28 Kasım 2007 Çarşamba

Bir Varmış Bir Yokmuş

" Kavanoz Götlü Dünya" yazımda son cümleyi böyle koymuşum; "Saniyenin binde biri hayatını değiştirebilir, ne olacağını, nasıl noktalanacağını asla bilemezsin."

Olay, geçen Perşembe başımıza geldi. Daha önce de yazmıştım, geçen senenin ikinci döneminden beridir sabahları kızım, okula babasıyla gidiyor. Böylelikle hem zamandan, hem de petrolden tasarruf oluyor diye.

Yine, geçen hafta sabahleyin, ben Layla'yı alıp yürüyüşe çıkacaktım ama ne olduysa abime mail yazacağım tuttu. Cebimi tamamıyla unutmuşum, çantanın içinde açık bir şekilde belki iki gün falan şarj edilmeden kalmış. Cebi alalı üç sene doldu, hatta belki biraz da geçmiştir, işini gören bir alet ama eskidikçe özellikle değiştirilmesi için yapıyorlar ya bu ahlaksızlığı, aletten önce bataryaya bir şeyler oluyor. Ben de direniyorum anasını satayım, dört dörtlük çalışan bir şeyi ne diye atıp yenisini alacağım yahu?! Ama işte böyle zamanlarda da insan bu inatlarına sinirlenebiliyor. Velhasıl, cebim de çalışamıyor o an.

Telefonum, yedi buçukta çalmaya başladı. Çantamın içinden çıkarıp açtım ama kapandı. Benimki arıyor. Birşey mi unuttular acaba diye düşünürken hemen cebi fişe taktım ve bu sefer ben aradım. Yok! Yine boşa düştü ve içeri giderken tekrar arandım. Kesin bir şey unuttular, yoksa böyle olmaz, biliyorum.

Saat, sekize on kala zil çalıyor. Dediğim gibi kampüsle, ufaklığın okulu bibirlerinin bitiş noktalarından başlıyor.

" Efendim? Batarya bitiyor da şarja taktım, bir şey mi unuttunuz?!" Acele acele konuşuyorum.

" Hayır evinkedisi, kaza oldu" Saniyeler...Yutkunma..."Korkma, ikimize de bir şey olmadı ama Chloe çok korktu, yanağını yan cama vurdu, ağlıyor. "

" Neredesiniz, ben hemen geliyorum, kızım iyi mi?!" Kızım iyi mi, kızım iyi mi, kızım iyi mi....Yahu şimdi söyledi ya adam, iyi dedi, ne diye soruyorum bilmiyorum ama öyle işte. Ama nasıl olsa eşimin sesi böyle geliyorsa, O da iyi. Evet, evet ikisi de iyi!

" Biz, okula yakınız, şuradayız, yoksa okula mı götüreyim? Sen oradan gelip alırsın."

" Evet, öyle olursa daha iyi olur. Hem hemşire de görür. Sen nasılsın?!"

" Tamam, ben okula götürüyorum, iyiyim, bir şeyim yok, detayları anlatırım."

Öyle bir çıktım ki evden. Üzerime ne bulduysam geçirdim. Aklımda binbir düşünce ve belirsizlik, bir de adrenalinin fazlalığından mıdır nedir bir donuklaştım. Sanki "Crash" filmi ya da "Babil", ben olayların dışından kendime bakıyorum. Öyle bir soğukluk hakim. "Şu an ben, ben'im ama kocam ve kızım başka bir şeyler yaşıyorlar." diyorum kendi kendime. "Ne tuhaf..."

Yolda giderken arabayla önüme çıkanı, her zamanki gibi yolumu kesmeye çalışanı gebertmek geldi içimden. Nasıl bir sabah trafiği ve yine açıkta gidilecek yirmi dakikalık yol oldu kırk dakika! Emniyet şeridinden gelip bekleyenlerin önünü kesen, bunu hakkıymış gibi yapan bir sürü hıyara rağmen okula vardım. Kim kime çarptı hiçbir şeyi de konuşmaya vakit yoktu. Tabi ki büyük bir merak, ne oldu, nasıl oldu?

Kızımı, çok cici öğretmenlerinden biriyle danışmada beni beklerken buldum. İlk tepki; "Oh! tek parça, ayakta ve öğretmeninin yanında beni bekliyor!!!! " oldu. Pek konuşmadım, yalnızca dinlemeyi seçtim. Beraber hemşireye gittik. Yine, her zamanki gibi o abartılı duygularla arabeske çevrilmemiş, bilinçli ilk yardım anlayışlarından dolayı onlara sarılıp öpmek geldi içimden. Boğazımda bir şeyler düğümlendi, Chloe'nin jel sürülmüş ve şişmiş, hafif morarmış yanağına bakarken öğretmenleriyle konuşmasını ve tepkilerini izledim. Ama sürekli şükrettim durdum.

Hemşirenin odasında konuşup eve gitmeyi seçtik. Öğretmen bu sefer bir koşu hafta sonu ödevlerimizi getirdi. Arabada ufaklık bana olanları anlatmaya başladı. İlk önce takla attıklarını sandım, kelimeyi yanlış anlamışım. Kafa o kadar meşgul ki...Yolumuzun üzerinde babamıza uğrayalım, hem O'na hem de arabanın durumuna bakalım dedim. Kampüse gittiğimizde, arabanın arka sağ kapısının azıcık hasarlı olması bana olayı büyüttüğümü düşündürttü ve diğer oh! orada geldi. Ama babamız anlatınca yine yanıldığımı ve hasarın ufaklığının arabanın güvenlik özelliklerinden geldiğini anladım. Çarpışma çok şiddetli olmuştu.

Şu emniyet kemeri var ya emniyet kemeri...Dünyanın en önemli şeyi. Zaten İngilizle evli olup da kemersiz arabaya binmek diye bir olasılık dahi düşünülemez. Otomatik harekettir, hemen girildiği gibi herkes kemerini bağlar. Bağlamazsan hangi dağdan geldiğin tartışma konusu olur. İngiltere'de emniyet kemeri takılmayan, yaşına göre araba koltuğu olmayanlara kesilen cezanın miktarını bilmiyorum ama çok ciddi kuralların uygulandığını biliyorum. Yapılan hareketin otokontrole dönüştüğünü de...

Bu, işin en önemli kısmını oluşturuyor. İkinci kısım arabanın emniyet özellikleri. Audi tank gibi bir araçmış, kapısını açarken ağırlığından söylenirdim şimdi o özelliğine duacıyım.

Bunlar, kampüsün içindeki bulvara geldiklerinde sağa dönecekler. Kalabalık yüzünden eşim sol şeritten sağa kayamıyor. Korkunç bir kuyruk olur girişte, biliyorum. Benim başka kaçış noktam vardır ama o Perşembe sabahı eşimin niye oradan girmediğini bilmiyorum. Neyse, sol şeritten sağa kırıyor ve sinyalini vererek yavaşça dönerken bir anda sağ taraftan gelen bir dört çeker ya kazmalığından ya özel olarak sinirlendiğinden hızını hiç kesmeyerek, hatta eşime göre vites değiştirerek bizim kızın oturduğu sağ arka yana bindiriyor.

Eşim, bilerek diyor çünkü birincisi trafik çok yavaş akıyor, ikincisi buradaki tarfiğin kanunları kanunsuzluk üzerine kurulu olduğu için bu yapılan en masumane hareket. Bilindik bir şey. Her gün belki de yirmi kere gördüğümüz, yaşadığımız tarz bir durum.

Araba, çarpışmanın şiddetinden dolayı kendi çevresinde bir yarım daire dönüyor ama eşim bu konularda çok toparlayıcıdır hemen arabayı düzeltiyor. Ve hemen çarpışmanın olduğu ufaklığın tarafına bakıyor. Ancak tabi ki kızım o şiddetle yanağını sağ cama indiriyor :((( Düşünebiliyor musunuz? Herşey saniyelerle gelişiyor ve belki o andan sonra hiçbir şey aynı olmayacak. Bunu düşünmek bile korkunç bir şey!

Arabadan çıkıyorlar. Tabi ki trafik çok az bir durma yaşıyor. Ama burası bence daha da eğretici edici ve önemli. Olayların hepsi polislerin önünde gerçekleşmiş olduğundan hemen gerekenler yapılıyor. Ancak, diğer 4*4'ün sahibi pek centilmen (!) kocagöbekli, para babası beyefendi ne kızıma, ne de kocama bile bakmadan olayları polisle konuşuyor. O'nun için bir arabaya çarpmak hatta orada küçücük bir çocuğun oturması, belki beyin travması geçirmesi dert bile değil!!!! Yaratık bunlar, hayvan demem, asla!

Karşılıklı telefon numaraları alınıyor, hemen rapor yazılıyor ve olayın şokundan titreyen kızımla babası okulun yolunu tutuyorlar. Yoksa, normalde bu işler için bayağı bir beklemek gerekir.

Eğer, emniyet kemeri takılı olmasaydı 4*4 kızımın oturduğu yerden bindirmiş, kesin öbür tarafa fırlatmış, belki kemiklerini bile kırmıştı. Ya da arabanın yan kasaları sağlam olmasaydı çarpışmanın şiddetinden sağ kapı içeri girmiş, belki orada kızımın kolu veya bacağı sıkışmıştı. Hani, bir olaya birçok senaryo veya olasılık eklenebilir ya...Benimki çarpışmanın şiddeti küçümsenecek gibi değildi diyorsa o zaman çok olduğunu düşünürüm.

Tabi ki, secretvari bir şekilde aman bunlar düşünülmesin, olumsuz çekilmesin falan da denilebilir. Ama o gün orada bu olasılıkların gerçekleşmemesi arabanın sağlamlığına ve emniyet kemerine bağlıdır. Bu şidette yaşanan bir çarpışma illa ki çarpan yerden bir sorun yaratacak ama hasarı en aza nasıl indirebiliriz? dir mantık. Sanırım, elmacık kemiği şeklini alan bir morluk ve şişlik bu şartlar altında şükredilmesi gereken bir durum.

Benim arabamda Chloe daima yanlardan gelecek şiddeti önlemek için ortada oturur ama Audi'nin orta emniyet kemeri maalesef yalnızca belden. Göğsü çapraz tutmuyor. Bu da bir diğer sorun. Ama arabanın yan kapısının fotoğrafını çekip koymam lazım. Böyle bir çarpışmadan ancak bu kadar az hasar alabilir bir araç.

Eve gelirken kızım acıktığını söyledi bir de, ağzım kulaklarıma gitti sevinçten. Okula gider gitmez onları öyle görünce üzerimden koskoca bir ağırlık kalkmıştı zaten. Keyifliydim. "Yapalım kızım!" dedim, "Şöyle güzel bir peynirli omlete ne dersin?" "Yupppiiii!!" dedi benimki, anladım ki olay en ufağından atlatılmış. Tekrar şükrettim.

Eve gelince hemen, ikimize kutlama kahvaltısı hazırladım. İnanılmaz şekilde yedikten sonra bütün bir gün sürekli gözledim. Kusma var mı, uyuklama görülüyor mu?

Hayır, görülen o ki yalnızca yanağı morarmıştı, akşama doğru arkadaşına gidip olayları anlatmak istediğini söyledi ( Klasik Perşembe Anna ziyareti ). Aslında, karnı doyunca okula da geri dönmek istedi ama artık o gün için yaşananlar çok fazlaydı. Dinlensin dedim.

İşte, aradan bir hafta geçti ancak yazılacak duruma gelindi. Sürekli aklıma gelen " Ya, böyle olsaydı?!" türü hastalıklı ve negatif her türlü düşünceyi kovalıyorum. İçim kıyıldığı için yoksa negatif düşün negatifi çekersin diye değil.

Ama bildiğim bir şey var, arabanın bazen görüntüsü falan sizi hiç ama hiç heyecanlandırmayabilir ancak hayat kurtarıyorsa bence bu, en önemli şeydir. Pegout'ları buraya geldiğimden beridir beyni boş dünya güzeli bir kadına benzetir oldum. İçi tın tın, kullanıldıkça görüntüsü falan bir kenara sinir yıpratıcı, güvenlik anlamında hiçbirşey vermeyen...

Böyle cehennem gibi ortamlarda araba kullandıkça insanın beklentileri çok değişiyormuş, bunu öğrendim ve bir şartlara göre uyum sağlamanın önemini...Herşey bir kenara, insanın ailesinin güvenliği...

8 yorum:

Köşenin Delisi dedi ki...

Ya o kadar kötü oldum ki okurken ne diyeceğimi bilmiyorum :S Çok büyük bir geçmiş olsunun dışında tabii..

Bir de soğukkanlılığına hayran kaldım cidden kedicim. Böyle durumlarda bu şekilde sakin tepkiler verebilmek herkes için en iyisi galiba, tabii her zaman mümkün olmasa da...

Tekrar çok büyük geçmiş olsun...

Kendime not: Araba işi Barış'la acilen konuşulacak...

kecilerin cobani dedi ki...

hii cok gecmis olsun. o manyaga da ne demeli bilmiyorum. boyle bir olayda donup bakmaz misin. ilk bakilacak sey diger insanlarin sagligi esenligi degil midir. insanlik namina hicbirsey kalmamis.

elektra dedi ki...

çok büyük geçmiş olsun:( böyle anlarda o dışarıdan bakma refleksi gelişmese kafayı pek sağlam tutamazdık. afferin sana, hemen devreye sokmuşsun. o moraran yanağı acıtmadan öperim. canım benim,kıyamam...

ülkü dedi ki...

Canım çok geçmiş olsun.Gerçi daha önce konuşmuştuk ama okuyunca yine kötü oldum.
Adamda nekadar ayıy mış.Ne olursa olsun arabada bir çocuk var gözlerini para bürümüş insani duyguları olmayan tipler maalesef.
İnsan yaşarken anlamıyor ama sağlıklı ve ailecek geçirdiğimiz her an altın değerinde böyle durumlarda daha iyi anlaşılıyor galiba.Yine babanne gibi konuşacağım Allah bugünümüzü aratmasın diyeceğim.

Öykü de geçmiş olsun diyor birde nezaman geleceğinizi soruyor:))
Yaza çoookk var:))

çok çok öptüm

Goddess Artemis dedi ki...

Büyük geçmiş olsun! >:-(

devin dedi ki...

Kedicim,
Büyük geçmiş olsun. Ucuz atlatmışsınız. Kızını öp benim için.

www.edasuner.com dedi ki...

Pisim kuzuna nazar değmiş allah baba korumuş çok geçmiş olsun tatlım ya :(

Evin Kedisi dedi ki...

Hepinize iyi dilekleriniz ve geçmiş olsunlarınız için çok ama çook teşekkürler.

Ataltıldı bitti çok şükür. Arabayı eşimin tatil zamanı yaptırabileceğiz. Kapı öyle duruyor, dün götürdüğünde adam yeni kapı için renk uyumu sorunu yaşanır diye mevcut hasarlı kapının düzeltilebileceğini söylemiş.

Ufaklığın yanağı geçeli neredeyse bir hafta oldu :)

Bizim sigorta karşı tarafın hasarını ödüyormuş. Arap Emirlikleri'nde belli bir yaştan sonraki arabaların sigortası full kasko olamıyormuş ki bizimki zaten 93 modeldi, yani kısaca müzelik...

Valla ne olursa olsun, böylesine bir sağlamlığa sahip olduğu için eskiliği püskülüğü umurumda bile değil!

İlginiz için tekrar teşekkürler :)