28 Nisan 2009 Salı

Tam Bir Ay

Evet, inanılacak gibi değil ama doğum yapalı bugün akşam dokuz itibarıyla tam bir ay geride kalıyor. Günlerim, boş bulduğum anları uykuyla değerlendirip, diğer zamanlarda süt sağmak, Chloe ile ilgilenmekle ( ödevleri, yemeği, yıkanması...) , evi, yemeği hale yola koymakla geçiyor.

Sabahleyin hala ilk işim gelen maillerime bakmak için iki hot mail adresime, ardından bloğa gelen yorum var mı diye buraya bakmaktan ibaret. Böyle, aralarda eğer gün içinde uyuma lüksüne sahip olmuşsam o zaman ancak gelip yazı girip, tekrar normal koşuşturmacaya dönmek zorundayım. Geceleri bir saate yayılan gaz çıkartma, beslenme, alt değiştirme ritüeli ile beraber üç saatte bir beslenme var gibi gözükse de bir buçuk saatle sınırlı iki seanslık bir uyku olabiliyor. Gecenin bir vaktinde süt sağmak istenmiyorsa ki asla istenmiyor garanti verebilirim gece onikide son iki ( üç ve altı ) beslenmesinin sütünün sağılması ve hazır edilmesi gerekiyor.

Yazmak, Elif Şafak'ın da dediği gibi başka bir çocuk. İlgi ve zaman yiyen bir iş. Benim gibi kafasında kırk tilki dolaşan ve yazmadan beyin boşaltamayan, kendini ve yaşamını organize edemeyen biri için ise zor ekarte edilen bir faaliyet. Ne yapıp ne ettiğimi, neler olduğunu görmek adına yapmam gereken, en azından öyle hissettiğim için kendimi zar zor uzak tutmaya çalıştığım bir şey. Böyle bir günlük koşuşturmaca içinde insanın iyice dişlerini uzatabiliyor, zamanı çekiyor, elinden almaya çalışıyor. Bilgisayarla aramda oluşan bir " Hayır gelmicem!!!" çekişmesine sebep oluyor.

Mesela şimdi gözlerimden hala uyku akıyor ama şu çocukluktan beridir gelen sorumluluk duygum var ya o beni öldürecek. Blog için bir sürü çektiğim fotoğraf küçülmek için bekliyor. Bugün, kartuş bitip de üç gün falan kadar beklemek zorunda kaldığım anne ve babama ( ayrı evlere gönderildiği için ikişerden ) bastırdığım fotoğrafları ayarladım. O iş bitti.

Her en fazla beş altı saatte bir boşaltılması gereken süt vücudu rahatsız ediyor. En azından meme vermediğim ( anne kız hem acısından, hem şekil şemalet bakımından beceremedik ) için her üç saatte bir olay gerçekleşmiyor hem de babamız elinden geldiği kadar olayı paylaşmaya çalışıyor. Göğüs uçlarım hiç düzelmeyecek benim. Hep acıyorlar, süt geldiğinde de sanki birisi onları kıvırıyor, sıkıyor :( Oldukça sevimsiz bir tecrübe.

Zoe, hızla büyüyor ama ben de çok disiplinli gidiyorum. Her iki günde bir mutfak masasına koyduklarımla banyosunu yaptırıyor, ardından güzel bir şekilde masaj yapıyorum. Masaj bebeğin kilo alması ve hızla büyümesi için en güzel araçlardan biri. Tabi, zevkten sefadan yapılan kakalar ve göğe doğru fışkıran çişleri saymaz isek :) Onlara da gerektiği gibi önlem alınması gerekiyor.

Geldiğinde aldığı 40cc. şimdi en az 80 ve bugün itibarıyla 120 ( bu çok nadir ) arasında gidip gelmeye başladı. Sağdığım sütü biberonlara koyup ne kadar aldığını takip ettiğim ve yazdığım için göreceli olarak O'nun da davranışlarına bağlı tabi arttırma yapıyorum. Mesela 80 minimum aldı, ardından yarım saat sonra gazı çıktı ve aranmaya, rıgıl rıgıl kıvranmaya başladığında diğer 20 liği hazırlayıp veriyorum. Böylelikle ne sütüm ziyan oluyor, ne de bebek kusuyor.

İki çocuğumda da kolik anlamında çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Bunu hiç yaşamadım ama bir yandan da bebeklerin gazları tam çıkartılmadan, lahana gibi bir kenarda bırakıldığına da tanık olmadım değil. Bebek denilip geçilmemeli, ayık kaldığı sürece konuşmak, göz teması kurmak, evin farklı mekanlarını dolaşmak, imkan varsa ayrı yerlerde altını açmak, beslenmesi yapıldıktan sonra hemen alelacele geri yatağına koymamak gibi kuralları harfi harfine yapıyorum. Ve bu bence Zoe'nin rahatlaması açısından hayati bir konu.

Bebek bakımında işte bu yüzdendir ki yine çalışma hayatına değineceğim. Kesinlikle annenin koşturarak stresli işine gitmesi, laf işitme korkusuyla, o da bir oda ya da buzdolabı varsa, sütünü sağmak için bir odaya kendini atması gibi durumların karşısındayım. Tabi, bu gibi durumlar müşteri ile birebir görüşme isteyen işler için imkansız. Ya da sürekli bir telefon trafiği yaşanan işler için...Bunu böyle yapmak isteyen kadınlara da kendi sütlerini vermemek alternatifini, bunu çocuğun seçmediğini ve en iyi beslenmenin anne sütü olduğunu hatırlatmak isterim. Mesela kendi sütümle formül sütü karşılaştırdığımda gerek akıcılık, gerek boşaltım anlamında büyük farklar olduğunu söyleyebilirim. Anne sütü bebeğin birebir ihtiyaçları doğrultusunda üretildiği için formül sütten daha fazla proteine sahip olabiliyor ve bu da bebeğin düşük doğum ağırlığına sahipse akranlarını yakalamasına çok yardımcı oluyor. Prematüre bir bebeğin annesinin ürettiği süt ile sağlıklı bir bebeğin annesinin ürettiği süt bile içerik açısından birbirinden farklı olmakla beraber, gün be gün değişim bile yaşanabiliyor. Mucizevi bir şey anne sütü.

Tabi ki anne sağlıklı olduğu hallerde. Bazı durumlar var ki kadın ne kadar isterse istesin bunu yapması imkanlı değil, o zaman yapacak bir şey yok. Benim karşısında olduğum yapabildiği halde vermemeyi seçen kadınlar için.

N. 26'sı Pazar günü doğumunu spinal anestezi ile yaptı. Normal doğum istemişti ama 12 saatlik sunni sancı verilmesine rağmen açılma yaşanmayınca sezeryana alındı. Ne benim gibi uyanırken görmeme, yok uyanamama, yanma, acıma hissetti ki zaten tam uyuma söz konusu olmadı, ne de kalkarken beyninde şimşekler çaktı.

Ortaokulda aynı sırada oturduğum ve yıllar sonra Facebook'dan ulaştığım bir arkadaşım yeni evlendi ve bana dün " Bak, böyle şeyler yazıp da beni tırstırma hamilelikle ilgili zaten yeteri kadar korkuyorum, doğurmam sonra da yükü sana atarım ha!" demiş. Al sana İnci'cim, bu da güzel bir tecrübe! N. adına o kadar mutlu oldum ki anlatamam. O'nunla olan bu paralelliklere inanamıyorum, diyorum ya buraya tam zamanında gönderilen bir melek gibi girdi hayatıma ve şimdi de bol bol bebeklerden konuştuğum bir dostum oldu. Aramızda öyle gariplikler yaşandı ki, ultrasonun ikimizde de 1 Mayıs'ı göstermesi, kızlarımıza birbirimizden habersiz bir ara Selin ismini vermemiz gibi...Bizim kızın ismi Selin olmadı bu arada, farklı.

Buradaki özel hastanelerde dahi ilginç bir şekilde spinal ağırlıklı, epidural uygulanmıyor. Spinalde olabilecek baş ağrısı yan etkisine karşı N.'ı bir gün boyunca yastıksız ve dümdüz yatırmışlar mesela. Öyle benim gibi kendi kendine debelenip, yatağı bir indirip bir kaldırarak oturmasına, ardından kalkmasına izin verilmemiş. Her gün telefonda konuşuyor ve bugün itibarıyla tuvalete bile çıkmış ve ağrısını azar azar hissediyormuş.

Benim bu başıma gelen plansız doğum durumları ki yine burada geçenlerde olan bir olaya göre çok ama çok şanslıyım, hep erken doğumdan kaynaklanıyor. Şu bebek olayını kırk hafta bir tutmayı becerebilseydim ben de spinal veya epiduralle doğum yapacaktım, herneyse...Artık yaşanan oldu, biten bitti.

Geçenlerde kocam okumuş gazeteden, Dubai'de sürekli kontrolünü yaptırdığı hastaneye giden 35 haftalık hamile kadına "Yer yok, biz burada bu çocuğu doğurtamayız!" denildiği için arabanın içinde doğum yapıp bebeğinin kaç kez oksijensiz kalmasına ve morarmasına tanık olmuş. Ben hastaneye gittiğimde doktorum tam çıkmak üzere olmasına rağmen hemen hastane ekibini hazırladı ve " Bu bebek çok değerli." diyip diyip herkesi hazırola geçirtti. İlkinde atıldığım bir köşeden bir şeyleri anlatmaya çalışmaktan çok farklıydı bu tecrübe.

Kanamam artık neredeyse bitti bitiyor. Bağırsak hareketleri hala eskisinden çok daha yoğun sıklıkta ve bunun sebebini çözebilmiş değilim. Demir ve vitamin ekstralarıma devam ediyorum, çok yakında doğum kontrolü ve rahmin ne halde olduğu ile ilgili olarak tekrar doktoruma görüneceğim. Dikiş yerlerimle ilgili hiçbir çekilme, darlık hissi, acıma vesaire yok. Eğilme doğrulma eskisi gibi. Sanki hiç dikiş atılmamış gibi. Ancak hala tabi ki eski kıyafetlerime girmem söz konusu bile değil. Hamilelik hormonlarının bir senede vücudu terk ettiğini okuduğumdan beridir öyle stresli bir acelem de yok. En azından doğumdan beridir on kilo gitti bile! Süt üretimi tamamlanınca göğüsler de hem eski haline dönüşecek hem de ben rahat edeceğim. Şimdi koca iki büyük testi taşıyorum :(

Şimdi yine aynı döngü...Ne zaman fotoğrafları küçültüp koyacağım ya da sevdiğim blogları okumaya dönebileceğim bilmiyorum :(

Bu, bir dönem ve bitecek, önemli olan tek parça sağlam bir bebeğe sahip olmak biliyor, asla dır dır yapmıyorum.

6 yorum:

Calanon dedi ki...

Hamileyken ben de oyle cok ic karartici haber okuyordum ki her gun, Allah'tan hic biri basima gelmedi, cok guzel bir ekiple dogum yaptim.

Son cumlelerine gonulden katiliyorum, onemli olan saglikli, mutlu ve beraber olmaniz, gerisi bir sekilde oluyor, yoluna giriyor. Baksana ilk bir ayi atlatmissiniz zaten.

Sevgiler.

Adsız dedi ki...

Merhaba,

Evlatlarınız ve eşinizle birlikte sağlık ve huzur dolu bir hayat dilerim.

Bebeğiniz biraz erken doğduğu için, rop ve bera işitme testlerini hatırlatmak istedim.

Sevgiler,

balanne melike dedi ki...

Maşallahhhhh senden keyiflisi yok..Kuzuların sağlıklı, şahane tazecik sütünle besleyebiliyorsun miniğini. Ağrın, sızın da yok..Ve ruh halin de 2 kere yavrulamış sonra 40 kez kamyondan düşmüş gibi de değil...ee bundan iiyisi şamda kayısı..sevgiler..maşallahhh

Evin Kedisi dedi ki...

Melike'cim;

Heheeeee öyle mi görünüyorum? Oysa ki şu an sünger beyinli, hiçbir şeyi kaçırmadığını düşünüp hayıflanmayan, güzel bir filmi seyretmediğine kahretmeyen, kitap okumadığında küfür etmeyen bir hatun olmayı dileyerek sinir bir şekilde yarım gözlerle yazıyorum sana bunları. Çünkü hiçbirini yapamıyorum!!! Dört duvar arasında sütümü sağmaya çalışırken bir anda ağlamaya başlayan Melissa'yı doyurma uğraşı verip, ondan sonra mutfağa geçip orayı toplayıp, diğer ufaklık ne yedi ne içti derdine düşüp öööle yaşayıp gidiyorum. Buna 40 kez kamyondan düşmüşlük denmezse ne denir peki yav? Muckkk öptüm kocaman :)))

Evin Kedisi dedi ki...

Calanon'cum;

Çok şanslıyız inan ki çok. Dünyanın farklı köşelerinde binbir değişik iç karartıcı hikaye geliyor işte böyle. Yaşam bu, iyi kötü, ölüm doğum sakatlık herşey bir arada yaşamak zorunda. Pür bir şey değil.

Ve sevgili Adsız;

Evet, bu iki testi de yaptıracağım. Sanırım bu görüşmede doktor Rop diyecek, işitme için de önümüzdeki günlere randevu almam gerekiyor. Teşekkürler ilgin ve dileklerin için :)

balanne melike dedi ki...

O iç karartıcı hikayeler bize hikaye gelirken, merkezinde yaşayanlardan olmadığımızdan şükür demek istedim...gerçekden sana maşallah.. Bugünler geçecek ama senin duble anneliğinle yaşadığın lezzet baki kalacak...