3 Aralık 2007 Pazartesi

Sobeeee!


Öhöm öhöm! Böyle mi denmesi lazım acaba? Elektra, beni mimlemiş, ben de diğer seçtiklerimi mimlemeden önce anlamış olduğum başlıkların bana düşündürdüklerini yazayım :)

Ben küçükken; Aklıma ilk gelen kar yağmış, okullar tatil...Arkadaşımın evinden (üst komşumuz ) kavak ağacının olduğu bölüme bakıyorum...Başka? Dışarı çıkmalarımız, erkekli kızlı grubumuz, gece ve kukalı saklambaç, bizim apartmanın bahçesi, arka balkonu bir sürü örtülerle falan kapatıp, içine kendi mekanımızı hazırlamamız ve evcilik oynamamız, yan mahalle...

Bakıyorum da o zamanda bile benim çok kendime ait bir dünyam vardı. Belki üç kardeş olmamıza rağmen abla ve abimle aramızda olan ciddi yaş farkı ve bu yüzden benim tek çocuk gibi büyümem buna en büyük etkendi.

Mahalle arkadaşlarıma gelince...Facebook çıkınca hepimiz olmasa da birkaçımız tekrar birbirimizi bulduk. Kızlarla aralıklı olarak hala görüşüyordum zaten ama eskisi gibi oldu mu? Sanırım bazı şeyleri olgunlukla ve tebessümle geride bırakmak lazım. Sürekli ittirmemek...Hayatlarımız kendi hızında akarken araya girmiş bir yirmi yıl! Ve hepimizin aklında ilk okuldan itibaren orta okul sona kadar uzanan dönemdeki kişilikler...Şimdiki ben'le, o ben arasında ne kadar büyük farklar olsa da Ben küçükken... diye başlayan cümleler bana hep o yılları hatırlatıyor. Bence, hatıralar hayattaki en değerli birikimlerimiz. Onlar bizi biz yapan tecrübelerin toplamı...

Ben aslında; üzüldüğüm zamanlar dışardan çok agresif gözüken bir insanım. İlla kendimi ifade etmeliyim, " Bak sen de burada şunu şunu söyledin, ben de böyle dedim." demeliyim. Sessizce biten ilişkileri kafamdan zor atarım. Aslında olayların öyle değil, böyle olduğu ile ilgili bir dönem sürekli kurarım. Bu, bazen yoğun yaşanan bir süreçtir ve belli bir zamanı kapsar. Ama şu aralar, konuşacak bir şey kalmadığını anladığımda ve konuşsan da bir şeylerin değişmeyeceğini bildiğimde, o "sessizce bitiren" kervanına katıldığımı fark ediyorum. Herşeyi geri almak için kavga etmenin gereksizliğini 35 yaşında kavramış bulunuyorum. Yine de, hala bana sorulsa karşımdakinin sorunların çözümü için konuşmasını isterim. Bunu genelde bulabildim mi? Hayır, bulamadım :( Belki, zamanında hayatımdan böyle çıkıp gidenler de benim 35 yaşında anladığım şeyi anlamışlar ve uğraşmayı, dert anlatmayı falan gereksiz bulmuşlardır. Aferim onlara :)

Çok çetrefilli yanıtlar oldu, farkındayım ama içimden bunları yazmak, cümleleri bu şekilde tamamlamak geldi.

İlk kopyam; değil de en başarılı kopyamı anlatayım. Lise ikideyim, sınıf birinciliğim var, felsefe öğretmeni korkunç sağlıksız, hep yağlı kıl tüy saçlarla gezinen, üstü başı bana öldü ölecek şimdi bu korkusu yaşatan bir insan. Sınıfımız felaket olanların arasında birincililik ile ikincilik arasında gidip geliyor. Ders işlemek neredeyse imkansız olduğu içindir ki bütün öğretmenler ya sınıftan öc alma ya da aman hemen kolay sorular soralım geçsinler kafamızdan atalım derdinde. Bu adam birinci amacın öğretmeni yani ya dökecek ya dökecek. Sınav olacağımızı biliyoruz, kağıtlarımızı çıkarttık bekliyoruz ama sorular korkunç! Çalışılması gerekmeyen ne kadar alt alta madde ezberi, tanım varsa onlar soruluyor. Ben ise, en ön sırada oturuyorum ve pozisyonum kitap açmaya çok da müsait. Açtım kitabı, çalışmışım da o yüzden cevapların yerlerini de biliyordum veee yazdım. Kan ter içinde tabi.

Felsefe öğretmeni, cümleleri aynen kitap şeklinde ezber isteyen bir insandı. Sonradan düşünüyorum da kendine göre sorunları vardı muhakkak, parasızlık, kötü bir yaşam standartı insanı o hale rahatlıkla getirir ama ne olursa olsun bu, öğrencinin kabahati değildir, bizlerin papağan olmasıyla çözülebilecek bir sorun da değildir, kaldı ki bu felsefe dersi! Sınavdan dokuz aldım, sınıf çöktü ama hiçbir zaman suçluluk falan hissetmedim, o adam bunları hak etti diye düşündüm. Bu en ciddi kopyam oldu, onun dışında duaları arkadaşımın sırtından okuyup da kelkenez gibi yakalandığımı saymıyorum.

Demek ki, inanmadığım şeyleri beyin almayı reddediyordu! Sınıfta dua okuyup, namaz kılmayı, bundan ders notu almayı, camiye gidince ortalamayı 10'a tamamalamayı hiç bir zaman onaylamadım hala da onaylamıyorum. Oh oldu! Onun dışında kimsenin kağıdına bakmayı gururuma yediremezdim, sevmediklerime de asla kopya vermezdim. Ne demek canım ben o kadar çalışmışım ders dinlemiş, ter dökmüşüm, sen gel benden bak en yüksek notu al geç, enayiyim ya! Velhasıl genelde böyle konularda vermeyi de almayı da sevmeyen bir yapım vardı. Hala da armut piş ağzıma düş tarzı tiplerden hazetmem, nokta!

Cep Telefonum; üç sene önce annemle Kadıköy'deki Evkur'dan aldık, eve gelirken çocuklar gibi şendik:) Hanyayı konyayı alt tarafı üç sene içinde anladık. Adilerin çalışmaması değil ondan önce biten pilleri problem! Daha önce de yazdığım gibi kullanılmaz hale gelene kadar iş gören bir makinayı niye atayım sorusu baki. Renkli ekranı yok, fotoğraf falan da çekmiyor da bunları yapan çok daha farklı makinalarım varken cep telefonum konuşmama yarasın yeter diye düşünüyorum.

En saçma huyum; Buzdolabına benim düzenim dışında yapılan yerleştirme, daha doğrusu kapağını açıp içine fırlatma şeklindeki düzenmele ( düzenlememe ) durumu. Deli olurum! İngilizler'in kahvaltı sofrası kurarken yalnızca bıçak koymaları. Her seferinde çatalı hatırlatmak. Bana göre çok normal ama benimkine göre tuhaf. Yani kızılması saçma, çatal değil :) Dolayısıyla, aslında buraya yazabileceğim huylar bana göre gerekli ama hayatı paylaştığım insanlar tarafından gereksiz abartı ya da saçma olabilir. Göreceli bir durum. Saçma ve komik bir yanım yok, tersine karşıdakine saçma ve antipatik gelen yönlerim olabilir. Bu da doğaldır.

Aşk; Heyecandan bağırsakların düğümlenmesi, yemek yenememesi durumudur. Yanaklarının kızarması, ellerinin terlemesi, O'nu her gördüğünde boğazından yukarı çıkan bir şeylerin geri döndürülme çalışmalarıdır. Her konuştuğunun ne kadar saçma salak olduğunu düşünmektir, kendini beğendirmeye çalışmak ama bu konuda ümitsiz hissetmekten korkmaktır. Aklında O'nunla ilgili fantazi üretebilmektir. Sonra da bunu düşünüp heyecanlanmaktır...Ne bileyim işte kökünde heyecan olan herşeydir aşk.

Dönüşür mü? Dönüşür, yıllar sonra kendini dingin, güvenli, sıcak bir yuvaya bırakır :) Bu dinginlikten önce yaşanan bu tempo da insanın yanına kar kalır :)

En sevdiğim bloglar; Bir kere ben bu ortama İngiltere'den mektupları okuyarak girdim. O, benim giriş bloğumdur :) Hala da çok ciddi takip ettiklerimdendir. Keçilerin Çobanı en fazla güldüğüm, içime sokmak istediğim bir kişiliktir. Uganda'dan Meltem taktir ettiğim gıptayla gözlediğimdir, Ayşe'nin Dünyası ve Mor Koyun en renkli, göze ve beyne hitap edenlerdendir, gençlik iksirinden yararlandıklarımdır. Ve hayatını bloğundan takip ettiğim, sanki yıllardır tanıdığım gibi hissettiğim, zaman zaman kendime son derece yakın bulduğum diğer bloglar...Onlar zaten listemdedirler :) Bakınız, sağ yan, alt taraf :)

Vazgeçtim, kimseyi mimlemiyecem :) Ben bu yazıyı yazıp da buraya koyana kadar olan olmuştur zaten :)

Elektra'ya tekrar teşekkürler ederim, hakikaten güzel oldu bu mimlenme durumu, başlıkları yazarken çok hoşuma gitti ve keyiflendim :)

16 yorum:

elektra dedi ki...

rica ederim ne demek. benim de yazarken keyif aldığım bir mim dalgasıydı bu. oradan oraya savuruşu güzel sanırım.


şu saçma huyun, hiç saçma değil. mutfakta düzeni bozmaları benim de, işimi aksattığı için çok kızdığım bir şeydir. takıntıdan ziyade iş kolaylaştıran bir yanı var her şeyi koyduğun yerde bulmanın.

kecilerin cobani dedi ki...

lufften bunun da chloe'nin yapiti oldugunu soyleme na suracikta dusup bayiliciim.
ben aska bir sudur ic ic kudur diye sallama poset bi yanit yazmistim ama yazsaydim aynen boyle yazardim.
bi dee, benim esim su 'icime sokasim gelir' lafina ne zaman rastlasa cok guler. )) bence anlamiyorlar bizi kardesim, muzir taraftan bakiyorlar. halbuki cok iyi tanimdir. ve tesekkur ederim.

Evin Kedisi dedi ki...

Elektra'cım;

O saçma bir huy mu değil mi gel bir de benim kocaya sor :)))İnsanların takıntıları o kadar farklı ki. Bu farklar arttıkça saçma bulma oranları da artıyor tabi. Ama katılıyorum, düzenler eleştirilmemeli, herkes kendi alanında mutlu mesut yaşayıp gitmeli :) Herkesin saçmalığı kendine :)

Çoban'ım;

Eheheehhheeee! Evet kızımın bir diğer ürünü :))) Ay valla sen böyle dedikçe ben de iyice gaza geliyorum. Teşekkür ederiz tekrardan ablası ( hala teyzesi denmesinden uyuz kapıyorum da, ondan hepimiz ablayız ve de öyle kalacaz anasını satim )

Erkekler...Evet, garip ama hiç içlerine sokası gelmez onların yav! Doğru söylüyorsun. Bizlere mahsus bi durum tabi :)))

Ben senin o sallama poşet cevabını yirim gız, he mi?!

Hadi ben yatıyorum, herkese iyi gecelerrrr :)

ülkü dedi ki...

Aaa bak şimdi kopya diyince aklıma geldi.Sen ben aynı sıradaydık yalçın arkamızdaydı hatırladınmı?Edebiyat dersimiydi acaba???Bak onu unuttum.Kopyalar hazırlamıştık güccük güccük kağıtlara:))
Yazılı anında açıp bakacağım sonrada sana söyleyecektim aynı anda kendim yazcaktım galiba.Arkadada yalçın oturuyordu kolu yılan gibi devamlı bizim sıradaydı.Bizim kopyayıçekip yazılıyı bitirdiğimizi sanıyordu biz gülmekten onu bile becerememiştik.dolayısıyla oda kağıdı bizden alamamıştı:))En çokda onun tipine gülüyorduk galiba .Çok komik ti valla hatırladıkça hala gülüyorum.
Hangi dersti yaaa??inşallah hatırlarsın:))

Aklıma başka şeylerde geldiiii:)))
Birisi yazmış gibi sana şiir yazmıştım ya:))şiir nasıldı bak onuda unuttum Gecenin 11 i şu an serkan odaya girse benim tipim öyle komikki.Elimde bilgisayara sırıta sırıta bunları yazıyorum.Uykumda geldi .Neyse canikom iyi geceler.

öptüm ..aklıma durmadan komik komik olaylar geliyor.))
Yazmayayım daha fazla :)

Evin Kedisi dedi ki...

Ohoooo! Düşününce neler çıkıyor değil mi? Dün akşam o yorumu yazıp uyumaya gitmiştim, sabah da sürünerek ve rüyaların arasından sersemleyerek kalktım ve yapacak işlere koyulmadan önce şu rolled fondant'a bir bakayım dedim benim blogdan :) Şimdi yatakları değiştireceğim, bir koşu yıkanmadan köpeği çıkartacağım hem de yürüyüş durumları, oradan gelip yıkandıktan sonra bir kahvaltı tabi ondan önce almam gerekenlerin listesini yapmam lazım. Bu gideceğim yer dışında o malzemeler başka yerde yok, bir unuttunmu bütün yapılacakları al çöpe at durumları olur :(

Ya, geçmişi anınca hakikaten insanın ağzı kulaklarına gidiyor ama böyle eski dostlukları devam ettirmek için sanırım süreklilik lazım oluyor. Aslında sana da diyorum bir blog aç diye :)))) Ne güzel geçmişi yazardık.

Umarım, seni diğer güldüren benim derste gönüllü kalkıp ( uçarak ) arkama taktığın metrelerce kuyruk değildir :) Ya da 19 Mayıs...Onları da yazarız yav! Haydi bana eyvallah :)

Adsız dedi ki...

Yok yok metrelerce kuyruk değildi aklıma gelen ama oda çok komikti:)
Sınıfımızda bir zatı muhterem vardı sana ağşıktı.Bende nerden estiyse sana bir not göndermiştim..içinde dersten sonra buluşalım yazıyordu.Ama aynı anda senin kafanı çevirip ona tamam diyeceğin aklıma gelmemiş.Öyle kendi çapımda eğlenecektim.
Oda en arkadamı ne oturuyordu arkadan gözlerini açıp seni keserdi:)Sende kafayı çevirip ona tamam diyince bende neye uğradığımı şaşırdım tabii o zatı muhteremde:)
O anlamsız bakışları hiç unutmayacağım.Sonra sen onu nasıl hallettin bilemiyorum.niye tamam dediğini biliyormuydu?söylemişmiydin?
Hayır düşünüyorumda benimde nekadar gereksiz yaptığım şeyler varmış.sonradan komik oluyor ama gereksizmiş işte:)

Ama hala ifadeleri düşününce çok gülüyorum senin surat hacce gibim kıpkırmızı:)

ülkü dedi ki...

Allah Allahhh isimsiz çıkmış.o benim şikerim Ülkü:))

Biyonikkedi dedi ki...

Linklerimizi göremedik ama neyse:)

kecilerin cobani dedi ki...

evinkedisicim, valla hic tesekkur etme, blogu izleyenler arasinda farkli dusunen oldugunu tahmin etmiyorum, hele ki baykusun tirnaklarini gordukten sonra.
hos bana ciz deseler baykusu bile zor cikaririm, resim kabiliyeti ustun olan bi annenin vasatin cokcokcok az, acicik ustunde cizimler yapabilen kizi olarakkk.
abla iyidir, iyi abla. olsun boyle.

Fatma dedi ki...

Evin Kedisiciğim, ne güzel yazmışsın yine. Teşekkür ederim beni takip ettiklerin arasına yazdığın için ayrıca. Yazıların hala çok uzun olsa da, ben de seni severek takip ediyorum:)) Şu düzen meselesi benim de derdim:) Sanırım biz ev düzeni konusunda fazla düzenli bir kültürdeniz, kocalar kaldıramıyor bu kadar titizlenmeyi:))

Sessizce bitirilen ilişkiler konusunda ben de senin gibi düşünürdüm ta ki senin yazını okuyuncaya kadar. Benim için de hep konuşulmalı, herşey konuşulmalı, kartlar açıkça ortaya serilmeli ve öyle gidilmeliydi şimdiye kadar. Ama haklısın, belki de hiç gerek yok bunlara çoğu zaman. Öylece bırakmak gerek bazen, sessizce... Bu da olgunlaşmanın getirdiği birşey galiba...

Ben bu ay biraz yoğun olacağım, Christmas meseleleri malum... Yazamayacağım ama okuyacağım elbet.
Sana şimdiden mutlu yıllar diliyorum. Sanırım evdesiniz siz Christmas zamanı, İngiltere'ye falan gelmiyorsunuz değil mi?..

Evin Kedisi dedi ki...

Biliyorum Fatma, uzun yazmak biriktirmekten aslında, sürekli aklıma geldikçe farklı başlıklar açsam bunu yaşamayacağım ama ona da zaman olmuyor.

Rica ederim, ne demek? Senin yazıların da benim için aynı değerde...Hakikaten burası günlük gazeteyi falan katladı, eski dostları falan filan da geçti. Hayatında kim kalmaya gönüllüyse onun ortamı oldu :) Ailem mailem bir kenara eskilerden benim sürekli görüştüğüm bir tane dostum var zaten, burayı hem takip eder, hem de taa ne zamanları anarız beraber. Keşke, her birliktelik aynı şekilde devam etse ama aile bireyleri, kardeşler falan bile hayatlar ve ortak görüşler ayrıldıkça kopuyormuş. Dediğim gibi kavga ede ede kaçmasın diye tutmaya çalışarak debelenmenin bir faydası yok. (muş )

Christmas'da falan hep buradayız. Hatta bu yaz ne yapacağımızı bile bilmiyoruz. Seyahatleri, e gelince bir aydan az da kalınmazları yaşlarımız ilerledikçe daha bir zor kaldırıyoruz sanırım. Herkesin birbirine karşı dayanma gücü zayıflıyor bir yerde. Tabi, bu anlaşanlar için söz konusu olamaz. Sevmek ayrı şey, özlemek bir de uzun süre ara vermeden aynı evi paylaşmak çok ayrı...

Ne güzeldir şimdi İngiltere'de telaş...Ta dokuz yıl önce gelmiştim Christmas'da o oldu. Hem bizimki o gün bile full time çalışıyor :((( Ne yapalım işte hiçbir şey birarada olamıyor.

Kolay gelsin Fatma'cım, size de Kevin'le güzel bir yıl diliyorum. Happy Christmas'da diyelim tabi ki :)

miso dedi ki...

hehe, din dersinde öndekinin sırtından kopya çekmek zaten dinimizce farz bir durum değil midir? Kelkenez gibi yakalanmak da sünnet diycem, ve direk çarpılıcam herhalde :)

marruu

miso dedi ki...

Yazmayı unutmuşum, nefis bir resim olmuş. Ya ben çizemem böyle valla. O ne orantı kardeşim, hatun kişi baykuşun kuyruğunu filan bile hesaplamış. Tırnaklar ise ayrı bir konu; zoolog mübarek :)

Evin Kedisi dedi ki...

Miso'cum;

Farz ve sünnet durumlarına çok güldüm :) Bence de katılıyorum. Ne alaka değil mi Allah'ın maneviyatını ilgilendiren, kimseyi kasmayacak germeyecek bir konuya tak kafayı ve milletin arasında dua nasıl edilir, namaz nasıl kılınır anlatmaya bunlardan da not vermeye kalk. İstamiyorum kardeşim zorla mı? Gidersem de cehenneme benim sorunum, Milli eğitimin değil herhalde :)

İkincisi, bizim kıza bir de boyama tamamlatmayı başarsam gam yemeyeceğim çünkü makina misali kara kalem çizip bir diğerine geçiyor çocuk :) Ben de Biyo resim öğretmenizin dediği gibi ne isterse onu yapsın diyorum. Şimdi gideyim de Türk çayı koyayım demlensin :)

Yorumların için teşekkürler :)

MorKoyun dedi ki...

Kedicim ben mailine aninda cevap verip izin isteyenlerin basimin ustunde yeri oldugunu soylemistim:) Aldin mi ki mailimi?
Neyse, almadinsa da tabii ki kullanabilirsin.
Sevgiler:)

Evin Kedisi dedi ki...

Mor Koyun'cum;

Çok çok teşekkürler, hemen koyacağım, sağ köşeye, kedili kadınımın altında biryerlere :))) Tekrardan ellerine sağlık diyorum.