21 Mart 2008 Cuma

Özgürlüğün Dayanılmaz Hafifliği

Öğlen...Dün ve bugün yemek işini eşim üstlendi, ben de sabah dağ gibi ütüyü kaldırdım. Yemek yedik, iki sabahtır saat dokuz'a kuruyoruz ekmek makinamızı ve kalkınca sıcacık bir ekmek kokusuna ve de çok kaliteli bir ekmeğe uyanıyoruz.

Hep onu düşünürüm, yaşlar ilerledikçe daha bir kanıksandı sanki benim bu huylarım ama kendi başıma, evimde yaşamayı, kendi kurallarımla, istediğimce özgürlüğümün tadını çıkarmayı öylesine seviyorum ki! Herhalde anneanne, babaanne dönemlerime geldiğimde beni evimden vinçle falan ayırabilir olacaklar.

Şimdi mesela, akşama çok güzel bir lazanya yapıldığı için öğleni daha hafif bir öğünle geçiştirelim dedik, değil mi? Kızım ve babası kendilerine ton balıklı sandviçler hazırlarken benim canım menemen istediiii :) Hemen, kendi işimin başına koyuldum. Ondan önce de baktım ki terlemişim hemen duşumu aldım. Menemenimi, yine kendi yaptığımız sarartılmamış, ayçiçek yağı içermeyen onun yerine zeytinyağı, iyi su ve organik unla yapılmış ekmeğimle (!) yerken şükrettim. Bunu hep yaparım. Çünkü her iki tarafın ülkesinden uzak yaşayıp da yine her iki tarafın da evlerinde biraz daha uzun vadeli kalınca kaşıntılara gark oluyorum da ondan. Neyse, bu sene zaten gidilemeyecek olsa da onların o sizin üzerinize koydukları duygusal baskı var ya. Hani ya önümüzdeki sene görüşemezsek? Bunlar sayılı günler mantığı...O da aklın bir köşesine sinyal olarak gönderilmiş ne yazık ki.

Bir kere, gittiğim ve kaldığım her yerde kendimi eğreti hissediyorum ben. Bu bir. Yıkanırken harcadığım şampuandan, hergün çıkan çamaşırları elde yıkarken çektiğim sıkıntıdan, tuvaleti bir yığın insanla paylaşmaktan, istediğim an dolabı açıp istediğim yapamamaktan ( annemin evi hariç ), herkesin kalkma ve yatma saatlerinin farklı olmasından, istediğim kanalı açıp programı seyretme hakkımın olmamasından, gittiğim yere tabi olma duygusundan, gittiğim insanlar yaşlı oldukları için yardım anlamında bulaşık, toplama, yemek yapımı, ortalığın temizlenmesi gibi her türlü işi yapıp onlar geldiklerinde bir tabağın bile kaldırılmamasından, çocuğumun düzeni üzerine fikir sormadan verilen akıllardan, yemek konusundaki değişimlerden, çok yiyormuşuz, çok harcıyormuşuz duygusunun oluşturulmasından fenalıklar geçiriyorum.

Üstelik bunu hisseden yalnızca ben değilim, burada olan ve tatil için aile ziyareti dışında bir şey yapamayan yığınla insanın düşünceleri de bu doğrultuda. Evet, gün gelecek tabi ki ziyaret edecek kimse de kalmayacak, onların telefonun bir ucunda olmalarını bilmek bile güzel. Falandı filandı ama bizlerin de bir hayatı var artık, bizlerin de kuralları, kendi çocukları, kendi düzenleri...

Ve yaşlanınca bizlerin çocukları da sayılı tatil günlerinde farklı bir yerlere gitmeyi isteyebilirler. Ne yapmıyoruz? Dır dır etmiyoruz...Doğanın kanunu bu, herkesin ini kendine :) Biz kendi kıçımızı kıpırdatamadığımız zaman gençlik zamanımızda hissettiklerimizi unutup "Her sene gelinecek!!!" triplerine girmiyoruz. Hah! bunu şimdiden kafamıza koyalım da...

7 yorum:

Köşenin Delisi dedi ki...

Bu konuda kesinlikle çok benziyoruz seninle. Ben de hiç hoşlanmam düzenime, kararlarıma müdahale edilmesinden. Ve ben de özgürlükten yanayım. Kimse kimseye "sen bana gelmedin, şöyle de böyle de" diye sitem etmemeli. Ben etmiyorum, kimsenin de bana etmesini istemiyorum. Dünyaya bir kere gelmişiz, onu da başkalarının istediği gibi mi geçireceğiz?

Biyoysam suçum ne? dedi ki...

Aynennnn.
Oh rahatladım be bu yazında!

balanne.com melike dedi ki...

Yaş 30 u geçtikten sonra bu evcimenlik bende de başladı.Yazlık olayından bile iyice nefret eder oldum. Malum çocuklar varken sabit olası geliyor insanın ama evim, salak salak gıcırdayan 10 yıllık yatağım, yastığım onlarsız yapamıyorum. sabahın köründe hoşgeldinize damlayan akrabalar,annemin "aman ayıp kızım, seni sorup duruyorlar 5 dk uğrasan ne olur" dayatmaları bende sinameki tadı bırakıyor..O yüzden 7 aydır İstanbul'a gitmiyorum.Annemi özledim onu çağırdım..Çenem düştü, kızını öpüyorum, sevgiler..

Evin Kedisi dedi ki...

Delisi'cim;

Bence çoook insan kendi ininde kalma düşüncesinde birleşiyor ama gelenekler, alışkanlıklar, o hani köylere doğru gittikçe diyelim içiçe yaşamalar, gelinleri damatları iç güveysi olarak almalar, hayatlarının sonuna kadar yapış yapış ilişkiler, arkanı dönünce kaynana gelin muhabbeti, kim evin esas lideri kavgaları...

Bunu ben annemden çok yaşıyorum, yaşadığı çevre gelişmemiş bir kasaba olduğu için ve bu yazdığım listeye bağlı bir ton insandan sürekli görsel ve işitsel anlamda uyarılar aldığından " Evlatların nerede canım?" " Aaaa bu yaşta da yalnızlık çekilir mi?" babından eleştiriler geldiğinden O'nunla verdiğim savaş gerçek anlamda çok ciddi. Bir de bu hatun gençliğinde kimseye de eyvallahı olmamış, hayatında ekstralara yer vermemiş, torun peşinde koşmamış, bakmamış bir insan ama gel gör biz evlendiğimizden beridir her sene yinelenen hastalıklarda " Kızım artık yalnızlık yaşlılık hiç çekilmiyor" tripleri yapılıyor. Ve bu biliyorum ki ölene kadar devam edecek. Benim ise bunları değiştirebilmem için ya ışınlanma teknolojisini keşfetmeleri ya da eşimden ayrılıp, çocuğumu arkada bırakıp o kasabada anneme yakın bir ayıyla nikah kıymam gerekli ki herkes mutlu mesut olsun (!)

Yani, maalesef ki bunlar da hayatın gerçekleri ve tek ümidim bizim neslimizle birlikte bu yapışkanlık biter. Gerçekten! Çok sert belki ama öyle.

Biyo'cum;

Rahatlattıysak ne mutlu bize :)

Melike'cim;

Dürüst ve açık yorumların için çoook teşekkürler ederim, Köşenin Delisi'ne yazdım ben de düşüncelerimi :) Tekrar baskı yapmayayım :)

Fatma dedi ki...

Alıştırmaya bağlı Evkedisiciğim böyle şeyler. Baştan tavır alıp, 'ben buyum, kendi düzenime göre hareket ederim' tavrı koyunca kabul ediyor insanlar. Kabul etmeseler ne olacak, sen bildiğini okuma cesaretinde olduktan sonra.
Bende tersi oluyor şimdilerde. İlk gençlik günlerimden bu yana hep kendi kurallarımla hareket ettim. Hemen her konuda... Şimdilerde, annemi, kardeşlerimi, yeğenlerimi daha sık görme, ziyaret etme isteği var içimde. Sanki birşeyleri kaçırıyormuşum hissi...

alev dedi ki...

Blogu actim canim, yine sifresiz tam hiz yayindayim dermisim. aman iste bunca iisn arasinda her ne kadar vakit kalirsa o denli update etmeye calisiyorum. Beklerim. Selamlar.

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Fatma;

O kavga işte kendini kabul ettirme ve "Ben böyleyim!" diyebilmendeki zorluk. Sen anlatıyorsun, benim hayatımdaki olaylar sürekli tekrarlanıyor maalesef. O an için " Anlıyorum, işte yaşlandık, sen de anlayışla karşıla kızım, kusura bakma!" denilse de herbir yenilenen hastalıkta aynı konuşmalar, aynı laf sokmalar; " Eller, çocuklarımdan daha hayırlı, bana evlatlarımdan daha yakın!" lafları...

Çok bunaldım çoook, tabi ki ne olursa olsun sen busun, konuşulsa da konuşulmasa da böyle ve değişmeyecek ama onlar da değişmeyecek!

Zeki Alasya'nın yeni oynadığı, yönetmeni farklı olan bir film varmış, seyretmedim ama O'da aynı şeyi söyledi. Filmden çıktıktan sonra herkes ailesinden, eski görüşmediği dostlarından birilerini arama isteği duyacak...

Demek ki dönem dönem değişiyor duygular. Umarım ben de o noktaya gelebilirim ama bu kadar olumsuz laf ve düşünce ters tepiyor sanırım. Çünkü hakikaten yetişmem, hele de bu durumda başka yaşamların içine girmem mümkün değil, bundan rahatsız oluyorum ama anlayış da bekliyorum.

Neyse...Bu konuda dertli bir insan olduğum ve bu sorun yıllarca da çözüme ulaşmadığı için çok da kaşımaya gerek yok aslında. Böyle gelmiş böyle gider bizde.

Yorumuna teşekkür ederim :)

Alev!

Açtın mı bloğunu?! Hemen gelip bakarım bu akşam, söz :) O kadar yoğunlukta yazmanı taktirle karşılıyorum.