Hamilelik ve doğumla ilgili videolarda Dr. Kağan Kocatepe'nin farklı bir şekilde baskınlığı var. 32 ve 36 hafta aralığı 9. ayı gösteriyor. Demek ki ben 9. ayın içindeyim ki inanılmaz! Geri kalan 36 ve 40 aralığı ise 9 artı 10 güne gelen kısım.
Dün gece ciddi bir reflü sıkıntısı vardı. Hiçbir konu tam kurallara bağlı kalmıyor, mesela sol tarafa yatmak önerilse de benim sol kaburgama bir baskı var, sırt üstü yattığımda nefes alamıyorum ve uykuya geçiş sürekli sağ tarafa yatarak başlıyor.
Bebeğin hareketleri ayrı bir muamma. Bir saat içinde on hareket...Bu benim için ikinci imkansız konu. Tekmelemeler yer darlığından dolayı ciddi derecede azaldı, hareketten kasıt dönme duygusu. Sıvının içinde kayarak hareket ettirilen popo, belki kol ve bacaklar. Bir anda değişen göbek şekli...Ancak kesinlikle matematiksel bir hareket tespitine gitmek istemiyorum, belki de korkuyorum, ondandır. Aslında ben artık doğumu yapıp bu bebeği gözlerimle izleme niyetindeyim. Görmeden yalnızca hissetmekle bir şeylere karar vermek çok zor. Ve ayrıca benim için stresli.
Sürekli bir çizgide gidilmese de dün akşam uyku durumu çok zorladı. Dolayısıyla sabah kalkışlar artık iyice geçlere kaymaya, hareketler kısıtlanma aşamasına girmeye başladı. Ağırlığa alışkın olmayan bir vücut kesinlikle mutluluk hormonu salgılamıyor, terleme çok daha yoğun seyrediyor.
Saçlarım neredeyse hiç dökülmüyor ama kısa kestirilmeli mi? Bu hafta sonu kızımın arkadaşının doğumgünü için aldığım hediye yetersiz geldi gözüme, kardeşine de bir şey almam lazım ve yarını planlıyordum çıkmak için...Oysaki bugün, ancak o da canım istediği için karnıyarık yaptım, kızartma tavası şusu busu derken kendime bakmam gereken kısmı es geçmek zorunda kaldım. Yani, güne ancak bir iş yapabilir durumdayım. Mutfağın yerleri, fırın, banyolar günlük bakım bekleyen yerler olsa da görmemezlikten gelmeye çalışıyorum. Battıkça da sinirim tepeme çıkıyor.
Dışarıya çıkma işini bile gözümde bu kadar büyüttüğüme inanamıyorum. Laila'ya şampuan gerekiyor, yıkanması lazım, iğrenç kokuyor, dişlerinin kontrolü, eve çağırılması gereken tamirciler, klimaların temizlenmesi, kapıların tamiri...
Köpeğe tahammül edemiyorum. Yanımda olmasını, temizlik yapılan odaların ıslak kokmuş çorap gibi kokmasını istemiyorum. Bizim odada yerde yatıyor, uykuya dalmadan önce en nefret ettiğim ağız şapırdatması sesini belki on kere çıkartıyor.
Offf!Kötü müyüm? Bilmiyorum, işin iyiliğine kötülüğüne değil ne hissettiğime bakıyorum. Ve yine anlıyorum ki evde köpek bakımı ancak çocuk olmadığında, temizlikçin olduğunda, zamanın ve enerjin bol olduğunda makbul. Yine toparlanmam için sanırım zamana ihtiyacım var.
Hamilelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hamilelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Mart 2009 Pazar
7 Mart 2009 Cumartesi
Creek Park ve Gözlemler...
Hava iki gündür gayet serin ve güzel. Dün Creek Park'a gittik ailecek. Bence dünyanın en büyük mutluluğu, çocukların sen ve kocan, hepberaber dışarda bir şeyler yaparak eğlenebilmek, uçurtma uçurmak, tatlı tatlı esen bir rüzgarla kitabını okuyabilmek...
Kocaman bir park yapmışlar, Dubai bu yönden son derece gelişmiş. Birincisi doğası ile oynayarak, kısacası çölü bir doğa harikasına çevirerek yapıyor bunu. İstanbul ki eski kitaplarda bir sincabın ağaçtan ağaca atlayarak bir uçtan bir uca dolaşabildiği mekanmış, şu getirilen hale bakınca insanın yüreği acıyor. Burada ise hiç beklemediğim ve ummadığım bir şekilde yoktan güzellikler var edilip, minnacık ücretlere halka açılıyor.
Türkiye'de bu dışa kapalılık, bu eğitimsizlik, bu " Herşeyde bizden iyisi yok" mantığı ile yaklaşıldıkça, dünya örnekleri hep yokmuş gibi davranıldıkça, insanımız gezip görüp kafasına dank etmedikçe hep böyle olacak. Arap Emirlikleri diye Suudi Arabistan'la karıştıracağız, aklımızdaki öcülükler ve doldurulmuşluklarla gittiğimiz bu memlekette ağzımız beş karış açık öylecene bakakalacağız. Bu arada, Suudi Arabistan'a da gitmeden konuşmayayım şimdi.
En önemli farklarımızdan bir diğeri heryerdeki fiyatların ( çok lüks lokantalar dışında ) birbirine eşit olması. Mesela parkın orta yerinde tek olarak açılmış bir fast food mekanı diyelim. İsmi cismi heryerdeki standartalara uymuyor ama olsun, aldığın herşeyin birincisi koskocaman fiyat listesi gözüne sokula sokula ortada ( İngilterede de öyledir, kapıdan içeri girmeden liste orada bekler, müşteri ilk oraya bakarak hem yemeklere hem de ödebileceği miktara karar verir ) ve ne tek diye su iki üç kat fiyatına satılıyor, ne de yemek...
Çok iyi bir denetim var demek ki diyor insan kendi kendine. Biz kıçı kırık Sabiha Gökçen Havalimanına geldiğimizde sıkı durun şimdi, bir tane küçük Türk çayı bardağı ile çay, bir minik belki dışarda 250 kuruşa satılan süt ve kahveye 16 milyon lira ödedik!!!! Yani, benden başka satan yok, kazığın Allah'ını koyayım diye bir bakış açısı yok buralarda. Petrol istasyonları Türkiye'de çok kazıktır mesela, burada herşey köşe market fiyatına, belki birazcık fazla, karları o kadarla sınırlı tutulmuş.
Sabah on gibi harika bir trafikte çıktık ( Cuma olduğu için ) belki 20 dakikada parka gelip devasa park alanında park edip ( bu arada hep İstanbul'daki Fenerbahçe Parkını düşünüp, insan insan üstünde, araba araba üstünde hallerine iç geçirerek...) içeri girdik.
Barbekü yapılacak sayısız alan, bir sürü ağaçlar, bakımlı mı bakımlı çimler, Tele Tubbies'i hatırlatacak küçük yükseltiler, martılar ve minnacık sahiller, yine sayısız şekilde ve kalitede oyun parkları, bir sürü aktivite, uçurtma uçuranlar, piknik yapanlar, teleferik...Daha ne diyeyim bilmem ki?! Rengarenk insan kalabalıkları...Filipinlisi, Arabı, Sri Lankalısı, Hintlisi, Avrupalısı...
Saatlerce kalıp oksijen depoladık, yine normal fiyatlardan fazla olmayan küçük bir mekanda martılara karşı yemek yedik. Eşime gelen tavuk şiş rezaletti bu arada. Kızım hopladı, zıpladı, ip atladı, yeni arkadaşlar edinip oyun parkında oynadı, eve gelirken hepimiz amele yanığı şeklinde güneşe maruz kaldığımızı bilmedik de, akşam olup da yanmaya başlayınca anladık :) Bir dahaki sefere bu dönemlerde gittiğimizde yanımıza kendi piknikliklerimizi almayı da kafaya koyduk.
İki numara acayip mutlu bir şekilde tekmeler savurdu durdu. Kesinlikle dış dünyaya karşı tepkiler gösteriyor artık. Özellikle ben mutlu ve huzurlu isem hareketli, tersi ters maalesef :( 32.hafta da geride kaldı. Şimdilerde dışardan gelen ısılara karşı da duyarlı olduğu için, elini koyduğun yeri hissedip oradan vurabiliyor mesela. Çok ilginç...
Benim iki gün mesela inanılmaz kötü bir reflüm var ise, sonradan kendinden geçiyor daha doğrusu bir ara veriyor, ardından tutulmalar yaşanıyor, hadi ona da ara veriliyor. Yani, burnumdan getirecek pek bir şey yok ağırlık dışında şu an. Tabi ki diyorum ya pat güm kalp tıkıtdatması ve diğer balgam durumları falan kanıksandı artık.
Pazartesi olan doktor kontrolüm Perşembe sabahına kayıdırıldı. Acil bir hasta sabahın iptal edilmesine sebep olmuş. Bakalım...
Kocaman bir park yapmışlar, Dubai bu yönden son derece gelişmiş. Birincisi doğası ile oynayarak, kısacası çölü bir doğa harikasına çevirerek yapıyor bunu. İstanbul ki eski kitaplarda bir sincabın ağaçtan ağaca atlayarak bir uçtan bir uca dolaşabildiği mekanmış, şu getirilen hale bakınca insanın yüreği acıyor. Burada ise hiç beklemediğim ve ummadığım bir şekilde yoktan güzellikler var edilip, minnacık ücretlere halka açılıyor.
Türkiye'de bu dışa kapalılık, bu eğitimsizlik, bu " Herşeyde bizden iyisi yok" mantığı ile yaklaşıldıkça, dünya örnekleri hep yokmuş gibi davranıldıkça, insanımız gezip görüp kafasına dank etmedikçe hep böyle olacak. Arap Emirlikleri diye Suudi Arabistan'la karıştıracağız, aklımızdaki öcülükler ve doldurulmuşluklarla gittiğimiz bu memlekette ağzımız beş karış açık öylecene bakakalacağız. Bu arada, Suudi Arabistan'a da gitmeden konuşmayayım şimdi.
En önemli farklarımızdan bir diğeri heryerdeki fiyatların ( çok lüks lokantalar dışında ) birbirine eşit olması. Mesela parkın orta yerinde tek olarak açılmış bir fast food mekanı diyelim. İsmi cismi heryerdeki standartalara uymuyor ama olsun, aldığın herşeyin birincisi koskocaman fiyat listesi gözüne sokula sokula ortada ( İngilterede de öyledir, kapıdan içeri girmeden liste orada bekler, müşteri ilk oraya bakarak hem yemeklere hem de ödebileceği miktara karar verir ) ve ne tek diye su iki üç kat fiyatına satılıyor, ne de yemek...
Çok iyi bir denetim var demek ki diyor insan kendi kendine. Biz kıçı kırık Sabiha Gökçen Havalimanına geldiğimizde sıkı durun şimdi, bir tane küçük Türk çayı bardağı ile çay, bir minik belki dışarda 250 kuruşa satılan süt ve kahveye 16 milyon lira ödedik!!!! Yani, benden başka satan yok, kazığın Allah'ını koyayım diye bir bakış açısı yok buralarda. Petrol istasyonları Türkiye'de çok kazıktır mesela, burada herşey köşe market fiyatına, belki birazcık fazla, karları o kadarla sınırlı tutulmuş.
Sabah on gibi harika bir trafikte çıktık ( Cuma olduğu için ) belki 20 dakikada parka gelip devasa park alanında park edip ( bu arada hep İstanbul'daki Fenerbahçe Parkını düşünüp, insan insan üstünde, araba araba üstünde hallerine iç geçirerek...) içeri girdik.
Barbekü yapılacak sayısız alan, bir sürü ağaçlar, bakımlı mı bakımlı çimler, Tele Tubbies'i hatırlatacak küçük yükseltiler, martılar ve minnacık sahiller, yine sayısız şekilde ve kalitede oyun parkları, bir sürü aktivite, uçurtma uçuranlar, piknik yapanlar, teleferik...Daha ne diyeyim bilmem ki?! Rengarenk insan kalabalıkları...Filipinlisi, Arabı, Sri Lankalısı, Hintlisi, Avrupalısı...
Saatlerce kalıp oksijen depoladık, yine normal fiyatlardan fazla olmayan küçük bir mekanda martılara karşı yemek yedik. Eşime gelen tavuk şiş rezaletti bu arada. Kızım hopladı, zıpladı, ip atladı, yeni arkadaşlar edinip oyun parkında oynadı, eve gelirken hepimiz amele yanığı şeklinde güneşe maruz kaldığımızı bilmedik de, akşam olup da yanmaya başlayınca anladık :) Bir dahaki sefere bu dönemlerde gittiğimizde yanımıza kendi piknikliklerimizi almayı da kafaya koyduk.
İki numara acayip mutlu bir şekilde tekmeler savurdu durdu. Kesinlikle dış dünyaya karşı tepkiler gösteriyor artık. Özellikle ben mutlu ve huzurlu isem hareketli, tersi ters maalesef :( 32.hafta da geride kaldı. Şimdilerde dışardan gelen ısılara karşı da duyarlı olduğu için, elini koyduğun yeri hissedip oradan vurabiliyor mesela. Çok ilginç...
Benim iki gün mesela inanılmaz kötü bir reflüm var ise, sonradan kendinden geçiyor daha doğrusu bir ara veriyor, ardından tutulmalar yaşanıyor, hadi ona da ara veriliyor. Yani, burnumdan getirecek pek bir şey yok ağırlık dışında şu an. Tabi ki diyorum ya pat güm kalp tıkıtdatması ve diğer balgam durumları falan kanıksandı artık.
Pazartesi olan doktor kontrolüm Perşembe sabahına kayıdırıldı. Acil bir hasta sabahın iptal edilmesine sebep olmuş. Bakalım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)