16 Mayıs 2008 Cuma

Köpek Alırken...

Ben küçücük bir çocukken bütün hayalim bir köpeğimin olmasıydı. Abartmıyorum, bu uğurda mahallemizde peşinden dolaşmadığım, ısırma tehlikesi atlatmama karşın yemek götürme yarışına girmediğim köpek kalmadı.

Sokak köpeği olmasına rağmen unutamadığım "Kuyruksuz"'um, yine bu şekilde mahalle aralarında oynarken bahçeye getirip bağladığım ve uyumadan gidip gelip yemeğini suyunu verdiğim, sabah kalktığımda yerinde olmadığı için büyük bir öfke ve boşluk hissettiğim bir sürü köpek geldi geçti hayatımdan.

Ama o zamanlar bizde mahalle kavramı vardı, sabahtan akşama kadar dışarda bahçede oynama alışkanlığı, mahalle arkadaşlığı, geceleri kukalı saklambaç...Yani, hayatlarımız çocuk olarak, en azından evlere kapalı geçmezdi. Bunu yazmamın sebebi belki de şimdiki hayatımla ve yaşımla karşılaştırdığımda çok daha aktif olmam, o zamanın bir köpeğe daha yetebilecek özelliklere sahip olabilmesi.

Bendeki köpek saplantısı öyle boyutlardaydı ki hayalimdeki köpeğimle çıkıp beraber yürüyüş yapsak düşüncesi geceleri rüyalarıma bile girerdi. Ne zaman köpeği olan birini görsem üzerine atlama halleri, annem ve babamın " Evde köpek bakılmaz!" kuralına karşı direnme çabalarım...Hayatımın 10 yılda nasıl değiştiği, çocuğum olduktan ve mahalle aralarında oynayan kız çocuğu hallerimden kurtulduktan sonraki bakış açımın ne yönde farklılaştığı...

Köpek almama sebepleri anlatılmazdı, kural vardır ama nedenini açıklama gereği olmaz. Zaten esas sebepler de bilinmez, kulaktan dolma yalan yanlış nedenler sıralanır. " İlerde bir bahçemiz olsun, köpek öyle bakılır." Ya da pek tabi ki "Tüyleri ağzına girer, kist yapar!" Öyle değil işte! Geçerli sebepler çok daha detaylı ve inandırıcı. Şimdi kızım köpekle büyümesine rağmen, günün birinde kendine ait bir köpek isteyecek ama benim cevaplarım o kadar farklı ki! Ve bu yanıtlar eminim ki benim geçmişteki sorularıma aldığım yanıttan çok daha aydınlatıcı ve bilinçli olacak O'nun için.

Geçmişe dönelim, zaman aktı, devran döndü. Kendi yaşadığım eve geçince yılların hayalini gerçekleştirmek için fırsat çıktı! Telefonda kendi ülkesine ziyarete gitmiş olan eşime çıtlattığımda " Alma Evinkedisi, ev uygun değil. Belki bir gün başka bir ülkeye gideriz." leri ve huysuzlanmaları da duymamazlıktan gelindi. Emrivaki ile ilk köpeğim benim olmuştu bile. Bir de para bir kerede yetişmediği için, beni tanıyan ev hayvanları mağazasından taksitle, iki aya bölünmüş ödemelerle!

O zamanki düşüncem; " Ulan hayatım boyunca beklemişim, şimdi bir de bir yere gideriz diye mi geçiştireceğiz? Nereye kadar, doksan yaşına gelince mi köpeğim olacak benim?" Kayınvalidemler bu habere ifrit olduklarında da; " Herkesin isteğine göre yaşarsak bitki de almayalım!" larla geldi Layla eve.

O'nunla köpekler hakkında çoook şey öğrendim. Diğer şeyler hayalle, teorinin karışımıydı ama bu gerçekti işte! Tıpkı hamilelik gibi, herkesin yaşadığı kendine göre bir deneyim değil midir? Dolayısıyla, alınacak dersler de fark eder.

Doğruya doğru, çevremde kim köpek bakarsa baksın ya vadesinden önce öldü, ya bir hastalığa yakalandı. Bir köpeğin ev bakımında dahi 10 yaşına geldiğini pek göremedim ben. Oysaki dört ayaklı kızımız dokuz yaşında olacak bu Ağustos.

Mesela, babamların arkadaşının Boxer cinsi köpekleri vardı, bize geldikleri bir gün koskoca köpeği bizim salon koltuğuna bağlamışlardı. Çocuk kafamla gidip köpekle konuşmuştum, ben ilgi gösterdikçe zavallı hayvan bana gelmek için koca üçlü koltuğu oynatıyordu yerinden. Bir gün bırakıldığı bir yerde aç ve susuzluğa mahkum edildiği ve öldüğü haberi geldi :( Kocaman bir köpek ve gidilen evde O'nu koltuğa bağlamak. Seyahate çıkarken güvenilmeyecek ortamlara emanet etmek...

Gördüğüm komşu köpeklerinin çoğu da zincirli olan hayvana getirip yemek su vermenin köpek bakmakla eşdeğer olduğunu düşünen insanlardı. Hele, bir tanesi Antalya'da bütün gün hiç çıkarmamacasınac ufacık balkonunda Doberman bakıyordu da İngiltere'de falan olsa ihbar edebilirsin böyle bir durumu...

Diyelim, bakanların bahçesi var, değil mi? Ha, o zaman o bahçeden çıkamaz, zincirinden kurtulamazdı o hayvancağız. Bu, köpek bakmak olurdu. Bakılma anlamı düzenli olarak önüne atılan yemek artıkları ve şanslıysa su. ( Şu anda da böyle köpek bakıyorum diyen çoookkk! ) Şimdi burada da atıyor iki aylığına köpek bakım yerlerine, gelince kalan sağlar bizimdir! O köpek ne yiyor ne içiyor, hadi orasını geçtim ama arkadan neler düşünüyor, terkedildi diye ne ızdıraplar çekiyor o bölüme dayanamıyorum.

Köpek alacaksanız;

1- Köpeğiniz bir buçuk yaşına kadar zaman zaman çiş kaka hataları yapabilir. Bu evdeki halınızın üzerinde görmek istemediğiniz, temizliğini kendiniz yaptığınız bir durumdur.

2- İlk aldığınızda tuvalet eğitimini verebilmek için hayvanınızla aynı mekanda durmanız çok ama çok önemlidir, tuvaleti gelir gelmez dışarı çıkartabilmek, hatta bahçe katında olmak büyük avantajdır. Aksi taktirde, zaten apartmanda oturuyorsanız merdivenlerden inerken ya da asansörde olan olacak anlamına gelir.

3- Köpeğinizi kedi ya da başka bir köpek gördüğünde eğlenmek için " Tut! Tut!" dememek, havlama eğitimini vermenizin, parka bahçeye çıkarttığınızda bir anda kedinin arkasından kaçıp araba altında kalmasının önlenmesinde hayati bir önem taşır.

4- Köpeğiniz komutlarınızı almaya başlamadan önce sokaklarda heryere çişini ve kakasını yapar. İlk aşamada hep aynı noktalara götürmek, bunun insanlardan uzak yerler olması ve " Kakanı yap" komutunun hep aynı yerlerde verilmesi yürüyüşlerinizin daha rahat geçmesini sağlar.

5- Köpekler bizim sevmediğimiz, hatta iğrendiğimiz leş kokusunun içinde dahi yuvarlanabilir, yolda başka bir köpeğin bıraktığı dışkıyı yiyebilir ( bu, bende ilk aşamada şok etkisi yapmıştı mesela ) Bütün bunlar, köpek belki dört beş yaşına gelene kadar devam edebilir. Üstelik benimki çok iyi komut alan ve bir günde "Getir!"i falan öğrenen bir hayvan olmasına rağmen hala bu içgüdülerini devam ettirdi. Bırakalı üç dört sene vardır belki.

6- Köpekleri ne kadar " Canım ev hayvanım!" diye sevsek de sonuçta genlerinde kodlanmış olan köpekliklerini de (!) yapacaklardır. Bu, bizlerin sonuçta farklı olduğunu gösterir. İlk başta rüya aleminden kopup gelmiş bu sevimli köpeğin evdeki her saksıyı eşelemesine, devirmesine, bitkileri bu yolla mefta etmesine de hazırlıklı olmak gerekir.

7- Dişi köpekler daha kolay eğitilir ama ilk yaşına girip de adet olduğunda evinizin köpeğin gezdiği heryerde kanla karşılaşma durumuna hazırlıklı olmalısınız. Aynı şekilde agresiflikten çıldırmış diğer erkek sokak köpeklerinin bir anda sizin köpeğe, aynı anda rakiplerine saldırmasına hazırlıklı olmalısınız. Tek yapılacak iş kısırlaştırmak.

8- Unutmayın, belki onbeş yıl büyümeyecek bir bebeğe sahip oluyorsunuz. Bir yere giderken arkanızdan ağlayan, yüzde yüz size bağımlı bir bebek. Bunun bunaltısına katlanabileceğinizden emin misiniz?

9- Bütün gün evde yoksanız kesinlikle köpek edinmeyiniz. Dört duvarın arasında geride bıraktığınız canlının durumunu düşünün.

10- Tembelseniz, dışarı çıkmak ve yürüyüş yapma konusunda eksikseniz eve yürüyüş makinası alıyorsunuz gibi köpek almayın. Onlar sizlerin spor yapmak için sebepleriniz değildir, kendiniz bu hayat tarzına uygunsanız, evde zamanınız varsa alın.

11- Köpeğiniz yaşlandıkça aynı insanlar nasıl bakım istiyorsa, dişlerine tüylerine eklemlerine daha detaylı yaklaşmak zorundasınız. Bunun anlamı dökülen tüylerle, kokan ağızla, bazen kalça çıkığıyla karşılaşacaksınız demektir. Bu detayları kaldıracak, zaman, sabır ve para var mı?

12- Tatile gitmeyi eğer güvenebileceğiniz birisi yoksa unutmak zorundasınız. O'nu çocuğunuzu bir kenara atmak gibi bir bakım yuvasına bırakıp çekip gitmek vicdan ister.

13- Evinizde yardımcınız yoksa, ev temizliği sizi sinirlendiriyorsa, her yapılan temizliğin halılar açısından yaşam süresinin en fazla bir gün olduğunu unutmayın. Bu tüy dökme mevsimidir ve senede iki kere yaşanır. Buraları gibi sıcak ülkelerde ise daha sık tekrarlanır.

14- Köpekler bizim yediğimiz acılı, baharatlı ve yağlı yiyecekleri sindirecek mekanizmaya sahip değildir. Kuru mamanın kalitesizi köpeğinizin kokmasına, dişlerinin çürümesine ve tüylerinin, gözlerinin matlaşmasına sebep olur. Verdiğiniz ev yemeği ise sindirim bozukluklarına yol açar ki, bu da eve geldiğinizde halının üzerinde yayılmış, her yeri kokutmuş bir bok kitlesi ile karşılaşacaksınız anlamına gelir. Kaliteli kuru mama alabilecek imkanınız var mı?

15- Kısa ve öz, sokaklarda bırakılmış o cins köpekler işte bütün bu detayları bilmeyen, önceden düşünememiş ak yapacam diye bokunu çıkaran insanların ev hayvanlarıdır. Ben de şikayet ediyorum, bir daha asla bir köpek almam diyorum ama köpeğimi asla ne bakılması için bir yere bırakırım , ne de başımdan atarım.

16- Köpek bakmakla sorumluluk duygusu arasında büyük bir bağ vardır. Köpek aleyhinize dava açamaz, tekmeyi sizden yediğinde hakkını savunamaz. Bunu yapanları buradan lanetliyorum ancak lanetlediğim bir diğer şey, ev hayvanları bakımı hakkındaki bilgisizlik. Detayların aktarılmaması.

Tamam, bunlar hele de yavruyken içinize sokulası güzellikte şeyler ama unutmayın onlar zamanında evcilleştirilmiş vahşi köpeklerin torunları.

Köpek mi bakacaksınız?

Önce cebinize bakın!

Zamanınızı kontrol edin!

Seyahate çıkamamayı göze alın!

Her gün iki sefer çıkıp yürüyüş yapmak ile yüzleşin!

Yaşlandıkça gelen deri problemlerine, eklem ameliyatlarına, ağız kokusuna, çürük dişlere hazırlıklı olun!

Herşey toz pembe değil, gerçek hayata dönün!

Layla şu yaşa gelene kadar birkaç kere diş operasyonları geçirdi, en son üç dişi çekilmek zorunda kaldı, elimizden geldiğince dişleri orada tutmaya çalışsak da ağız kokusu dayanılmaz noktalara ulaşınca, O'nun ağrısını da düşünerek müdahale ettirtiyoruz.

Şimdi de kafasının üzerindeki deride bu zamana kadar hiç karşılaşmadığımız bir deri enfeksiyonu gördük. Aklım çıktı, Pazar günü yine veterinere!

Geçen sene ise, evi resmen keneler bastı, yeni bir iklim, yeni bilinmedik oluşumlar. Hayatımızda ilk defa evin duvarlarından yukarı tırmanan, içleri kandan şişmiş keneler gördük. Korkunçtu! Bu sene hiç olmadı çünkü bilinçli yaklaştık ve ilaçlama yaptık ama ne olursa olsun o yürüyen yaratıklarla aynı mekanı paylaştık, her yerimizi kaşıntı bastı ya, yetti de arttı bile!

Bunların dışında bir de rutinler var, yılda iki kere tüyleri kesiliyor, buraya getirilişi ise tam bir macera olmakla beraber bize 2500 dolara patladı. Her yıl yapılması gereken aşıları alması gereken asalaklara karşı ilaçları var. Tüm bunlar insanı maddi, manevi yıpratıyor.

Ha, "Bunları yapmak şart mı canım, ben alırım bakabildiğim kadarını yaparım, gerisi Allah kerim!" diyorsanız o zaman vicdanınıza hesap verin. Zira, o varlık 15 yıl sizinle yaşayacak bunu unutmayın! Aynı mekanı paylaştığınıza göre siz O'nu nasıl etkiliyorsanız, O'da aynı şekilde sağlığıyla, sağlıksızlığıyla sizi etkileyecek.

Layla, bu dokuz yılın sonunda artık O'nunla dışarı çıkmadan tuvaletini bile yapmaz oldu. Bahçeye bıraktığımızda orada kalış dönemi alt tarafı on dakika, hemen bizimle beraber olmak için içeriye! Biz neredeysek o odada. Böyle bir bağlılık.

En sona, alt tarafı bir tane büyük antre halısından çıkan pisliği ekliyorum. İğrenç olduğunu bile bile bunu yapacağım çünkü bazı şeyler anlatılsa da bir fotoğrafın verdiği etkiyi yakalayamayabiliyor. Belki temizlik diyince ne anlatmak istediğimi tankın içinde biriken rengi değişmiş suya bakarak, bunun yalnızca BİR halıdan çıktığını anlayarak ve en fazla BİRKAÇ GÜNLÜK bir devrenin ardından yapılan işlemin sonucu olduğunu düşünerek idrak edebilirsiniz.

18 yorum:

Calanon dedi ki...

Evinkedisi, soylediklerine tamamen katiliyorum. Bir kopegim yok ve ne yazikki simdiye kadar da olmadi hic (bir gun insallah), ama bir kedim var. Hayvan hatta cocuk sahibi olmak isteyen herkesin bir cesit testten gecirilmesi gerektigini dusunuyorum ben.

Bu ilk basta sirin gelen bir dusunce olarak baslayip zavalli hayvan biraz buyumeye basladiginda sokakta ya da barinaklarda bitebiliyor, belki o da sansliysa demek lazim.

Benim kedim 10 yasinda, bu sene 11 olacak. Onu Istanbul'da Carrefour'un onunde bulmustuk aksamin bir vakti yapayalniz, ac, kucucuk, kimbilir nasil gelmis oraya tam da yolun kenarina.
Bizimle 3 buyuk ve bir suru kucuk tasinma yasadi, bir suru paralar, ugraslar vs. Ama simdi (bizim yok) kedimin Avrupa Birligi vatandasligi pasaportu bile var.

Dedigin gibi biz neredeysek o da orada. Insan cocugunu birakir mi bir kosede, kafes icinde, birakmaz, kedinin kopegin ne farki var?

Sahiplenmeden once dusunmek lazim butun olabilecek zorluklari. Yapamayacaksan o zaman alma eve bir sus esyasi gibi.

Evin Kedisi dedi ki...

Yok be Calanon, şanslıysa barınaklara değil, bence tam tersi, şanslıysa hayatı son bulur!

Ben burada köpekler veya kediler illa yaşasın, yaşatılsın derdiyle bok gibi bir hayata esir edilmesine de karşıyım. Barınaklar hükümetlerin eliyle ayağa kaldırılmadıkça, üç beş kişinin insan üstü çabaları ile herkes heba oluyor. Bir köpeğin bile işte yazdım tüyleri, dişleri, kenesi, aşısı, sindirim sistemi daha aklımıza gelmeyen bir sürü hastalığı var. Bizde de sanki bir şeymiş gibi bir kere aşı yapılıp hayda yallah salınıyor ya da barınaklarda anlatıldığı üzere kuru ekmeğe, bir damla suya muhtaç ediliyor o hayvanlar. İnsanlara yapılan gibi, bakım yok, devamlılık yok ama yaşasın!!!

Bazen İngiltere ve Amerika'nın hayvanları koruma programlarını izliyorum. Bu insanların memleketlerinde bir sokak köpeği görmek mümkün değil, bizde tersi savunuluyor. Aklını kaçırır insan! Sokak köpeksiz sokak olmazmış falan. Bakım sonuna kadar, bakılabilecek kadar çocuk nasıl diyoruz, o zaman bakılabilecek kadar ev hayvanı diyeceğiz.

Ama haklısın dünyanın her yerinde nasıl herkes ana baba olamadan doğal yollarla bunu yapıyorsa, köpek kedi vesaireye bakamayacak insanlar da buna yalnızca şirin gözüktüğü için sahip oluyor ama gerek sokak hayvanlarında, gerek sokak çocuklarında bakımsız olan, eziyet çeken herşeyde bakım şart. Bunun için de kontrollü gitmek lazım. Herşeyden önce devletin zihniyetinin değişmesi gerekiyor.

Evcil hayvanlar sahiplendirilmeli, sokaktan toplanan sokak köpekleri de öyle fakat eğer bu yapılamıyorsa belli bir zaman içinde birbirlerini yemeleri beklenilmemeli. Kontrolü sağlanmış olanların sağlıkla ilgili sorunlarında müdahale edilmeli, bakamayanlar ihbar edilebilmeli, gelen görevli ev hayvanının durumuna bakarak isteyen başka birine onu verebilmeli yani yine sahiplenmesi sağlanılmalı.

Ama bizde yaşasın, nasıl yaşarsa yaşatılırsa öyle devam etsin mantığı var. Kontrolsüzlük, midesizlik, sorumsuzluk diz boyu!

Magissa dedi ki...

Sokakta köpek olmalı savı, hayvan düşmanı insanları ıslah etmek için söyleniyor aslında daha çok. Yoksa köpekler azalınca yenileri salınsın diye değil yani - barınakları çözüm sanmasınlar, ama öldürmeye de kalkışmasınlar diye... Ben bizim milletten asla ama asla ümitli değilim. Zaten refah düzeyi bu seviyede olan bir ülkede köpek kedi beslemeye özendirmek de anlamsız. Hiçbirşey olmasa, hayvanlara hınçlanıyor insanlar - "ben dururken kedi besliyor" diye. (Neyse şimdi bu bambaşka bir konu aslında - yazmakla bitmez.)

Çok doğru şeyler yazmışsın, kedi köpek almak eve domates alır gibi olmamalı, ve hatta bence hayvan sahibi olmak için bir nevi resmi filtreleme mekanizması olmalı ve insanlar ehliyet almalılar.

Evin Kedisi dedi ki...

Hayvana, insana ve doğaya hiçbir saygısı olmayan bir ülkeden ne beklenebilir ki?!

Bir taraf değil, her taraftan dökülüyoruz. Ben kendi köpeğimi aldığım sırada sokak köpeklerinin saldırısına uğradığımız zamanları, Kadıköy'ün kuduz salgınından karantinaya alındığını, Antalya'da yaşarken sokak köpeklerine bakıyorum diye besleyip, onların araba kovalarken çıkardıkları hayvan parçalarmışçasına sesler yüzünden uyuyamadığımız günleri ama tabi ki bu arada yine sabaha kadar horon tepen ayılar yüzünden de sinir krizleri geçirdiğimizi unutmak mümkün mü?

Kimsenin kimseye saygısı olmayan ortamlarda köpek bakan da, çocuk büyüten de işte ancak o kadarını yapar. Kendinde verecek bir şeyi yok ki hayatına giren varlıklarla bir şey öğrensin veya sorumluluk alsın.

Yorumuna teşekkürler Magissa :)

Calanon dedi ki...

Evin kedisi, Avrupa ve Amerika'daki barinaklardan bahsetmissin, ama ne yazikki buyuk cogunlugu (en azindan ben Amerika'dakileri biliyorum) Allah'tan hepsi degil eger kimse sahiplenmezse gelen kedi, kopegi 1 hafta icinde olduruyor yeterli yer olmadigindan.

Evet, belki barinaklar cok muhtesem yerler degil ama bilemiyorum biz insan cinsi olarak gercekten bu oldurme hakkina sahip miyiz, sokaklarda basibos kopek dolaymasin diye?

Bilemiyorum, galiba ben en azindan hayvana sokakta da olsa yasama hakki verilmeli diye dusunuyorum, toplayip toplayip oldurmek yerine.

Gerci haklisin ne yazikki bizim ulkemizde nedenini hic bir zaman anlamadigim bir hayvan korkusu vardir, her kedi, kopek kuduzdur, isirir vs. O yuzden cok insan korkunc seyler yapabiliyor bu zavalli hayvanlara, bu korkunun ustesinden nasil gelinir onu ne yazikki bilmiyorum.

devin dedi ki...

Bizim rahmetli Dükümüz 13 yıl yaşadı bizimle beraber. Ablamın köpeğiydi, ben ona son iki yılında baktım. Üç çocuk büyüttü :) İki ablamın, bir benim. Çok asil, inanılmaz iyi huylu bir köpekti. Şimdi bir golden retriever var. Dükten sonra çok yaramaz geliyor bana. Ona da Dük gibi iyi bakacağımızı biliyorum ama. Kedimiz başka bir alem. Bundan önceki kedime tam 9 yıl baktım. Hala yaşıyor şimdi 13 yaşında. Birtakım elde olmayan sebeplerden komşumuz olan iyi bir aileye evlatlık vermek zorunda kaldım onu,geri almak istediğimde vermediler bana :) İyi bakıldığını bildiğim için üstelemedim bende.
Köpekler konusunda çok doğru yazmışsın. Ablam istemese köpek filan almazdım ben, çok zor bakımı çünkü.
Sevgiler
Devin

elektra dedi ki...

evde üç kedisi olan biri olarak söylüyorum, çok zor.
köpek daha da zor bence. ki evim uygun olsa tercihimi köpek sahibi olmaktan yana kullanırdım.
ama özellikle dışarı çıkmak zorunluluğu şehrin göbeğinde zor . evlendiğimiz yıl kuki adını verdiğimiz bir yavrucuk bulmuştuk sokaktan. sevimli bir köpecik. tuvalete çıkardığıbir gün hakan boş tasmayla ve bombok bir suratla eve döndü. kaldırımın kenarındayken hıyarın bir çarptı köpeğimize. ondan sonra tövbe ettim köpeğe. bir gün köye möye yerleşirsek alacağım ama.

Evin Kedisi dedi ki...

Bana göre her varlığın yaşam kalitesi çok önemli.

Bununla ilgili bir çok konu gündeme gelebilir tartışma açısından. Mesela atıyorum, ızdırap çeken, hastanede ölümü bekleyen bir hastanın ölüm hakkını kullanması taraftarıyım ben.

Ha, başka biri çıkar dini yönden Allah'ın verdiğini Allah alır der, ben bu sorumluluğu alamam diye düşünür. Benim için yaşam kalitesi herşeyden önce gelir. Ama bunu tartışmaya açtığımız zaman konu gelir dayanır sokak çocukları da öldürülsün o zaman! a kadar varır. Yani, işin felsefesinin sonu yok, duruma göre alınacak kararlarda genellemelerin pek bir yardımı da bana göre...

Dünyanın ne yazık ki en acı gerçeği bu olsa gerek. Maalesef hiçbir varlık eşit haklara sahip olamıyor. Bakacak olursak bitkisinden, hayvanına, oradan insanına bazısı doğuştan şanslı oluyor, bazısı ise keşke doğmasaydım noktasına geliyor.

O yüzden Avrupa ve Amerika'da olan belki bir yerde yaşam kalitesine olan saygıdan ötürü yapılan bir seçim. Sefil edip birbirlerine kırdıracağıma diye düşünüyor o zihniyet, sahiplendirmeye çalışırım, bakabileceğim kadar köpeğe kediye evimi, ortamımı açarım ama bakamıyorsam o zaman uyuturum. Elimde kalanlarla layığıyla kontrollü bir şekilde devam ederim.

Çünkü, bir köpek bile büyük bir maliyet, köpek bakımı yalnızca hayatlarında bir kere kuduz aşısı yapıp kulağına küpe takıp ardından mahalle aralarına salmakla olmuyor. Ve bizdeki sistem başarılı olamadı, olmuyor, bu şekilde giderse de olmayacak. Gelir gider hesabı o matematiği kaldıramaz, kaldıramıyor.

Günün birinde köpeğim ızdırap çektiği, hayatını mahveden bir hastalıkla yüzleşsin, sorununun yanıtı olmasın yaşayacağı kadar yaşasın demem ben. Bacağı sakatlanmış bir at düşünün, tamir edilemez, üç bacağıyla yaşamını sürdüremez. Nedir cevabı?

Zor konular...Genele kaymadan ellerimizdekilere yetelim o bile büyük bir şeydir.

miso dedi ki...

sevgili evinkedisi
ben bir hayvan manyağıyım. Binlerce kedi ve köpek için annemlere az mı yalvardım? heheh, hiç beceremedim ama ikna etmeyi. Şimdiyse kendi evim var, istersem at bile alırım. Eve alışalım, demiri yaptıralım, hemen bir köpüs alacağım. Umuyorum ki layla gibi bir golden olur. Ya da belki de gözümün ta içine bakan bir sokak köpeği :)

marruu

Evin Kedisi dedi ki...

Miso'm;

Al, al! Eğer zaten bu elektrikli süpürgenin içindeki su ve köpücük tüyleri de seni durdurmuyorsa al anasını satim de, gör hanyayı konyayı :)))) A ha ben de yalvarmıştım ama şimdi anlıyorum neden almadıklarını, hatta deformasyon geçirip aynı cümleyi kızıma da fışkırttım " Kızım büyü evin olsun istersen hipopotam bak, benden bu kadar!" çünkü bizimki şimdi de Chuawawa'ya taktı :) Layla köpek değil ya, dört ayaklı abla :)

alis dedi ki...

Bizim de var bir golden kız.. biz onu hala bebek gibi görüyoruz ama 6 yaşına geldi artık. Yazında söylediğin herşey %100 doğru. Kendimi bildim bileli aileme köpek diye yalvarırdım, annem korkardı köpekten. SOnra ne olduysa oldu, Allah bize bu meleği yolladı, öyleki annemle beraber o kadar çok insana köpek korkusunu yendirdi ki! Şimdi ailemle evlerimiz ayrıldı, köpüşümüz artık bahçeli bir evde ama o ev kuzusu olmuş, bahçede yaşamaz ki artık. Dolayısıyla her sabah 1 saatlik geziler, hergün dolan elektrik süpürgesi hala devam ediyor. Değişen birşey varki köpeğimiz ilk yıllarındaki hiperaktif hallerini geride bıraktı, öyle uslu ve sessiz ki tüy de dökmese evde köpek olduğunu anlamayacağız. Onunla aynı evde olmadığım için benim içimi tekrar bir köpek hasreti sardı ama cesaret edemem, dediğin gibi 15 yıllık bir sorumluluğun altına giremem diye kalkışmıyorum. Üstelik bence haftanın çoğu günü bütün gün evde olan bir insan yoksa almamak gerekli, yazık. Köpeğini güya çok seven, ama sabah sadece bir çişe indirip getiren, güzel tüylerini taramayan, köpeğini iyi sosyalleştirmediği için o melek olabilecek köpeği agresif eden, her an suyunu hazır etmeyenleri gördükçe üzülüyorum.

tolunay dedi ki...

Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle okudum tüm yazdıklarınızı... Hayatımıza anlam katan, o olmadan önce biz ne yapıyorduk ki ruh haliyle yaşamamıza neden olan küçük bir kızımız var bizimde :))) ve hoş bir tesadüfle onun da adı layla :)))) şirin mi şirin, akıllı mı akıllı, uslu mu uslu, beyaz bir terrier kendisi... öyle tatlı öyle tatlı ki insan sevmeye doyamıyor. 7 yaşını bitirdi, 8in içinde yol alıyor bizim kız da... Ben artık evliyim ve layla annemlerle birlikte kalıyor. Onu çok ama çok özlememe rağmen emekli oldukları için onunla ilgilenecek çok daha fazla zamanları olan annem ve babamın yanında olmasını kabulleniyorum. Offf yine çok özledim kuzucuğumuuuu... Onların bu sevgisi olmasa, zaten yazdığınız tüm o zorluklara katlanmak nasıl mümkün olabilir ki?

Adsız dedi ki...

merhaba evinkedisi, bizim de evimizde bir köpeğimiz var. dehset bicimde geçtiği her yerde iz gibi tüy döküyor. bir süre normal elektrikli süpürgelerle temizlemeye calistik ancak hic kolay olmadı. daha sonra eşimle Almanya'ya yaptığımız bir ziyaret sırasında arkadaşımızın evinde Karcher markalı bir süpürge gördük. Modeli Karcher K 55'ti. kordonu yok. eski gırgırlara benziyor ama sonuç mükemmeldi. türkiyeye geldiğimizde Karcher'in bir çok bayisi olduğunu öğrendik. ve hemen bir Karcher K 55 ve bunun yanısıra suya çeken elektrik süpürgesi DS 5500 aldık. O kadar rahat ettik ki eşimle anlatamam. Tüy ve temizlik problemi ortadan kalktı. Sırada Karcher'in buharlı temizlik makinelerini almaya geldi. Karcher Buharlı temizlik makineleriyle de 150 dereceye kadar deterjansız temizlik yapılabiliyor ve bütün mikroplar ölüyor. Hem çocuklu hem köpekli, kedili aileler için ideal aslında. görüşmek üzere. gm.

Evin Kedisi dedi ki...

Hımmm, buharlı temizlik makinası benim de dikkatimi çekmişti, özellikle deterjansız temizlik olayı...Karcher burada var mı bilmiyorum ama gözüm bu ad için açık olsun bakalım. Teşekkürler İsimsiz :)

Diğer yorum yazan, kendi görüşlerini paylaşan Alis ve Tolunay'a da teşekkürler...

Ay, kendimi bir anda org başında gibi hissettim yahu :PPP

Adsız dedi ki...

merhaba evin kedisi,

Karcher kesinlikle Türkiye'de var. www.karcher.com.tr adresinden bayi listesine ulaşabilirsin. Bildigim kadarıyla bu aralar büyük bir çıkış yapacaklar. çok insan bilmiyor ama inanılmaz kaliteli bir ürün. ben aldigimdan beri hicbir sorun yasamadim ve ustelik surekli kullaniyorum. kesinlikle tavsiye ederim. hatta bayiler gelip evinde demo bile yapıyorlar ücretsiz. denemeni tavsiye ederim. görüşürüz. ismim betül.

Evin Kedisi dedi ki...

Selam Betül;

Ben Türkiye'de değilim ki! O yüzden buralarda var mı diye bakacağım demiştim. Öyle elimin altında tanıdık yerde satılmıyorsa almam çünkü aldıktan sonraki hizmet de çok önemli.

Neyse, yine de verdiğin fikir için teşekkürler, dediğim gibi kulağıma küpe olsun imkan olunca ve almaya karar verdiğimde en azından bir isim olur aklımda :)

Idil dedi ki...

Ben de sizin gibi cok israr ettim kopek ya da kedi alinmasi icin. Biz de bir kopek aldik, ki annem hic istemiyordu. 1 donum bahcemiz vardi, orda yasayacakti, aksam da garaja aliyorduk. 3 aylikbir irish setterdi. Av kopegi oldugu icin cok hareketliydi, cok seviyorduk kardesimle. Dizime koyup oksaya oksaya uyutuyordum, tum asilarinda, kontrollerinde yanindaydim. 1 gunde otur komutunu ogretmistim, cin gibi bir kopekti. Ama sorun suydu ki biz (ben 13 yasindayim kardesim de 7) okula gidiyoruz (8:30 dan 16:00 ya kadar) cok ilgilenemiyorduk. Kosmak istedigi icin tum gun garajda kapali ya da bahcede bagli kalmak cok kotu oluyordu. Bir
de annem cok titizdir, tuvalet egitimi olmadigi icin garaja yaptiklari yuzunden cok sinir oluyordu. Her sabah elimde torba onlari topluyordum. Her turlu bakimini ben yapiyordum. Cok seviyordum onu. Sorumlulugu cok oldugu icin vermeye karar verdiler. Alinmasi icin yaklasik 10 yil ugrastigim ve canimdan cok sevdigim kopegim, 2 ayda
gidiverdi elimden, bir ciftlige verdiler.Ne yaptiysam ikna edemedim. Ama sonra hak verdim annemlere. Sizin de dediginiz gibi onu butun gun eve kapatacaksaniz, kopek almamalisiniz (ozellikle de enerjik bir cinsse). Hala onu cok ozluyorum, bu da baska bir yani. O yuzden hic bir zaman vermeyeceginizden emin olarak almalisiniz kopegi. Ileride veteriner oldugumda veya kendi isime sahip olunca kendime bir cocker alacagim ve onu ise de yanimda goturecegim ve bu yazinizda soylediginiz her seyi uygulamaya dikkat edecegim. Tesekkurler! :)

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili İdil :))

Ne güzel benim şimdi 13 yaşında bir okuyucum mu oldu?! Bunları bir de şöyle benim yaşlarıma geldiğinde tekrar oku, gerçi sen yollamak zorunda bırakılmışsın ama o duygu geçmez, benimde çocukluğumda eve aldığımız kedimizi yollamışlardı bir süre sonra oraya buraya yapmaya başlayınca, benim o yaşlarda bakma kapasitem sırtını okşamak ve dışarda koşturmaktan arta kalan zamanlarda evde bir kedim var demekten öteye geçemiyordu. Yine de yazdığına ve tanıştığımıza sevindim, umarım ilerki yıllarda istediğin herşeye kavuşur, en sevdiğin mesleği yapar, yanında da köpeciğini işe götürebilirsin :) Sevgiler.