22 Mayıs 2008 Perşembe

Layla'ya Ne Olmuş Anlatayım...

Yaklaşık üç hafta kadar önce Layla'nın tüylerinin kesilmesi gerektiği için Dubai'deki her zaman gittiğimiz yere gittik. Kediler bile ne olacağını bilip öyle bekliyorlar, iyi mi?

Diğer, satın alınması beklenen, bir Chuawawa'nın 5milyar olduğu (!!!!) yerin içinde camekanla ayrılmış bir mekan burası. Tüyleri kesme işlemi de nedense ( belki de bir iş bulduklarında ailelerini arkadaşlarını topladıkları için ) Filipinliler tarafından yapılıyor. İçerde ağzıları tüy kaçmasın diye kapalı belki dört kişi, kedi ve köpeklerin yıkandığı, tırnaklarının kesildiği bir banyo, ardından metal, çıkarılıp tüylere geçilen masalar. Bir de bekleyenlerin ayrı ayrı konulduğu hapishane gibi bölümler. Gözünüze çok kötü gelmesin, işlerini yapanların hepsi hayvanları sevip okşayarak yapıyor bunu, yani öyle çekme itme falan durumları yok, olsa zaten bizim işimiz ne?!

Bundan önceki işlemlerde eşim her zaman onlarla beraber içerde kalırdı, biz de oradaki köpek yavrularıyla haşır neşir olurduk, herkes camlı paravandan birbirini gördüğü için sorun da olmazdı. Bu sefer yerin de tanınmasından, Layla'nın orada ne olacağını bilmesinden dolayı adamların " İki saat içinde dönüp köpeğinizi alabilirsiniz." lafına tav olduk ve hemen yakınlardaki bir cafeye gittik.

Geldiğimizde Layla'yı tüyleri kesilmiş ve temizlenmiş bir şekilde bizi bekliyor bulduk ama ne olursa olsun gittiğimiz yerde pek de rahat edemedik. Yine o " Gitmeyin ve beni burada bırakmayın! "ifadesindeki gözler yok mu!!!

İşte, geçen hafta yazdığım gibi derisinin üzerinde hayatta hiç görmediğimiz bir kabartıyla beraber tüy dökülmesi de başlayınca Pazar günü ben soluğu veterinerde buldum. En korktuğum şey ufaklığın da dahil olmak üzere bizim evde yerlere oturulması, bazen yatılması, ne bileyim ya, geçici bir şeyse hepimizi sarması, saçlarımızın dökülmesi, derilerimizin kabarması...Aklımda korku filmlerinden fırlamış tiplemelerle gittim yani.

Tüyler bir yuvarlak şeklinde dökülme yapıyor, altında sanki kepek olmuş ve kapkatı bir deri. Veteriner hemen o bölümü yolmaya başlayınca benim içim hafiften kalktı. Ne hafifteni canım, imdat! lezzetinde kalktı ama şimdi köpeğim zaten stres olmuş, başına ne gelecek bilmiyor, geçen sefer gittiğinde anestezi alıp dişlerinden bir kaçını çektirtmiş, velhasıl, kaldım içerde. Benden ne doktor ne de veteriner olur!

Aklıma başka şeyler de gelmedi değil, elimdeki kitaplara bakmıştım, önce uyuza. Sonra kanser mi yoksa derdi sarmıştı. Bunları telaşla veterinere sıralayınca " Yok, ben gülüyorum, öyle bir durum olsa suratımdan belli olur, bakalım bir" dedi. Yolduğu ve kanamaya başlayan hafif saçlı deriden bir seloteybe aldığı örneği mikroskopta inceledi. Sonra kapkaranlık bir odaya daldı, benimkini çağırdı, Layla haliyle boğazlanacak mı korkusundan gitmeyince ben de girdim odaya da benimle birlikte girdi. Mavi ışık veren bir aletle bakıldı ve sonuçta bunun mantar türlerinden biri olduğuna karar verildi. " Labaratuara göndersem sonuç on günde falan gelir ama bakteri görmedim, dolayısıyla bu büyük olasılıkla bir mantar türüdür." dedi veteriner. Nereden geçer? Ay deli olacam, bize de bulaşır mı? Bu köpeğe yapışık yaşayan, onu ablası sanan, köpekten saymayan bir çocuğum var benim!

Bize de geçebilir, evet. Ama bu küçük bir ihtimal. "Geçerse de gerekenler yapılır, hayatın sonu değildir." dedi veteriner kısaca, sonra " Bakın bana bir şey oluyor mu?!" diye bir tutam daha tüy yoldu köpeğimden :(

Görüntü bana göre korkunç, kafasının üzerinde yolunmuş bir krater. O sırada bulduğumuz bir tane de kulağın üzerindeki, vücudunda kenar tarafta nokta gibi üçüncü.

Bizde pskolojik kaşıntı had safhada zaten ama yapılacak bir şey yok. Eve gelip yaptığım araştırmada öğrendiğim şüphelerime denk, ortak kullanılan köpek fırçalarından İngilizce'de "grooming" yapılan her ne varsa!!! Kafeslerden...Bu tip semptomların görüldüğü hayvanlar hemen diğerlerinden ( birden fazla hayvanınız varsa tabi ) ayrılmalı. Ve gereken tedavi zaman geçirmeden başlanmalı. Çünkü en kısa tedavi bile bir aylık!!!!

Verilen krem günde iki kere yaralara sürülecek. Haftada üç gün özel bir şampuanla yıkanılacak. Layla ilk gün çok mutsuzdu, kremi sürdüğümde direkt halıya sürtmek için seyirtti de hayır! komutuyla yapmaktan vazgeçti, şimdi yapmıyor Allah'tan. İç parazitler için hap zamanı gelmiş, onlar verildi, kuduz aşısı gidilmişken vuruldu. Toplam ücret konsültasyon dahil 450 dirhem! Ben bunu Türk lirası olarak algılıyorum burada. Yani benim için 450 milyon sanki :(

Olsun, şöyle ki, en azından kanser de diyebilirdi. Dolayısıyla hızla bir iyileşme var, kellikler bir ayın sonunda kapanmaya başlarmış. Biz hep eldivenliyiz, yakın temas yok, sarılmak falan kesinlikle yasak! Kaşıntı devam, hatta bunları yazarken bile kaşınıyorum :(

Dişler için bir altı ay daha bekleyebilir dedi çünkü diş etlerinin durumu iyiymiş. Velhasıl, bundan sonra tüy kesimi ile de biz başa çıkmaya çalışacağız sanırım. Bu iş de başa kaldı. Neden? Çünkü gelen giden bir sürü hayvana kullanılan aletlerin demek ki ortak olmaması gerekiyormuş. Diyelim ki keski kullanılmadı, olsun, yıkandıkları mekan aynı, sürülen ellerde kullanılan eldivenler de öyle. Yani, dezenfekte anlamında ciddi bir şey yapıldığına dair hiçbir ipucu olmamakla beraber tersi mevcut!

Diyorum ya, hayatta her işini kendin yapacaksınnnnn!

9 yorum:

Goddess Artemis dedi ki...

Ah canım benim! Kıyamam ben ona, geçmiş olsun!

balanne melike dedi ki...

Çook geçmiş olsun.

Magissa dedi ki...

Evvela hepinize geçmiş olsun!
Bizim miki de burnunun üstünden mantar kaptıydı bir keresinde. Geçmesi uzun sürüyor ama geçiyor - yeter ki oradan başka yerlere bulaştırmasın. İlacı değiştiriyorlar en kötü ihtimalle ama geçiyor, hiç meraklanmayın...

Evin Kedisi dedi ki...

Geçmiş olsun'lara çook teşekkür ederim. Magissa yav, bir yerinde değil ki beş yerinde :((( Ama artmadı, hala şampuan ve krem devam tabi ki. Bir ay süre biçti, herşey daha bir sakinledi sanki deride. Köpek şimdiye kadar hiç bu kadar sık yıkanmamış ya sanki rengi mi açıldı ne?! :)))

Fatma dedi ki...

Geçmiş olsun Ev Kedisiciğim,
Benim kabuslarımdan birini yaşıyorsun anlaşılan. Ev içinde hayvan besleme olayına hiç gelemiyorum ben işte tam da bu nedenlerden dolayı. Hasta olur, bulaşır falan... Ama bravo sana inan, aslanlar gibi mücadele edip, petine de sahip çıkıyorsun:)
Sevgiyle...

miso dedi ki...

ah ya, çok geçmiş olsun. İyileşsin hemen, canım layla.

Evin Kedisi dedi ki...

Miso'cum teşekküler :)

Fatma'cım hoşgeldin.

Veterinerle konuştuğumda öğrendiğim ve bugün İngiltere'deki bebek ölümleri haberi ile pekiştirdiğim şu oldu; Bu bakteri, mantar, virüsler v.s... hepimizin üzerinde, evinde ve heryerde yaşayan, savunma mekanizmamız kuvvetli olduğu için sorun yaratmayan şeyler. Bunun içine keneleri, bağırsaklarda yaşayan ve insanlara geçebilenleri koymuyorum ama onlar için de periyodik yapılması gerekenler var. Sorun bu :(

Benim hep kısa ve öz söylemek istediğim şu; bakabileceksen, bunları göz önüne alabiliyorsan bak, yoksa hiç bulaşma:) Senin bulaşmadığını zaten biliyor, ne istediğini bildiğin için de tebrik ediyorum, kızdığım alıp da içine edenlere!

Bir de evdeki bilgisayar klavyemizin tuvaletten daha fazla bakteri ve daha, "ne olduğu bilinmezler"i barındırdığı gerçeğini saymıyorum bile :)))

Fatma dedi ki...

Bak, yeri geldi yazayım. Geçenlerde, tanıdıklarımızdan birinin dünya tatlısı cimcime kızlarına babysitting yapmaya gittim, güle oynaya. Çünkü onlarla geçirdiğim saatler kahkaha ve şaşkınlık içinde geçtiği için, acaip rahatlıyorum sonrasında. Benim, çocuklarla ilişkim bu kadar yani, severim, oynarım, sonra da işin zor kısmını ailelere bırakıp kaçarım:)) Neyse, bu arkadaşlarımızın evlerinin çevrelerinde büyük bir koruluk var, bahçe demek haksızlık olur. Evlerinde iki adet kedi, iki adet de kocaman siyah labrador köpekleri var. Köpekler çok genç oldukları için oynamak istiyorlar ve üzerime atlıyorlar ben oraya gidince ve ben acaip korkuyorum. Korkuyorum ya işte, atamıyorum o korkuyu üzerimden bir türlü. Hatta N. (ailenin babası) elini bileğine kadar köpeğin ağzına sokup 'Bak, zararsızlar gerçekten korkmana gerek yok' falan dedi ama yok, ben dehşetle, 'hayırrr, çek elini' diye bağırdım:)) Neyse o akşam, ben Rosaline ile umduğum gibi komik bir akşam geçirdim. Köpekler bir odaya kapatıldılar ben oradayken. Rosaline arada, 'beni birşeyler ısırıyor, kaşınıyorum' dedi ama ev öyle kalabalık ve dağınık ki, kafa bile yormadım neden olduğuna. Tozdandır diye düşündüm hatta.

Sonra eve geldim, giysilerimi çıkarıp her zamanki gibi yatağın yanındaki koltuğun üzerine koydum ve yattım. Sabah kalktım, bacağımda kırmızı lekeler, kaşınıyorum. Kevin de aynı. Sonra giysilerimi yerlerinden alırken bir de ne göreyim! Pire!! Evet, bir pire, açık renkli bluzumun üzerinden hop halıya zıpladı. Böyle şeyleri hiç kaçırmadan farkederim, sakınan göz misali. Neyse, ben de surat bir karış, panik, evin pireler tarafından istila edildiği gibi bir düşünce kafamın içinde, bütün çamaşırları makineye attım. Yatak çarşaflarını değiştirip yıkadım, evi süpürdüm ve bir daha da pireye rastlamadım. Ama, o ailenin evini düşün artık. Kediler girip çıkıyor, köpekler mutfak dahil her yerde, kızlar bahçede yalınayak dolaşıyor, yatakodaları oyuncaklarla tıkabasa dolu... (Hatta o akşam Rosaline dedi ki 'oyuncakları bir kenara yığıp halıda yürümek için bir pasaj açtım sana', çok gülmüştüm o lafına) Pireler ve kimbilir daha neler... Iyyy, ben gelemem böyle bir ev yaşamına. Arkadaşlarımız eğitimli, meslek sahibi, prensipli insanlar falan. Ama onlar böyle bir hayatı tercih ediyorlar, Londra'dan o yüzden kaçıp buraya yerleşmişler. Neyse işte, bundan sonra onlara gidince otomatikman kaşınacağım biliyorum ve eve gelir gelmez giysiler bahçede çıkarılıp makineye atılacak:)) İşte, evde hayvan beslemek deyince, hep böyle şeyler düşünüyorum, hastalık, pire, hayvanların mutfaktaki tabak çanakları yaladığı gibi falan... Yok yok, gelemem ben böyle şeylere:))

Sevgiyle,
Fatma.

Evin Kedisi dedi ki...

Canım Fatma :))

Herhalde bu yazdığın en uzun yorumdu, yanılıyor muyum? :PPP

Yahu, şöyle söyleyeyim o zaman, hani nasıl insanlar doğurup doğurup bir kısmı sorumluluğu ağır diye bakamıyor, işin bokunu çıkarıyor, hayvan bakmak da aynen öyle bir durum. Dağınık ve pis olan için zaten evinde hayvan olması da bir şey değiştirmiyor, yalnızca belki hijyen koşulları iyice alıp başını gidiyor.

Bu pire, bit ve kene konularında tasmasından tut da, fıs fısına kadar bir sürü şeyler satılıyor, ha ne yapacaksın, bunları düzenli aralıklarla satın alıp kullanacaksın.

Aslında biliyor musun, bugün onu düşündüm hayatta en basitinden baktığımız her şey ama herşey iyi bir organizasyon ve disiplin gerektiriyor.

Köpeğin koltuklarda yatması, aynı yatağı paylaşması, hatta aynı tabaktan yemek yemesi...Beni de aşar öyle şeyler. Bizim dört ayaklı kızımız yatağa bir kere bile çıkmamıştır, koltuklarımın köpek tüyüne bulanmış halini düşünmek istemiyorum, hijyeni değil, önemli olan görüntüsü, acayip sinir ediyor.

Kısaca, senin o gittiğin insanlar pasaklılık şahane, köpek kedi bahane! tiplermiş.

Bu işi yapmak için bakmayı istemek ve " AAaa olmuyor, vazgeçtim!" dememek, bunu da anlamak için işin aslını yazan yazılara da bakmak gerekiyor. Herşey görüldüğü gibi tos pembe değil, ilk bir seneye yakın aralıklı olarak kakalı çişli :)))Gerisi de bol sorumluluklu.

Öptüm çok :)