18 Nisan 2009 Cumartesi

Postnatal Depresyon

Eskiler kendilerine göre nasıl isimlendireceklerini bile bilemezlerdi belki bu durumu. Evlerin kalabalık olduğu, gelin kaynana, kardeş, bacı yaşanılıp gidildiği dönemlerde zaten annenin üzerine binen yük de belki biz, yalnız kalan çekirdek aile gelini, günümüz şehir kadınları kadar olmayabilirdi.

Her dönemin kendine ait artı ve eksileri var kuşkusuz, öylesine ortamlarda yaşayan bir kadın büyük ihtimalle sezeryan doğum yapma alternatifini bile kullanamaz, evdeki yaşlı kadın liderlerin baskısı altında belki de evde bir ebeyle doğum yapmaya teşvik edilir, ancak en kuvvetli link ise bebeğinin ve kendinin bir terslik gitmeden yaşamını garantileyebilir, sağlıklı ve tek parça bir evlat çıkarabilirdi.

Dün çocukluk arkadaşımla konuştuğumda, o köylerde yaşayan kadınlardan güldür güldür süt geldiğini, ama bizim gibi koca memeli şehir kızlarından bir bok çıkmadığını söyledi. İşte, köylerde yaşayan kadınlar meselesinin açılımı bu. Yani, eğer çocuk da istenen ( erkek ) evlatsa falan filan, gelin de seviliyorsa zaten ailenin içindeki sistematikte bir değişim olmuyor ki! Yemekler pişmeye devam ediyor, lohusa şerbeti yapılıp veriliyor, elden geldiğince bu geçirilen bedensel travmanın yükü hafifletilmeye çalışılıyor, temizlik yapılmaya devam ediliyor falan...Ama diğer yandan yatakların kenarlarına çıngıraklar asılıyor, doğum yapan kadın bir dakika bile nefes alamıyor, gelen giden eksik olmuyor, bin kafadan bin tane ses çıkıyor. Diyorum ya artıları var ama eksileri de düşünmek lazım.

Ben hastanenin ikinci gününden beridir kendi sağdığım sütümle beslenmesi için bebeğin bulunduğu kata günde iki kere süt taşır vaziyetteydim iki büklüm vaziyette. Ameliyat ertesi yürümek çok iyi bir şey tamam ama onu bir de yapana sormak lazım. Dikiş yerlerinin acısından ve gerilme hissinden zaten soluk tutula tutula, sürünerek gidiliyor. Tam doğumu yaptığım hafta kocamın iş yerindeki en sakin dönemdi. Oradan bir yırttık, öğrencileri yoktu en azından ki, bu doğumu yaptığım birinci gün kızımla beraber evde kalma lüksünü getirdi. Ondan sonrasında bir hafta geride kaldı, okula git gelle ve ben de hastaneden üç günde çıktım zaten.

İkinci çıkış haftası diyelim, bu sefer kızım iki haftalık Paskalya Tatiline girdi. Trafiğe çıkma stresi açısından iyi olmasına rağmen bende bu sefer büyük kızıma yetemiyorum, O'nu boşladım duygusu hakim olmaya başladı ki, o da hiç hoş bir durum değildi. Bu Pazar okul başlıyor bakalım...

Evet, yetememezlik duygusu gerçekten de yaşananın yansımasıydı. Yani, kendi kendine edilen bir dert değildi. Çünkü her boş an bebeğin sütünü sağmak, bebeği yedirmek, herşey yolundaysa O'na bir banyo yaptırmak, çamaşırları yıkamaya almak, yıkanmışsa asmak, kurumuşsa ütülenecekleri ayırmak ve yerlerine kaldırmak, yemek yendiğinde mutfağı toplamak, basit, makinaya girmeyecek bulaşıkları kaldırmakla geçtiği için büyük evlat televizyona, bilgisayara esir edildi bir yerde.

Hayatta en nefret ettiğim şeylerden biri pelte gibi evde oturup, hiçbir yere çıkmadan kendi işlerine odaklandığın zaman çocuğu dışlamak olduğu için sinir oldum. Ama yapacak gerçekten de bir şey yoktu. İşin tuhaf yanı Chloe bu dönemde ne bana gelip " Anne dışarı çıkalım." dedi ne de " Sıkıldım!" Her günü birbirinin kopyası olan salondaki televizyon, çalışma odasındaki bilgisayar arasında mekik dokuyan kızım, babasıyla beraber aldığı Sim Animals ( Nintendo ) la oynayarak, arada sırada kitabını okuyup, resim yaparak tamamladı bu onbeş günü.

İşte bu dönemlerde kitap okuyabilen, bilinçli bir şekilde oyunlardan haberdar olup kelime oyunları oynatabilen, süt sağma işi ile paralel zamanlara denk gelen gaz çıkartma, sırt tıp tıplama gibi işleri yapabilecek, puaça börek istendiğinde sıcak sıcak pişirip getirebilecek, evde tuvaletti, yok tozdu görüp o şekilde basit temizlik işlerini yapıp gözü rahatsız etmeyecek hale kavuşturacak anne veya babaannelerin olması gerekiyor. Bütün bunları yapabilecek meziyetleri olanlar da ne yazık ki temizlikçi olmuyor kardeşim! Ya da öyle maaşlar istiyorlar ki bizim master yapmış üniversite hocalarından yüksek, iyi mi?! Bu da evde aynı görevi alan bilinçli annenin aslında profesyonel iş hayatında ne kadar maaşa değer iş yaptığının kanıtıdır.

Ablalar varsa onlar da yardım edebilir tabi ki ama herkesin diyorum ya kendine göre olumsuz şartları var. Benim ablamda kapalı mekan korkusu var mesela, şimdi bu kıza nasıl uç da bana gel de bak denilir ki?! Annem artık gözü görmeyen bir insana dönüşmüş, bakkala giderken bazen üç gün düşünüyor, O da olmaz. Dediğim gibi Chloe'ye şu an hitap eden babaannesiydi, kitaplarını okuyabilir, oyunlarını oynayabilir, basit ev işlerinde rahatlıkla yardımcı olabilir kapasitede ama maalesef aynı ruhda değil. Bugün telefonda konuşuldu, ben süt sağıyordum zaten konuşasım da yoktu bu şartlar altında, onlar için takip, hal hatır sormak, profesyonel birini tutmamızı sağlayıp O'nun maaşını karşılamak bile var ( o da babanın jestidir kesin )ama bir türlü onun belki de çeyreği fiyatına mal olacak ve manevi anlamda Chloe'yi ve bizi doyuracak " Kızım / oğlum ben ne yapabilirim?" sorusu yok. Yeter ki " Ben yapmayayım ama benim yerime paramı verdiğim başka birileri olabilir onlar yapsın" mantığı var. Ne hikmetse...

Gelelim annelik konularına ve şu anda içinde bulunduğum unutmadan etmeden yazmam gereken durumlara... Süt üretimi beden için çok önemli bir enerji harcama noktası. Hayatımda böyle terlediğim tarih taa çocukluğumda ateşimin 42 dereceye çıktığı zamandı, abartmıyorum. Her gün hatta yarım günde bile denilebilir, çamaşır değiştirmek, yıkanmak olası. Dolayısıyla, hamileliğinizde süt verme aşamasını da düşünürek basit penye, önden düğmeli elbiselerden almanızı, ucuz ise her güne bir tane olmasını tavsiye ederim. İç çamaşırı da aynen, emzirme sütyenlerini benim gibi bir çift olarak bırakmayın sakın, yıkamaktan gınalar geldi artık çünkü.

Kanama spazm ile geliyor. Ameliyatın hemen sonrası bir haftaya kadar uzanan zamanda ciddi derecede rahatsız edici, kanırtıcı spazmlar eşliğinde oluyor bu kanama. Süt üretmek ve emzirmek ( sağmak ) olayın hem devamlılığını, hem de spazmların şiddetini arttırıyor. Çünkü rahim kasılmaları emzirme süreci ile bağlantılı. Üçüncü haftaya girdiğim şu tarihte günde bir veya iki kere geliyor kramplar, fazla değil ama ilk zamanlar felaketti. İlk doğumumda yanımda yatan genç kızın ağlamasına şaşırmıyorum artık.

Göğüsler boşaltılmaz ise ciddi derecede bir kriz yaşanabiliyor. Nedir bu? Ateşle beraber gelen titreme, mide bulantısı ve ağlama krizi. Çünkü o an düşünüyorsunuz, siz olmasanız bu bebelere kim bakacak? Kim sizin gibi onlara sahip çıkacak ve böğhhhhhh! Kocanız çalışıyor, Allah vermesin adam kafayı üşütür. Geri kalan kısım kendini belli etti zaten.

Yazmıştım, Salı günü bir arkadaşım kızını da alıp bize geldi ziyarete, sohbet uzun sürdü biraz, benim göğüsler alarm verdi iplemedim vee olanlar oldu. Çarşamba günü eşim işe gitti ve direkt eve döndü, beni yatırdı, uyumamı sağladı, bebeği sağdığım süt, geri kalanda da formülle besledi ve ben bir gün boyunca neredeyse yemek yemek için uyandım, bir de tekrar ateşim çıkmasın diye süt sağdım ve yattım uyudum. Fakat bu sefer de formülle beslendi diye içim içimi yedi. Yani, illa insan bir şey buluyor.

Anne olarak;

Yeterli yedi mi?

Sütüm beslenmesini sağlıyor mu?

Kakasını çişini yeterli derecede yapıyor mu?

Aman kusuyor mu?

Göğsü biraz tuhaf mı inip kalkıyor nedir?

Soluk alışları gereğinden fazla mı gözüküyor?

Gece uyurken ya nefesi durursa ve görmezsem?

Aman üşümesin ya da tersi sıcak çarpması yaşanmasın v.b...gibi sorulara gark olarak geçiyor hayat.

Yani, başlıkla alakasız bir yazı gibi gözükse de, isim misim fiyakalı ama bu postnatal depresyon lafı bir kenara işin kısa ve öz açıklaması uykusuzluk ve aynı anda binbeşyüz işi çekip çevirme mantığı ile beraber gelen mutsuzluk, herşeye olumsuz bakma, tersine kendine hiççç bakamama nın getirdiği bir iniş de denilebilir ve en doğal şey. Biliniyor ki birçok ülkede uykusuzluk üzerine geliştirilmiş işkence teknikleri uygulanıyor. Yani, Melike yazmış da ben de demişim ya bana olmaz diye, valla uyuyamayınca bir üç hafta bal gibi de oluyormuş. Şimdilerde bir de bağırsaklarıma bir şeyler oldu iyi mi?! Acaba bu postnatal'e dahil mi değil mi?

Bu arada, süt sağma işi en güzel tv karşısında yapıldığı içindir ki TV8'in filmlerini tavsiye ederim. Gerçekten de çok güzel filmler veriyorlar, haberiniz olsun.

Hadi kaçtım, film başladı veee ben birazdan süt sağacağım.

6 yorum:

Calanon dedi ki...

Ah, Kedi'cim,
Kotu anilarimi deprestirdin, bir anda neler yasiyor oldugunu anlayip/hatirlayip kotu oldum, ama isik su an pek parlak olmasa da orada ileride, hatta hemen onunde geliyor, biliyorum.

Benim de beklentilerim cok oluyor bazen kaynana-kayinpederden. Hatta yazmadim sanirim ama noel tatilimiz o kadar kotuydu ki, ben, gidelim, hemen su an gidelim, dedigimi hatirliyorum esime. Sanirim her seyden once her insan farkli, sonra kulturler farkli, beklentiler farkli. En azindan size maddi acidan yardim ediyorlar, biz de o da yok, ki ne kadar zor durumda oldugumuzu cok iyi biliyorlar. Aman, bosver. Belki de boylesi daha iyi kimseye kendimi borclu hissetmiyorum. Cocugumu bildigim gibi kendi basima buyutuyorum, gereginde (esim is icin bir yerlere gittiginde) single mom'lik da yapiyorum. Zor evet, ama bir sekilde isler yuruyor.

Daha 6 haftalikti benim oglan tam bir hafta yapayalnizdim, cise bile gidemedigim, yemek yemeden uyudugum gunleri hatirliyorum hala.

Sana icten kolayliklar dilerim.

Chloe'yi de kutlarim, senin herseye yetisemeyebilecgini anlamis, ne guzel bir abla olmus oyle. Canim benim, o da buyuk bir gurur verse gerek her ikinize de.

Sevgiler.

Evin Kedisi dedi ki...

Evet, hakikaten de haklısın, haftalar arasında bile o kadar büyük farklar katediliyormuş ki, en son yazımda da aktardığım gibi, ilk defa bu üçüncü hafta ben ben olarak eve, bebeğe, süt sağmaya, işe ona buna yetişmeye başladığımı fark ediyorum. Eşimin ablasının da üç çocuğu var O da üçüncü haftayı söylemiş, galiba sihirli geçiş bu dönem. Yine yorucu ama bir şeyler daha bir oturmuş gibi...

İkinci yazdığına da katılıyorum, biz de hiçbir şekilde para işlerinin, borç alma, para teklifini kabul etme gibi girmiyoruz çünkü insan kendini çok kötü hissediyor, sanki hayır deme hakkın elinden alınıyor, özgürlüğün kaçıp gidiyor gibi...Onların yardım anlayışı ile samimi bir şekilde varlıklarını hissettirme felsefesi arasında dünya kadar fark var bana göre de ama bunu değiştiremeyecek olan kocaları bu konuda hırpalamak, hatta hiçbir sorunu olmayan artılarla dolu bir ilişkiyi yıpratmak yanlış. Bence bizlere karşı kocalar da bu uzak duruş ve soğukluk açısından kendilerini kötü hissediyorlar yeterince.

Ve son olarak, başa gelen çekiliyor değil mi? Sen de üzülme ve kafana takma, yanındakilerinin küçük çekirdek ailenin kıymetini bil, gerçekten de onlar olmazsa yandık yahu :)

Kocaman öptüm.

balanne melike dedi ki...

Aman sakın o olayı düşünme diyemiycem..Bir kere bilimsel yanı var, gebelik boyunca hormonların tavan yapmış ve sezeryanla doğal olmayan yolla birden o hormonlar yerle bir oluyor..Birde evdeki diğer çocuğa dvamlı haksızlık olduğunu düşünerek vicdan muhasebesi ve sende benim gibi yüzüstü uyuma delisi isen gergin memeler ve batındaki dikişler hepsi üst üste geliyorsa haklısın.. bu da bir çeşit postnatal depresyon..ama en kibarı emin ol. şu an o süt hali seni yorsa da benim en çok özlediğim an emzirme anı. gerçekten 2. bebeğimi doya doya emzirdiğim için çok mutlu olmuştum. sen becerikli bir hatunsun bense mecbur olduğum için ev işleriyle uğraşıyorum ne yalan söyleyeyim değil kıymalı börek, tarhana çorbası yapmak bile bana zul gelmişti o zamanlar. dediğin gibi birşeyi yapmak hedefinse elinden gelenin en iiyisi olmalı ben çocuklarımla vakit geçirmeyi, evden ziyade onlarla yaptığım herşeyi iyi yapmak istiyorum. çocuğuyla hiç oyun oynamayan ebeveynleri anlamıyorum. nasıl iletişim kuruyorlar? bu arada bebişin fotosunu görebilecek miyiz?

Evin Kedisi dedi ki...

Melike'cim;

Bu fotoğraf olayı başlı başına bir iş, aslında blog için bir sürü foto çektim ama hala onların küçültülmesi gerekiyor, evet bebişi de koyacağım, çok komik ve renkli bir fotosunu :) Kızımla aşk yaşadıkları başka bir foto da var aklımda ama...Yapılanlardan ve hayatın paldır küldür akışından zaman kalmıyor ki foto olayına! Daha bugün annemle babam, bilgisayarları olmadığından ve torunlarını daha görmediklerinden, için daha yeni tab ettim, bazılarının rengi kaçık çıktı, yarına devam edeceğim.

Evet, bence de dünyanın en güzel duygusu çocuklarının olması ve aralarındaki bağı seyretmek...Hayatında değer verdiklerine itilmeden kakılmadan zaman yaratabilmek...Kesinlikle oyun konusunda da hem fikiriz, özellikle yabancı kültürde en dikkat ettiğim şey benim oydu, anneler de babalar da ( özellikle babalar ) çocuklarıyla koşmaca oynarlar, kumdan kaleler yaparlar. Biz de karı koca kızımızla " Keki kim yedi?" yok Jenga, scrabble gibi oyunlar oynuyoruz ailecek. Playstation'ın sing starı da çok keyifli...Tavsiye ederim. Senin ve benim gibi kadınlar şanslıyız, ne diyim? Evet belki daha az parayla yaşıyoruz ama olsun hiç önemli değil, zamanımız var, stresimiz yok.

mabel dedi ki...

I recently came accross your blog and have been reading along. I thought I would leave my first comment. I dont know what to say except that I have enjoyed reading. Nice blog. I will keep visiting this blog very often.

Lucy

http://maternitymotherhood.net

servis dedi ki...

Bloğunuzdaki bilgiler ilgimizi çekiyor ve verdiğiniz bilgiler arkadaşlarımızla paylaşıyoruz. İş hukuku avukatı olarak sitenizin takipçisiyiz.