29 Nisan 2008 Salı

My Bloglog

Geçmiş zamanlardan birinde My Bloglog üzerinden widgets denilen ve kim gelmiş, kim gitmiş'i gösteren chartım vardı. Hatırladığım, bloğumu açtıktan bir süre sonra, orada burada gezinirken gördüğüm ve renkli bulduğum bir şeydi.

Ancak, zaman geçtikten sonra bazı bloggerların yalnızca tıklanmak için kendilerine sürüyle, akıl almaz, zaman dayanmaz şekilde blog listeleri yaptıklarını, bu blogları okumasalar da gelip tıkladıklarını, o yüzden yorum bırakmaya hacetleri veya fikirleri dahi olmadığını , önemli olanın okumaktan ve keyif yapmaktan öte tıklanma oranına endeksli yaşadıklarını anladım.

Bu şartlar çerçevesinde, benim bloglog göstergemde gün oluyor, o zamana kadar hiç bir yorum bırakmamış, adından sanından haberdar olmadığım bir şahıs kırkıncı tıklamasını yapıyor. Yani, " Bak ben geliyorum, sen de bana gel canım ki reytingler artsın!" diyor. Hadi, işin yoksa sen de git bak bakalım, kimmiş veya aman kırılmasın, şimdi O gelmiş ben de iade-i ziyaret yapayım mantığı...

Belli bir süre sonra ise olan şu, bu işi bir pazar olarak görmeyen, benim gibi kendi alanında zevk olsun diye takılan biri için bana uymayan tarzlara bile ziyaret yapma sorumluluğu başlıyor. Ha belki uyuyordur ama blog okumanın gerçekten de sonu yok ve ciddi derecede zaman ve emek istiyor. Artemis'i bu konunun dışında tutuyorum çünkü hem hakikaten deli gibi bir blog listesi var ama kız okuyup, yorum yazıyor. Yalnızca tıklayarak çıkmıyor, bu bende sabit :)

Bana gelince...Öyle tıklayıp çıkamam blogdan! Ya, beni içine alır, yaşadığı hayatı gözümde canlandırır, samimi hissederim veya tam tersi. Samimi hissettiğimde de çoğunlukla geldiğimi belli ederim. Sessiz kalamam çünkü söylecek bir şeyim vardır hep. Bunun dışında mekanik yapılan tıklamalarla işim olmaz. İşte o yüzden ta yedi ay önce falan göstergeyi silmiştim.

Bu hafta baktım, "kim gelmiş" yorum yapan kadar anlıyorum, e o da tıklanma oranlarına göre devede kulak, hadi tekrar widget'ı geri koyayım dedim. Yani, yine aynı tuzağa düştüm.

Değişmiş, işin içinde daha önce yahoo var mıydı hatırlamıyorum, bir de yahoo'dan adres almak zorunda kaldım, artık adres sayılarımı unutmamak için özel bir deftere kaydeder oldum. İş çığrından çıktı sanki. Yok o gruba üye olacan, yok beş kişiye tavsiye edecen... Eski format da gitmiş, yerine galiba anladığım, birbirlerinde adresi olanlar mı ne gelmiş, bendekinde dört kişi çakıldı kaldı bekleşiyoruz öyle :(

Sıkıldım...Yine tutamadım, tutamıyorum çünkü yazdığım sebeplerden dolayı çok itici, üzgünüm. Dolayısıyla Bloglog elveda! diyorum. Bu sefer dayanma süresi sanırım üç günle sınırlı kaldı :)

Bu arada, bir dönem blog listemi kendime saklayayım dedim. Yer imlerime kaydetsem koskoca bir liste, sevmiyorum, yalnızca bloglar değil daha bir sürü önemli adres zaten yer imlerimde kayıtlı. Bir kağıda yazsam her seferinde bin tane kelime gir. O alternatif de kullanışsız :(

Bloğum sizlerle paylaştığım kadar, kendime de ait olan bir mekan. Sevdiğim, aynı paralellikte hissettiğim, benim varlığımı bana hissettiren bloglar listemde ki, her bloğuma girdiğimde zamanım varsa oradakileri tıklamaya ve takip etmeye çalışıyorum. Çok blog kaydedemeyeceğim çünkü elimdekilere bile bazen zor yetişiyorum.

Uzunca bir zamandır fark ettiğim ve bana rahatsızlık veren diğer konu, listemde zaman içinde dönüşüme uğramış, yazı yazmayan, öylesine donakalan blogların da varlığı oldu. Bunlara kendi içinde belli bir zaman veriyorum veya bir bloğu çok beğeniyorum diyelim ama zamanla o insanı nasıl tanıyıp olur ya da bu iş olmaz deriz, aynı kıvamda kararlara varıyorum. Tabi ki bu görüşler ve duygular bana ait, yani bu konuyu tartışmaya da açmıyorum.

Zaten, bana göre blog yazıları konusunda tartışılmaz, hesap verilmez, "Fikilerin neden böyle, sen nasıl bunu bunu bu şekilde düşünürsün ya da yazarsın!" denmez çünkü burası çok kişisel bir paylaşım mekanıdır, kişi onu öyle düşündüğü ya da deneyimlediği için o şekilde anlatmıştır. Şakaklara silah dayanmadığına, kimse kimseyi "Okuyacaksın!" diye zorlayamayacağına göre sevdiğin sürece takip edersin ve ederim, nokta!!!!

Dolayısıyla, zaman zaman blog listemde kendime göre revizelerim olmaktadır ve olacaktır. Bu da çok normaldir. Nasıl kullanılmayan elbise dolapta kalabalık yapar da birine verdiğimizde ya da evden bir şekilde çıkarttığımızda rahat ederiz, aynen öyle. Ha, bunu niye yazdım da stres yaptım? Çünkü kendime kızıyorum ki hiç bakmadığım, ilgilenmediğim ya da fikirleriyle özdeşleşmediğim bloglarda da " Aman ayıp olacak şimdi" düşüncesine saplanmış kalmışım. Bu, samimi bir şey değil.

My Bloglog'da bu sebeplerden ötürü bana uymuyor. Yorum yazıp da kendini belli etmek isteyen arkadaşlar yazar. ( Onlara buradan sevgilerimi yolluyorum :) ) Diğerleri bir fotolarını bırakıp giderler mantığı ters tepti. Yine siliyorum widget'ları ( zigot gibi geldi kelime şimdi :) )

Ve kendi halime, huzuruma, kim ne kadar tıklanmış, ne olmuş, ne olmamış ittirmesine karşı direnmeye devam edeceğimi saygılarımla arz ediyorum :)

12 yorum:

Köşenin Delisi dedi ki...

Helal olsun valla. Bana böylesi bir açıklama yapmak zor geldiği için uzun bir süre önce blog linklerini hepten kaldırdım. Çünkü dediğin gibi, bazısını ayıp olmasın diye koyuyor insan (kime, neye ayıp oluyorsa), bazısından ise içi bayılıyor zamanla ama yine utanma belası kaldıramıyor. Sen yapabilmişsin, tebrik ederim :)

Evin Kedisi dedi ki...

Deli'cim benim ya, taşındınız mı? Ben de bir gelip bakayım bakim. Esra kendi bloğunda google'ın bir trick'ini vermiş, yeni yazı girince haber mi ne veren bir sistem, galiba onu da yüklemem gerekecek. Yani, yüklesek iyi olur :)

Bu arada CNBC-e Chuck'ı seyrediyorum, bu aralar favorilerimden biri oluyor :) Bir yandan ve helal demişsin ya ona da teşekkür ederim.

Aaaa! Valla kendi bloğumda gına geldi yav! Bir de düzenli bir yapı, orada öyle tıklanmadan duruyorlar öfff dedim ve bu yazıyı yazdım, aslında ondan önce de temizlik yapmıştım ama ne hissettiğimi yazmazsam baktım içimde kalacak, bloglog da tam üzerine geldi, iyi de oldu :)

Öptüm çok :) Çoban öldü mü kaldı mı, meraktayım.

miss marttle dedi ki...

Ay yorum yapma ihtiyacı hissettim..
dediklerine kısmen katılıyorum. benim de bir blogu sürekli okumam için onu sevmem, o blogda anlatılan hayatla ilgilenmem,içinde hissetmem gerekir, zaten beğendiğim blogların tüm arşivini tarih sırasıyla okur, kendimi o yazarı tanıyormuş gibi hissederim.. ama blog okumak bende yorum bırakma ihtiyacı uyandırmıyor- hemen hemen hiç bir zaman. samimiyet kurma amacıyla yorum bırakmıyorum, yorumlara forum muamelesi yapmıyorum, yaa öyle mi benim de başıma şu gelmişti içerikli yorumları sevmiyorum.. yani insanların yorum yapmamaları tercih meselesi olabilir demek istiyorum. Bir blogu okuyorsak ille yorum yapmamız gerekmiyor ki..Örneğin, ben senin arşivini baştan sona okudum mesela, ama bu bıraktığım ilk yorum:)Ben post yazarken önemli olan insanların ne yazdığımla ilgilenip okumaları , fikir beyan etmeseler de olur. ama trackerı bi kaç bin fazla göstersin
diye uğraşanlardan ben de hazzetmiyorum en az senin kadar..

Goddess Artemis dedi ki...

Sevgili evin kedisi,

Öncelikle, -son zamanlarda yaşadığım bazı özel sorunlarımdan ötürü- kendimi iyi ve doğru ifade edebilme yeteneğim zayıfladı sanıyordum. Beni gerçekten de olduğum gibi anladığın ve tanıdığın için çok mutlu oldum. Sağol!

Bloğumdaki 'mybloglog widget'ini kaldırmama sebebimi duyunca, alay etmeyeceğinize söz verirseniz, yazarım.

Evet, söylüyorum: Benim bloğun teması canımın ichi tarafından bana özel yapıldı. En sevdiğim dergi/tv kanalı National Geographic teması çağrışımlı. Bloğumun favicon'u ise Mary Magdalene'in çiçeği olan Fleur-de-Lys ve onu da aynı kişi tasarladı. Bütün linklerin kırmızı olmasını yine ben istedim, ayarlandı. Buraya kadar herşey normal.

Peki niçin bu kadar kırmızı ve sarı kombinasyonu var bu blogda? Ben koyu bir Galatasaray taraftarıyım da ondan! Ah, tabii bir de her iki renk de "sıcak renk"lerden ve çarpıcı, göz alıcı bir birliktelik oluşturuyorlar.

Bloğumdaki 'mybloglog widget'ın renkleri de, benim Galatasaraylılığımı vurgulamak amacıyla orada duruyorlar. Hepsi bu! ;o)

Goddess Artemis dedi ki...

Ah, söylemeyi unuttum. Bir önceki yazınızı okuduktan sonra sizi mimlemeye çekindim açıkçası. Ama eğer isterseniz, 3 Kadın Mimi'nin ağına dahil olabilirsiniz. Kendinize idol olarak aldığınız 3 kadın hangileridir, merak etmiyor değilim! :o)

Evin Kedisi dedi ki...

Arkadaşlar;

Konuya ve yanlış anlaşılmalara açıklık getireyim de öyle yatayım bari :)

Benim eleştirdiğim bloglog bağlamında gelişen, baktım, çıktım, tıkladım, yorumum yok ama geldim, he! dedim gittim mantığı.

Bana gelip ziyaret edeni zaten ben yorum yazmadığı sürece bilemem, ha ancak bölgeleri görüyorum o ayrı ama bloglog'daki ayrı bir sistem. Bloğu, yazarını ve logosunu görüyorsun ama sessizce gelinmiş. Geri dönme dürtüsü yaratıyor.

İlkinde, ilgini çekerse bakıyorsun, ardından ilgini çekmese de gelip de gördüğün bir bloğa gidiyorsun ki, hadi sen de orada boy gösteriyorsun, derken böyle böyle bir ziyaretleşme trafiği ve ardından belki tekrar dönmeyeceğin bir yere dönme ve bakma hissi, onun da arkasından bir liste oluşturma halleri..

Ben orada koptum, başaramadım. Ama bu işi ciddi gören, hayatının merkezine oturtmuş bir insana da " Aaa! öyle olmaz böyle olur!" demiyorum, diyemem, denmemeli, bana deseler de uçarım çünkü adı üzerinde bu bloglar bizim özel kendimize ait malımız. İster iş gibi görürüm, ister benim yaptığım gibi terliklerimi nasıl giydiğimi yazarım, bir gün yemekten takılırım, başka bir gün ne bileyim canım bambaşka bir konuya dalarım.

Tekrar özetleyecek olursam kimse yorum yapmak zorunda değil, yorum yapmayan benim de ona dönemeyeceğimi çünkü o blogger'ın farkında olamadığımı teyit etmiş olur. Bundan kimse zararlı çıkmayacağına göre herkes mutlu mesut yaşar gider ;)

Benim de, beni listesine eklememiş ya da bana bir kere bile yorum yazmamış insanları takipteliğim bulunmaktadır. Bunu takıyor olsam " Aaaa sen beni listene almadın, bir kere bile yorum yazmadın ama bak küserimmm!" demem gerekmekteydi, böyle olmadığına göre...

Yani, herkes rahat olmalı. İlla yorum yapacak ya da tıklanma sayısı olacak diye listeler uzayıp uzayıp sonsuzluğa doğru yol almamalı benim açımdan diyorum.

Bloglog da buna zemin hazırladığı için attım gittiiii :)

Oh! Sen sağ ben selamet prensibi ile şimdi gidip yatayım bari :)

Miss Marttle ve Artemis teşekkürler :)

Fatma dedi ki...

EvinKedisiciğim, ben biriktirip okuyorum bu aralar:)) biliyorsun, her okuduğum yazıya yorum bırakamayacak kadar üşengeçim. Tam canevimden vuran konu olursa, enerjim de varsa yazıyorum işte. Ben boşa tıklamam, okumayacağım bloğu da tutmam listemde, sanırım tanımışsındır bu yönümü:) Neyse, evet böyle açıklamalara, vicdan yapma durumlarına düşüyoruz bazen de ben kendime sık sık 'Ben kimse için yazmıyorum, isteyen, kendine hitap eden şeyler bulan okur' deyip gem vuruyorum sayaç arzularıma:) Bir de şu reklam alanlara takıldım ben bu aralar ama 'alır almaz, bana ne, onların bloğu' deyip susturuyorum zıpçıktı yanımı yine.

Ben de bir temizlik hayallerindeyim bu aralar. Kafamda evirip çevirip uzun süre, sonra hayata geçirdiğim için, biraz daha bekleyecek o konu. Ama Yaban'da mıydı acaba, gizli liste yapıp, abone olup, yeni yazı girenlerden uyarı alma' sistemini kesin koyacağım ben bloğuma. Boş yere blog tıklayıp yeni yazı yazılmış mı derken giden zamanı kurtarırız hiç olmazsa. Ama ne zaman yaparım onu da bilmiyorum.

Neyse, herkes benzeri duygular içinde bu blog meselelerinde sanırım. En iyisi, hesapsız kitapsız davranmak, seni seven öyle sevsin:)

Üstteki yazıda 'biletleri aldık' demişsin ya, Türkiye'ye mi gidiyorsunuz, neyi nerede kaçırdım anlamadım. Vallahi okuyorum ama demek ki kaçırdığım yerler oluyor böyle. Neyse, Umarım iyisindir hüzünün dışında.

Sevgiyle,
Fatma.

Evin Kedisi dedi ki...

Fatma :)

Ben de toplu okuyanlardanım, zaman oluyor ki bs'ımı ancak gelen mailler için açıp yanıtları verdikten sonra kapatıyorum. Öbür türlü bs'da insanın hayatını ele geçiriveriyor çünkü. Hele de evde yapılması gereken işler ve çocuk varsa.

Yok, Türkiye değil, İngiltere...Bu sene Türkiye'ye ben yalnızca yeğenimin evliliği için Türkiye'ye gidiyorum. Bir hafta, ufaklık olmadan :) Kendi kendime kaldığım ilk tatilim olacak sanırım.Mutluyum...

Evin Kedisi dedi ki...

Ya Artemis :(

Günlerden beridir düşünüyorum, inan kimseyi beğenmediğimden falan da değil bu yaklaşım ama isim ver denince belki de ismini vereceğim, öyle hayatını ıcığına cıcığına takipte olduğum, ettiğim, keşke şunun gibi bir hayatım olsaydı dediğim kimse gelmiyor aklıma. Bu, isimler konusundaki kazmalığımdan kaynaklanabilir emin değilim. Ki muhtemelen öyledir ve inan içime sinen insanları bulur bulmaz geç de olsa yazacağım. Çok özür dilerim ama çıkmıyor işte :(

Dikkat!! Biyo Var ! dedi ki...

Ohhh silinmemişim :D

Bu bahsettiğin zımbırtıları anlamadım.Benim bi bloglinesim var,karın tokluğuna çalışıyo garibim.Kim yeni yazı yazdıysa adının üzeri daha belirgin koyulaşıyor.

evinkedisi-yeni yazı yazmamamış
köşenindelisi-yeni yazı yazmış

işte böyle,örenekle anlattım.Çok sorumlu ve sorunlu bi blogerımdır bilirsin.

Ben bişii biliyorumda link koymuyorum dimi:)Hiç linkim olmadı.Pişman değilim Bir blog daha açsam orada da link olmayacak:)

Dikkat!! Biyo Var ! dedi ki...

Bloglinesten okuyunca yorum için illa girip tıklaman gerekiyor.Yazacaksam bloga giriyorum yoksa okuyup geçiyorum.Böylece hitlerde artış sağlamıyorum ama şimdi sağlamış bulunuyorum.Biliyorum umrunda bile değil kedicik,hadi çıkardığın tırnaklarını sok bakiim patilerine:)

evinkedisi dedi ki...

Ya Biyo'cum, seni niye sileyim kız?! Hala yatakta " bey" ve "hanım"lı yapılan icraatın diyaloğunu hatırlayıp gülüyorum, deli!

Sonra bana linklerinin bloğunda gözükmediği ama bir de bu sistemle üstlerinin koyulaştığı olayı bir anlatır mısın? Mesela bloglarını topluca tıklayarak açılacak şekilde bilgisayarının neresine kaydettin? Yer imleriyse benimki dolu :( Ay onu çarşaf çarşaf uzatamam ben :(

Tırnaklarım içerde örtmenim :)