27 Şubat 2008 Çarşamba

Sponge Bob Square Pants

Kızımızı 27 haftalık dünyaya getirdiğimde asla hayatın sıkıcılığından ya da monotonluğundan şikayet etmeyeceğime yemin ettim. Çünkü bu gündelik akışın bile, evrenin bizlere vermiş olduğu büyük bir lüks olduğunu o zaman anladım. Hayatlarımızda yaptığımız, çok doğal görüp de üzerinde dakika bile kafa yormadığımız o kadar komplike olaylar var ki! O yüzden, baktım ki yazı yazma sıklığı azaldıkça azalıyor, " Her gün aynı işte ne yazayım ki..." derkeennn ellerime patlatıverdim ve vazgeçtim.

Şu aralar hormonal dengelerimin alt üst olmasından dolayı hayata ışıklı ışıklı bakamıyorum. İstediğim ve üzerinde çeşitli felsefeler yaptığım hamile kalma faaliyetinde başarıya ulaşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Hani kararı aldık, uyguladık ve sonuç pozitif demek açısından bu bir zafer ama olay mide bulantısına ve kimyasal değişimlerin getirdiği çalkantılara gelince tosluyor bir yerde. Şimdiki durumum bu.

Bilgisayara uzun süreli bakamıyorum, midem bulanıyor. Sabahları hemen bizimkileri yollayıp saat onlara kadar uyusam da yataktan vinçle çekseler anca misali kalkıyorum. Aslında, eskiden hani oradan buraya zıplama hallerimde yani, bir hamile kalsam da tembellik yapmama sebep olsa derdim de, işte o tembellik keyifli bir tembellik de değil. Ruhsal bunalımlı bir hal.

Sinirimi tepeme çıkartacak, beni düşüncelere gark edecek herbir şeylerden kaçınıyorum. Bunu birinci hamilelikte test edip onayladım. Öyle dünyayı kurtaracam!!!! diye kendi bebeklerimin canıyla kanıyla falan oynayamam. Dünya da kurtarılmayıversin, bu adama trafikte kim dersini verecek diyen ben olmayayım diye çok çaba sarfediyorum.

Aslında bu blog benim için çıtırdan çerezden, "sabah kalktım, kahvaltımı ettim, ben de bir insanım..." ın paylaşılması açısından iyi gelen bir şey. O yüzden de politikadan, onu bunu gözlemleyip, doğrusu öyledir böyle değil söylemlerinden özellikle uzakta kalmaya çalıştığım bir vaha da aynı zamanda. Yalnızca hayatımda paylaşmak istediklerimin aktarımı, kızdıklarımın toplamı, sevinçlerimin kök karesi...

Size nasıl olduğunu, daha doktora gitmediğimi, aslında doktora gitmeden buraya yazıp da haber vermeyeceğimi ama yazılar ööölleee beklerken de beni sürekli bir şeyin dürttüğünü, eğer yazamıyorsam aha! sebebi de bu demem gerektiğini anlatmak istedim.

Geçen ayın 17 sinde ( Ocak 17 ) adetimi görmüşüm, gebelik.org'a göre bu doğum ideal şartlarda 23 Ekim olan kayınpederin doğumgünü ile çakışmakta ki Chloe'nin doğumgünü de onların evlilik yıldönümlerine denk gelir :))) İlginç bir matematiksel bağlantı var aramızda.

Şubat'ın dokuzu...Sabah saatleri adet başladı ama ilk günden kesildi. Ha dedim tamamdır, döllendik:)) Ama tabi unutuluyor herşey. İlk hamileliğimde de böyle hamile olduğumu bilip lay lay lom hiççç midemmmm bulanmıyorrrr diye naralar attığım dönem olmuştur, sonra kafa üstü çakılmışımdır, hem de fena halde ama olsun. Bu sefer de öyle oldu. Ayın 11'inde idrar testi pozitifi gösterdi.

Şimdiiii, matematiksel olarak yaklaşacak olursak, beş hafta altı günlük hamileliğim bana yavaş yavaş başparmağını sallamaya başladı. Midem kursak bölgemde toplanmış bir halde duruyor. Dolayısıyla, dün sabah buradan tanıdığım bir Türk arkadaşım ve annesi sabah kahvaltısına geldiler ama bence onlara çıkarttığım dört çeşit bundan sonraki hamilelik dönemimin içindeki son noktayı da koydu gibi. Neden diyeceksiniz çünkü ütüler dağ şeklinde günlerdir ütülenmeyi bekliyor birrrr, benim apilady durumlarım ki neden bu kadın bunu sürekli yazıyor diye sormayın, kadın olarak bu çok önemli bir konumuz bence, yine öyle ki bu da ikiiiii.

Beynim sürekli rölantide olduğu için haftanın diğer büyük olayı geçen hafta sonu ile birleşen dört günlük kısa arada burası pazar günü iş başı yapar diye bomboş okula ufaklığı yollama yönünde oldu. Halbuki tatil perşembeyi ve pazartesiyi içine alacak şekilde olmakla beraber bu, okul gazetesinde canhıraş bir şekilde de duyurulmuştu.

Çevremde hiç gürültü falan istemiyorum, yemek yapma potansiyelimde ciddi derecede düşme var ama bu durum ayın sonunun gelmesinden de kaynaklanabilir. Ha, hiçbir yer hiçbir yerde falan da değil belirteyim ama bunları bir arada tutabilmek için harcanan enerji ve istek beşe katlanmış vaziyette. O zor. Yapmadıkça daha da kötü hissediyorum.

Kısaca ne mi? Tabi ki hasta değilim ( yani bu inşallah bütün semptomları hamilelik belirtileriyle aynı olan bir hastalık değildir ) ama hayatta en büyük değerimiz sağlığımız. O olmadığı zaman sürekli bir bunalım da geliyor peşinden, o enerjiyle kitap okuyoruz, ne bileyim bir film izleyebiliyor, konuşabilecek konu biriktiriyoruz ama böyle sürekli kafa, yeri gösterme eğiliminde.
Fakat tabi ki artık olaya daha felsefi bakmayı da öğrendim. Bu, hayatta bir dönem. Benim koca çok yardımcı, gönüllü ve mutlu. Bir dönem, atlatılacak. Herşey normale dönecek ( normal kiloya )Bu arada kelaka gelebilir ama örnek vermek gerekirse Britney Spears'ı görmek bile içimi sıkıyor, beni cenderelere alıyor. O bir başarısızlık örneği, o kadar güzel bir kızdan mama yaratma, kafa üstü çakılma imzası gibi bir şey. Kadını gördükçe korkuyorum, o da en son ihtiyacım olan şey. İnsanda şişip şişip geri dönememe sendromu yaratıyor yahu!

Kısa kesmek gerekirse, sadede geleyim ben bu aralar pek ortalarda olamayacağım. Mazur görünüz, evin kedisi böğğğğğğ! modunda deyiniz ve geçiştiriniz. Ha aklıma geldikçe yazarım ama hakikaten cebelleşmeden, bir şey üretmeden, sponge Bob kimliğimle bir şeyler çıkarabilir miyim ya da çıkan ne derece tatmin edici olur bilemiyorum.

Doktora da haftaya gideceğim, onu aktarırım. Bu sefer başka birine tabi ki, beni döllenme makinasına çevirmeye çalışana küskünüm. Üzerimde salak salak o ilaçları denemeyecekti namussuz kadın. Aslında " Al işte senin ilaçlar olmadan da oluyormuş ne haber?!" demek için gitmek var da...Evet, bir gereği yok, duydum :)))

Bu arada, son olarak ekleyeyim, buradaki prematüre hastanelerini araştırdım da şimdi, yani bir şey olacağından değil meraktan, bir sonuç gelmedi. Böyledir işte, başına gelmedikçe öğrenemezsin mekanizması umarım burada da işlemiyordur.

Bir de, mide bulantısına çukulata iyi geliyor :))) Hadi gideyim de pinekliyeyim...

12 yorum:

Goddess Artemis dedi ki...

Haydi bakalım, doktordan hayırlı haberlerinizi bekliyoruz :o)

Bir de, ben SpongeBob SquarePants'in şarkısını çok severim; küçük hanımefendinize ve -inşallah- yoldaki ufaklığa bu şarkıyı armağan etmek istiyorum:

-are you ready kids?
-aye, aye captain!
-i can't hear you!
-aye, aye captain!
-ooooohhhhh:

who lives in a pineapple under the sea?
spongebob squarepants!
absorbent and yellow and porous is he!
spongebob squarepants!
if nautical nonsense be something you wish...
spongebob squarepants!
then hop on the deck and flop like a fish!
spongebob squarepants!
ready?
spongebob squarepants!
spongebob squarepants!
spongebob squarepants!
spongebooob squarepaaaaaaaaaants!

elektra dedi ki...

:)))) şimdi bu gülümseme imleri bile sinirini tepene çıkartmış olabilir diye düşündüm bir an, ama yine de bu imleri kabul et. sevindim sizin adınıza da ondan:) bak , büyük bir risk alarak yine yaptım.
peki böğğğ durumdaki evinkedisi, ben buralardayım. hatırla bu böğğğğ modundan çıktığımız ayları hatırla,işte o zaman sevinçle mırlayan kedi yazılarını okurum. hiç acelesi yok,keyfine bak, kolay gelsin:)

devin dedi ki...

Pek sevindim. Orada bulursan beyaz leblebi yemeyi dene, benim mideme çok iyi gelir hala :)
Bulantıların geçici olduğunu biliyorsun ama bulanırken bu bilgi ne işe yarar bilemem bak ;)
Ufaklıklara iyi bak, tabii kendine de. Hadi bakalım kolay gelsin tatlım.

Biyo dedi ki...

İyi!
O zaman bugünlerde ya daha çok sinirlenmemek için bana hiç uğrama yada sinirini boşaltmak istersen mutlaka uğra ;)

Bu arada çukulata mideyi yakar,ekşitir,bulantıya da iyi gelmez.Leblebi yenir,çubuk kraker felan yenir.

Sen şuna"Canım istiyoooo" desene yalançıı:)))

Fatma dedi ki...

Gözün aydın Evin Kedisiii! Ne güzel, isteğine kavuştun, az uğraşmadın, hatırla... Bırak sızlanmayı, sevin, tadını çıkar. Tebrikler tekrar,
Kendine çok iyi bak.
Sevgiyle...

Yurtdışı Eğitim dedi ki...

başınıza gelmeden bulabilirsiniz inş.

çikolata her derde deva :))

Evin Kedisi dedi ki...

Yorum yazan herkesler :)))

Bugün zar zor bu bölüm geldi, nedense internette acayip yavaşlamalar oluyor. Neyse, hepinize çok teşekkür ederim. Daha doktora gitmedim, köylü kızı Fadime şeklinde bu haftaya inşallah.

Biyo?

Senin bloğa geldim, ne sinirimi boşaltacak bir konu buldum ne bir şey. Senin kızların mantı açması, hamur işleri...Gayet iyi bir ortam hakimdi ortalığa yani, neden öyle yazdınkine?

Sevgili Artemis;

Bu şarkı bizimkinin de favorilerindendir, teşekkürler. Benim için sponge Bob öyle tvnin karşısında çekirdek çitleyen bir tipi hatırlatıyor, ondan kendimi bazen O'nun modunda hissediyorum.

Fatma?

Sızlanmış mıyım ya?! Hani nerede? İyiyim iyiyim, valla çok iyiyim :) Teşekkürler.

Elektra'm ve Devin :)))

O yazıyı yazarkenki kadar böğğğğhhh değilim, zaten dakikam dakikama uymuyor desem daha doğru tanımlama yapmış olurum. Ama geneli çok iyi birinciye göre. Hatta " Aaa ben de normal bir insanmışım meğerse!" dedirtecek türden.

Ve en son;

Valla ben de çikolata krzilerine giren biri değildim, hiçbir zaman da bir yiyeceğe karşı alışkanlık geliştirmedim ama böyle bir etkisi oldu. İlginç...Evet, tersi söylense de böyle, ne yapim? :)

Köşenin Delisi dedi ki...

her şey yolunda gider umarım kedicim :) güzel haberlerini bekliyoruz

balanne melike dedi ki...

Önce kutlarım yavrulayacağın için..Sonra dua ederim hayırlısıyla bu dönemini atlatman için.. Bu aralar kızına dikkat et bence çünkü şimdiye kadar evin merkezine oturmuş olan 1. yavru çook etkilenir anneciğinin bu durumundan..Ayrıca ister istemez ihmal edilecek olan o ve eşin..Şu böğğk dönemini atlatınca rahatlarsın umarım..:)) Çook kolay gelsin..

Evin Kedisi dedi ki...

Midem bulanmasa bu sefer burnumdan sinir çıkıyor. Öyle bir durum...Bizim memlekette olanlar, burada gördüklerim, sokakta, evde trafikte yaşadıklarım (ız)...

Diyorum, bir insanın sinirlenmemesi için gözlerinin olmaması, çevresini görmemesi, beyninin yerine de sünger olması, düşünmemesi falan lazım. Hormonal değişimin böyle yan etkileri oluyor maalesef.

Bu sinirden tabi ki evin tüm bireyleri nasibini alıyor, kaçınılmaz ama aile olmak demek de bu bir yerde, iyi günde kötü günde demişler :) Elimden geldiğince kızıma durumu, hamileliğin insanı değiştireceğini ama bana geçici bir süre bana böyle katlanmaları gerektiğini ve anlayışlı olmalarını söylüyorum.

Chloe evin küçük prensesi olmadı hiçbir zaman. Prenses denildiğinde " Ben prenses değilim!" diyen bir tip ama tabi ki yeni bir düzen gelecektir elde olmadan. Şimdiden ben ufaklığın her işini kendisi yapması için itekliyorum, sabah yatağını düzeltmesi, odasını toplama, kıyafetlerin çıkarılması, giyinmesi...Dolayısıyla yeni numara ile bir anda büyük bir değişim geçirilmemesine çaba sarfediyorum işte :) Yapmaya çalışıyoruz bir şeyler :)

Ama emin olduğum bir şey var Melike'ciğim, herşey düzgün gider de bu küçük insan aramıza katılırsa bizimkilerden hiçbiri kıskanma durumlarına girmeyecek. Ufaklık bir golden retriever'la büyüdü, düşün sen artık!

Ne kadar kalabalık o kadar şen bizim sonraki nesil diyeyim sana :)

Yorumun için çoook teşekkürler yeniden, kendine iyi bak :)

seo dedi ki...

sünger bob çocukluk kahramanım süper gerçekten :)

global yurtdışı eğitim dedi ki...

SpongeBob Hayranı olarak sarkı sozlerı cok hosuma gıttı :D