29 Mart 2008 Cumartesi

Yaşanana Dair...

İnsanın her yeni tecrübeyle hayatına yeni duygular ve empatiler geliyor. Ve sanki yaşlar ilerledikçe yaşanmışlık da arttığı için; " Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?" türü soruların yanıtları daha bir birbirini tamamlıyor.

Hani, nasıl nefes almak, ağrısız, sektesiz kalbin atması yaşam kalitemizi doğrudan etkiler ama bu otomatik, hayatın bir parçası olarak gördüğümüz, zaman zaman üzerinde bir dakika bile kafa yormadığımız, hatta bencil olduğumuz şeylerin üzerine, elimizden kayıp gittiğinde kafa yormaya, çevremizde bunu yaşamış başkalarını daha iyi bir anlamaya çalışırız ya, öyle...

Mesela, dün değil evvelsi akşam ameliyata girdiğimde, anestezi için ağzıma filmlerde olan gaz maskesi konulduğunda çok rahatsız oldum, o kokudan nefesim kesildi, burnumdan nefes alamayınca refleks olarak ağzımı açtım ama o an, nefes alabilmenin ne demek olduğunu düşündüm. Gerisini hatırlamıyor olsam da aklıma gelen şu derin nefesi alıyoruz, ona şükretmek oldu.

Dün akşam yine huzursuz bir uyku...Sabah mutsuz ve boşluk duygusu ile uyanış...

Şimdiye kadar erken doğumla ilgili çok kafa patlattım, koca kitap ortaya çıktı, teknik bilgiler değil kuşkusuz, hissedilen ve deneyimlenenleri yazdım ama düşüğün ne olduğunu, bebek kaybetmenin, hele de güzel bir hamilelik yaşanıyorsa ne olduğunu hiç düşünmemiş, başkalarının başına geldiğinde de çok duygusuz ve mekanik yaklaşmış, " Gereği vardı ki doğa bunu eledi." demişim, bunu fark ettim.

Neredeyse, yedi yıl önce ikiz kızlarımızdan birini yitirdiğimizde, ( Psikolojide " Sebep Bulma" denir de parapsikolojik yönden işin ruhsal sebeplerini düşünmeye, altında yatanın ne olabileceğine bakmaya çalışırsın.) bir sebebe tutunamaz, bir şeye inanmazsan bu gibi durumlarda kuyu gibi olur, onun içine çekilir, kaybolursun.

Burada kastettiğim maneviyat, din olgusunda olduğu gibi kurallar kaideler zinciri değil. Beni, işin o tarafı ticari, dogmatik ve kitleleri yönetme mantığı ile hep itti, bundan sonra da itecektir. Ama bu tamamıyla kişisel bir nokta, tartışılamayan, herşeyin üzerinde olan, kanıtlanması bile kişisel anlamda gereksiz.

Alt tarafı on haftalık suratını bile görmediğim bir bebeğin hayatımızdan çıkması olayında ise hissedilen buruk bir boşluk...Bu duyguyu üzüntünün hırsa dönüştüğü, " Neden olmuyorrrrr?! Olacakkkk!!" çığlıklarının atıldığı bir ortama dönüştürmek istemiyorum ama gariptir ki bunu yapanı da anlıyorum. " Neden bu inat var insanlarda?" diye sorulabilir olsa da anlatmak istediğim şu; HEPİMİZ FARKLIYIZ. Hem de bu öyle bir fark ki, yaşam devam ettikçe belki eski sen bile değişiyorsun. Yani, olaylara eski yaklaşımın ile tecrübeler biriktikçe ortaya çıkarttığın kişilik aynı olmayabiliyor.

Ha, bunların üzerinde hiç felsefe yapmayarak da hayatını sürdürebilir insan. Aslında, dünya üzerine getirilen din olgusu da başta eminim ki bu tür kafa yormalarla ortaya çıkanın, toplumlarla paylaşılmasıydı ama herkesin kendi yolu ve gelişimi var. Yani, yaşanmadan, deneyimlenmeden, hissedilmeden dışardan enjekte edemezsin. Bu böyle...

Akşam Catherine ile konuştuk, babası kızımı alıp okula götürdü. Ben, dün öğleden sonra yorgunluktan huzursuz bir uykuya daldığımda ve bizimkiler ev tamtakır kurubakır olduğundan alışverişe gittiler, gözlerimi ağır halden, açmakla açmamak arasında, yatağın yanına gelen bir parfüm şişesi ile kendime geldim. Bebeğimizi kaybetmenin tesellisi :( (( Eşim bana istediğim ve sürekli kullandığım parfümü almış.

Çok duygulandım yine, geldiğimde antrenin koca halısı temizlenmiş, kabak çorbası yapılmıştı. Akşama doğru ise bahçe süpürüldü ( ki bu gerçekten sıkıcı, çok büyük bir iş ) arabalar yıkandı, bitkilere ilaç hazırlandı ve kene için sıkıldı. Benim için ellerinden geleni yapan bu iki insan, uzaklardan duyguları paylaşmaya çalışan dostlarım, buraya yorumlar yazan sizler...İyi ki varsınız hayatımda :)

Günde üç defa, ikisinde ikişerden antibiyotik alıyorum. Bu, böyle ilaçlar bitene kadar devam edecek. Ameliyattan çıktığımdan beridir lenf bezlerimde şişme var, tam çene altı ortası gibi. Normal tabi ki. Ara sıra minik spazmlar oluyor karınımın içinde, çok hafif sancılı.

Ailemden herkesle konuştum, böyle zor tecrübelerin aileyi biraraya getirmesi açısından olumlu tarafına tanık olmak da güzel ve değişik bir karışım aslında. Dün akşam, internetten araştırdım, sebepler ne olabilir? Görülen bir şey mi? şudur budur...

Bu kayıp, 27 haftalık doğan kızımın ne kadar değerli olduğunu, tek parça halinde elimizde oluşuna her an şükretmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Ufaklık, dün akşam yatmaya hazırlanırken; " Babamla geçen gün çok güzeldi ama seni de çok özledim, kız / erkek kardeşimin gelemeyeceğini düşününce çok üzüldüm." dedi :( Onlar kadar pür, katıksız sevgi veren şeyler olamaz hayatta. Senin verdiğini en güzel şekilde geri ileten bakır telleri :)

Hamile kalmak ( kalabilmek ), o süreci hem bebek hem de kendi bedenin açından sıkıntısız atlatabilmek, sağlıklı bir insana sahip olmak...Bunlar " Elde Var Bir." şeklinde ise çok önemli hayat taşlarından birilerini geride bıraktığımızı anlayıp, rahat nefes almak gerekiyor ( muş ) Ne kadar yaşanmışlık, o kadar öğrenmişlik diyorum artık.

3 yorum:

alev dedi ki...

Sevgili Evin Kedisi,

Cok cok gecmis olsun.Umarim sagligina en kisa zamanda kavusursun. Kendine cok iyi bak. selamlar, sevgiler.

Köşenin Delisi dedi ki...

Orada olup sarılmak istedim :(((( Umaeım iyisindir...

Evin Kedisi dedi ki...

Daha iyiyye gidiyorum :) İçim ağrıyordu, yıllar önce 23 yaşımda mıydım neydim ilk kürtajımı olduğumda , anlayamıyorum bu çok daha ağır geldi sanki hem bedenime hem ruhuma. Bir de göbeğim bayağı büyümüş onu fark ettim, sanki doğum yapmışım da geride kalmış bir et yığını, hemen dikkat etmeye ve on gün sonra da günlük yarım saat makina yürüyüşüme başlamam lazım.

İyi ki varsınız ve ben iyi ki yazıyorum valla çok ama çok iyi geliyor paylaşmak ve sevildiğini hissetmek.

Başka konularda buluşmak dileğiyle :)