3 Mart 2008 Pazartesi

Fıttırtırlar İnsanı!

Sponge Bob Square Pents yazıma altı tane yorum gelmiş de hiçbiri gözükmüyor, o yüzden yanıt da yazamadım ona mı yanayım, Google'dan alınmış olması gereken mail adreslerim iki adet olduğundan, hot mail adresim üç taneyi bulduğundan dolayıdır ki, bir adres açıldığında o adrese bağlı olan bloğum " Adresinizen kaybolduuuu!" yazısından mı gınalar geçireyim. Ha? hangisini yapayım?!!!!

Blog sahibi olabilmek için google'dan adres alınması gerekiyor ya hani. Ayrıca, bu adres de kabak gibi isim soyad içermemeli ya, bunlar önemli ve kaş yapayım derken göz çıkartılarak öğrenilen detaylar. Mesela, eskiden benim blog adresden kaybolurdu, sivri zeka ben hemen başka bir yol bularak ve Evin Kedisi olarak kendi bloğumu kendime kaydetmişim, değil mi? Giriyordum, başka blogları da güya blogger ismimle okuyorum ya kelkenez şekilde, hemen heyecana kapılıp yorumlar döktürüyordum. Anaaaaa! Sonra bir baktım, benim yorumun benim olduğu belli altındaki isim ortada! Hemen dönülür, yorum silinir, silinince sahibi tarafından görünür mü krizine girilir. Sahipleri zaten tanıdım ettim de orada öyle bir isim olarak çıkmak...

Şimdi, bunu önlemek için kedi diye bir google adresim var, tabi o adres ismimin gizli olduğu adres ama bir şekilde kendim olarak da çalışıyorum bu bs da haliyle ve diğer google adresi de o. Her o tarafı açtığımda bu sefer blog gidiyor. Sonra hadi adresleri değiştiriyorum, bekle bekle hala gelmemiş, bir seferinde " Hadi anasını satayım!" diye giriyorum, hah gelmiş! Tam sinir haplık durumlar.

Neyse...Kısa kısa geçeyim neler oldu neler bitti, Playstation 3 diye kurdeşen döktüm, değil mi? Elimi sürmüyorum çünkü oyunların içeriği bile düşününce midemi kaldırıyor. Bunda mantık falan yok, aranmaz. Hamilelik hallerinde insan çoook sevdiği bir şeyden bile uzak durabilir. " Bu aleti senin ve bizim kız için alıyorum yoksa benim hiççç işim olmaz, ben oyun insanı değilim." diye elini gözüme sallayan kocam, oyunu her gece oynayarak bitirmiş bulunuyor. Ben bazı yerlerini film gibi seyrettim ama baktım çözecek problemim, öğrenecek trick'im kalmayacak ondan da vazgeçtim. İşte, bulunsun da ne zaman yine ben, eski ben olurum o zaman bakarım diyorum. Acaba grup halinde oynanan oyunlardan mı alsak ne yapsak? Eye Of The Judgement var mesela, kartları masaya koyup kamerayı ayarlıyorsun ve üç boyutluya dönüşüyorlar da, onlar da canavar falan...Yok, içim kaldırmıyor.

Ta, lise yıllarında aldığım ve konularını kendime sakladığım kitaplarımı okuyorum. Herşeyi deşifre etmek yanlış aslında, insanlar bir gün olacak bu beyin okuma ve düşüncelere hükmetme saplantısından dolayı herbirimize chip yerleştirmeye kalkacaklar ama Allah'tan bizler o zamanlarda hayatta olmayacağız.

İnsanın, kendi kendine kalabilmesi ve istediğini okuyup öğrenebilmesi, kimseye hesap vermek zorunluluğunda olmayışı...Özgürlüğün hele de düşünce özgürlüğünün zevkine varıldı mı afyon gibi yapışıyor insanın yakasına. Dünya üzerinde bireysel olarak herşey ama herşey üzerinde düşünülmeli, kafa yormaya ve kökünden işini bilenlerin yazdıklarını okumaya çalışmalı. Bence bu insanın kendine kazandıracağı, boyalı basının damardan girdiğinin aksine işleyen en büyük hazinesi. Bilimsellik toplumların gelişimi için gerekli olan, ruhsallık ise bireye özgü kalması gereken. Hele, bazı kitaplar almışım ki kendimi alkışlıyorum bu konuda, onlar benim çocuklarımın çocuklarına aktaracağım bilgilerle dolu.

Neyse, değiştireyim, geçen hafta barbekü partisine gittik. Yine ben gerim gerim gerildim, gitmemek için binbir şey uydurdum, davula döndüm. Gitmeden önceki düşüncem ufaklığın bizimle beraber gelecek olmasıyla bir kişinin O'na bakıcılık etme, diğerinin de sefa sürmesine karşı oluşumdu. Bir diğer sebep, canım çakırlık istememekteydi ama herkes öyle olunca da ıyyyy dikenlikleri başlayabilirdi. Bir de " E sen de ne yapıyorsun canım evde?!" sorusuna aşırı tiltlik geliştirmişliğim var. Şimdi bu ucu kapalı bir soru, yani sorunun cevabı kendi içinde seni ahmaklık ve boş zaman kraliçesi ünvanıyla onurlandırır (!) O soruyla hiç muhattap olasım yoktu. Bizimki, bunun bir aile partisi olduğunu söyledi, surat astı, birlikte gitmemiz gerektiğinde diretti, ben hayır gelmeyeceğim diyince Chloe ağlamaya başladı vee gittik.

Her zamanki Evin Kedisi uyuzluğunu yapmışım. Bu, bende kanıksanmış bir huya dönüştü artık, sürüklenerek sosyalleşme tripleri. İlk tanıştığın bir Türk'le bile " Ne konuşacağım şimdi ben?!" olursun da binbir ülkeden gelmiş, üstüne üstlük hadi politika, Orhan Pamuk, laiklik durumlarıyla zırnık ilgilenmeyen kalabalıkla ne yapılır? Ama öyle olmadı işte. Gelenlerin hepsi ya yeni çoğalmışlar, ikinciye tabi :) ya da hamile, kocası Türk olan bir çift. Ortalık çocuk yığını halinde. Büyükçe yeşillik bir bahçe, hiçbir ev bizimki gibi birbirinin bahçesine bakmıyor. Harika! Bir koca kum havuzu, salıncaklar, içerde tam girişte zıplama zımbırtısı ama çevresinde örgü olduğu için insanın aklı da kalmıyor. Daha önceden tanışıp Reiki ustası annesine hayran olduğum bir bayan da geldi, ohhhh!

Barbekü partisi denmişti ama Taiwan'lı olan eş döktürmüş. Tavuk butları fırınlanmış, binbir tane çeşit yemek, pirzolalar, soslar, meyve suları vesaire...Yemek bitirilince ortaya hazırlanmış olan ateş de yakıldı ve tam bir keyif yapıldı. Biz bayanlar hamilelik, doktor, ikinci çocuk, kardeşler arasındaki iletişimden girdik, Türk kocayla politikadan, ne olacak bu Türkiye'nin halinden bahsettik. Eve dönerken herkes mutluydu.

O kadar çocuk vardı, değil mi? İzlenimimde herkes shift değiştirerek çocuklarıyla ilgilendi. Bebekler elden ele dolaştılar ve hiçbir uyuzluk sergilemediler. Erkek çocuklar tamam, hareketliydiler ama kimse kimsenin kafasını falan kırmaya kalkmadı. Kızlar kum havuzunda bayağı bir oyalandılar. Ha, bizimki yine her zamanki gibi parti havasına girerekten yemek yemeğe nanik yaptı, ben de yiyemedim fazla zaten. Aman bir gece de yenmesin, duygular niyeeee?! ben gelmek istemiyorummmm! dan tatlı bir sırıtışa döndü :) Klasik...

Bu Perşembe, kendime en yakın hastaneden cv sini okuyup da hayran kaldığımız bir jinekoloğa gideceğim. Bakalım, gerçekten hamile miyim? Gelişmeleri yazarım.

Bu arada, mide bulantılarım gerçekten de birinciye göre hiç! Tamam, tabi ki kendini zaman zaman hissettiriyor ama ben ilkinde cehennemi yaşamışım, bundan eminim şimdi. Kokular hiç öyle delicesine etkilemiyor. Köpeğim dışında, o da pas pas gibi koktuğu ve normal zamanda da bana ağır geldiği için. Yemek yapmaya devam, işler yavaşlamış durumda yani bir başlayıp heryeri dışarı içeri süper şekilde bitirmiyorum. Olsun, zaten kimseyi de çağırmıyorum, öyle kendi halimizde kendi pisliğimiz varsa da satmışım anasını diyebiliyorum. Bu da önemli bir gelişme. Eşim de ben de birinciye göre hamilelik konusunda çok daha bilinçliyiz, benimki acayip destek. Yemek, ütü, akşam masajları herşey hizmete dahil :) Şımarıklık diz boyu.

Bir tek canımı sıkan esas sıcaklar başladığında yaşanacak olanlar. Bu sene hiçbir yere gidilemeyecek olunması. Ufaklık açısından bir düzene konulması gerekiyor.

Buradan yorumlarına cevap veremediğim tüm blogger'lardan tekrar özürler diliyorum, yorumlar kısmında sıfır yerine gelen altı tane yorumu görür görmez yanıt vereceğim. Yazanları mailime geldiği için biliyorum ama oradan yanıt yazsam ortaya olmayacak, format bozilecek. Cık! Kalsın şimdilik, gelirler eminim ( yani öyle ümit etmekteyim ) Eski blog okuma hızım da beşte bire indi, lütfen anlayışla karşılayınız :)))

5 yorum:

Biyo dedi ki...

Yok ben açık olan blogumdan bahsetmiştim.Şifrelide asayiş berkemal :)
Açık olan bu blogda döktürüp saydırıyor ve milleti kılıçtan geçiriyorum ya,onu dedimdi:)

Evin Kedisi dedi ki...

Anaaaa! Sen şifrelide yazdıklarından koymak istediklerini koymuyor musun açık olana da?! Ben şifreline giriyorum ya, diyordum ki zaten bütün yazılar orada fazlasıyla var, açık olanına girmiyordum :((( Hemen ablam, oraya da dalayım :)))Saygılar Ninja Biyo hanım :)))

Goddess Artemis dedi ki...

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN!

Biyo dedi ki...

Şaşkın kedi seni:)))

Neler kaçırdın şimdiye kadar!

Allahtan arşiv diye bişiii var :)

Evin Kedisi dedi ki...

Aman kalsın Biyo, zaten sinirden buhar çıkartarak dolaşıyorum daha fazla almıyim :)