra, sezeryan oldum, yine ne olacak? dedim. %50 şansla yine sezeryana alırız dedi. " Benim üç oğlum da sezeryanla geldiler." diye ekledi. "Rahime dikişi nasıl atıyorsunuz?" dedim bir de. " İki ters bir düz, haraşo!" dedi :) Yok, onu da tamamıyla uyutarak yapıyorlarmış. Benim, eski doktoruma gerçekten de haksızlık etmek istemiyorum ama canım O'nda çok yanmış demek ki! Hatırlamak bile istemiyorum :(

Sonra geldik jinekolojik muayene aşamasınaaaaa. Hiç canım yanmadı :) Meme kanseri için kontrol, çok zayıf olduğumun eklenmesi ( alakası yok 56 kilo çıktım tartıda ), benim bu kompliman karşısında ağzımın kulaklarıma varma aşaması, bol jelli, az kocaman, metal olmayan aletli bir uygulama ile yine yüzme havuzundan sonra hissettiğim ve yanılmadığım mantar olayına çözüm için bir dolu ilaç yazıldı.

Bu konularda ne kadar kendimize yabancılaştırılmışız. Sanki hakikaten cinsel organlar vücudun bir parçası değilller gibi davranmaya koşullandırılmışız. Aslında, işin garip yanı benim ailemde ne böyle bir baskı vardı, ne bir şey! Hatta, çok da açık görüşlü insanlardır. Annem, jinekoloğum, canım cicim! şeklinde bir kadındı. Senede bayağı bir sefer klinik ziyaretimiz olur, jinekolog bayan benimkini hemen elinden tutar yukarki kata çıkartır, hal hatır, hoş beş yapılırdı. Ben, böyle bir annenin köyden gelme kızıyım. İlginç bir durum...

Bunları özel olarak yazmak istiyorum. Çünkü kitabımda beni derinden etkileyen jinekolog döneminde yazdıklarım yumuşatılmak istendi, ben de yumuşattım ama insan hakikaten dumura uğruyor. Birbirimize aktaramadığımız, utandığımız, sıkıldığımız için her giden kendine göre bir şeylerle karşılaşıp olayı maziye gömüyor. Ya da doğal olmayan bir " Herşey normal, vajina da elimzi ayağımız gibi bir organımızdır." safsatası yapılıyor. " Aaaa, utandın mı canım? Ne ayıppp, doktordan utanılır mı?" diye üç yaş çocuk azarlama halleri yaşanabiliyor.

Fatma'nın yazdığı "Vajina Monologları" tiyatro oyunu ülkemizde sergilenirken ismi sebebiyle yasaklanmıştı bile! Ama bak erkek milletine daha çocuktan itibaren " Göster bir pipini çocuuummm" denilir. Benim çok eğitimli gördüğüm birkaç tane erkek annesinin bile oğlunun çüküyle gurur yaptığını gördüğümde kulaklarıma, gözlerime inanmamıştım. Vajina utanılası bir organ ama erkeklik uzvu gösterilesi ve gururlanası...

Cinsiyetle ilgili abartılar, her türlü konuda yarışvari beyin yıkama durumları gerçekten midemi bulandırıyor. Bu erkekleri hem biz kadınlar yaratıyoruz, hem de sonradan cinselliği hayatının merkezi haline getirdiklerinde bizden sonraki kadın nesli zarar görüyor. Elbette ki, cinsellik ve bedeninle barışık olmak utanılacak ya da hasır altı edilecek bir başlık değil ama gerektiği kadar, bilinçli şekilde eğitim verilmesi, gereksiz yüklemelerden kaçınılması gereken bir konu.

E tabi, erkek pipisini bir gösteri aracı yaparsa veya anneler tarafından buna çanak tutulursa ve hayatımız boyunca kızlarda tam tersi kapatma ve kapattırılma, koruma hissi yaşatılırsa doktorun doktor olduğunu biliriz, utanılmaması gerektiğini de anlarız ama uygulamaya gelince tam tersini yaşarız. Vajinal konularda elimizden geldiğince konuşmayız, yüzme havuzundaki klorun savunma sistemini çökerttiğini okuruz, olsun! Bir de üzerine erkeğimize güzellik yapmak için, tertemiz olma (!) girişimine soyunuruz.

Halbuki, dün okudum işte, vücudumuzdaki kıllar dışardan geleni yapısı itibariyle tutuyor, içeriye sızmasını önlüyor ama biz ne yapıyoruz estetik pompalamalarla geyşa hale getiriliyoruz. Kadın olduktan sonra dış etmenlere en açık hale gelmiş olan vajinayı korumayı, bakmayı bilmiyoruz. Okuduklarımdan parfümlü pedin bile PH dengesini bozucu özelliğinden bahsedilmiş. Halbuki, günlük kullandığımız pedlerin bile öyle olanı var, " Aman ne güzel!" diye de aldığımız baki. Yapmıyor muyuz?

Bunlara dikkat etmeli, cinsellikten, kelimelerden, kendinden, çıplaklıktan utanmayan, kendine bakan, spor yapan geleceğin kadınlarını yetiştirmeliyiz. Belli konularda açık olmak da yetmiyor zaman zaman, o konuyu yok saymak da eğitim konusunda geri kalmaya yol açıyor. Soru soruldukça, değişimler geldikçe annenin kızına, babanın oğluna vermesi gereken bir eğitim bu. Sanki yokmuş gibi yaşamak ne alaka? Neyse...

Her jinekoloğa gidişte soğuk bir 35 yaş kadınını oynamayı canlandırırım gözümde. Bacak bacak üstüne atılır, çay mı kahve mi ne istenmişse yavaşça gazeteye göz atılarak yudumlanır...He heeee!

Bunun yerine olay şöyle vuku bulur; Eller, bacaklar düğüm olur, doktor yarı tanrı gözüyle görülür. " Ne olur acıtmayın, ay benim tatlı canım!" modlarına girilir ( tabi kelimlerle dışarı yansıtılmaz ama içerden de kuvvetli ve soğuk kadın gibi değil ürkek küçük çocuk gibi hissedilir ) Hatta sinirsel olarak sıçırganlık bile yaşanabilinir. O derece yani! Tam vakayım canım ben! Bu bendeki tepkilerin "olmaması gerekenler listesi"ne alınması ve kızımda tersinin uygulanması önemle dikkate alınır. En azından alınmalıdır ve alınacaktır. A ha bunu da buraya önemli not olarak düştüm!

Evet, muayene esnasında jinekoloğum ve asistan kızla beraber kurcala et, serviks'in muhteşem sağlıklı olduğunu gör :) İkinci zafer duygusu, birincisi " Ne kadar zayıfsın!" dendikten sonra yaşanmıştı. Bebeğin gelişimine başlayacağı yerde kocaman bir boşluk seyret, yani ekranda içine bak :) Tamam! Bitttiiii!

Aaaa! Ancak bu sefer neyi fark ettim, tamam belki rahat olamadım, ıy mıy dedim kendi kendime ama eski erkek jinekoloğumda yaşadığım kıpkırmızı olma sendromunu yaşamadım. Acayip acayip terlemedim. Tamam, ben bir orta yaş kadınıyım. Soğuk ve eleganım!

Smear testi için sonraya erteleme. Adet'in birinci ya da ikinci gününde ikinci randevu. Hastanelerin durumunu ve Sharjah'daki devlet hastanesinin gayet iyi konumda olduğunu anlama, normal şartlar altında zaten benim burnumun dibinde sürekli gittiğimiz yer var, oraya da geliyormuş jinekoloğumuz, biliyordum zaten bu detayı.

A bir de kan aldılar kolumdan. Ah! yine geriye gitti aklım. Ne tuhaf ki, işte taa altı yıl önce bugünkü halinde olan kızım için de bu aşamaları geçirmiştim. Sonra, dönüşte çok salak bir bulvarda yanlış yere dönerek yolumu kaybettim. Bulvara en az beş giriş çıkış var ve 360 derece dönüyor haliylene :) Klasik...Hangi yoldur ki ilk defa girilir bir yol kaybedilir.

Öyle bir huy ki sürekli hayatımı karşılaştırırım, geçmişte şartlar neydi? Ufaklık nasıl bir ortama doğmuştu? Okul hayatı neydi ne değildi? Benim yaşamım ne standartlardaydı? Falandı filandı...Böyle karşılaştırmalar yapınca insan o zaman elindekinin değerini anlar hale geliyor. Hakikaten unutanı sevmiyorum ben. Bunu telkin edene de kızıyorum. Nedir hayat öyleyse? Sürekli anı yaşayan biri nasıl şükredebilir ya da yanlışlardan dersler çıkarabilir? Benim kitabımda unutmaya yer yok. O yüzden, hayatımızda ilk defa özel sağlık sigortamız oluyor ve onun da acayip keyfine varıyorum. Hani, nasıl aromalı bir kahveyi yudum yudum içersin aynen öyle!

Bir dolu ilaç yazılmıştı ya, önce elimdeki listeyle karşı tarafta kliniğin kendi eczanesine gittim. İlaçların fiyatlarını gördüğümde gözlerim döndü, acaba yarısını mı ödeyeceğim? diye düşünürken ilk gittiğim yerde reçetedekilerden biri olmadığından ve sigorta ilaçları karşıladığı için, başka bir eczaneye yollanıldım ve aynı cicianneme benzer bir eczacının yerine girdim.

Hemen ardarda isimler raflardan çıkartıldı. Folik asid'i vermiyormuş, onu ben ödeyeceğim tamam derken, bayan dedi ki; " Siz, bu ilaçların parasını ödüyor musunuz normalde, yani sigortanız ilaçlarınızı da karşılıyor mu?" Bir anda kafam karıştı, ödendiğini hatırladım ama yüzde yüz emin de olamadım. " Bir eşimi arayayım." dedim ve cep telefonunun debelenme sesini dinledim. Klasiktir zaten, sessizde! Sonra, ben bizimkinin masasını ararken eczacı da kartımın numarasını vererek sigorta şirketimi aramaya başladı. Hemen, ikini denemede açıldı ve oradan " %0 ödeme." diye bir talimat geldi.

Amanın! %0'ı ben ödenmiyor, teminat dışı diye algılıyorum. Ama eczacı tam tersi olduğunu anlattı, yani benim ödeme yapmam gerekmiyormuş. Hemen kartımın arkasına bunu yazdı, ilaçlarımı nasıl kullanacağımı ekledi ve sonra benim ismimin Arap ismi olduğundan falandan filandan derken eczacının Irak'tan geldiği ortaya çıktı.

Nasıl modern görünüşlü, yaşı sanırım altmışlardadır. Kendi ülkesinde üniversitelerde ders verdiğini anlattı. Irak'da evine de eczanesine de el konulmuş. Kimlerin olduğunu da bilmiyor, öylesine bir kaos... Buralarda, Iraklılarla, İran, Suriyelilerle falan komşu ülkeler olduğumuz için hemen Türkiye, " A İstanbul!" diyiveriyorlar. Hatta, muhakkak ya ailenin bireylerinden biri ya da kendileri Türkiye'yi ziyaret etmişler. Ajman'da bir kocaman market bir kuaförün ismi İStanbul, Sharjah'da da aynı ismi görmek mümkün. "Allah yardımcınız olsun." dedim. Ne denilebilir ki? Geriye yağma mantığından hiçbir şey kalmamış. Ayrılırken, " Tekrar görüşmek üzere Evin kedisi." içtenliği de eklenince "Ay ne güzel, sanki kendi memleketimdeyim yahu!" diye düşündüm. Başka ülkelerde, farklı kültürlerle yaşamanın bile belli bir süre sonra aynı değerlerle devam ettiği gerçeği.

Allah'tan trafik dönüş istikametinde yoğun değildi, daha okula gitmek için bir saatim vardı ve inanılmaz yerlere girip çıkıp, gidiş yoluna geliş şeklinde girip arabayı çevirerek filmlerde yaşanabilecek bir olayı da önlemiş oldum. O sırada, ışıklar yüzünden bütün trafik durmuştu. Zaten, aksi taktirde öyle bir manevra yapmak mümkün değildi. Bir araba parkına girip sonra vazgeçerek kimse olmayınca gidiş yerinden geri çıktım, suçluyum memur bey! Kaçacağım dediğim yola bu sefer tekrar "Yaşasın kurtuldum!" dediğim bir an girip delirmişim, gerisini hatırlamıyorum...

Neyse, dediğim gibi iki sene önce geldiğimde ter atarak kaybolduğum Sanayi yolunda artık bir canavarım vesselam. Neymiş? Kaybolmadan yol yordam öğrenilmiyormuş.

Ardından, bugün beşte yüzme dersimize gittik. Dünden sonra ikinci kez, okulumuzun emekliye ayrılmış olimpik yüzücüsünden. Kadıncağızın altmışlarını fersah fersah geride bıraktığını düşünmekle beraber, bu kadar mı olur demek geliyor içimden. O nasıl omuzlar öyle?! Tabi ki yaşlanmaya yenik düşülmüş ama o yaşta bir babaanne, anneanne neredeee, bu nerede?

Derslerini normal şartlar altında verdiği klüpte yüzme havuzu yenilenme çalışmaları yapıldığı için veremiyor. Burası bize 10-15 dakikalık bir yolda, Sharjah'ın en büyük yüzme havuzunun olduğu bir otel. Veliler, havuzun çevresinde oturur, kendi çocuklarına inanamaz gözlerle bakarken ufaklıklar da öğretmenleriyle ciddi anlamda ders görüyorlar. Otelin yapısı biraz Sink Sink hapishanesini andırsa da fiyatlar gerçekten de insanı enayi hissettirmeyecek düzeyde seyrediyor. Günlük kullanım ise yıllık üyeliğe göre bizler için çok daha uygun düşüyor.

Gittiğimizde, velilerden tanıdığım Chen orada, oğlu Anthony yüzme grubunun içindeydi. Çocuklar kulvarda o kadar profesyonel yüzüyorlardı ki çok hoşuma gitti. Bu, ileri grup. Öğretmen onlarla aynı hızda havuz kenarında yürüyerek direktif veriyordu. Chen'le de klüp üyeliğini konuştuk.

Bana göre, verilen paranın değmesi lazım. Az da olsa önemli değil, bir üyeliği ne sıklıkta kullandığın daha önemli. Onların da öyleymiş çünkü hesaplamamda hafta arası babayla kızım için hiç şans yok. Saat altıda hava kararıyor. Geriye hafta sonları kalıyor ki benim için sabahtan akşama kadar klüp olayı gereksiz bir durum. Hadi sabah kahvaltısı evde alelacele yapıldı diyelim hafta sonu kahvaltı yapma tembelliğimiz bile kalmayacak geride. Ve aile içinde en fazla ben kullanabileceğim ki adil değil. Ne zaman gitmek istersem o zaman ücret verilmesi daha uygun şimdilik.

Yüzme derslerine gelince...Bütün bir gelişimin adım adım gözümün önünde olması
ne kadar da güzel! Hatta, ağlanası bir durum! Chloe'nin ciddi kulaç attığını, kafasını suya soka soka kabarcıklar çıkarttığını, öğretmeninin sürekli O'nu örnek gösterdiğini, telefonda " Henüz, atlamaya bile hazır değil." derken abartmıyorum, bir gün içinde O'na doğru kulaç atabilecek noktaya geldiğini ve en önemlisi bunun için ciddi bir istek duyduğunu görmek...Geçen sene hastalıktan şundan bundan dolayı devam etmediği yüzme derslerinin bile faydasının bu seneye aktarıldığına tanık olmak...Ve bu bebeğin 850 gramdan bu hallere gelebilmesini seyretmek, hamur yoğurur gibi O'nunla ilgilenebilmek...

Dersten sonra öğretmeni gelip " Herşeyden önce dinliyor, söylenenleri harfi harfine uyguluyor ki bu benim için çok önemli, iki günde yaratılan gelişimi gördünüz mü?!" dediğinde nasıl da gözlerinin parladığını, buradaki çocukları motive ederek alabilecekleri en iyi sonucu alma politikasını ne kadar sevdiğimi, yapana da yapamayana da yanlışları hatırlatılarak nasıl da eşit derecede ilgi gösterildiğini düşünüyorum. ( Bu detayı Çoban için yazdım. O'nun da kendi bloğunda kızıyla yaşadığı deneyimden ne kadar farklı bir bakış açısı olduğunu belirtmek istedim. Bunu sürekli kendim de karşılaştırma yaparak deneyimlediğim için yazdıkları düşündüklerimle cuk oturmuştu.)

Kısacası, burada kendi ülkemde yanına bile yaklaşamayacağım şeylere sahip olmanın zevkini çıkartıyorum. Her an kafam meşgul. Çocuğuma bunları verebilmek için "Türkiye'de neler yapmalıydım?" diyorum kendi kendime. Benim suratımı bile göremezdi ki! Amaç, kötülemek değil ama yaşadığım her neresi olursa olsun eksiler ve artılar, bunların bilincinde olabilmek... Türkiye'deki bu; " Paran olursa kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerine sahip olursun, yoksa çocuğunu da kendini de çöpe at!" zihniyeti hakikaten beni çok kızdırdığı için.

Tamam, İngiltere de çok pahalı ama özel okul olmazsa olmazlardan falan değil. Çok az ailenin yararlanabildiği, hatta gereksiz bulduğu bir seçenek sadece. İki sene önce altı yaşında olan ufaklığın kuzeni Benjamin'in devlet okuluna gitmiştik de kendi kendime "Aman Allah'ım!" demiştim. Her bir öğrenci tek tek tanınıyor ve birey olarak ayrı konulardaki yetenekleriyle algılanıyordu. Bizdeki gibi bir konu seçilip dayatılmıyordu. Ya da her öğretmen kendi sınıfındaki en iyiye yapışıp, kendini bu konuda zorlayan, çaba sarfeden çocuğunu görmezden gelmiyor, tersine en önemli şeyin çabalamak olduğunu düşünüyordu.

Türkiye'de bu bakış açısına ulaşmak için özel okuldan başka alternatif yokmuş gibi sunulur ama içerde fabrika mantığı işlediği için " Para para para!" dan başka bir şey demeyen iş sahibinden başka bir şey yoktur.

Okullarımızda para ön planda tutulduğu sürece, maalesef eğitime verilmesi gereken değer ve adalet duygusu hep böyle yaralı kalacak.

Konuya jinekologla başlayıp, eğitim sistemimizle bitirdiğimin farkındayım. Aslında, bunların ikisi ayrı başlıklar altında toplanmalı. Ama durum ve yaşananlar bana bunları düşündürttü. O yüzden paylaşmak istedim.

İyi geceler :)

16 yorum:

elektra dedi ki...

:) öncelikle gaf yapmayayım diye sorayım , hamile misin, niyetinde misin kedi? her iki durumda da iyi şanslar dilerim. ne istiyorsan o olsun.
ben bir cesaret edemedim ikinciye. tam da yazında bahsettiğin yurdumun koşulları nedeniyle. öyle zor ki bir çocuğu dünyaya getirmiş olmanın sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmek bu memlekette. anca bir tanesine yetebiliyor kişi. ya da ben belki çok mükemmeliyetçiyim. neyse, sonuç, olmadı:)
iyi dileklerimle...

balanne.com melike yaşar dedi ki...

gebelik fizibilite çalışmalarına kolay gelsin..
Bu arada işlerinin tıkırında gitmesine sevindim..

kecilerin cobani dedi ki...

yani elektlaya bu kadar katilsam ancak o kadar olur. yamuk cumle ama anlamistirsiniz.. ama bu benim ahval ve seraitim tabii..
chloe'nin de yuzmesine bayildim. benim en sevdigim ve 5 yasimdan beri yaptigim en iyi sey. en iyi yaptigim sey hatta. bazen yuzerken eger yuzemeseydim noolurdu diyorum daha da manyak olur muydum aceba.
bi dakka, tum konulari kapsamadigimin farkindayim, ama afedersin dagkizi, unuttum ben yaa digerlerini yine. ozet de almamistik.

Fatma dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın Ev Kedisi:)) Ruhundaki dinginlik yazıya da öyle yansımışki... Sohbet eder gibi, ağır ağır yazmışsın sanki, okurken seni dinler gibi oldum. İçimden 'evet evet aynen, bak burada haklısın, ben de şöyle birşey yaşamıştım jinekologla' falan diye düşündüm habire. Ben aslında köylü bir ailenin köylü bir kızı olaraktan hep rahat oldum jinekologlarda ne hikmetse:)) Gerçi çoğul kullanmamak lazım, bir jinekoloğum oldu İstanbul'da sadece ve yıllarca hep ona gittim, bir nevi arkadaşımdı da kendisi ve de erkekti üstelik. Ben böyle doktor, dişçi, kuaför durumlarında çok mıymıyımdır. Kafama uyan birini buldum mu yapışırım, bırakmam bir daha. Hatta İngiltere'ye taşınınca bile e-maille kendisinden fikir sordum başlarda da beni tersledi kendisi 'orada doktor yok mu, güven biraz insanlara' diye:)) Ama dişçilere kesinlikle güvenmiyorum burada. Hele bizim kasabadakine... Türkiye'ye gittiğim ilk fırsatta dişçimin kapısını çalacağım. Çocuk meselesi, Türkiye'min koşulları konusunda da katılıyorum sana.
eeemmmm, başka ne konudan sözetmiştin? Hah, yüzme... Yüzmeyi birkaç yıl önce öğrendim ben. Hala da iyi yüzemiyorum. Cankurtaranların gözleri benim üzerimde oluyor havuza gidince, o kadar çırpınıyorum demekki suyun içinde:))
Böyle işte... Umarım herşey yolunda gider de isteğin gerçekleşir ve sağlıklı bir süreç yaşarsın. Jinekolog ve hastane ortamı çok iyi anlattığına göre. Türkiye'deki tecrübenden daha iyi bir doğum tecrübesi olacağı kesin.
Kendine iyi bak, dinginliğin daim olsun.
Sevgiyle,
Fatma.

Evin Kedisi dedi ki...

I ıh, daha hamile değilim, buraya yazayım da korkup ben vazgeçtim yapmayayım dedim :)

İnsan yetiştirmek zor zanaat olmakla beraber deli dolu, yeri geldiğinde ciddi, hayatın farkında olan ve bunu çocuğuna yansıtabilecek kadınlara doğurması, Türkiye ortamının kalitesini yükseltmesi rica olunur.

Gerçi, hepbirlikte bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete durumları baki olsa da varsa başımıza bir gelecek katlanırız di mi ama? :)

Mükemmeliyetçilik zaman zaman insanı kabız edecek kadar zorlar ama bu çocuklar var ya bu çocuklar insana neler neler öğretir şaşar kalırsın Elektra. Tabi, teslim olmak yok, o ayrı mesele :) Bir de acayip seviliyormuş yahu, valla bi yap da gör :)

Yazdıklarım çoban salatası tarifi verirmiş gibi bir izlenim yaratsa da hakikaten yaşanası bir duygu. Zor ama çok zor, her zorluğun arkasından gelen sevginin şiddeti nasıl olursa onu milyonla çarp, işte öyle bir şey.

Ama ilginçtir tabi yaşanmayınca da yokluğunun farkına varılmayan, hatta çocuklu görünce imdatınız denilerek kaçılan da bir durum benim için.

Biraz karışık bir anlatım oldu yahu!

Evin Kedisi dedi ki...

Balanne; Eyvallahhhh! Teşekkürler :)

Çoban'ım mını mınım benim yaaa! Valla bir insan tanınmadan bu kadar mı sevilir ve mıncıklanmak istenir anlayamıyorum ki?! Ama öyle ne yapayım?!

Sen bırak şimdi yamuk yumuk cümleyi falan da Deniz gibi de bir afet yetiştiriyoruz çaktırmadan, onu söyle :) Helallll!

Yüzme durumlarını evet ben de düşünüyorum, mantardan sonra (!)ay ne iğrencim di mi? kendime değil ama kızıma profesyonel ne kadar devam ederse o kadar. Bitirmek isterse de ona bağlı tabi :)

Ben de yüzmeyi severim de denizde yüzeyim tuzlu tuzlu bundan sonra. Öyle karar verdim :)

Yani, ben hiç hırsları olmayan yumuşacık bir anneyim, hele de adet dönemleri öncesi ailedeki herkese teker teker bu tatlılığımı tastik ettiriyorum. Hırrr!

Çoban'cım sen gel boşver konuları özetlemeyi falan, ben seni geçirecem bütün derslerden söz :)

Evin Kedisi dedi ki...

Fatmaaaaa!

Bak, konuları çalışkan öğrenci nasıl da özetliyor?!

Jinekoloğun ile ilgili olarak hem arkadaşımdı anektodunu uygulayan bir kişi daha hatırlıyorum ama onları nasıl biraraya getirebilirm hiç bilmiyorum. Mesela, eskiden tanıdığımız o İngiliz bayan ve kocası ile jinekolog ve ailesi akşam yemeğe falan çıkıyorlardı. Ya ne bileyim, çok gülerim ben. Diyorum ya bazı taraflar yontulamıyor be Fatma.

Ben aslında kendimin ne tip bir insan olduğunu bile anlayabilmiş değilim. Çok ciddi olduğum zamanlar vardır, deli öfke patlamaları yaşadığım, içimin çok ciddi olduğu anlar ama bir taraf da hala şamatacı, kuyruk takıp gülen cinsten " Kalaycı geldi hanııım" diye milleti makaraya alan türden.

Ama bildiğim tek bir şey var. Ciddi olunması gereken yere benim bu samimi tarafımı kullanıp da sululuk taşıyanı sevmem. Herşeyin bir yeri var diyenini alayım, gerisi kalsın :)

Yazdığın uzun yorum ve iyi dileklerin için çok teşekkür ediyorum. Dişçi durumları demek o kadar kötü? Doktorunu tanımak ve güvenmek de çok önemli.

Sen de benim gibi alışkanlıklar insanısın sanırım. Kolay kolay değiştirmeyen tür.

kecilerin cobani dedi ki...

evinkedisicim,
sende beni simartma potansiyeli hat safhada. bayiliyorum tabii. ehehe.
minciklama konusunu bi kocama danisiiim once.
fatma benden caliskan, evet. guzel yazmis ve de..

_haylazcoban_

Fatma dedi ki...

Bak yanıtlamadan duramıycam, evet eskiden beri bir 'ineklik' durumlarım vardır. Derslerimi iyi çalışırım(dım):)) Jinekoloğumla o kadar da yakın değildim, yemeğe çıkmak falan yani... Şöyle diyeyim, aynı politik çevreden olmanın rahatlığı vardı aramızda.

Ben de kendimi çok yüzlü diye bilirim, biliyor musun... Çok çocuksuyumdur, neşem yerinde olunca yani. Takılır dururum yanımdakilere, kıkır kıkır gülerim habire. Ama sinirliysem, kimse yaklaşmasın yanıma... Burnumdan çıkan buharlar görülür neredeyse. Çok feci sinirleniyorum, adeta gözüme, beynime perde falan iniyor, hiç birşey görmüyorum. Özellikle o malum dönem öncesi. Son zamanlarda da daha bir fena sinirlenir oldum üstelik. Ama genelde kıl birisiyim galiba, titizimdir, düzenliyimdir, çok eleştiririm herşeyi. Birtek randevular konusunda düzensizimdir, hep geç kalırım ama geç kalanlara da uyuz olurum niyeyse. Bazı yönlerimle çok modernimdir de bazı yönlerimle de çok tutucuyumdur mesela. Yeniliklere, özellikle teknolojik olanlarına acaip ayak direrim. Kuşkuyla yaklaşırım önce. Yani karmançorman bir yapım vardır:))

Evet, iyi demişsin, alışkanlıklar insanıyım tam da. Ama aynı şeyleri uzun süre tekrarlamaktan veya aynı yerde uzun süre yaşamaktan da sıkılan biriyim ayrıca:)) Aklıma, standupçı Beyazıt Öztürk'ün bir tiplemesi geldi şimdi: Sapık tiplemesi vardı bir, döner isterdi ama dönmeyeninden, yağmur yağsın isterdi ama ıslatmasın... Sanki onun gibi hissettim bir an kendimi tarif ederken:)))

Çocuk sahibi olmak üzerine tariflerini çok tuttum. Özellikle 'yaşamayanın da yokluğundan haberdar olmadığı' kısmını. Çok güzel gerçekten eline sağlık. Demişsin ya, buraya yazdım, kendime baskı olsun diye. Ben de yazdım bloğa çocuk sahibi olmaya karar verdim diye, kendime baskı olsun da kararımdan vazgeçmeyeyim diye. Ama ondan sonra kırk kere fikir değiştirdim:))

Neyse, canım sohbet etmek istiyor demekki, uzattım acaip. Balık yaptım fırında, şöyle bol domatesli, limonlu, soğanlı falan. Ben gidip onu yiyeyim:))
Tekrar sevgiler.

miso dedi ki...

Sevgili evin kedisi
Mmm, o zorlu deneyimden sonra ikinci çocuğa niyetlenmen gözlerimi yaşarttı. Evet, biliyorum, tek çocuk yalnız çocuk, yetmez, çocuğa kardeş lazım falan filan. Ama bu misonun kafa kaldırmıyor, ikinci konusu aklına geldiği anda kendini oradan oraya atıp, kuş beyninin içinde konuyu değiştiriyor. Ya da gidip başkalarının çocuğunu öpüp koklayarak biraz olsun özlem gideriyor.
Şimdiden tebrikler.

marruu

Ferhanca dedi ki...

Niyetlenmişken ikinci çocuğuda yapın ,yoksa vazgeçersiniz.
çok güzel anlatmışsın doktor korkusunu .Benim de çok samimi bir jinekolok arkadaşım vardı şimdi İstanbulda yasşıyor malesef benim için .Çok tatlı dilli iyide doktordur beni ikinci çocuğa razı edip ,doğumuda normal yaptırdı .Çümkü, ben birinci doğumdan sonra kattiyen çocuk yapmam demiştim tek çocuk iyi demiştik ..şimdi Oğlan Amerike da kızda lise üç kız hala bzim içn bebek ama o büyüdüğünün farkında biz öyleyiz..şimdi iyi doğurmışım gülümü diyorum..haa doktor arkadaşımdan bahsediyordum derdiki''kızım köylüler daha iyi çekinmeden muyene olurlar , en ufak sorunları olduğunda dr ye gelirler bzizm gibiler zor gidiyor buna jinekolok dr lerde dahil'' derdi ondan epeyce bilgilenmiştim şimdi yazını okudukça hepsini biliyorum dedim sormayıda severim ondan herhalde..sevgiyle kal...selamlar..

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Fatma;

Tek yüzü olan bir insan olabilir mi acaba? Mutlu olan yanımız matrak bizim ama hakikaten de mutsuz yanımız hiç çekilmez. Yani, benim öyledir. Tam bir huysuz olurum. Ama kendimi biliyorum, yaşlanınca vallahi kimsenin kafasına ekşimicem, ekşimicem, ekşimicem...diye kendime telkinde bulunuyorum. Canım, Türkiye alışkanlıklarına ve bakış açılarına sıkkın, bunu bilahare yazarım belki bir gün. ÖZgürlüğümü çok severim ben. Vicdanen ve aklen hür olmayı. Kimseye borçlu hissetmemeyi, bir şey yapmak için değil, gerçekten istediğim için yapmayı...Offf sıkkınım biraz galiba :(

Evin Kedisi dedi ki...

Valla Miso ben de bilmiyorum. Hiçbir duygu sürekli aynı şiddette ve yerinde donmuş gibi kalmıyor ki, bazen içten sel gibi geliyor, coşkun coşkun çağlıyor, bazen " Ya, ben ne yapıyorum, ya başımıza aynı şeyler gelirse, kendine gel kızım!" diyorum. Bazen rahatlığımı, kendi kendime kalabilme özgürlüğümü ve bu konuda geri vitese hızla takacağımı bilmekten ürküyorum. Eski anneler bizler kadar " Benim özel zamanım!" diyen kadınlar değillerdi. Bizler daha bir bireyselleşmişiz, iyi de olmuş, daha bir kendimiziz, annemin " Bu kitabı okuyamıyorum, sinir krizi geçiricem şimdi!" dediğini duymadım ben ama ben okumazsam, yazmazsam gerçek tuhaflıklar yaşıyorum. Hiçbiryere yazamazsam ferman ferman mektuplar döşüyorum millete sonra kime ne yazdığımı unutup tekrar baskılar yapıyorum ama böyle...Zorluklarını çok iyi öğrendim. Zaten daha aslında çook erken konuşmak için. Yine de kararı almak yolun yarısıdır mı demişti atalarımız? Teşekkürler yorumun ve içtenliğin için.

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Ferhanca :)

Teşekkürler, böyle destekleyici yazılar gelmesine de bayılıyorum. Bizimkilerin hiçbir zaman " Torun ne zaman?" halleri olmamıştır belki o yüzden geleneksel bir çocuk sevinci de içimi kıpırdatıyor desem yalan olmaz. Bakalım, yaşayalım, görelim...Çocuklarınızı Allah bağışlasın. İnsanın aslanlar gibi büyütmesi acayip bir zevk.

balanne.com melike yaşar dedi ki...

Bilmem nedendir ama ilk çocuk KAMU malı gibi oluyor. 2. çocuk tamamen çekirdek ailenin. 1. de aile büyükleri bebek meselesi artık aşıldığı için (yapabilecekleri tüm şebeklikleri, şefkat çeşmesi olma yada bende sana aynını yapmıştım hatta şu senin kocan varya bebekken(bu arada o hala bebek) diye..)2.siyle kendi geliştirtiğin yöntemleri evrenselleştirerek şımartıyorsun. yani bizde böyle oldu.

Evin Kedisi dedi ki...

İlginçtir benim ilkinde de öyle bir dalgalanma yaşanmadı. Hamile kalana kadar kimseden ( iki taraf da dahildir buna ) ne zaman falan gibi bir soru bile gelmedi. Bizde sanırım bu gidişle birinci de ikinci de çekirdek ailenin :) Bir de böyle ikinci ikinci diye konuşup mor olma ihtimali de var tabi.