27 Nisan 2008 Pazar

Dikkat ! Adet Görecek Kadın Var Isırır :))))

Geçen haftayı burnumdan soluyarak geçirdim, kürtajdan sonraki kanama yetmiyormuş gibi bir de bu sefer olgunlaşmış ve döllenmeyi bekleyen yumurtamın (!) vücuttan atılması adına periyodik adet dönemine girdim :)

Bu da, geçen seferkinden tahmin ettiğim üzere, coşkuyla çağlayınca (!) yorgunluk peydah oldu tabi ki, şimdi de adet bitimi için beklemekteyim :(

Benim için kürtaj mürtaj değilmiş dert olan, sonrası fıtık edecek uzunlukta geçiyor, bunu da anlamış bulundum. Alkışşş!

Adet öncesi sendromlarını (İngilizcede kısaca PMT deniyor ) yıllar önce bir kenara yazmıştım da 25 kalem çıkmıştı demiştim hani, bakayım bir deneyelim şimdi aklımda kalan neler olacak;

1- Burnundan alev çıkartacak denli sinir ( Bu, ilk kendini gösteren belirti )

2- Saçların daha elektrikli gözükmesi.

3- Bu dönemde saça yapılan işlemlerin, boya, fön gibi tutmaması.

4- Terleme miktarında artış.

5- Vücut kokusunun değişmesi.

6- Kullanılan parfümün kalıcılığını yitirmesi.

7- Daha yağlı bir cilt.

8- Yüzde ve saçma sapan yerlerde çıkan sivilceler, fısırtılar.

9- Saçların hemen bir günün sonunda üç gün yıkanmamışçasına yağlanması.

10- Diş eti kanamaları. ( Vampirliğe geçişin resmidir )

11- Beyin faaliyetlerinde yavaşlama, farklı bir dil konuşuluyorsa kelimeleri küt diye unutma, takılma.

12- Dengesizlikler, elden sürekli bir şeyleri düşürmek.

13- Araba kullanırken veya sınava girilirken gösterilen normal performansın yarısını ortaya koyabilme.

14- Kıllanmada artış. ( Bu da kurt kadınlığa adım )

15- Ağda veya epilady yapılma işlemlerinde duyulan acının artması.

16- Cinsel istekte artış.

17- Daha sulu gözlü ve alıngan olma.

18- Herşeyi olduğundan çok daha karışık ve içinden çıkılmaz şekilde algılama ve kafada o sorunu ( aslında belki sorun bile değil ) kurgulama.

19- Daha renksiz bir surat.

20- Normal kilodan daha fazla gözükme, şişkinlik.

21- İshal ya da peklik çekme.

23- Ciddi derecede iştah artışı.

24- Çukulata veya şekerli yiyeceklere karşı aşırı çekim.

25- Daha gazlı bir yapı.

26- Araba kapılarından, başka insanlardan, metallerden elektrik çarpması. ( Beni geçen sefer
havuzun metal merdiveni çarptı mesela )

27- Daha fazla uyuma isteği, derin uyku ve inanılmaz rüyalar. ( Carlos Castaneda'da büyücü kadınların en kuvvetli olduğu dönemin adet zamanına denk gelmesi şaşırtmamalı )

28- Merdiven çıkarken ya da hızlı bir şey yaparken kesilme, kalbin deli gibi çarpması.

Kısaca ve görüldüğü gibi ne kadar iğrenç şey varsa, onların bileşkesi!

Burada çözüm olarak bayanlar için Primrose Oil satıyorlar, alınca hergün bir tane yutulacakmış da faydası görülecekmiş, daha sakin sukünetli olunmak isteniyorsa denenmeliymiş. Miş miş miş...Tamam, aldık denedik, ne oldu sanki?! Zaten, ben öyle bir şeye bağlı falan kalamam ki! Bu da bir diğer dezavantaj belki ama hayatım boyunca hap yutmak zorunluluğu kadar saçma bir şey düşünemiyorum. Antidepresan alsan uyutucu, uyuşturucu bir yerde, zaten uyuşmuşsun, iyice tehlikelere açık hale gelirsin, ayrıca bunun hormonal oynamalarla alakası var, onları düzene soksunlar! Ay, yok işte! Bir tane yanıtı yok!

Tarabya'da yaşarken eczacı tanıdıktı, birilerinin kanı yerde kalacak, bana bir şey verin demiştim de hemen antidepresan verilmişti. Gülüyorduk o zaman ama o da ne kadar yanlış. Bazı ülkelerde adet döneminde cinayet işleyenlere indirim varmış, bu da bir ek bilgi olarak kalsın :) Birilerinin boğazını sıkarsam örnek vakaları gösterir ben de indirim isterim :)

Kendimce, vitamin haplarının faydalı olduğunu gözlemlemiş olsam da şimdi hamilelik için Pregnacare diye bir vitamin hapı alıyorum mesela, nafile. İşin kötü yanı, evdeki herkesin dengesi alt üst oluyor, kızım yapmayacağı hareketleri yapıyor, eşim burnundan soluyor. Bu dönemlerimde ciddi bir testten geçiriliyorum düşüncesine kapılıyorum.

Neyse, bu her ay yaşanan bir döngü, umarım bizim çocuklar kazık kadar olduğunda bir çözüm bulur bilimadamları (!) Bu konuda da mubarek erkek ağırlığı olduğu için, kadınlar kendi konularına bile eğilip bir şey icad edemiyorlar zar. Konuyu değiştiriyorum...

Sabahleyin, kızımla babasını yolladıktan sonra kafama kasketimi geçirip Layla'yı çıkarttım, villaların arasından dışarıya uzanmış ağaçlardan mis gibi çiçek kokularını çektim içime, bir villanın bahçe duvarından dışarının hareketliliğini izlemeye çıkmış olan erkek tavus kuşuna hayranlıkla bakıp gülümsedim. İşin doğrusu, o kocaman görkemli ve parlak mavi kuşu bahçe duvarında görünce çok da şaşırdım ama sonra buralarda çok çok zengin olan insanların çiftliklerinde hayvanat bahçesi bile olduğunu hatırlayıp, kendime geldim. Bizim yaşadığımız mekanda çiftlik evine yer olmadığı için böyle tavus kuşları, ördeklerle falan idare ediyor insancıklar, ne yapsınlar?! ( Evet, hayat çok zor onlar için, kabul etmek lazım :) )

Bir de, her gün gelip geçtiğim Üniversite Kampüsünde öylesine güzel bir kuş var ki, kanatlarını açarak geçtiğinde gözünüzün içine giriyor o çivit mavisi renk. Buralarda, daha önce de yazmıştım belki, bizim kafeslerde gördüğümüz yeşil papağanlar da özgürce ortalıklarda uçuşup, sabahları cak! caaak! sesleriyle kafa ütüleyebiliyorlar.

Bence, kuşların hepsi özgür olmalı, o rengarenk papağanları grup psikolojisi ve yemyeşil ormanlardan koparıp bizlerin gözüne kocaman (!) gelen süslü püslü kafeslere kapatmıyorlar mı içim gidiyor. Nefret ediyorum. Bir arkadaştan bir mail gelmiş, papağana neler öğretilebileceği ile ilgili, ağzımız beş karış açık kaldı seyredince.

Ha! Bir de Spinneys'den göbek düzleştirmek için bir DVD aldım, Tomee denilen bir kadının ABS DVD'si. Sabah yürüyüşten geldim de hani yere bir havlu yayıp uygulayayım dedim. Kadın o kadar kolaymış gibi yapıyor ki hop bir, hop kiii! şeklinde, seyrederken " Hah anneannem bile yapar!" diyorsunuz, sonrası mı? Düğüm!!! Tomee kendi onuncusunu falan sayarken ben ikincisinde kesildim! Yuh dedim kendime ama olsun, onun da iyiliği şu oldu, hangi hareket hangi kası çalıştırır, doğru şekilde nasıl yapılır, onu görmek...Sonra da enerji ve zaman olduğunda düzenli uygulamaya geçmek...Bu zaman ne zaman olur Allah bilir, orası ayrı konu:)

Kahvaltı...Sonra yıkanıp, bu sefer de 10:30'da okuldan tanıdığım doktor Shareen'in muayenehanesine kızamıkçık aşımı olmaya gittim. Aşıyı tek başına bulmak neredeyse imkansızdı, herkes kızamık, kızamıkçık, kabakulak oluyor okul zamanında. Kabakulağı çocukken geçirdiğimi hatırlıyorum. Annem tutturmuş aşılarını yaptırttık diye de nerede aşı kartı o zaman? Aşı olduysam madem, kabakulağa niye yakalandım? Koca bezeli kulaklarımı sallandırarak koridorda koştuğumu hatırlıyorum mesela, oynadığım oyunun adı filcilik'di :))) Öyle ya da böyle, en azından neyin ne olduğu anlaşıldı ve gereken yapıldı. Buradan bizlere ders olması gereken şey, çocuklarımızın aşı kartları ve doğum belgelerinin hep saklanması.

Behçeye kuşlarımız gelmeye devam etsin diye budanan ağacın yerine yeni ağaç dikeceğiz. Ağacın ciddi derecede budanma sebebi çok yumuşak bir yapıya sahip olması ve kocaman dallarının kendiliğinden kırılıp düşmesi oldu. Çok tehlikeliydi. Köşedeki sağlam görünüşlü olan şimdilik kaldı ama mutfak penceremin önü kabak misali açıldı, hoşlanmıyorum :(
Komşular hala gecekondu zihniyeti ile yıkadıkları ne var, ne yoksa bizim tarafa bakan balkonun trabzanından aşağı sallandırmıyorlar mı o pantalonları, bilimum kıyafetleri falan, baktıkça " Allah Allahhhhh!" demekten de kendimi alamıyorum. Demek, bizim memlekete özgü değilmiş bazı şeyler. Hani İtalyanların ara mahallelerinde evden eve asılan rengarenk çamaşırları biliriz de burası bana çok tuhaf geliyor.

Malum ailemizin (!) yaşam tarzları da aynı tantana ile devam ediyor. Asla yalnız ve çekirdek aile olarak kalmayı beceremiyorlar, ya başka bir akrabayı ziyarete gidiyorlar ve o sırada burası eski sessizliğine kavuşuyor Allah'tan, ya da tam tersi, bir dolu sülale, beşbin çocuğuyla bunlara geliyor. Komün yaşamı tercih ediyorlar. Ne gece geç vakitte tepişen çocuk seviyorum, ne de gürültü.

Ruhum bir tek istediği sessiz huzuru İngiltere'de kayınvalidemlerin evinde buluyor ve onların o komşu bahçesi ile araya konabildiği kadar konulan mesafe olayına tapıyorum. Onlara göre yan komşunun beş tane falan Rotweiler'ı ortalığı birbirine katıyor ama bana göre o ses hani uyurken arka fondan gelen sinek vızıltısı gibi bir şey.

Zaten, eninde sonunda gideceğimiz yer oralarıdır bizim, biliyorum :)

12 yorum:

miso dedi ki...

Evin kedisicim,
Listen kısaymış gibi bir de ben ekleyeyim. Ben de yumurtlamadan ve adet görmeden bir iki gece önce ateşlenecekmiş gibi titreme nöbetleri geçiriyorum. Bildiğin gibi değil. Bunu keşfedene kadar hep grip vs oluyorum sanmıştım. Sonra uyandım. (Cin gibiyim, maaşallah) Şimdi o gecelere dikkat ediyorum ve kesinlikle evde geçirmeye çalışıyorum. Titremeler bildiğin gibi değil, sıtmalılar halt etmiş :) Valla

marruu

Evin Kedisi dedi ki...

Aaaa! Miso, hay yaşa yahu, aynen! Bende titreme olmasa bile savunma mekanizmam çöktüğü için daha fazla hapşırmalı, burun akmalı bir moda da girerim, bak şimdi hatırladım, ekleriz, ne olmuş? Sağolasın! Ayrıca vücudun sıcaklığı da artıyor sanırım o dönemde, daha ateşli kadınlar oluyoruz :P, o da doğru. Bunları farklı renklerle ekleyeyim de hatırlatma oldukları belli olsun, bakalım kaça çıkarabileceğiz böyle listeyi.

İnanılmaz değil mi? Yani hakikaten yaşadığımız değişimler açısından.

O söylediğim farklı renkli eklemeleri yarın yapayım, PS'in başından kalktım şimdi, gözlerim yerinde dönmekle meşgul.

İlk yorumu yapan olaraktan kocaman öpüp, kutluyorum :)))

Fatma dedi ki...

Hey, ikinci yorum benden, seninkini saymazsak:))
Daha gençken sadece hafif bir bel ağrısıyla atlatırdım, yada ben öyle zannederdim o umursamaz yıllarda.
Şimdilerde neredeyse her iki üç ayda bir, yeni bir adet çıkarıyor başıma bu adet zımbırtısı. Mesela, nezle-grip durumunun yanında, şimdilerde bir de mide bulantısı eklenir oldu buna. Ben en çok, kanama bittikten sonra çöken geçici güzelliği seviyorum. Şaka yapmıyorum, cildim, saçlarım, gözlerim, yanaklarım... Kendime bak bak bir hal oluyorum aynada o birkaç gün:)) Sonra yine, stressli, solgun, çatık kaşlı ben...

Evet, senin sonun buralar EvKedisiciğim. Şöyle bize yakın bir yerlere gelseniz ne güzel olur.

Sevgiler...

Evin Kedisi dedi ki...

Fatma;

Keşke öyle bir şey olsa, belki olur da! Kim bilebilir ki? Eninde sonunda öyle olması gerekecek ufaklığın üniversite durumları için. Gerçi bazen benim koca Fransa'da bir çiftlik evi de düşlemekte ama...( Dream on :)) )

Adet kanaması, hakikaten doğanın kadına verdiği hamilelik alıştırması diyorum ben. Her ay sanki bir hamilelik halleri yaşanıyor. İşin fena yanı ise içinde bir varlığın büyümemesi ve onun yerine acayip bir şişme ve göbekli hal peydahlanması ( ya da benim öyle )

Senin fiziksel olarak yaşadıklarını ben adet bitiminde ruhsal olarak yaşıyorum. Kendime inanamıyorum bir sürü olayı ne kadar sükunetle kaldırabiliyorum diye. Ve o tepe yapan hormonlara gerçekten küfrediyorum.

İnanır mısın, sana yakın bir yerde olmayı can-ı gönülden isterdim, şöyle kafamız bozulduğunda yürüyüşler, sohbetler, sabah kahvaltıları falan var listemde :)

Önce hayal etmek lazım değil mi? Sonrası bir şekilde planla programla gelir :)

Zeynoş dedi ki...

Ben de 25 numarali maddeden cok muzdaribim. Ama oyle boyle degil kizlar, karnim davul gibi oluyor. Evden disari cikmaya cesaret edemeyecek sekilde oluyorum. Siz bu durumla nasil basa cikiyorsunuz?

Evin Kedisi dedi ki...

Zeynoş;

Hoşgeldin.

Valla, gaz söktürücü kullan diyeceğim ama :)) Tuvalete yakın gardını al daha normal bir tavsiye. Ama gördüğün gibi herkes bunlardan şikayetçi.

Ya da klasiktir gaz yapıcı şeyler yeme :)

Şimdi bu sorunun cevabı da on şıkka falan çıkabiliyormuş :) Olabilir mi dersin?

Adet dönemi ile ilgili bu uyuzluklara şimdilik dayanmak zorundayız. İnşallah gelecek nesillere bir ilaç icad edilir ve etkili bir şey olursa köşe de dönülür, hiç şüphem yok!

Yorumuna ve samimiyetine teşekkürler :)

Zeynoş dedi ki...

Merhaba evinkedisi,

Bloguna geri donup bakinca yeni yazini gordum, sonra dusundum de ben kendimi tanitmadan yazivermisim oyle! Damdan duser gibi yazdigim icin kusura bakma. Halbuki senin blogunu ingilteredenmektuplar'da gormus ara sira gelmistim. Neyse, lafi uzatmadan: Ben Zeynep, Italya'dan yaziyorum. Blogum yok, simdilik sadece okuyor ve yorum yapiyorum :-)

Konumuza donersek, valla sirf bu konu hakkinda bir post yazilabilir herhalde. 'Gazi sokmek' kolay aslinda ama iste problem sokmek zorunda kalmak :-)))) Gaz yapan yiyecekleri yemesem de oluyor bu meret. Yaz ayinda bile corap giyiyorum, simdilik tek etkili yontem bu. Haa bu arada, bel/karin agrilari icin utu tavsiye ederim. SOyle el yakmayacak kadar isitip, fisini cekip, sonra agriyan yerin ustune havlu koyarak kendinizi utuleyin, cok ise yariyor!

Sevgiler :-)

Evin Kedisi dedi ki...

Zeynoş ;)

Bloğuna girmeye çalıştım tabi ki ama bir şey bulamadım haliyle. Zaten yazdıklarım sessiz sedasız gelip gidenler değil, tabi ki yorum yazzzz diye bir dayatma da olamaz ama bloglog denilen sistemle oraya üye olanların logolarını görüyorsun, bakıyorsun ki bir sürü giriş yapılmış ama yorum falan yok.

Bir de başka bir yarışta olan blogger dünyası var, tıklanma ve tanınma hırsı var orada. Bende özellikle üzerine basa basa blogculuk olayında yok. Ne yapayım?! Böyle hissediyorum. Buradaki bekaretimi böyle yitiremem ;)

Yani, sen kafana göre takıl tabi ki. Bloğuna yazmaya başlayınca biz de ziyarete geliriz :)

Bak şimdi aklıma sıcak su torbası geldi :) O da bir yardım olabilir mi gaz olayına :)

Sağlıcakla kal.

mel i ke dedi ki...

Kendimi teşhir etmeden eklemek isterim şu elektrik çarpması olayına;geçenlerde klozete çiş yaparken en münasebetsiz şekilde tahmin ettiğin yerime elektrik çarptı..Çüşşş dedim kendime çüşş..Ve Çook üşürüm ben o dönem de çokk, bildiğin gibi değil.

Evin Kedisi dedi ki...

Evet! Bak, o üşüme durumlarını da yazmayı unutmuşum. Herkes eklemelerini yapsın, listeyi uzatıp farklı renklerde sizinkileri de ekleyeceğim.

Haaaa, orayı da elektrik çarptıysa durum vahim :)))) İyi de klozetinizin hammaddesi metal mi sevgili kardeşim? Yoksa uzay mekiğinde falan mı ikamet etmektesiniz :PPP

Tamam, çok sulandırdım ama bir anda olayı düşününce aklıma böyle bir resim geldi :))))

Dikkat ediniz kocanıza da elektrik akımı vermeyiniz, sevgiler :)))

mel i ke dedi ki...

Klozetimin hammaddesinin metal olmasına gerek yok ki. Çişin iletkenliği klozetin suyuyla temas edince, oluverdi..+ ekliyorum, herşeye çemkirme olayı ben de tavan yapıyor..

Evin Kedisi dedi ki...

Şimdi nasıl hissettim biliyor musunuz? Sanki bir çay ya da yok yok gece pijama partisi ve hepimiz toplanmışız böyle gülüp oynayarak sohbetliyoruz. Keşke yapabilseydik yahu!!!