1 Aralık 2007 Cumartesi

Açııımmm Aç!

Saat gece 22:00'ye gelirken bu kazılma duygusu yakama yapışıyor. Hafta sonları ya da tatillerde sabahleyin geç kalkılıyor. O da nedir, hani sallana sallana bir kahvaltı deriz, 10:00 civarları... Sonra, öğlen yemeği saat 14:00 desek, akşam yemeğini de ufaklık yatmadan önce hazırlamak lazım. Hepsi arka arkaya geliyor, ben de aksi gibi ya öğlen yiyeceğim, ya akşam. İki öğün çok kuvvetli oldu mu yok, gitmiyor. Gitse de vicdan muhasebeleri başlıyor.

Bugün ( Cumartesi ), sabah kahvaltıdan sonra toparlanıp çıktığımızda saat onbiri rahat bulmuştu. Maaş aldık ya, hemen ihiyaç sırasını halletmemiz lazım diye ilk elden ayakkabıcı turuna başlandı. Allah'tan yakında Shoe Mart denilen, nedenini anlayamadığım şekilde iyi kalite ayakkabılarında ucuzluk yapan bir mekan hedefler arasındaydı.

Shoe Mart'tan önce aynı mekanda yanyana sıralanmış olan Baby Shop'a girdim kızımla. Acayip bir anlayış... Kışın 25 hatta bazen 30 dereceyi bulduğu bu mekanda ciddi ciddi kazak, atkı, eldiven v.b... satışı var. Ama kışı içerlerde yaşatıyorlar maşallah. Alışveriş mekanlarında donma tehlikesi baki. Doğaya gereksiz salınan CO2 de cabası. Yahu, dışarısı püfür püfür eserken, içerlerinin hala 15 derecede tutulma telaşı neden? Dolayısıyla, öyle bir diş takırdatıyoruz ki yanımda bir koca eşantiyon çanta, içinde benim ceket, kızın pantalonu, sweatshirt'ü, çorapları ve bir de hırkası...Durmadan değişen bir hava trafiğinin ortasında kalmak ve bu durumda hasta olmamayı becermek de buranın bir diğer öğretisi.

Geçen sene indirime girmiş olan mağazadan ( yine ShoeMart'dan ) 10 liraya düşmüş beden eğitimi ayakkabısıyla İngiltere'nin çamurlarını bile geride bıraktığımız için artık ufaklığı o ayakkabılarla okula yollamak biraz abartı olmaya başlamıştı. En son ayakabının çapraz bağcık kısmının ek bölümü koptu, e sabahın körü okula gidilecek hemen o gün bizimki bir Mc Gayver projesi uygulayarak ayakkabıyı eskisinden daha kuvvetli hale getirdi ama görünüş falso, ertesi hafta arka tarafı çökme yapınca tamam dedik, maaş alınır alınmaz ilk hedefimiz ayakkabıcı...

Okul ayakkabılarına gelince...Siyah olacak, ha spor ayakkabıda azıcık farklı renkler olabilir ama ana renk onda da beyaz olmalı. Geçen sene aldığımız okul ayakkabısı da iyi bir marka olup bayağı da güzel bir indirime gitmesine rağmen ön kısımları soyuldu, iyi mi?!

Dolayısıyla, listemizde küçülmeyi başarabilmiş derecede çok giyilen açık ayakkabılarımız, spor ve okul ayakkabılarımız vardı. Hepsini tek yerden hallettik. Baby Shop denilen kazık ve trendy kıyafetleri satan değil de yine her bir üründe sebepsiz yere %25 indirime giren Shoe Mart'tan :) Listeye ben Lee Cooper'ın son derece spor, asker kumaşı gibi olan, krem rengi bir omuz çantasını, eşim onların klasik sevdikleri parmak arası yine Lee Cooper, deri ve son derece sağlam terliklerini ekledi. Toplam Türk lirası ile 100 liralık bir alışveriş yapıldı. Düşünün işte, bu parayla biz kendi memleketimizde ancak belki o terliklerle benim çantayı alabilirdik.

Eve vardığımızda saat ikiye geliyordu. Oradan Christmas için aileden gelecek parayı da katıp bakacağımız bisiklet sevdamızdan vazgeçmek zorunda kaldık çünkü pek bir şenlikliydi trafik(!) yol üzerinden hazır pizza aldık ama akşama yemek yoktu tabi ki de her bir öğünden sonra yemeğe girişmek de bayıyor insanı! Dünden balık almıştık, burada satılan creamdori diye bir balık...Fleto satılıyor süt gibi bir eti var ama gel gör ki bende ne yapacak enerji, ne istek ne bir açlık emaresi...

Kiraladığımız Shrek 3'ü seyrettik saat oldu 17:00, köpekle çıkıldı gelindi derken saat 18:00, patates salatası yapalım bari dedim isteksiz bir şekilde ve onu hallettim. Ufaklık bize kitap okudu, spellinglerini yorgun olduğunu söyleyerek üçerden yazmadı, yarın onu halletmesi lazım.
Balık torbanın içinden pek de içaçıcı çıkmadı sanki. Hasta da olacağım ya hem sinirlerim hem de beş duyu organım ayakta şekilde dolaşıyorum. Benimkini çağırdım, arabasının dikiz aynasını cama yapıştırma çalışmalarını yeni bitirip totosunu bilgisayarının karşısına konumlandırmıştı ki benim dırdırlanmamla kendini balığın başucunda buldu. Yaptık kısaca ama yedim mi? I ıh! Ne yapayım, canım istemedi ve şimdi ne oldu? Klasik bir şekilde karnım zil çalıyor. Sonra ne olacak? Onikiye kadar sabredip o saatte anasını satayım diye bir şeyleri tıkıştırıvereceğim.

Öfff! Bazen diyorum hamile kalsam da bu ince kalma derdinden kurtulsam yahu! Hani homini gırtlak giderken " Bebeğe bebeğe... Kendim için istiyorsam namerdim!" halleri vardır ya, hah öyle olsun istiyorum. O zaman da mide bulantısından ve paslı dil durumlarından ne, ne yediğini anlarsın ne bir zevk alırsın. Iyyy ıy!

Cuma günü sabah ise ilk iş, aylık toptana gidildi. Artık, bundan sonra tuvalet kağıdıymış, şampuanmış, şuymuş buymuş Carrefour'dan hallediliyor, gerisi sebze ve meyve konusunda yakınımızdaki Spinneys...Hem daha taze hem daha yakın ama biraz kazık...Olsun çok büyük farklar yok, zaten enayi yerine konulacak fiyaları biliyorum. Mesela, bu hafta ıspanağın kilosu 22 milyondu :)))) Yaaa, işte böyle. O hafta da ıspanak yeme canım değil mi? Allah Allah! Yeşil top salata 8 mil! Carrefour'da yerlisini 4'e aldık mesela.

Toptandan sonra eşimi de yanıma katıp ufaklığın bir arkadaşının doğumgününe gittik. Parti verilen yer bir binanın 24. katıydı. Herşey kuşbakışı şekilde, deniz manzarası eşliğindeydi ama pencereler mi açılmıyordu yoksa? Binanın dışarıya bakan penceresinden herşeyi kuşbakışı seyrederken depremi düşündük. Amaaan, yok bizim ayağımız öyle topraktan çok tepelere kaymayacak. Bu arada, yine donduk. Dişlerimiz birbirine vurdu. Oyun oynanacak, tırmanacak edecek bir bölüm, bir buz pateni, bir de bowling mekanı...Çocuklar bu üç yerin arasında mekik dokudular. Doğumgünü odasında birkaç oyun oynattılar, kızlar ve erkekler olarak gruplanılacak şekilde. Bol müzik ve gürültü, anlaşabilmek ve anlatabilmek için çok bağırmalı sohbetler... Akşama doğru altıda bitti, eve gelirken doğumgünü çocuğunun annesi de hediye hazırlıyor ya burada, bizimkinin Carrefour'dan istediği boyama zımbırtısı geldi. O yüzden dönüş yolunda çocuklar gibi şendik.

Bu arada, eşimin doğumgününde olması ciddi bir sükse yarattı. "Nasıl yani?!" olundu. O'da herbirine geçmiş yıllardaki durumunu, stresten ve zamansızlıktan nasıl saç baş yolduğunu anlattı. Aslında, bana göre master bir yerde, sıkıcı ve zorunlu sosyalleşme anlamındaki partilere gelmemek adına da bir bahaneydi ama olsun, ikimiz de bunu bilmiyormuş gibi davranıyoruz, iyi oluyor, kavgadan kaçınma psikolojisi :)

Buranın milli bayramı...Perşembe günü eşim okuldaki kızların isteği üzerine onların milli kıyafetlerini giydi. Bir gece önceden öğrencilerinden birisi abisinin kıyafetini getirmiş bizimkine. Akşama doğru işden eve geldiğinde alı al moru mordu, hayatta hiçbir ortamda öne çıkmayı sevmeyen adam 500 tane kızın " Ne olur bir fotooo!" talebinin tam ortasında kalmış. " Aman, birkaç saat o ünlülerin nasıl hayatlar yaşadığını deneyimledim, olmaz olsun!" falan diye anlattı.

Dolayısıyla, iki gün daha tatiliz. Ben de diyorum tatiliz çünkü sabah altıda kargalar bokunu yemeden kalkma, tuvaleti paylaşamama, mutfakta zikzaklar çizerek kahvaltı hazırlama telaşı yok!!!! Yeme de yanında yat yahu!

Haftaya Cuma saat 14:00-17:00 arası Christmas Fair denilen okul şenlikleri var. Perşembe gününe kurabiye hazırlayıp götüreceğim. Satılması için...Böyle zamanlarda biz velilerden yapılabilecekleri rica ediyorlar, kimse bir şey yapmak zorunda değil ama gönüllülük usülü kim neresinden tutarsa oluyor ve okula gelir elde ediliyor.

Bugün, çok güzel bir kurabiye kitabı aldım. Uygun malzemeleri bulsam...İnternetten de getirtilebilir ama o olaya bir türlü güvenesim gelmiyor işte. Yani, bütün kredi kartı bilgilerini ver Allah'ın tanımadığın etmediğin bir küçücük firmasına, onların güvenlik derecelerinin iyi olmasına dua et. Alışverişin miktarı değil burada önemli olan, bilgilerinin el değiştirmesi. İnternet alışverişini kastediyorum.

Cuma ve cumartesi böylece geçti. Pazar günü bisikletlere bakmaya indirim var denilen Toys'r Us'a gittik. Buradaki veletlerin hepsi sanki ana karnında gelişmiş gibi çıkıyorlar, ne tuhaf, Chloe'nin neredeyse bütün arkadaşları iki tekerlekli bisiklete biniyor, derin suda kabarcıklar çıkartarak yüzüyor, atlıyorlar falan...Anna buz pateni yapıyor, bu sene piyano çalmaya başladı. Cheryl'ın kızı da annesi piyano çaldığı için derslere devam ediyor ve çok da başarılı gidiyor. Kızların ikisi de baleye gidiyorlar. Daha doğrusu anne babaların, görüldüğü üzere imkanları arttıkça çocuklar da bundan büyük bir mutluluk duyuyorlar. Dünyadaki herkesin kendine göre farklı kabiliyetleri var, ne mutlu bunları görüp geliştirebilme lüksü olanlara...

Ben de ufaklığın dışarıya çıkılabilecek zamanlarda yürüyüşte falan bisikletine binebilmesini istiyorum. Amacım, zorlamak, hazır değilken bir şeyleri ittirmek değil ama nasıl ki insanın arabası yokken kullanmayı öğrenemez bu da aynı durum. Babamız Chloe'nin spor insanı olmadığını daha çok yaratıcılık, resim gibi konularda çok başarılı olduğunu düşünüyor, benimse gözlemim ufaklığın kendinden beklenmeyen bir sürü şeyi son derece severek, isteyerek geliştirdiği...Yüzme gibi mesela.

İnsanların aklına yapabileceği şu yönden gelmiyor olabilir çünkü çok narin bir yapı, ince de...E benim çocukluğum farklı mıydı? Bu soruyu sormak lazım. Teyzem bize geldiğinde ne kadar üzülürdüm. Güya, O kendi kendine espri yaptığını zannederdi ama iki çatalı yanyana koyar anneme; " Selma, bu senin kızın bacakları..." der ve onları yürütürdü. Ne tuhaf değil mi, yıllar önce ölmüş gitmiş teyzem hakkında aklımda kalan bu ve annemin ne kadar sessiz, cevapsız kaldığı...Sonra ver elini doktorlar " Bu çocuk niye bu kadar zayıf?" balık hapları, kilo verdirme iğneleri, iştah açıcı şuruplar...

Her anne çocuğunun iyi yemek yemesini ister, bu doğal bir içgüdü ama her bireyin de bir yapısı var. Benim kız mesela çok ciddi yemek yiyen bir çocuk, evde dört dörtlük yemek hazırlayan bir insanım, o konuda da vicdanım çok rahat ama bazı gün olur daha az yer, bazı zamanlar aklımız çıkar bu kadar yemek nereye gidiyor diye.

Benim ise, şu başkalarının dalga konusu zayıflığım şimdiki yaşlarımda bana artı olarak döndü. (mü?) O zamanlar annemin imrenerek baktığı, güzelliğinden bahsettiği nice insanın çok ciddi kilo sorunları oldu. Ha, hala zayıf falan da değilim, 50 kiloya düşmem lazım ama olsun. Yani, demek istediğim insanlar değişiyor, metabolizma ciddi derecede yavaşlıyor. Kimse eskisi gibi fit, ince falan kalmıyor ( profesyonel bir şekilde, düzenli spor yapmıyorsa kastım )

Bu anektodları eklememin sebebi aslında ayakkabı ararken bir Arap kadının benim kızın zayıflığını söylemesi oldu. İçimden "Tittir!" dedim kendisine. Dışımdan da " Ben daha zayıftım çocukken."diye kesip attım. Sanki yemek vermiyoruz! Veya şeker, çukulata, yağ küpü besinlerle semirtilen çocuk daha makbul!

Ha, evet burada durmak lazım. Ben evde de şekerli malzeme barındırmamaya özen gösteriyorum. Yani, yemek yapmaya meraklıyım ama yağlı, kremalı, dondurmalı, şekerli sütlü, çukulatalı kekli menülerimiz yok bizim. Bu da başka bir sebebi olabilir. Ama zamanında annemin böyle dikkatleri falan da yoktu hala zayıftım, o da ayrı konu. Hatta, yiyeyim diye portakal kesilir şeker serpilirdi, süte illa şeker konulurdu, yoğurda şeker serpilirdi...Ben bunların hiçbirini yapmadım kızım da ne şekerli yoğurt arar ne süt...Yararı yok ki tersine çok zararlı şeker.

Sonra, oradaki spor açık ayakkabılara erkek ayakkabısı diye ki bence her iki cinsiyet de giyebilir onları, renkleri de kırmızılı lacivertliydi, " Onlar olmaz ama erkek ayakkabısı, sen prensessin!" diye müdahale ettiler. Ben de hala takmamaya yanıt vermemeye çalışıyorum. Ufaklık da ilgilenmedi zaten, yalnızca " Ben beğendim ama..." gibi bir şeyler geveledi ağzında.

Kendini ifade etmesini, istediği bir şeyi başkalarının saçma salak düşünce sistemine uymadığı için almak zorunda kalmamasını seviyorum. Bu, Türkiye'de sorun yaşatan başka bir konu. Benimki neden istemediği bir şeye yarım Türkçesiyle " Hayırrrrr!" diyormuş, sinirliymiş. Hiç de değil! Zaten ilk zamanlar kendisini ifade ederken çocuk düşünmek zorunda kalıyor bir de üzerine söylenen ters bir şeyde tek yanıtı hayır! Ne yapabilir ki?! A tabi, hayır demememeli, ne dersek evet demeli. Ay, işte o yüzden herkes kendi büyütsün valla. Zor insanlarla eğitim doğrularını falan paylaşmak...

Pazartesi evdeydik. Ağıcımızı kızımla beraber kurduk ve süsledik. Şimdi salonda, ışıkları pırıldayarak duruyor ve ben " Nasıl, ne zaman, kim?!, 2008?????" hallerindeyim. Babamız arabasının kapısı ne olacak diye gitti, döndü. Ben o sırada ortalığı makinaya vurdum ve koltuklarımızı sildim. O gün de öylece bitti.

Tatilin bize kazandırdığı kiralanan filmler kervanına Mr Brooks ( Kevin Costner ), Shrek 3 ve de Enigma'yı ekledik. Güzellerdi vesselam :) Artık o filmleri de yazmayayım, gözler kayıyor farkındayım :)

Yarın sabah ( günlerden çarşamba ) Layla'yı kesin yürüyüşe çıkartacağım. Kurabiyeler ve bazı diğer ihtiyaçlar için sabah yürüyüş ve basit bir kahvaltıdan sonra çıkacağım. Ufaklığın okul zamanına kadar...Dönüşde okul yolumun üzerinde, Chloe'yi alıp eve gelirim. Yemek ve göz kapama seansı...

İşin, esas acıklı yanı bir senedir bizimle yaşayan, her sabah iki saat bana iş yapmaya gelen sevgili yardımcımız buranın kanunlarının korkutucu unsurlarla bezenmesinden ötürü ev değiştirmek zorunda. Artık bizimle birlikte yaşayamaz. İçim o konuda kan ağlıyor desem yalan olmaz çünkü O'nun sayesinde günlük temizliğim, bahçem, araba, balkonlar yapılıyordu. Bunu bu şekilde düzenli çıkartmak kedinin kuyruğunu kovalamasına benziyor. Yaparım, her zaman da yaptım ama buraya ne kadar zaman ayırabileceğimden artık kuşkuluyum. Sabahlarım kendime ait olmaktan çıkacaklar eve endeksli olacaklar ne yazık ki. Disipline olmak zorunluluğu, olmazsa sinirlenme döngüsü... Hoşgeldin gerçek hayat!

İşte, böyle...

2 yorum:

www.edasuner.com dedi ki...

VALLA SAKİN OL CANIM EVET DEDİĞİN Gİİ GERÇEK HAYAT NE YAPALIM ŞEKER BU ARADA AĞACI KURMADIM HALA ÜŞENİYORUM YA YALNIZ YASTIĞIN VARYA HİNT OLAN BEN ONDAN ÇANTA VE KOT YAPMIŞTIM GÖRMEDİN TABİİ :) BİR ARAR MÜSAİTSEN GELDE BAK ÇANTA DİYE ARAT ÇIKAR CANIM SEVGİLER

Evin Kedisi dedi ki...

Eda merhaba!

Daha önceden yazdığım, bir türlü bitiremediğim ve arada kalan bu yazıyı okuduğun ve yorum yolladığın için teşekkürler.

İnan, burada yılbaşı, Christmas, okulun sömestr tatili ve Bayram biraraya girince, yani aynı aya tıkılınca yalnızca kendi yazımı girip, gelen yorumlara yanıt vermeye çalışıp gerisinde bilgisayara yaklaşamayarak yaşıyorum diyebilirim.

Hint yastığından çanta gördüm ama kot görmemiştim, gelip bakayım :)Sana da ağacı kurma konusunda kolay gelsin diyorum. İyi yıllarrrr :)