27 Nisan 2009 Pazartesi

Sözlerin Kifayetsiz Kaldığı An...

Sabah Mr. Anvar aradı, hani temizlik şirketi olan, her hafta Çarşamba günleri ekibini bana yollayan...Doğum yaptığımda " Kardeşiniz gibi çekinmeden arayın, her türlü yardıma hazırım." diyen...Geçen hafta aramamış ve gelmemişlerdi. Ben üstüste aradığımda da telefonu çalmıyordu bile. Tamam dedim kendi kendime ekonomik kriz O'nu da vurdu. Ama öyle değilmiş. Sabah bir de telefon edemediği ve gelemediği için özür dileyerek, acilen Hindistan'a gitmek zorunda kaldığını, bebeklerinin doğum sırasında öldüğünü söyledi. Ben kalakaldım...Burada karısını, çocuğunu getiremeden çalışmak ve evine para yollamak üzere gelen çok insandan biri Anvar demek ki. Ve şu halinde bile işinin başına dönmek zorunda. Bakmayın dünya üzerinde acılı hayatların hep kadınlar üzerinden prim yapmasına. Buralara gelip de 30 erkeğin klimasız odalarda, senelerce yaptıkları karın tokluğuna kontratlarla çalışıp da ne kadınlarını ne de çocuklarını göremedikleri ya da dünyanın her yerinde yerin kaç kat altına inip de kömür çıkartan, grizu patlamalarıyla yaşamını yitiren nice erkek de var bu dünyada...Ve o insanlar aile geçindirmek için böyle hayatların içinde yaşam savaşı vermek zorundalar.

Hani, film sahnelerinde olur ya dünyanın bir yerinde doğum yaşanıyordur, insanlar sevinçli, gülüşler, kahkahalar, hediyeler...Ve aynı anda bambaşka bir yerde savaş vardır, bir çocuk kurşunlara hedef oluyordur, başka biri işkenceye ya da cinsel tacize maruz kalıyordur, ne bileyim belki aynı dakikalarda başka biri intihar ipini çekiyordur...Dünya böyle bir yer işte!

Şimdi ne yapabilirim diyorum, nasıl yardım edilir ki? Dokuz ay karnında o bebeği taşıyıp da son dakikada ölümüne tanık olan kadına ve adama ne denilir ki? Hele de başka bir doğum yaşanmış ve bu evde bir sürü onun getirdiği atmosfer yaşanırken...Demek beni de kendi karısının yerine koyuyordu, yardımcı olmak için o kadar gönüllü olması o yüzdendi.

Şimdi bu haliyle bizlerden nefret de etseler haklı değiller midir? Aynı benim ikiz bebeğimi yitirirken Antalya'da, yaşadığımız yonun sonundaki tavernadan gelen oyun havalarında insanlar eğlenip, içki içerken, dışarda normal hayat devam ederken herkesi boğmak istemem gibi...

O acı öyle bir şeydir ki dün filmde izlediğim gibi evin babaya hayran kızı babası ölünce çok sevdiği köpeklere fare zehiri verip öldürüyor. Acı herşeyi kavurup geçiyor, o cinsten...

Ve herşeye rağmen hayatımıza öyle insanlar girer ve öyle jestler yaparlar ki belki bir daha hiç karşılaşmayız, yaşam bizleri başka kıtalara, bambaşka hayatlara atar ama o minnacık cep mesajı, gönderilen bir çiçek, geçen hafta kocamın işyerinden arkadaşı, komşumuz sayılan Gareldine'in yaptığı gibi bir yemek, kızlarım hastanedeyken hiç tanımadığım ama kan vermek için gönüllü şekilde hastaneye koşan, işini bırakan, benim taksiyle dönmesi için verdiğim parayı bile geri çevirip minibüsle geri dönen insan gibi...

Daha ne denilir ki? Bu küçücük ama bir o kadar da unutulmayan, hayata damgalarını vuran hareketlerin ne milleti var, ne ırkı. Birisi Kanada'lı, diğeri Türk, bir başkası Hindistan'lı...Her ülkeden çeşit çeşit insan çıkıyor.

Aslında başka şeyler yazmak istedim ama bunlar geldi...Şu an hiçbir şey anlatacak, bebeğin hayatımıza getirdiklerini aktaracak halim kalmadı. Allah yardımcıları olsun.

2 yorum:

small button nose dedi ki...

cok uzuldum. yazik karisnin yaninda bi;e degilmis. ne zor hayatlar .bazen luzumsuz ufakcik seyleri dert ediyoruz.bbc de dispatc adli bir programda gosterdi ne zor sartlarda az parayla ailelerinden uzakta calistiklarini. jamie oliver burdaki tavuklarin ne kotu kosullarda barindiklarini soyletip onlar icin uzulurken ordaki insanlarin onun icin yapilan bi yer sanirim tam hatirlamiyorum daha fazla paralar kazanmak icin aldigi bi yer de insanlar ne kadar kotu durumda oldugunu dusunmeyecek kadar umursamaz diyede bi yorum yaptilar kaldiki dogru.
umarim minik chloe miz iyidir..sevgiler

Evin Kedisi dedi ki...

Small Button Nose'cum;

Gerçekten de küçük düğme bir burnun mu var? Bu isme nasıl karar kıldın merak ettim birden şimdi :)

Bugün Mr. Anvar geldi telefonda eksik gedik anlaşılmış herşey. Kız bebeği altı aylıkmış ve bir virüs yüzünden böbrekleri iltihaplanmış, kısa bir süre içinde kocaman olmuşlar. Hindistan'ın bütün imkanlarını kullanmaya çalışmışlar, bazı doktorlar böbrek nakli önermiş ama bebek o kadar küçükmüş ki buna imkan olamamış. Sabah benim küçük halimdi diyip ağlamaya başladı, Allah bize altı ay kısmet etti bebeğimizi dedi. İçim allak bullak, hala tepetaklak :(((

Ben dünya üzerinde hiçbir varlıkta buna insanlar da hayvanlar da ve hatta bitkiler ve doğa da dahil, adalet olmadığına inanıyorum. Farklı insan grupları o da düşünebildikleri ve belki de beyinsel anlamda daha gelişmiş oldukları için diyelim olayın farklı resimlerinde tutup düzeltmeye çalışıyorlar. Yediğimiz tavukların yaşam şartlarını anlatan bir kitap buldum bu sene ama içine bakınca ve anlatılanları da hatırlayınca " Ya tavuk yemekten vaz geçilecek ya da okunmayacak." dedim kendi kendime.

Bu şekilde sanayi hayatına baktığımızda hormonlu sebze ve meyveler, korkunç hayatlara mahkum kılınarak kesilen, yine hormon yüklenen nice hayvanlar...Zaten insan öğrendikçe aç kalması, hiçbir şey yememesi, hatta solumaması icap ediyor.

İnsan herşeyin düzgün gitmesini istiyor bu dipsiz dünyada ama maalesef herşey para ve çıkar için kontrol altında ve buna sahip olmayan vicdanlılar, yani bizler böyle üzülmekten başka bir işe yaramıyoruz.

Minik Chloe'miz ve kardeşi Zoe'miz iyi. Ben ruh vaziyetindeyim :))) Teşekkür ederim. Görüşmek üzere.