19 Nisan 2008 Cumartesi

Blogculuk Oynamak

Şimdi, bu öyle bir iş ki hani, şiir yazmak falan gibi, geldiler mi hemen, elde ne var ne yoksa atılacak ( bu eldeki kavramı yemek yapılıyorsa yemek yakılacak, temizlikse her yeri bok götürme riski göze alınacak, okula çıkıcaksın değil mi, çocuğuna geç kalınacak falan diye gider...) ve yazılacak, yoksa ne başlık kalıyor aklında, ne de paylaşacakların.

Bazen soruyorlar, hani o ucu açık sorudan " Günlerin nasıl geçiyor?" A ha! Valla itin kıçına pire kaçmışçasına geçiyor ama gel gör, anlat diyince bir koca boşluk hasıl olup, orada öyle sus işareti gibi kalakalınmasına sebebiyet veriyor. Hoş değil tabi :)

Mesela, "Bugün" yazısının olduğu günün akşamı, son derece romantik ve olumlu geçti. Bizimki, eve geldiğinde yüzünde gülücükler, dışarı çıkıp aldığı aküyü takmış, araba yağ gibi çalışıyormuş şeklinde bana; " Hadi, hazır mısın? Çıkmıyor muyuz?" dedi ya, hemen eriyip, bloğa yazdığım sinir küpü yazımı yollayaraktan :) üzerimi değiştirmeye gittim ve hemen beş dakikalık uzaklıkta harika bar yemekleri yapan, fiyatları da acayip uygun olan bir pub'a attık kapağı.

Hep yazıyorum, buradaki en maganda, en tehlikeli şey trafik, bir de haftanın belli günleri, belli yerlere gittiğinde karşılaşacağın tuhaf bakışlı erkek orduları. Arap değiller, ailelelerini kendi memleketlerinde bırakmış, 30 kişi bir odayı paylaşan, 50 derece sıcaklıkta memleketlerinde bulamadıkları ekmeği kazanmaya çalışan işçiler. Yine, yaşadıkları şartlara göre hiçbir şiddete karışmamaları bile bir mucize!

Onun dışında, orta yaşlı Arap erkekleriyle karşılaşılan ortamlar, zaten hep onların kendi aileleri ile alışverişe ya da parka bahçeye gidildiği zamanlar. Yaşlı kadın ya da erkek görmek pek imkanlı değil buralarda. Ne şehir planlamacılığı, ne de araba kullanarak dışarı çıkmak zorunluluğu onları maalesef evlerinde kalmaya zorunlu bırakıyor. İngiltere'de gözlemlenenden çok daha farklı.

Sharjah, en kapalı olarak bilinen Arap Emirlikleri'nden ama yedi Arap Emirliği birbirine bitişik olduğu için oturulan yere göre, yürüyerek birinden ötekine ( yanındakine tabi ki ) gitmek bile mümkün . Bu bizim konumumuza göre Ajman ve Dubai için geçerli. Yani, her iki yandaki Emirlikler bunlar. Hele Ajman, kapı komşusu gibi!

Mesela, Sharjah en mutaasıp olan dedik, değil mi? Tersine, Ajman'daki Pub'ın içinde yine Uluslararası okullarda yaşananlar hakim. United Colours Of Bennetton tarzı binbir rengin, bir sürü dilin konuşulduğu, sanki içine girdiğinde İngiltere'deki bir pub'daymış hissi yaratan, bu hissin olumlu anlamda fiyat farkı (!) ile bölündüğü bir yer! Bir de öyle güzel deniz ürünleri yapılıyor ki, parmaklarınızı yersiniz. Türkiye'de belki çook lüks bir balık lokantasında zar zor ödenebilen ya da ödendiğinde insanın yüreğine oturabilecek fiyatlara konu olabilecek büyüklükte karidesler ve altında bir koca patates kızartması ( ince kabuklu, iri doğranmış ) ama karidesler hani pofur pofur bira ve kabartma tozu ile hazırlanan sosla kızartılmış...Yanında tatlı acı sos, bandır bandır ye :)

Türkiye'de, İngiltere ve Arap Emirlikleri'nin aksine, en fazla rahatsızlık duyduğumuz noktalardan biri, hele de turistik yerlerde, hep bir kazıklama politikasının geçerli olmasıydı. Belki, şu son zamanlarda yabancılardan göre göre fiyat listeleri kapılara da konulur olmuştu ama tanımadığımız yere gidildiğinde hep bir çekince vardır hani, acaba nasıl bir hesap gelecek? Burada ve İngiltere'de en fazla dikkatimi çeken şey de bu. Gittiğimiz ve neredeyse müdavimi olduğumuz bu küçücük pub'da bile fiyatlar heryere konulmuş. Duvar mesela, kara tahta yapmışlar, günün menüsü ve verilen her siparişin fiyatı, içki, hepsi dört bir yanda belli. İnsanın güvenini tazeleyen bir ortam. Ve sahilde, dışarda o gece biraz da çılgın bir rüzgar eşliğinde içkinizi yudumlamak...Değişik bir tecrübe. Özellikle diyorum ya, önceden bilip bilmeden aklımızda yaratılmış olanlar neydi, şimdi ben nasıl bir ortam deneyimliyorum.

Bütün bunların dışında, Sharjah için kolaylıkla Emirlikler arasında kültür elçiliğine soyunmuş olanı denilebilir. En eski yerleşim alanı olarak başladığı için bu, böyle. Bir sürü müzeye ev sahipliği yapıyor. Arkeoloji, Bilim, Sanat... bunlardan yalnızca bazıları.

Geçenlerde yolda gördüğüm çocuk resimleri sergisi de bu bahsettiğim sanat müzesinin içinde olup beni çok heyecanlandırmıştı. Perşembe günü, baktım ki bize ayrılmış bir gün, sabah kahvaltıdan sonra kızımı alıp yine hemen yanıbaşımda sayılabilecek, daha önceden okul gezisiyle keşfettiğimiz mekana gittik. Keşke, fotoğraf makinamı alsaymışım!

Art Gallery yazısını görünce hemen arabaya uygun bir yer bulup park ettik ve elele yine son derece nostaljik yapılmış siteye girdik. Ondan önce gördüğüm resim kursuna bayıldım, çaycı dışında kimse olmadığı için konuşamadım ama olsun, oradan yürüyerek sergiye geçtik, sonradan bakınacağım.

Bu bölgeye aşinalığım ise geçen sene, yine aynı komplekste olan eski Arap yaşam tarzını görmek adına restore edilmiş bir eve ve çevresine yaptığımız okul gezisinden kaynaklandı. Yaşam tarzı açısından aynı Asmalı Konak'ı andıran bir mekandı. Bunun baş sebebi de, geçmişte yeralan savunma içgüdüsünün fazla olması. Taş yapı ve inanılmaz derecede incelikle yapılmış ahşap kapı mantığı gerçekten Türkiye'nin doğusundaki mimari ile Arap mimarisinin bazı yerlerde ne kadar içiçe geçtiğini de gösteriyor.

Sanat Galerisi'ne ise iki katlı bina ev sahipliği yapıyor. Yerler mermer, sağlı sollu dünyanın farklı yerlerinden gelen, içinde Arap Emirlikleri'nin de olduğu 5-12 yaş aralığında bir sürü çocuğun rengarenk dünyası...Girerken danışmadaki kız hemen arka sayfası Arapça, ön sayfası İngilizce olan bir broşür uzattı. Mayıs ayında bir sürü workshop düzenleniyormuş, farklı müzelerde ve tahmin edin bakalım? Herşey bedava!

Ayın 10'unda Steve McCurry adındaki bir fotoğrafçının " Fotoğraflarla Asya / Fotoraflardaki Tibet " sergisi ve ailelerle beraber çocukların katılacağı, bu fotoğraflardaki bazı elementler kullanılarak kendi kolaj tekniğimizi yaratacağımız bir workshop, yine bir sonraki haftaya kayalar kullanılarak, bu sefer Arkeoloji Müzesi'nde yapılacak bir diğer workshop ve en son 24 Mayıs'da Hurma Ağacı'nın bu kültür içindeki yerinin ne olduğunu ve sebeplerini anlatan başka bir etkinlik var. Harika değil de nedir?!

Kompleks'i anlatıyordum...Birinci katında resim ve sanatla ilgili bir sürü kitabın olduğu, dışardan da görünen, içeri küçüklere uygun kitapların, rengarenk masaların ve sandalyelerin yerleştirildiği bir kitaplık, hemen karşısında kazıklama mantığından fersah fersah uzak bir büfe.

Yani, herşeyden önce amaç, insanların bu tür etkinliklerden çocuğuyla beraber yararlanması...Emirlik, düşünün ki tutucu nitelendirip bu konularda gelişmişliği hor gördüğümüz bu yer (!), belki Türkiye gibi arkeoloji cenneti olan bir ülkeden kat ve kat cömert davranışlarda bulunuyor. Tabi ki, herşeyden önce devletin zenginliği...Bu tip bir sanat olayını kendine gelir kapısı olarak algılamaması çok önemli, benim içinse yalan değil, böyle bir zihniyetle yaşamak büyük bir lüks.

Buraya geldiğimizden beridir; " Ya, ne işin var senin Allah aşkına o Arap memleketinde!" diyenlere, bizimkilerin yanına gittiğimde onların kendi kültürlerinden gelen kapalılıklarına " Öcü, ıyyyy! Pis insanlar bunlar!" diye konuşanlara artık acayip ifrit kaptığımı da belirtmek istiyorum. İlk önce, " Bu insanları tanıdın mı ki konuşuyorsun? " demek lazım. Bir sürü üstünkörü bilgi, doldurulma politikası ve deneyimleyenin yanında komik duruma düşülmesi riski, başka hiçbir şey değil!

Bu tip bakış açılarını o memleketlere gidene, o insanların yaşam tarzlarını anlayana kadar bırakmak lazım. Geçen gün yamyamların hayatını konu alan bir belgesel verdiler mesela, o şartlarda, kentlinin kentlisini yaşatma imkanı ancak o şekilde olabilir, yamyam oldukları yoluyla kınanan insanları seyredip, programı yapanın onlar gibi davrandığında keşfettiği hayat felsefesini görünce bırakın iğrenmeyi, saygı duymayı ve gülümsemeyi öğreniyorsunuz. Dolayısıyla, bilmeden konuşmama dersini ben buradan öğreniyorum. Hayatımız devam ettikçe sürekli öğrenmiyor muyuz? Ve başka ülkelerde, farklı kültürlerle yaşamak...Gerçekten insanı çoook değiştiren, bakış açısını tepetaklak eden bir deneyimmiş.

Galeri, evet...Her iki katta da çok değişik tekniklerle yapılmış nice resme ağzımız açık bir şekilde bakakaldık. Tamam, ben de resim yapan, öyle de böyle de olsa malzemeleri tanıyan biriyim ama, yok! Çocukların yaratıcılığı ile o teknikler birleşmiş, nasıl renkler çıkmış ortaya biliyor musunuz? Hakikaten anlatmak az kalıyor.

Chloe'ye hemen neler kullanıldığını anlattım. O'da, ben de gelecek sene resim kursunda kesin karar kıldık. Buranınkine bakacağım, hafta sonu bile olabilir. Çünkü resim yapmak dünyanın en rahatlatıcı faaliyetlerinden biri ve hele de evde kullanmadığımız ya da bilmediğimiz boyalar işin içine girince...Çocuklara sorulan sorular, verilen konular değişince...Of of of! Yeme de yanında yat ürünler :)

Geçen haftalarda aslında Dubai'deki devasa kitapçıya gittiğimizde de görmüştüm, farklı yaratıcı teknikler kullanılarak yapılan resimler...Öyle bir kitap da alabilirim ki evde de bu konuda bir şeyler çıkartılabilir. Kendim bile yağlıboya yapıyordum Antalya'da, boyalarım senelerdir ele alınmamaktan kurudu. Galeride bir anda içim sevinçle doldu renklere karşı. Okulda bizimkiler Van Gough çalışmışlar zaten, yazmış mıydım bilmiyorum, O'nun turunculu çiçekleri vardır hani, ana renkler turuncu ve sarı olan, benim kız eve gelmiş, bir de güzel çalıştı ki suluboyayla...Bir de minicik bir ağızdan Van Gough'un hayatını dinlemek...Valla bambaşka bir zevk oldu benim için :)

Bu arada, sizlerle çok ilginç bir şey paylaşacağım. Resim yapan bir fil, eşim yollamış, seyrettikten sonra o kadar etkilenmiş ki...Tersi mümkün değil, benim gözlerim doldu, sanatı insanlara maletmişiz çünkü ama öyle değil işte! Onun linkini de koyuyorum buraya, imkan olursa seyredin diye.

Cuma günü ise, saat 11 gibi bir anda evde kalmanın zaman kaybı olacağını düşünerekten "Al Mamzar Parkına gidelim." dedim. İyi ki de demişim, harika bir hava vardı, deniz çok güzeldi ve birkaç saat yüzdük diyebilirim. Dubai, içeriye para verilerek girilen yerlerde rahatsız edilme ihtimali düşük. Özellikle herkesin Cuma namazına gittiği sabahlar müthiş! Ne o trafik var yollarda, ne bir şey! Sabah erken kalkılabilirse tabi, bu bazen oldukça zor olabiliyor. Sene boyunca denize girilebilmesi bir de... Tabi ki, hergüne düşen bir eğilim değil benim için ama çok soğuk olmadıkça her zaman bir ilk bahar hali...

Bu arada, ayın 12'sinde Royal Academy öğretmenleri bizim kızlara primary belgesi verebilmek için geldiler. Ufaklık, bale sınavından çıktığında çok mutluydu :) Bunu da tatilde atlatmış olduk.

Yarın, böylelikle 17 günü bulan Paskalya Tatili sona eriyor. Eve gelen ödevleri yaptık, dosyamızı yarın sabaha hazırladık :) Bendeniz, kendime ait olan programıma başlayacağım. Eğer, hava sıcak olmazsa Layla'yı belki yürüyüşe çıkartır, ardından evin gereklerine geçerim.

Bugün köpeğimizin tüylerinin kesilmesi şerefine, salondaki koltuğun kabını çıkartıp yıkayacağım. Yupiii! Bahçedeki ağacın dalları budandı, rüzgardan kendisi kırılmış zaten iyi ki kimsenin kafasını yarmadı. Her yıl, senenin bu dönemi yaşanan bir durum. Benimki çıktı, aldı eline testereyi heryeri düzeltti, yarın o kadar ağaç dalı, koca koca şekilde bahçeden çıkarılacak.

Benim bilgisayarda yazdıklarımın düzenlenmesi, kayıt edilmesi ve yedeklenmesi işi var. Boş odaların kesinlikle elden geçirilmesi gerekiyor. Kışlıklar yerine girecek. Bu da yıkanması gereken bir tonun daha ortaya gelmesi demek...

Kızamıkçık aşısı ile ilgili hala bir bilgi gelmedi. Smear testi yaptırdım, onun sonucu için doktoru aramalıyım. En son gittiğimde jinekoloğum koskoca bir yumurtam (!) olduğunu söyledi. CMV için enfeksiyonu geçirecek haplar verildi, iki haftaya yayılan kanamadan ötürü mantar için ilaç yazıldı. Bu hafta hepsi bitti, umarım yine normal düzene girilir.

Ha, bir de şu fotoların bilgisayara aktarılması lazım, şimdi onu halledeyim bari :(

4 yorum:

Fatma dedi ki...

Filin yaptığı resme bayıldım. Ama hayvanların böyle insana özgü şeyler yapmasının ardında nasıl bir eğitimin yattığını hep merak ederim ve nedense o eğitimin acılı bir süreç olduğunu düşünürüm hayvan açısından. Sadece bir tahmin benimki, umarım öyle değildir.

Haklısın, akla gelince yazılmalı o yazı, sonra istediğin kadar düşün, aynı ifadeyi yakalayamıyorsun, ilham denen şey bu galiba:))

Bloğunun ve Cloe'nin doğumgününe az kaldı bu arada değil mi? Var mı kutlama planları?

Sevgiler...

Evin Kedisi dedi ki...

Fatmaaa, hoşgeldin :)))

Çok önceleri fillerle yaşamayı öğrenmiş ve onları her türlü işlerinde kullanan kabilelerden birinin belgeselini izlemiştim. Orada öğrendiğim, fillerin eğitiminde kesinlikle sevgi unsurunun baş tacı edilmesi, eğitmen ve fil arasındaki ilişkinin özel olması falandı.

Video çekimi yapılmış mekan da bana tropikal bir yerleri çağrıştırdığından mıdır, yoksa resim yapmak gibi çok fazla duygu yüklediğimiz bir şeyden dolayı mıdır bilemiyorum ama öyle olması aklıma bile gelmedi, sanki hissettiğim bu hayvanların bir şekilde bu yetenekleri de her zamanki gibi bir tesadüf sonucu yakalanmış ve üzerinde çalışılmış gibi... yani dediğine uygun bir anlatımla,umarım öyle olsun, aksi taktirde korkunç bir şey olur düşünsene, resim yaparken içi kan ağlayan bir varlık düşünemiyorum bile :(((( )

Evet :) Chloe'nin doğumgününde senin yazılarına bakarak ilham aldığım bloggerlık serüvenimin de bir yılını geride bırakmış oluyorum .

Ufaklık, doğumgünü için iki yakın kız arkadaşını istedi, buraya geldiğimizden beridir hiç gitmediğimiz Ski Dubai denilen yapay kar üretilen kapalı bir kayak merkezine gideceğiz. Onlar çok heyecanlılar, bize de o heyecanı ayakta tutmak kalıyor sanırım :)))

Yazı konusunda kesinlikle ilham diyorum ben. Bu, anı yakalayıp yazarsan iyi de sonra karın ağrısı. Neydi diye düşünmekten insanın içi çıkıyor.

Yorumuna çok teşekkürler :)

elektra dedi ki...

aaaa, ben chloe'nin 23 nisan'ını kutlamaya uğramışken bir de doğum gününü mü kutlayacağım yani. ne hoş. öperim chloe'yi, bayramını da doğum gününü de kutlarım:)

Evin Kedisi dedi ki...

Teşekkür ederiz Elektra! ( teyzesi demekten nefret ettiğim ve bizimkiler de burada öyle teyze meyze demediği için )Yahu, belki yaşlanıyoruz ama isim ve arkasından gelen teyzesi betimlemesi, gerçek teyzesi değilsen çok ağırıma gidiyor ne yapayım?!

Yemek yapma vakti...Kitaplar konusunda yazmışsın ya en son, şu bilgisayar durumu çıktığından beridir benim okuma hızımda acayip yavaşlama, hatta durma yaşandı desem yalan olmaz. Yani zaman yetmiyor, bilgisayarla ilgili ayarlamaları, dosyaları düzenle, bilgisayarda oku ve yazı yaz derken uçuyor zaman.

Yorumun için çok teşekkürler.