11 Mayıs 2008 Pazar

Bileşkenin Böylesi :)))

Öylesine ki, bir önceki yazıda da belirttiğim gibi, kızımın, geçen sene aynı günün akşamı ilk satırlarını yazdığım bloğumun ve anneler gününün hepsi, tekmili birden atlatıldı :) Kısacası, bir taşla üç kuş pozisyonu yaşandı ve yaşatıldı :)

Dün akşam, bloğuma hem yazacağım, hem de fotoğrafları gireceğim değil mi? Kesile kesile bu yazıyı yazıp göderebilmeyi başardım, gerisi?... Ne fotoğrafları yükleyebildim, ne de başka bir şey yapabildim. Sabahleyin kimse bilgisayarını açmadan, şu işi de halledeyim dedim.

Evet, üçü bir aradaydı demiştik, önce en detaylı olan kutlama, kızımınkinden başlayayım... Perşembe günü eve geldiğinde gayet lakayit malzemelerle mozaik pasta hazırlamaya karar vermiş, bunu da bizim ufaklığa iletmiştim. Kalp şeklinde kalıplar gördüğüm için öyle olsun demiştik bir de. Pembe :)))

Pembe renk konusunda çocuğum olduğundan beridir radikal bir değişim içindeyim. Bu, cırtlak renklerin, kendim için yanına dahi yaklaşmayacaklarım adına büyük bir farklılık. Nasıl olsa, bu renk bir yaştan sonra dokunulmayan, denenmeyen listesine girecek ya, kullanılabilirken kullanılsın. Zaten öyle ürünler dizayn ediliyor ki insan; " Pembe!" diyip de görmezden gelemiyor.Hatta tam tersi, o eski tiksinti ve küçümseme halleri, yerini toz helva yenirkenki tatmin ve huşu haline teslim ediyor :)) Kendinizi, ipnotize vaziyetlerde elde pembe, binbir renkli ve desenli etekler, ayakkabılar kasaya seyirtinken bulabiliyorsunuz. Böyle de bir parantez :)

Perşembe sabahı, gereken birkaç şey için alışverişe çıktım ( kakao, bisküvi gibi basit ihtiyaçlar ) ve pek tabi ki aradığımı, o zaman bulamamak gibi bir durum yaşandı. Zaten, tersi olsa şaşarım! Kalp şeklinde pasta kalıbı için taa Sahara Center, Spinneys yapmışım ve artık o noktadan sonra dönüp de, hani olabilecek başka bir yere gidiş de imkansız, birbirlerinden çok farklı yerlerdeki mekanlar. Vee, esas alınması gereken şey yok :(

Sonra düşündüm, mozaik pastaya zaten istediğimiz şekli verebiliriz, o yüzden " Nasıl olsa yapabileceğim bir şeye gidip de o kadar para vermeye ne gerek var?!" düşüncesiyle eve geldim.

Okuldan eve gelince aynı söz verdiğim gibi malzemeleri mufağa çıkarttım, Ufaklık kendine düşen pötibör bisküvi kırma, pastanın iç malzemesini karıştırma taraflarını yapadursun, ben gerisini de anlatıp göstererek ( tv programı yapıyor kıvamında da eğlenerek ) gerisini tamamladım. Bu işler belki 20 dakikayı bulmuştur, daha fazla değil. Sonrasında, Chloe'nin geçen sene buraya da yazdığım pasta kremasını ( Butter Cream Icing )i hallettik, parmaklarımızı bandırıp kremayı bile sıyırdık :) Gayet kolay mozaik olan iç kısmına düşündüğüm gibi elle gayet kolay şekil verdim, iyi ki bulmamışım kalıp malıp!
Cuma sabahı, kızları evlerinden alıp Dubai'ye yola çıktık. Amaç, dönüşte eve gelip pastayı kesmek.

Ski Dubai, Mall of Emirates denilen koskoca bir alışveriş merkezinin ucunda yeralan bir mekan. Kapalı alanda üst kat kayak yapanlara, alt kat ise ufaklıklara göre organize edilmiş. Ben, hayatımda kayak falan yapmadım ama en azından karın yağdığı, dizimize kadar geldiği mekanlarda yaşadım ve okudum, dolayısıyla böylesine kapalı bir alanda kuş cıvıltısı olmadan, güneş yüzünüzü yakmadan, tertemiz hava ciğerlerinize dolmadan ne anlamı olabilir ki denilebilir haliyle.Ama çocuk bunlar! O kar müsvettesi ellerinde kum gibi dağıla dağıla kar topu oynadılar, iki yanında tutacakları olan araba tekerleklerinin içine oturup meyillerden aşağı kaydılar, kızaklara binip birbirlerini çektiler.Onlar için orası rüya alemiydi bir nevi.
Bizim ise, ilk aşamada soğuğu algılama anlamında bir geri zekalılık durumu peydah oldu. Kapıdan içeri girmeden herkese kendi bedenine uygun ayakkabı ve kar kıyafeti veriliyor ama yeterli mi? İçine kesin kalın kazaklar giyilmeli bence. İşte ilk olarak anlaşılamayan nokta o. Nedense demeyeceğim çünkü dışardaki en az 35 derecelik çöl sıcağının ve neminin ardından eksili derecelere girip, çıkan nefesinizi görmek haliyle insanı salaklaştıran bir faktör.

Tuvalet ihtiyaçları o tulumları giymeden önce kesinlikle giderilmeli. İçlere fanila, onun üzerine kaşındırmasın diye sweat shirt ve kazak, ayaklara kalın çorap, eldiven ve şapka ( eldiven ve şapkayı bildiğimiz için yanımıza almıştık zaten )

Bir saat kadar kaldık ama burunlar yere düşmeye başlayıp da, Natasha'nın tuvalete gitmesi gerekince " Hadi!" dedik. Üç kızla beraber yemeğe...
Mc Donalds hayranı değilim, hatta normal rutinlerde karşısındayım ama birden fazla çocuğun bir araya geldiği, ellerine ekstradan oyuncakların tutuşturulduğu bu anlayış işe yarıyor, yalan değil. Hep beraber, kendi başımıza olsak camlardan Ski Dubai'nin göründüğü, içerde yapay şöminenin falan yandığı otantik restoranlardan birine gitmek varken, bugünün kızların günü olduğunu düşünerek yemek işini de o şekilde halledip üçe doğru eve vardık.

İnsanın üç çocuğu olsa ne olur? Bakımı, para yetiştirmesi bizim açımızdan imkansız ama başka yönlerden, birbirleriyle ilişkilerini seyrederken de çok keyifli. Sanki ne yalan söyleyeyim güle oynaya merkezin içinde yavru ördeklerimizle dolaşırken, üç tane kızım varmış gibi gururlandım, bazen kendimizi kocamla ablaları veya abileri gibi bile hissettim. Öyle çok ana baba tipinde takılmıyoruz sevimsiz bir şekilde :)Ufaklık çoook mutluydu, gerçekten, eve gelip de pastamızı kestikten sonra hediyeleri de bir köşeye koydum. Eğer hediyeler olmasa bu sefer arkadaşlarının gidişleri koyacak biliyorum. Onu da öyle atlatıp, hediyelerimize kavuştukkkk!

Nintendo DS bizden, Nintendogs babaanne ve dededen, İpucu Junior ( pastayı kim yedi? :) )babamla annemden, Nintendo DS'in saklama çantası halamızdan, pastel boyalar ve mikroskop Natasha'dan ( daha sivrisinek ve saçımıza bakacaz ) ejderha Anna, ipek boyama seti ve kutular Eva'dan :))

Küçülesim var, yemin ediyorum :) Günün akşamında üstüste söylenen en güzel kompliman " Hayatımda geçirdiğim en güzel doğumgünüydü, hiç unutmayacağım!" Yüzümüzde gülümsemeyle gittik yatmaya.

Bugüne gelince...Kızım okuldan eve geldi, elinde koocamannn bir kart, bana yolda göstermedi, kapağında; " Anne seni çok seviyorum " Boyanmış ve süslenmiş bir kalp, içinde de şöyle bir şiir;

Hundreds of stars in the pretty sky,

Hundreds of shells on the shore together,

Hundreds of birds that go singing by,

Hundreds of lambs in the sunny weather,

Hundreds of dewdrops to greet the dawn,

Hundreds of the bees in th purple clover,

Hundreds of butterflies on the lawn,

But only one mother the world wide over.

Huysuz bir insanım ben, şiir de sevmem, pembeden de hazetmem, değil mi? Hayır, bunu bilmek lazım ki hayatta hiçbir şey için büyük konuşmamak gerekirmiş. Kartımı aldım, gözlerim doldu, en güzel armağanıma baktım ve şiir içime işledi.

Bloğuma gelince...Bir yaşımız hayırlı uğurlu olsunnnnn! Bu yılın geçişi yine ışık hızındaydı, en önemli yaşlanma belirtisi, herkesin söylediği bu, yaşlar ilerledikçe zaman çok daha hızlı akıyor sanki.

Bu, bir sene içinde tanıdığım tüm bloggerları buradan selamlıyorum. İyi ki var bu dünya! Yazan, okuyan insanlar da var işte! dedirten bir oluşum, paylaşımın en güzel noktalarından biri bence :)

Tüm anne olan bloggerların da Anneler Günü Kutlu Olsunnnn! Onlar, biraz da olumsuz olan bakış açılarımı değiştirdiler, içime umut serpiştirdiler. Deli dolu olabileceklerini, minicik bebekleriyle hala kendilerine vakit ayırabilecklerini kanıtladılar.

Kısacası, hayatın içindeki güzelliklerle, gülümseyerek yaşayabilmek, bir aile olup bu olumlu duyguları paylaşabilmek çok güzel hayat detaylarıymış ve bunları deneyimleyebildiğim için gerçekten de kendimi çok şanslı hissediyorum. Burada yazmak da aynı duyguyu veriyor, o yüzden bloğuma da; "İyi ki doğdunnnn!" diyorum.

Ne tuhaf, galiba getirdiği bu duygular yüzünden ben yaşlanmayı da seviyorum :)

3 yorum:

Calanon dedi ki...

Kartini (anneler gunu) okurken ben de senin adina duygulandim, oysaki boyle seyleri ben de biraz sacma bulurum (-dum belki) Hani derler ya insan onu yapmam bunu sevmem dememeli (gerci ben bu lafi da pek sevmem ama dedim iste) galiba insan cocugu olunca donusu olmayan bir sekilde hormonsal bir degisim geciriyor ve onceden sacma buldugu bir takim seyleri gayet normal buluyor ve seviyor (senin pembeye tamam demen gibi) bir de olur olmaz yere sulu goz oluyor. Ben eskiden de biraz oyleydim ama simdilerde olayi iyice abarttim.

Dogum gunleriniz kutlu olsun.

Fatma dedi ki...

Bloğunun da ufaklığın da doğumgünleri kutlu olsun Evinkedisiciğim. Geçmiş anneler günün de kutlu olsun tabii bu arada:)
Ben de pembeden ve şiirden hazzetmem:) Hele pembe, hastaymış gibi hissediyorum pembe renge bakınca dahi.
Cloe'nin şirini çok sevdim ama. Kısa ve öz ama çocuksu... Kendi mi yazmış?

Yeniden uzun uzun yazmaya başlaman güzel:) Yazan ve okuyan insanlara bayılıyorum ben de. Dünya daha bir çekilir oluyor o zaman.

Kendine iyi bak.
Sevgiler...

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Calanon;

Evet, "Anlatılmaz yaşanır" türünden bir duyguymuş çocuk sahibi olmak. Bunu nemalanmak ya da annelik ilahi bir şey demek için yazmadım, zira çocuğum olmasaydı bu tecrübeyi yaşamayacak, dolayısıyla hayatımdaki getiriyi götürüyü de hesaplamayacaktım, umrum olur muydu bilmiyorum, galiba hiç çocuk yapmamış olsaydım takmazdım da...Her türlü konumun kendine göre artı ve eksileri olduğuna inanıyorum ama olunca da çok keyifliymiş yahu :PPP Sağlıcakla kal :)

Fatma'cım :)

Sağolasın yorumların için, hayır ufaklık yazılanı kopyalamış ama bir el yazısı bir özen, çizili kalbin her biri ayrı ayrı boyanmış, saklanması, çıkarılması hepsi ayrı bir seramoni olarak gerçekleşince böyle bir etki yarattı. Vallahi ben de ilk defa yaşayıp, üzerine de böyleymiş diyip sizinle paylaşıyorum, değişik bir tecrübe. İnsan bazen kendinin nasıl büyüyüp de anne olduğuna inanamıyor da...