4 Kasım 2007 Pazar

Hızlandırılmış Film Şeridi

Hakikaten, insanın çocuğu olunca hayat böyle, başlıkta yazdığım hızda akıp gidiyormuş. Meğerse, evlatlarımız olmadan önce bizler bu kadar yoğun değilmişiz. Hatta, birer otmuşuz.

Çocuklarımızın hayatlarımıza getirdikleri yeni veli görüşmeleri, sosyal faaliyetin birinden diğerine giderken harcanan zaman, beslenme çantaları için gereken, sıkıcı olmayan ama sağlıklı olması gereken günlük yiyecek menüsü, eve gelindiğinde beslenme alışkanlığının aynı kalitede devam ettirilmesi ve yapılacak ödevler, okunacak kitaplar, bir de üstüne üstlük ufak da olsa şöyle böyle sağlık sorunları serpiştirilince yaşamın ne kadar renklendiği anlaşılır.

Bu, bazen kendi ailelerimize geldiğimizde omuzlarda bir yük gibi algılatılmak da istenebilir bizlere ama çocuklarımızla başbaşa geçirdiğimiz hayatlarımızda hiç de öyle değildir aslında. Tek başınıza kaldığınızda nasıl da oradan buradan çekiştirilmediğinizi düşünün.

Hani, "Ferrarisini Satan Adam" gibi sürekli başka dünyevi sorumluluklar, daha fazla para, daha fazla kariyer, daha fazla şu, daha fazla bu için önümüzdeki sakinliği nasıl da elimizin tersiyle ittiğimizi... Bizlerden başka hiç bir şeye sahip olmayı düşünmeyen ufaklığımızı nasıl görmezden gelmeye zorlandığımızı hatırlayın bir.

Türkiye'ye gelip de uzun soluklu dönemlerde kaldığım son iki yılı düşününce, kendimin nasıl ortalarda bir yerlerde kaldığımı düşünüyorum. Ailenin en küçük kızı ile küçük kızının annesi olma arasında bir yer. Beni bekleyen, evdeki sakinliğimi ve olgunluğumu, O'na zaman ayırmamı özleyen bir çocuk ama sürekli bir titreşimle sarsılan, birilerine bir şeyler anlatmaya çalışan, " Aslında o öyle değil, böyle!" lerle zamanını stres içinde harcayan bir anne, ben.

Geçen haftalarda ayın sonuna geldiğimizi yazmıştım. Genelde, ay sonu ile maaşın alındığı geçiş dönemi çok yoğun yaşanır bizde. Bir sürü ihtiyaç listede yanıp sönmektedir ve onlardan öncelikli olanının alınma zamanları gelmiştir. Bunun için de hummalı bir araştırma başlar. Benim için alışverişe çıkma amacı bu dönemlere rastgelir, yoksa alınacak bir şey ya da hedeflenecek bir şey yoksa boşu boşuna pek dışarıya çıkmam. Ne yani, bakıp bakıp dönmenin anlamı nedir?

Buralarda, piyasa da bu alışkanlıkla ve insanların tüketim ihtiyacı ile ayakta durduğu içindir ki sürekli bir indirim takibi yapmak olasıdır. Dolayısıyla, benim hedefimde yeralan birbirlerinden farklı yerlerde mekan tutmuş dükkanlar belli aralıklarla, zaman buldukça sıraya konulacak ve bakılacak demektir.

Geçen hafta, Layla dört ayaklı hanımın üzerinden çıkan ve duvarlara tırmanan keneleri görünce gına geçirmeye başladık ve veterinere gidilmesi kararı alındı. Acil! Maaş falan beklenilecek gibi değil.

Köpek bakanlar bilirler, yaz ayında bu meretler tüylülerin üzerine atlar, mutlu mutlu milyon kere bölünür eğer dikkat edilmezse köpeğin ya da kedinin iliğini kemiğini bile kurutabilirler. E hastalık da taşıyabilirler üstelik, pek beslenesi bakılası canlılar da değillerdir :( Bizler, bu konuda tecrübeli olduğumuz için kendimiz öldürme aşamalarını da aştık ama baktık başa çıkılacak gibi değil, veterinere gittik.

Sabah, saat dokuz buçuk için, Pazar burada hafta başı, yürüyerek götüreyim köpeği dedim, hem bana spor olur hem de O'na. Yolun yarısına geldiğimizde pantalondan eve gitsem de bir an evvel kurtulsam mantığı geçerli oldu.

Veterinerimiz çok yakın demiştim ya, hemen durumu anlattım. Bir odası vardır O'nun, yanında da Sri LAnka'lı bir yardımcı, Layla zaten yerlerde sevinçten ne alakaysa, üzerine bakıldı. Bizim temizleme çalışmalarımızdan sonra Dr J. bir tane daha buldu ve ne yapacağımızı önerdi. Ama ben bunu zaten biliyordum!Tırnaklarını söyledim, bir de onları da kesti ve damla, artı hemen takılmak üzere kene tasması önerildi.

Yahu, bu köpeğe bakalı sekiz senem geçmiş, bir de Layla'dan önce ben roman niyetine köpek bakımı kitapları okuduğum için bu işlemlerden ve konuşmalardan para kesilmez düşüncesindeydim ki fiyat iki şeyin toplamından fazla çıkınca paranın yarısını verdim diğer yarısını maaş alma dönemine bağladım ve çıktım ama fatura yanımda olmasına rağmen hala " Allah Allahhhhh!" pozisyonundayım.

Neyse...günlerden Pazar, geçen hafta. Sonra, maaş aldık da diğer yarıyı götüreceğim faturaya baktım da anladım. Tırnak kesmeye bir kalem, kene var mı yok mu bakmaya bir diğer kalem! Aman ne ala! ( Kene var mı diye bakmanın adı küçük konsiltasyon :) )

Çarşamba, ayın 31'i Cadılar Bayramıydı. Son üç senedir kızımın en yakın arkadaşının annesi tarafından bu bir gelenek haline dönüştü . Çocuklara sorulacak olursa "Yupppiiii!" vaziyetleri daha bir hafta öncesinden hakim ortalığa. Herkes korkunç kostümleri giyiyor, o gün okulda bile öğretmenler cadı halinde gelebiliyorlar, birinin elinde koca bir süpürge, birinin kafasında devasa bir şapka falan.

Salı gününden elimde kalanlara bakmaya başladım. Ufaklığın kostümü geçen seneden bu seneye transfer olabilirdi, öyle de oldu. Aslında O'na sorulacak olursa tercih cadının siyah kedisi olma yolundaydı ama gelecek seneye kaldı. Onu da yaparım, artık yüz boyama konusunda iyice iddialı hale geldim çünkü. Okulun ilk yılındaki kostüm gününde de benimki bu sefer köpek ( Karbeyaz ) olmaya karar vermişti de...

Elimde ne kadar yüz boyası kalmış bu, bir. O da yeterli. Sonra, cadılar bayramına Catherine'e yardım için ne yapabilirim? Geçen sene ev için yaptığım örümcek şeklindeki börekleri yaparım dedim, hem de denenmiş bilinen bir şey, diğerinde de Chloe'nin doğumgününde yaptığım kurabiyeleri farklı şekillerde uygulayabilirim. Bu da ikinci proje :)

Şekillere gelince...Bir tane Halloween dergiciğinden insan figürü üzerine iskeletler gördüm, hoşuma gitti, basit de göründü gözüme, yapabilirim dedim. Bir diğer şekil de yuvarlak olsun üzeri örümcek ağı olsun dedim. Onu da internetten buldum.

Sabah dokuzda köpekle yürüyüşe çıkıp duşumu aldıktan sonra hazırlığa başladım. Saat dokuzdu. Kurabiyeleri bu sefer aynı tariften kakao ekleyerek değiştirdim. Şekil konusuna gelince saç baş yolunur! Şu basit insan şekli hiçbir yerde yok, o zaman ne yapılır o şekli kartona çizdim, kendime defter almıştım, kalın bir kabı vardı, oraya monte ettim ve zar zor kestim. O şekli hamurun üzerine koydum ve kenarlarından bıçakla kestim. Böylelikle benim Zihni Sinir projem de bu oldu :) Şekil hani, şu Shrek kaçtı hatırlamıyorum ama sütün içinde boğulurken " Be goooood!" diyen ginger bread man'in binbeşyüzkere ufaltılmış hali tabi ki :)

Kurabiyelerin üzerine yapılacak şekiller için Royal Icing denilen bir malzeme var ve beyaz olması gerekiyor. Bana yakın hiçbir yerde bulamadığım içindir ki onu da kendim yapmaya karar verdim. Yuvarlak olanların üzerini çok güzel bir şekilde kapladı, hafif akışkan tamam ama yazı yazmaya şekil yapmaya geldi iş, deliricem! Saat bire gelirken bir yandan da mutfağı topluyorum tabi ki zorla ufaklığın okuluna gidiş saatim geldiğinde, kurabiyeleri bitirip buzdolabının üst kısmına yerleştirmiş, böreğin de içini hazırlamıştım.

Eve geldiğimizde ufaklığı yıkadım, derslerini yaptık beraber ve ben böreğin şekillendirme aşamasına geçtim, bir örümcek sekiz bacak! Anacım, yap yap üç taneyle de gidilmez ki toplam on tane örümcek yaptım bunun için de kırk bacak, bitirip fırına koyduğumda bizimki işten geldi ve herkes bir yerlere dağıldı.

Ufaklık, kostümünü giydi, yüzünü vampire boyadım ve ardından ben toparlanmak için banyoya girdim. Gittiğimizde tam başlamıştı herşey. Ama değdi, yine yapılanlar bayağı bir övgü aldı. Hatta, çoğu kişi onları benim yaptığıma inanamadı, yine catering firması lafları gitti geldi ama yok, hakikaten korkunç bir stres yemek işi. Bir çok konuya dağılmamak lazım, herşeyin taze sunulması kuralı olduğu için hata yapma şansın yok. Bir de gittiğin yere taşıması...Yani, aslında güzel yemek yapmak yetmiyor böyle işler için.

Perşembe maaşımızı aldık, ben kartı cebime yerleştirdim ve Cuma gününe ufaklığın sınıf arkadaşlarından birinin doğumgünü için alışverişe çıktım. Tabi ki dediğim gibi, çıkılmışken bir sürü liste de benimleydi. Chloe'ye bir mayo daha lazımdı, spor mağazalarına baktım, çok iyi bir yüzücü mayosunu indirimden 10 liraya aldım :) ( Türk lirası olaraktan konuşuyorum ) Kendime 7 milyona yüzücü buldum :) Eve tütsü kokularımı çok severim, onlardan indirime girmiş harika olanlardan aldım. Kendime terlik baktım, Natasha'ya kafama en yatan şeyi aldım ve akşama ev için yemeklik birkaç parçayı tamamlayıp döndüm. A bir de veterinere paranın yarısını da ödedim tabi ki yolun üzerinde.

Cuma günü sabah güzel kahvaltımızı edip toptana çıktık. Eşimin de kendine göre alacakları varmış, onları eledik. Benim el mikserine ihtiyacım vardı, hani hamur yoğurabilecek kadar kuvvetli olanlar var, onlardan. Gelecek aya bıraktık. Acil değil çünkü. Havalar serinliyor, ince yağmurluk tarzı bir şeyler gelmiş ufaklık için ama pek beğenmedik, ben kendi kendime takılmalıyım önümüzdeki haftalarda. Okul için de hırka gerekiyor.

Eve geldik, yemeğin yenmesi...Sabahleyin kızım arkadaşı için kartını da hazırlamıştı benim sayemde, onu da kutusuna iliştirdik ve tuttuk doğumgününün yolunu.

Öncelikle gideceğimiz yeri geride bırakıp bir güzel arabayı bambaşka yerlere sürmüşüz. Orada çok kızdım kendime, bildiğim yerdi halbuki.

Babamız, bu sene bütün bu şenliklere (!) katılıyor ve bu bizler için büyük bir şey. Son iki senedir master sebebiyle heryere ben yalnız gidiyordum ve bu beni çok sinir ediyordu. Zaten, hafta sonları evden çıkmakta zorlanan bir yapım var. Dışardan dayatılan " Hadi yapalım!" durumlarına da direnç gösterme huyum olduğu için her zorunlu doğumgünü sosyalleşmesi beni çileden çıkarıyordu. Neyse, hepberaber Discovery Center'a vardığımızda saat dörttü.

Natasha'nın annesini tanıyorum ama O hiçbir veliyi tanımıyor ve tanımaya da pek istekli ve niyetli davranmıyor. Bu kadın, hakikaten beni biraz eğreti edecek derecede rahat takılan, eve okuldan yollanan periyodik mektupları bile kocasına okutan, hayattan bir haber, işini kendine kalkan tutan ve kızına pek fazla yaklaşmayan bir tip. Şimdi ise kocası kanser...Gün geçtikçe eriyor ve son zamanda soğukalgınlığı gibi bizlere hiçbir şey yapamayacak olan bir hastalıktan hastanede yatıyor. Eric'in bu durumu beni çok etkiliyor çünkü kızıyla birebir ilgilenen yegane varlık olarak O'nu gördüm, O'nu tanıdım ben. Sanki Natasha'nın annesi anne değil gözümde. Öylesine parası pulu var, maddi anlamda herşeyi yapan ama gerisinde çok boş duran bir görüntüsü var.

Discovery Center bütün fizik kurallarının oyunlarla pekiştirilerek anlatıldığı bir deneme görme yeri. Çocuklar olayları tam ayırd edecek kapasitede olmasa dahi herşeyi katıksız oyun olarak algılamak da hiç zor değil işin açıkçası.

Chloe'nin ikinci kez gidişiydi sanırım bu ve her seferinde birden çok insan olduğu için tek tek anlatmak yine kısmet olmadı ama çocuklar çok eğlendiler. Natasha arkadaşları ile içerdeki kocaman alanda koştururken bana gelip annesinin oraya gelmediğini söyledi ki orada ilgili aileler ile ilgisiz olanlar arasındaki çizgi de çok belirgindi. Çocuklar bunu çok acı bir şekilde deneyimliyorlar maalesef. Bazı veliler sanki altı yaş ergenlikmiş gibi çocuklarını bırakıp çekip gittiler bile! Sanki partiyi yapanın sorumluluğu ekstra çocuklara da bakmakmış gibi, bu bir emrivakiymişçesine!

Gerçekçi olmakta fayda var. Tabi ki şansa ve kimse kimsenin çocuğuna falan bakmıyor arkadaşlar! Hatta, pastalar kesildikten sonra lolipop aldılar ağızlarına ve öyle koşmaya başladılar. Acaba ergen ve anne baba diye geçinenlerin aklı başına çocuk düşüp de lolipop boğazına kadar girip nefessiz kaldığında mı gelecek? Ben, Anna'yı ve Chloe'yi çektiğim gibi kenara anlattım ve onlar koşmaya lolipop ellerinde devam ettiler.

Eve geldiğimizde herkes yorgunluktan bitaptı yine ama ben taze balık almıştım yalnızca soğan, zeytinyağ ve eşimin sosu ile fırına verdik, yanında roka ve taze ekmek. Bu kadar! Partide verilen chicken nuggets'ı falan bizim kız yemeyince nasıl mutlu oldum anlatamam. Bir tek sebzeli börekten yedi :)

Ertesi gün de göz doktoru randevumuz vardı. Dubai'de. Buralarda çocuk göz doktoru bulabilecek miyiz acaba çok merak ediyorum. Arkadaşın tavsiyesiyle gittiğimiz Rus kadın bizi dumura uğrattı.

Chloe'nin tıbbi olarak geçmişi zaten çok fazla. Herşeyi kolaylıkla ve sağlıklı bir şekilde atlatmak ise 27 hafta dört günlük doğan bir bebek için mucize olmalı ama biraz da saygı istiyorum. Bu, bu kadar zor olmamalı.

Kadının İngilizcesi görüntüsüyle paralel, yani beter! Sanki farklı bir şey yapacakmış gibi ve tıbbi geçmişiyle ilgili hiçbir şey sormadan, sıfırdan başlarmışçasına ve dünyayı başımıza yıkmaya programlı bir tavır sergileyerek bize durumu anlattı.

Allah'ım Alllah'ım, biz bu yola çıktığımızda ufaklığın sol gözü eksi 7.5 du. Şimdi dörde düşmüş. Sağ gözde belki herkesde olabilecek kadar astigmat, o da bir. Gözün bu dengesizliğinin beyin tarafından algılanmakta zorluk çekildiğini biliyoruz tabi ki. Bu, hiç kimse için kolay değil ama isterse iki yaşında bu doktora gidilseydi bir şey değişmezdi. Zira ben her gün yıllardır iki saat kapatmaya çalışıyorum. İkincisi bize kontakt lensle beraber sekiz saat kapama önerildi ki ben günde beş saat görüyorum ufaklığı.

Kontakt lens bizi eğreti etti, aynı şeyi Chloe'nin gözlerine bakan ve ölçen insan da söyledi. Kontak lens satışı bu yaşa zaten yasak ve burası gibi kumlu tozlu bir memlekette sen nasıl kontak lens önerirsin? Uzaydan mı geldin be kadın?! Artı, ben hayatın akışını anlatıyorum diyorum ki beş saat o da şanslıysak yüzmesi var balesi var. "Ne yapalım yani?" gibi bir çözümsüzlük karşıdan.

Çıktığımızda başka bir doktora gözükmeyi ve bir daha da oraya dönmemeye karar verdik. Söyledikleri ya da bizi panikletmeye teşvik ettiği hal ve tavırlardan değil, tersine son derece ortak çözüm yanlısı olmayan, üretemeyen, o İngilizceyle nasıl mesleğini yaptığıyla ilgili soru işaretleri oluştuğundan. Ha bir de biz oradayken Rusça birilerine telefon açıp fikir sordu, konsültasyom yapıyormuş bu da! Aman kalsın o konsültasyonlar!

Eve gelip yemek yedik, ardından bu sefer de yüzme dersi için dışarı çıktık. Bizimki öğretmeniyle yüzerken de sıkkın sıkkın konuştuk.

Bir kere Chloe'nin iki gözü birbirinden bağımsız bir şekilde görüntü oluşturuyor beyninin arkasında bu bir. İkincisi, bu yüzden mesafeleri ölçmesi çok zor. Sonra, dün tek gözü kapalı olarak yaptığım çalışmada kitap okuması mümkün değil. Kağıdı gri görüyor. Yani, klasik gözlük takılarak da yapılacak bir durum değil. Çünkü klasik miyopta gözlüğü takarsın görürsün benim bildiğim. Dolayısıyla, okumada, yazmada ufaklık hep sağ gözünü kullanıyor. Bu da kapatma yapılmazsa belki sol gözün işlevini tamamıyla yitirmesi demek...

Buraya kadar tamam, yıllardır dediğim gibi durum buydu ama çözüm nerede? Sol göz kapalı olarak görebildiği büyüklükte yazı çalışması, belki puzzle? Ama kaç saat? Sekiz saat gibi mümkün olmayan bir süreye tutunmak, bunu yapamadığın için bu sefer iki saatten bile vazgeçirmek mi? Okula da tek göz kapalı gidemez çünkü okuyup yazma konusunda gerilerde kalır ki göremediği için bu da O'na haksızlık bu sefer akademik başarısı düşecek. Üstüne üstlük oyun oynarken mesafeleri tam algılayamayacak ve düşmeler artacak, bu da bir diğer tehlike.

Haftaya böyle başladık işte. Bu hafta sonu gözlüklerin derecesini değiştireceğiz. ( Kontak lens için verilen telefon numarasıyla görüştüm. Kesinlikle bize katılıyor diğer taraftaki doktor da. Bu yaş için imkansız. )

Yarın, bayram yüzünden gidemediğim sevgili (!) jinekoloğuma gideceğim. Zeyna ile olan sabah
çayımı Çarşamba'ya erteledim. Perşembe birkaç veli sabah kahvesi için dışarda buluşacağız. Bu, senede iki kere falan yapılan bir şey. Son yapılan Dubai gezilerine (!) ikinci çağrılışımda da gitmeyince kadın vazgeçti. Ama bu buluşacağımız insanları sohbet anlamında seviyorum.

6 yorum:

Biyo dedi ki...

Huuuuh bitti:)
Ben uzun yazardım sanıyorum bide yahuu.Ama seninle yaşadık hafta sonunu daa yaptıklarınız daaa.Hangisine yorum yapayımmm.Hah!Royal ıcıng hiç denemedim,bulaşmamaya çalışıyorum her işin b*kunu çıkartırım çünkü,evi pastaneye çevirmem an meselesi olur tabii kendimide balinaya;P
Cadılar bayramınıza içim gidiyorrr beni de boyar mısın,sonra banyo yaptırıp sırtımı keseker misinnnn.
"Çocuklar olmadan ne şahane yaşardık,nasıl özgürmüşüz" derdik kocamla.Ama yanılmışız!Asıl özgürlük ve yaşamın tadı onlarla!
Kuzular evde olmasınlar yada bahçede."Biz bunlarsız nasıl vakit geçiriyormuşıuz ya Biyo"der kocam .Ayol nasıl olacak işte böyle mal gibi birbirimize bakıp duruyormuşz"derim ehii.
Yaa not almalıydım yazına bissürü yorum geçti halbuki kafamdan:(
Kaçtım hoşçakal,kaçarken de öptümmmm

Fatma dedi ki...

Selam Evin Kedisi,
Yazının veteriner faturası bölümünü okurken şaşırdım. Çünkü, bugün kafede bir kadın müşterim, arkadaşına kesinlikle aynı konudan yakınıyordu. Hatta fatura elindeydi, listelemiş veteriner herşeyi ayrı ayrı. Kadın diyordu ki, 'gittiğimiz her sefer için para almış, inanamıyorum'. Yaa, galiba bu veteriner kısmısı böyle çalışıyor her yerde. Chloe'nin gözlerinin durumuna gerçekten üzüldüm. Bahsettiğin doktor hakikaten malmış yani. Zaten doktor diye her önüne gelene güvenmemek gerek. Her meslekte öyle, kişiliğe, kendisine, yaptığı işe saygıya bakıyor böyle şeyler. Eğitim, sadece işin bir kısmı. Kişilik tamamlıyor gerisini.
Kendine iyi bak.

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Biyo;

Bloğuna girip çok konuda aynı paralellikte yazdığımıza tanık oldum, bazen sanki birbirimizden kopya çekmişiz gibi hissettim, değişik bir durum gerçekten. Kollektif bilinç :)

Benim bloğa gelenler bilirler elinde bir ucu açılmış kurşun kalem, silgi ve not defteri mecburi :) Kırmızı kalem kullanmayabilirsin, onu istemiyorum :)

Çocuklu hayat o sevgiyi tadınca bambaşka oluyor ama deneyimlemeyen için de birşey ifade etmemesi çok doğal. Hepimiz bence aynı maddenin değişime verdiği direnç gibi mevcut şartlarımızı korumacı eğilimler gösteriyoruz ki bu da normal. Değişim bilinmeyeni, bilinmeyen de korkuyu çağrıştırır. Dolayısıyla, kendi hayatlarımızda bile bu kadar farklı şeylere yıllar sonra " Aslında bu, buymuş!" diyebiliyorsak başkalarını anlarken ya da anlamaya çalışırken ne kadar sığ olduğumuzu anla.

Ben de öptüm resim öğretmenimizi:) Ne güzel senin gibi nice gönül insanına demek geldi içimden şimdi.

Ha, bir sorum daha olacak, benim kızın resim konusunda çok yetenekli olduğunu düşünüyorum ( kendim de resim yaptığım ve ailede bu olduğu için ) ama resim kursuna artık, zamanımız yok. Kendi kendine öyle şeyler yapıyor ki işte bu bloğa koyduklarım bazıları yalnızca. Altı yaşındaki bir çocuğun resim dersi alması konusunda fikirlerini öğrenebilir miyim?

Evin Kedisi dedi ki...

Fatma;

İlginç bir şey değil mi? Şimdi Biyo'ya da yazdım bazen çevremizde aynı ana denk gelen paralellikler yaşanıyor.

Ya da belki algıda seçicilik, eğer ben bunu yazmasaydım sen de o konuşmayı duyduğunu anımsamayacaktın bile, unutulup gidecekti. Tabi ki olan bir ama yorumlar, tanımlar farklı.

Sonuçta dünyamız şartlarında ki gerçekten büyük bir adaletsizlik hakim, veterinerlik işi sanki gereksiz bir ihtiyaca hizmet vermek gibi algılatılmak isteniyor herhalde. Yani, " ulan bu zaten köpek bakıyor, işi tıkır bir de ben koyayım anasını satim." gibi...

Böyle bir zihniyetin İngiltere gibi neredeyse herbir eve bir ev hayvanının düştüğü bir yerde yaşanması çok şaşırtıcı geldi bana. Onların bildiğim kadarıyla belediyeye ait, hayvanın bakımı için çaba sarfeden, bunu lüks olarak görmeyen, hizmeti ön planda tutan mekanları da var.

Maalesef ki, biz Müslümanlığı ile öne çıkartılmış bu ülkede arka mahallede bulduğumuz bu veterinere tapınacağız neredeyse. Alternatif yok ve işin garip tarafı sokak köpeklerine ev sahipliği yapan çok Avrupalı var burada. Bunu yapan iyilik için yapıyor, zaten bir varlığı doyurmak ayrı bir emek gerektiriyor bir de veteriner giderlerini düşünebiliyor musun?

Veterinerin bunu iş için yaptığını şöyle görebilmek mümkün, O'na yolda bulduğum zavallı bir kediyi ne yapabileceğimi sordum aman bana getirmeyin zira her gün kapımın önünde bir şeyler buluyorum dedi. Kendince çok haklıydı.

Devletin kontrolünde olması gereken bir sürü iş insanların iyi niyetine bırakılırsa aynı Türkiye mantığında olduğu gibi böyle kafa göz yarılır. Kurallar, sistem değil keyfiyet hakim olur ortalığa.

Yine çok yazdım ama doktoru da tekrar söylemeden geçemeyeceğim, geldikten sonra çok canlandırdım gözümde ve acaba bir kamera şakası mıydı dedim kendimce.

Lensçiyle de görüştüm bu arada, O da doktormuş öneri üzerine aradım, bizlerle aynı fikirde, kedinlikle bu yaşa uygun değil hele de bu tozlu, kumlu iklimde!

Nasıl bir sorumsuzluk duygusudur bu?!! Ya ben cahil cüheyla bir kadın olsam, doktor dedi yarı Tanrı'dır desem ve çocuğu bu konuda hırpalasam? Gözüne lens takmaya çalışsam, ağlatsam, bağırtsam, göz retinasını mahvetsem? Yapamaz mıyım ya da mıydım?

İşte, bunun gibi olaylar herkese ders olsun diye yazıyorum, her zaman mantığı kullanmakta fayda var. Bir de aceleci olmamakta.

Yorumlarınıza teşekkürler :)

Biyo dedi ki...

Kırmıız kalem kullansak "kopya çekti"muamelesi mi yaparsın yoksa.
Ya vardı böyle bişii hatırlar mısınız.Yazılılarda örtmenler derdi hep:Kırmızı kalem kullanmayın,kopyaya girer.
Len oolum ne alaka!Kalemin rengi neden kopya olsun ki falan filann amann bizim camiaya yaranılmaz zaten şekerim,namkörüzz namkörrr ;P

Evet kızın yetenekli,gerçekten de çok yetenekli.
Ama 6 yaş için uygun bulmam kursu.Yönlendirilmesi için erken kanaatindeyim.Bırak şimdi O içinden geldiği gibi,istediği gibi çizsin,boyasın,bırak dağı kırmızı,denizi mor,ağacı siyah yapsın.Kursta ister istemez kurs eğitmeninin kendi tarzına yönelecek,kendi tarzını oluşturması baskılanacak.Baskılanmasın:)
Naçizane önerimdir bu.Kendi kızlarıma uyguladığım yöntemdir de aynı zamanda.

""Ne güzel senin gibi nice gönül insanına demek geldi içimden şimdi.""
demişsin.
Suratımda kocaman salak bi sırıtmayla basıyorum şu yokardaki gırmızı çarpıya apla,sağol be.

Benim hiç kedim olmadı biliyor musun apla.Şu biloonuzdaki kedi benim olabilir mi apla?Ekmek arası köfte var mı apla?Günlerdir aç susuz kamyoncuya kaçmış annemi arıyorum apla?Size anne diyebilir miyim apla?

AcılarınKedisiKüçükBiyo

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Biyo;

Zamanında Lio Buscaglia'nın bir kitabında mıydı? Orada da öğretmenin ağaç şöyle olur böyle oluruna uymayan bir öğrencininki iyi puan almamıştı ve sorgulanan oydu.

Dediğim gibi, hem kendim resim yaptığımdan hem de üzerimde müdahaleden ciddi derecede sinir olduğumdan ötürüdür ki söylediklerini haklı buluyorum. Zamanında ahşap boyama kursuna gitmiştim mesela, orada hayatta işim olmayacak elimi bile sürmeyeceğim teknikleri de dayatmaya kalkıyorlardı. E tabi her bir tekniğin malzemesi ayrı, getirisi baki, ben derdim " Aman bana o güllü şeyleri göstermeyin söz veriyorum ben kafama göre başka bir obje alacağım." sonunda yaptıklarımı görünce peşimi bıraktılar da serbest çalışan öğrencileri oldum :)

Aslında benim aklımdaki böyle Leonardo Da Vinci tarzı bir yer de değildi aslında, farklı malzemelerle neler yapabileceğini keşfetmesi ve bunu ehliyetli birinden öğrenmesiydi.

Öyle bir kurs var mıdır desene?! Yani, boyaları, malzemeleri gösterecek, kullanımını anlatacak ve herkesi kendi hayal gücüyle yalnız bırakacak.

Bizim burada anladığım kurs, çalışan annelerin aman okulda bir saat daha kalsın da ne yaparsa yapsın dedikleri de bir yer gibi. Bu gönderen bazı kadınların hayata bakış tarzlarını bildiğim için bende oluşan düşünce. İçine girmek lazım, belki yanılıyorumdur.

En iyisi ben Early Learning Center'dan keşfettiğim farklı boya malzemeleri ve kocaman kağıtları kendim alayım da kızıma anlatıp geri çekileyim bakalım neler çıkartacak?

Katılımın için teşekkürler :)