6 Temmuz 2009 Pazartesi

Tatil Geldi Hoş Geldi

Kendim bile inanamıyorum yılların nasıl su gibi akıp gittiğine. İnsanlar der ki yaşlar ilerledikçe zaman çok hızlı akar, sanırım karı koca bizim de başımıza gelen bu.

Zoe'yi dokuz beslenmesinden sonra yatırdım, artık geceleri ve gündüzleri ayırabiliyor, birkaç gündür çok detaylı sesler çıkartmaya başladı, hatta hergün seslere yeni bir tane daha ekleniyor. Sayısı azalmakla beraber zaman zaman altı gibi bir ağlama ne istediğini bilememe dönemi geçiriyor küçük koala hanım. Geçen hafta doktor iki ay ara vermesine rağmen Chloe'nin doktoruna götürdüm kontrol olsun, herşey yolunda mı babında. 500 gr almış ama ayarlayan kendisi olduğu için benim yapabileceğim her an yanında olmak, ihtiyacını anında gidermekten öteye geçemez. Başkası baksa o zaman naneyi yemişti nasıl 500 gr alır diye ama kontrol bende olduğu ve neyin ne olduğunu bildiğim gözlemlediğim için harlayacak kimse de yok.

Chloe tatile geçen hafta girdi, kocam kızımdan bir hafta önce...Bu yaz yapılacaklar o kadar fazlaydı ki tek tek eleme aşamasına giriştik. Haziranı saymayalım ama Temmuz deli gibi bir listeyi devirme dönemi bizim için.

Öncelikle bu yaz burada kalacağımız ve sıcaklığın ve nemin delirdiği dönemler başladığından Chloe'ye sosyalleşmesi, hareket etmesi ve televizyon, bilgisayar ikileminden uzak kalması için yaz okulu araştırdık. Geçen sene gittiği yer bir türlü sabah öğrenci sayısını tamamlayamayınca, daha önceden görüp çok da ısındığım yemyeşil bir butik otel seçtik. Aslında aklım arka sokağımızdaki Kanada okulundaydı ama yaş gereği maalesef bizim büyük kız uygun olamadı, darısı Zoe'nin başına.

Hep yazıyorum okuldan çok memnunuz diye. Geçen Perşembe 1 numarayı almaya ben gittim, baba evde bebekle kaldı. Bu seneki öğretmenin erkek olması bizi biraz acaba da bırakmıştı ama koca bir yılın sonunda MR.Mac'in çocuklara verdiği pozitif enerji, öğrettiği onca bilgi, bir de bizim kızın O'na hayranlığı eklenince işler iyice pekişti.

Doğruyu söylemek gerekirse MR. Mac inanılmaz bir karakterdi, okuldan gelirken arabanın camına suratını yapıştırıp Garfield görüntüsü verebilecek, okulun disko gününde dj lik yapabilecek, evde iki köpeği olan, profesyonel bir grupta davul çalan, çocukların beslenme çantalarındaki patates cipslerini yürütüp yiyen, gözleri ışık saçan bir adam.

Bu sene karısı ilk bebeklerine hamile kalınca ve sanırım burada yalnız oldukları aileden kimseleri olmadığı için ülkesine dönmeye karar verdi. Bu, Chloe için büyük bir darbe oldu. Eve döndüğümüzde benimki arabanın içinde sessizce ağlarken, benim boğazımda bir yumru, aklıma kendi çocukluğumda bizim oralarda ve sanırım da Türkiye'de ilk açılan özel okul geldi. Semiha Şakir...O zamanlar hemen onun karşısındaki Fenerbahçe Lisesi'nde okuyorum, özel okul nedir bilmiyoruz bile. Arkadaşlardan yabancı dili iyi olup, farklı kültürlerden öğretmenlerle okuyan yalnızca kolej sınavlarını kazanmış olanlar. Benim dersler iyi olmasına karşın pek de takmamışım. Kolej de raftan kalkmış ama zaten onun dışında da bir alternatif yok, ya devlet okulu ya devlet okulu...

Bir gün abimle beraber Semiha Şakir'i ziyaret ettik, pırıl pırıl koridorlar, bize hoş geldin diyen aydınlık yüzler, ingilizce konuşan ve hep gülümseyen öğretmenler...Abim babama geldi, " Baba" dedi " Bu kızı hadi gel şu okula verelim." Babamın durumu o zaman gayet iyi, bir para sorunumuz yok. "Ne gereği var ki" dedi babam. " Biz devlet okulu mu bildik, şimdi sokmayın aklına böyle şeyler evinkedisinin!!!" ve konu kapandı. Ama benim yüreğimde aklımda asla tamamlanmayan bir resim olarak kaldı o okul. Okutulan pırıl pırıl kuşe kağıdına basılmış, rengarenk görünen kitaplar. İngilizceye aşığım, derslerim iyi ama hala ne gereği var denilmiş...

Şimdi kendi kızımda bunların hepsinin acısını çıkartıyorum. Bizlerin zamanında hiç olmazsa yaz okulları falan bilinmese uygulanmasa da çok güzel bir mahalle arkadaşlığı vardı, şimdi bu da olamadığına göre Chloe'yi gönderdiğim her güzel etkinlikte, okuduğu bu okulda herhalde benden başka biri olsaydı bu kadar keyif alamazdı. Sanki O'nunla beraber okullara ben gidiyormuşum gibi içimi sevinç kaplıyor. Tatillerde eğer hiçbir şey yapmazsa ya da hasta olup da evde kalmışsa okulu özlemesi, hafif hasta ve kırık bile olsa " Birşeyim yok benim okula gitmek istiyorum." demesi...

Geçen hafta her sene yaptığım gibi yaz ayları için aktivite kitapları araştırmaya çıktım. O kadar çok kaynak var ki! Ve derslerin hepsi sevimli karakterlere, alıştırmalara dönüştürülmüş, seçmek için en az bir saat birbirinden farklı olanlara bakmak gerekiyor. Bir tane okuma anlama ve sorulara yanıt verme, yazmaya teşvik olduğu için aldım, bir tane bu sene gördükleri matematiği tekrar etmesi için üçüncü sınıf matematik kitabı, yine word search ve bir sürü puzzle tarzı kelime oyunlarının olduğu başka bir kitap, bir de internette işime yarayacak sitelerin olduğu bir kitap buldum, tek kalmış, tam bizim kızın yaşına hitap ediyor, hemen ona da atladım. Tam kırtasiyeciden çıkarken hadi bir baktım bir sürü defterler getirmişler, birisinde bir köpek karakteri ki bizimkini kalbinden vurmaya birebir, kalem, silgi ve kalem kutusuyla takım, tuzlu olmasına rağmen ona da tav oldum ve şimdi her gün istediği bir kitaptan el yazısı dikte ettiriyorum. Yaz okulu üçte bitiyor, eve geldiğinde çaylık bir şeyler ve süt, ardından akşama yemek hazırlanırken bu kitaplardan derleme...

Kendimi bildim bileli kırtasiye kitapçı hastası olduğum içindir ki bu konuda da keyfime diyecek yok.

Son hafta okulun korosu vardı, Chloe'nin kendi sınıfının sahneye koydupu MR Mac sayesinde hayranı oldupu futbol konusu işleniyordu. Fakat olayı erkek egemenliğinden çıkartıp tüm çocuklara dağıtmışlar. Gidemedim ama babamız çekmiş bana getirdi. Yine üçüncü sınıfların diskosu da aynı hafta yapıldı. Karneler her zamanki gibi gayet detaylı işlenmiş, her konuya öğretmeni tarafından yorum yazılmış bir şekilde gönderildi, sene içinde yapılanların hepsinin olduğu iki koca dosyayla beraber.

Bebekle gideceğimiz yerde hem gittiğimiz insanlara hem de kendimize rahat yüzü gösteremeyeceğimiz için en güzeli evde oturmak dedik bu sene. Bence en iyisi de bu. Zoe ağlama moduna girdiği anda çevreden gelen hiçbir lafa söze veya faaliyete tahammül edemiyorum. Eğer İngiltere'ye gitsek zaten kayınvalide tarafından yapılmayan bir empatinin kurbanı olacağım, annemin tarafında başka zart zurtlar...

Yani her zamanki gibi Evim evim güzel evim modundayım . Genelde dört duvar arası olsa da mutluyum...

4 yorum:

Ingiltereden Alisveris dedi ki...

merhaba
yazını soyle hızlıca okuyuverdım.bende hep yapamdıklarım ıcımde kalanları cocuklarım yapsın ıstıyorum tabı bı gun bebek olursa:)ınanmıyorum mınık bebek guzel kızımız nasılda buyumus. opuyorum. bende annemlerdeyım evım evım dıyorum:)

evinkedisi dedi ki...

Yaz tatili değil mi? Her sene yapılan ebeveyn ziyaretleri...Özellikle bizler gibi yurt dışında yaşayanlar için kaçınılmaz tek tatil seçeneği :(

Umarım içinde kalan herşeyi çocuklarında gerçekleştirebilirsin, imkan verme anlamında tabi ki, yoksa aklımda dansçı olmak vardı diyip eğrilip bükülemeyen çocupunu dans okuluna yazdırmaktan bahsetmedim :)))

dil okulu dedi ki...

Tüm ebeveynler mi böyle acaba? Benim annem babam da böyleydi mesela.

ingiltere dil okulu dedi ki...

Çocuklarımız için zaten her şey... Biz yapamadık onlar yapsın diye istiyoruz...