14 Şubat 2008 Perşembe

Sports Day ve Sevgililer Gününe Dair

Sabahleyin, kızımla babası gidiyorlar ya okula, bugün ben götürecektim ki benimki; " KS2 bizimkiler, onlarınki 10:30 gibi başlayacakmış." diyince bütün kablolar birbirine karıştı. Halbuki bizim eve gelen mektubun onaylanan ve okula gönderilen bölümünden geride kalan Foundation ve KS1 için saat sabah 8:15 diyordu. KS 2 de nesi oluyordu şimdi? Ben de " Ha öyle mi, o zaman ben gelmeyeyim, sonradan zamanı gelince giderim." dedim. Ondan önce hemen bütün ders programını kızını seyretmek için değiştirmiş olan Catherine'e telefon açtım. Batarya bitti :( Stres paçalardan akıyor o dakika. Midem de bir ara ağzıma gelir gibi oldu...

Ufaklıkla babasını gönderdim ama içim rahat etmedi, ya 8:15 doğruysa? Cheryl'ı aradım arkadan. " Bizim ufaklıklar KS2 mi yoksa 1'mi" diye. 1 miş. Her sene bir şey öğreniyoruz, biraz geç de algıladıklarımız olmuyor değil. Chloe'nin bale öğretmeninden mektup geldiğinde dan eden " Christmas'da aldığınız hediyeler beni kendi evimde gibi hissettirdi." cümlesinin yarattığı " Sen bir kazmasın" duygusu mesela.

Ne yazık ki Christmas için gereken, eden herşey kadınlar tarafından organize edilir. Erkek milleti karısı ve gelenekleşmiş ise annesi'nden başka kadına uzanamıyor. Daha doğrusu beyin, diğer bir organizma için error veriyor hesabı. Eğer bu inceliği sen düşünmemişsen, çöpe gitti demektir. Bir de farklı bir kültürün alışkanlıklarını anlamaya çalışıyorsan, al birkaç seneyi tuvalete at, arkadan da sifonu çek. Ne yapalım, kafa göz yara yara öğreneceğiz işte.

Okula vardığımda herkes dışarıya servis edilmiş çayını kahvesini alıp tribünlere oturmuştu bile. Çocukları sene başından itibaren üç gruba ayırıyorlar. Beden eğitiminde de ait oldukları grubun renginde t shirt giyiyor hepsi. İsimleri yanlış hatırlamayayım ama toplam üç grup. Yeşiller ( bizim kızınki ) sarılar ve kırmızılar. Belli spor aktiviteleri yaptırılıyor. Yol üzerine konulan engellerden geçilerek, zaman zaman eğilerek topları taşıma, elden geldiğince uzağa sicim fırlatma, koşu yarışı, aynı yarış alanında bir süre sack lerle zıplayarak yapılan engelli koşu ve 8:15 de başlayan faaliyet 10:45 de bahçedeki piknikle sona erdi.

Benim ufaklığın yorgunluktan ötürü olduğunu düşündüğüm bir enerji patlaması yaşandı bugün. Zaman zaman canımı sıkan bir konu bu. Çocuktur, sabahın köründe başladılar koşmaya bir de güneşin altı iyice sersemlediler ve saat 11:00 gibi evdeydik Anna'yla beraber, 16:00 ya kadar. Haftaya dönem tatili denilen kısa süreli, dört günlük ara geliyor. Perşembe gecesi ilk sleep over denilen gece yatması yaşanacak. Biz ise hayatımızda ilk defa Chloe'siz bir gece geçireceğiz. Ne yapmalıyız bilmiyorum ama herhalde dışarda bir şeyler ayarlamalıyız.

Bu sene en kazma st Velantine günümüzü yaşamaktayız. Margarinim kalmamış, hiçbir şey yapamadım tatlı veya pasta anlamında. İçimden dışarıya çıkıp bugüne özgü bir alışveriş yapmak da gelmedi nedense, bugün zaman da yoktu ya. Neyse bahanesi oldu. St Valentine için aldığımız tek hediye dün ufaklıkla gelen dosyadan özenle köşe bucak saklanan, özenle hazırlanmış kartımız oldu :) Pembe bir kartona kağıttan beyaz dantelli gibi gözüken servis peçetesi yapıştırılmış, üzerine kalplerden oluşan bir kart hazırlanmış, içini açınca yine kalplerle süslenmiş bir kuş kanatlarını açıyor :) Daha güzel bir hediye olabilir mi? Ufaklık, bir de en son manevra, kartı koltuğun arkasına saklamış, babası işten gelince ikimize ilanı aşk ederek devir teslim yaptı :)

Okulun müdürü sene sonunda ayrılıyor :( Bugün eve gelirken gördüm de, utanmasam arabanın kapısını açıp " Gitmeyinnnn!" diye bağırasım geldi. Okulda insan hep tanıdık ve yıllanmış yüzleri görmeyi istiyor. Değişim sıkıcı, adaptasyon hem öğretmen, yönetici herneyse hem de veli açısından zor. Sanki herşeye en kolay adapte olan çocuklar gibi.

2 yorum:

elektra dedi ki...

evin kedisi şu bir önceki yazına da bir yorum yapayım dedim ama, ne diyeceğimi bilemedim. klonlamayı okuyor gibi hissettim kendimi yahu. şimdi sonuç olarak oyununu oynuyor musun yani? oldu mu? bir tek bu kısmı anladım sanırım:)

bir de, sevgililer günü meselesi var. bizim buralarda hakikaten cörtü çıktı bu meselenin. insanın 'sevgi buysa sevmiyorum ben uleyyyyn ' diyesi geliyor. tencereciler bile sebeplenmeye çalışıyor sevgiden ya. :( sizin oralarda da durum buysa, ondandır bir margarin bile almaya üşenmen diyeceğim. insanın hevesi kalmıyor gerçekten.

bir de, ben de çocuğumun alıştığı şeyler konusunda değişim olduğunda geriliyorum. kendim konu isem sorun değil de, oğlumun hayatında alıştığı şeylerin değişimi tedirgin ediyor beni. bu sanırım onlar için değil de, yine kendimiz için, çocuklarla ilgili oluşturduğumuz 'güvende' duygusunun yıkılmaması için geliştirdiğimiz bir endişe.
bir de,
bir de sevgiler:)

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Elektra :)))

Cörtü çıkmak cümlesine tav oldum. Herşeyi bir kenara bırak, bu bölümde takılıp kaldım :))

Bizim buralarda sevgililer günü, yılbaşı süslemeleri falan hani olmuyormuş gibi yapılıp, Avrupalı olanlara mahsus şekilde gösterilip pek de üzerinde durulmayan şeylerden gibi davranılıyor. Ama bir çukulatalar oluyor ki raflarda amaninnnn! Yeme de yanında yat. Valla sevgili mevgiliyi geçiyor insan o çukulata tanesi için içi eriyor :)))

A ha alışkanlıklar konusunda kesinlikle hemfikirim. Aslında her insanın kendi evindeki düzeni işte bu alışkanlıklar, neden birarada yaşayamıyoruz aynı çatının altında. İşte bu yüzden! Benim de istediğim zaman istediğim yemek olacak çocuğum için mesela, gittiğimiz yerlerde hele de yeniyse o alan sürekli bakılacak, gözetlenecek falan...Aynen! Çok normal ve özgürlük bu demek yahu! İnsanın kendi doğrularıyla, kendi çatısı altında yaşaması. Freeeedooommmmm!

Bir de, bir de sana da sevgiler Elektram, iyi ki yazmışsın artık kimse yazmıyor deli çıkıcam!

Oyunu kocam kaptı yahu, sonradan açıklayacağım bir durum yüzünden hiççç vurduyla kırdıyla falan uğraşacak bir halim yok. Öyle kendi halimde takılıp gidiyorum işte.