24 Ekim 2007 Çarşamba

Sıkıldım

Lütfen soluklanalım artık...

Karşımızda bir terör mücadelesi var. Bahsettiğimiz insanlar belki bizlerin hayatlarında düşünemeyeceği kadar çetrefilli işlerle hayatlarını kazanıyorlar. Ne toprak istedikleri var, ne bir şey! Onlar olabildiğince kaos istiyorlar. Zaman zaman sanki idealleri varmış, yüce bir amaç için bunu yapıyormuşçasına kendi adamlarını da kandırdıkları, onları piyon olarak kullandıkları için bu uğurda askerleri şehit ediyorlar.

Onlar bizlerin evladı, karşı taraftakiler de onların...Ama bu evlatların canları önemli değil ana babalar dışında, onlar yalnızca bir piyon.

İnsanlara söylemek istediğim şey, bunların aslında ne Kürtlükle ne Türklükle ilgili olduğu. Bakın bakalım Türkiye'nin sermayesi Türkiye'nin her yerine eşit dağıtabilse, herkes eşit anlamda iş bulabilse, karnını doyurabilse, kim insanları birbirinden rahatından, sıcak yatağından ayırabilir? Bu idealdir değil mi? Evet, idealdir ama uygulanamaması ya da uygulanmasının önüne devletlerce yüzyıllar boyu engeller konulması konuşulmasını, istenmesini hayal edilmesini önlemez. Kanunlar ve hukuk " Olan" üzerine değil " Olması gereken" üzerine kuruludur.

50 yıl...Dile kolay. Yarım yüzyıldır böyle savaş çığırtkanlığı yapılarak çözülememiş sorun yumağı.

Çünkü devletleri yıkan da kuran da ekonomiktir. Gerisi fasarya. Eğer o paralar, sağlığa, eğitime, yatırıma, yardımlara gidecek paralar onun yerine çıkarcıların cebine gidiyorsa, onların sahnenin gerisinde duruyorlar ve ileriye suçsuz, aklındaki ideallere inanmış evlatlar yollanıyorsa, sorulacak çok şey vardır.

Anaların duruşu Amerika'da hükümetten hesap soran kadının duruşu gibi olmalıdır. Allah verdi Allah aldı değil, Vatan sağolsun değil! Bu evlerinden kendilerini, çevrelerini unutacak dağ başlarına gittiklerinde canını kaybeden insanların düştüğü durum planlamayı yapan, O'nu oraya sevkedendedir de muhakkak. Gerçi bu ana da biliyorsunuz, bloğuma yine taşımıştım " Sisteme karşı artık duramayacağını" belirtip geri çekilmişti. Sistemin adı paradır.

Bu hata neden yıllarca yapılmaktadır? Belli bölgelerde olan terör faaliyetleri neden sonlandırılamamaktadır? Bir ülke, koskoca devlet terörle nasıl profesyonelce, özel eğitilmiş, bu iş için geliştirilmiş timlerle karşı konulacağını bilemiyor mu? Radarlara takılmayan uçakların yaratıldığı, insanların birebir uydulardan izlendiği bir dünyada o teröristleri yok edemiyor mu? Yoksa, yıllar boyunca oynanan bir oyunda yine suçsuz bir sürü insan bu paranoya kurban mı gidiyor?

Politikalarımıza dönüp bakalım. Bir duralım, düşünelim...Yine bir sürü acayip, ağızlarından salya akıtan, ne hukuksal ne başka bir yönden hakkı olmayan insan kimlikleri sebebiyle diğer insanlara linç girişimlerinde bulunuyor. Paranoya aldı başını gidiyor. Sokaklarda bağıranlar, Kürt kelimesini sürekli tekrarlayanlar...Hayatlarını normal şartlarda aramızda sürdüren çok farklı milletten binbir insan olabilir. Onları unutmayalım.

Ve, Türkiye bu resimle çok zorlanır. Orhan Pamuk'un arabasının camının kırılması, insanların tepkisi...Ermeni soykırımı oldu mu olmadı mı tartışmasının yapıldığı 21. yy Türkiyesi için " Bunlar bu yüzyılda böyle tepkiler veriyor ve polis istediğinde yapabildiği müdahaleyi ne menemse bir türlü yapamıyorsa o zaman olabilir" e götürür bizleri. Dünyada yayınlanan fotoğraflarımız insanları dehşete düşürür.

Savaş çığırtkanlığı yapan, terörle savaşı bölgesel, ülkesel noktalara taşıyan bir zihniyet yine yıllarca kızdığımız Amerika'yla farkımızı sıfıra indirecektir. Bir düşüncenin ya karşısında durulur ya yanında. Bu, mini etek giydi diye tecavüz eylemine verilen cezada indirime benzer. Kuzey Irak'ta bir sürü kürt yaşamıyor mu? Bunların ne kadarı sivil ne kadarı PKK'lı? Bizim işimiz PKK teröristleriyle ilgili olmalıdır. Kürtlükle falan değil. Milliyetçilik bu konuda ayrımcılığa sebebiyet verir.

Topluma yayılmamalı. Noktasal ve profesyonelce olmalı herşey. Ama maalesef...Ben hiç ümitli değilim, büyük paralar vardır, çok derin ilişkiler vardır ve insanlar ölür, askerler gider ama onlara hiç bir şey olmaz. İt ürür, tekne yürür. O yüzden iki kere düşünmek lazım. Sorumlu görmek istemek lazım. Ölen evlatlarımızdan karşı tarafa değil bize, içimize dönmemiz ve bakmamız lazım.

Derin'in bloğunda gördüğüm Ufuk Uras'ın konuşmasını alıyorum kendi bloğuma. Aslında o yazıya eklenecek bir şey yoktu ama ben yine de kendimi tutamayıp yazdım. Unutmayalım ki kirli işlerin ve paranın milliyeti hiçbir zaman olmadı dünyada. Milliyetçi değerleri değil, birebir olanları görmeye çalışalım. İnsani değerlerimizin önüne hiçbir şeyin geçmemesini sağlayalım derim. Yoksa daha çok suçsuz insanın canı yanacak. Ortalıkta zincirini koparmış, işi gücü olmayan ama hep saldırmayı bekleyen, bütün enerjisini ve erkekliğini yenmek üzerine biçimlendirmiş çok insan var. Onları maçlarda görürüz, mafya içinde, dizilerde...Ama artık gittikçe gerçekleşiyor ve büyüyorlar sanki.

Şeytan'ın avukatını seyrettiniz mi? Bana dünyada herşey böyle yönetiliyor gibi geliyor, hiç ümitli değilim, sıkılıyorum...

"AKP Hükümeti Kuzey Irak‘a sınır ötesi operasyon yapılması ile ilgili tezkereyi Meclis‘e getiriyor. Bu tezkereye ‘kınından çıkan bıçağı sonuna kadar saplamaya‘ hevesli CHP ile Meclis‘te ‘bölücü keşfine çıkmış‘ olan MHP destek veriyor.
Siyasi partiler şiddet ve çatışma kültürüne hizmet etmemelidir. Ancak tezkere tartışmaları sırasında toplumda gerginlikleri arttırıcı bir dil kullanan siyasi partiler, farkında olarak ya da olmadan toplum içi çatışma ortamını geliştiriyor. Söylenen her kışkırtıcı söz, toplumda şiddete eğilimi olanlarda ‘saldırma meşruiyeti‘ yaratıyor. Eline silahı kapanın oraya buraya ateş ettiği bir ortam, hiç kimse için arzulanır değildir ve olmamalıdır.
Biz bu tezkereye karşıyız. Çünkü diplomasi yapmak için askeri yöntemlere ihtiyaç duymak yanlıştır. Türkiye‘nin ve Ortadoğu‘nun bugünkü ortamında, Kuzey Irak‘a müdahale için tezkere çıkartmak, sonu belirsiz bir maceraya atılmak demektir.
Biz bu tezkereye karşıyız. Çünkü bölgemizin ve ülkemizin daha çok şiddete değil, barışa ihtiyacı vardır.
Biz bu tezkereye karşıyız. Çünkü, Türkiye‘nin Kuzey Irak‘a girmesi, bölgemizde ABD‘nin yarattığı savaş bataklığına bile bile saplanmak demektir. Üstüne, Kuzey Irak‘taki Kürt toplumu ile çatışma içine girmek demektir.
Biz bu tezkereye karşıyız. Çünkü sınır ötesi bir operasyon, daha fazla ölüm, daha fazla acı, daha çok kan akması demektir.
Son 23 yılda 24 sınır ötesi harekat yapılmış, ama sorun bir türlü çözülememiştir. Şu çok açık ki, Kürt sorununun çözümü ve toplumda barışın tesisi için atılması gereken adımlar ülkemizin içindedir, dışında değil. Sorunun sadece bir güvenlik meselesi olarak algılanması nedeniyle, yıllardır yapılanların çözüm yönünde kalıcı ve olumlu bir etkisi olmamıştır.
Bugün soğukkanlı bir şekilde demokratik bir çözüm için çaba sarf etmeli, bunun için soruna siyasetle çözüm aramalıyız. Çözümsüzlük ve kutuplaşmayı arttıracak terör eylemlerine ve şiddet adımlarına değil, barışçıl yöntemlere ve sosyal önlemlere ihtiyaç vardır.
PKK SİLAH BIRAKMALIDIR
PKK silahlı saldırılarla, mayınlarla, bombalarla Kürt sorununun barışçıl çözümünü imkansız hale getiriyor.
Türkiye‘nin içinden geçtiği süreçte, bölge halkının kendi temsilcilerini çözümün bir parçası olmaları için Meclis‘e gönderdiği koşullarda, silahlı mücadelenin ve şiddetin tırmandırılmasının hiçbir haklı ve meşru gerekçesi yoktur.
Bu tehlikeli bir oyundur. Patlayan her mayın, her bomba, PKK‘nın aldığı her can, şovenizmin, düşmanlığın, ırkçı bir gelişmenin tohumlarını atıyor, ateşin bütün ülkeye yayılmasına yol açıyor. Bu körüklenen ateş, hem Kürt yurttaşların hem de tüm toplumun acı çekmesine kaynaklık edecektir.Meşru ve savunulur yanı olmayan eylemleri sürdürmek bir kışkırtmadır ve bu kışkırtmanın dramatik sonuçları yaşanmaya başlamıştır. Üstelik demokratik yollarla Meclis‘e seçilmiş olan DTP‘li vekiller için de son derece olumsuz koşullar oluşmaya başlamıştır.
DTP‘li vekiller üzerindeki baskılara ve dışlama çabalarına son verilmelidir. Bu Meclis toplumdaki farklı fikirlere ve eğilimlere tahammül edemeyecekse, toplumda bu tahammülsüzlüğün sonuçları çok daha ağır olur.
Bugün ülkenin iç koşulları, demokrasinin ulaşmış olduğu düzey PKK‘nın silahlı bir mücadele yürütmesini de devletin kontrgerilla taktiklerine başvurmasını da gerektirmiyor.PKK derhal silah bırakmalı, saldırılarına son vermelidir. Devlet ve hükümet ise sorunun barışçıl zeminde çözülmesi için acil bir tavır göstermelidir.
BARIŞA ÇAĞIRIYORUZ...
Bu ülkede savaş davulları çalarak, milliyetçi duyguları kabartarak politika yapmak kolaydır ve bundan çok hoşlanan vardır. Duygu sömürüsü yaparak farklı düşünenleri sindirmek, vatan hainliği ile damgalamak en kolay yoldur. Ama bu yol çıkmazdır.
Biz bu tezkereyi ülkemizin çıkarlarına aykırı buluyoruz. Böyle dönemlerde soğukkanlı ve akla dayalı düşünceleri dışlayanlar kazandıklarını zannederler. Ancak bu hazin oyun Türkiye‘ye hep pahalıya patlamıştır ve bir kez daha bunun eşiğindeyiz.
Türkiye‘nin farklı kültürlerden oluşan dokusunu paramparça ederek bu topraklarda demokrasinin ve barışın canına okumak isteyenler çok tehlikeli bir yönelime girmiştir.
Türkiye‘de demokrasiden, barıştan, eşit koşullarda bir arada yaşamaktan ve adaletten yana olan herkesi; meslek örgütlerini, sendikaları, aydınları, yurttaş girişimlerini, demokratik dernekleri ve kuruluşları tezkereye ve uygulanmasına karşı tutum almaya, toplumda barışa ve demokrasiye sahip çıkmaya çağırıyoruz.
Şimdi güçlerimizi birleştirme ve toplumdaki çatışma ve şiddet eğilimleri karşısında aklı selimi savunma günüdür. Bu tezkere, Türkiye toplumunu demokratikleştirmeyecektir, barışı sağlamayacaktır, anaların ağlamasını sona erdiremeyecektir."

UFUK URAS

ÖDP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili

11 yorum:

Fatma dedi ki...

Sen de dilini tutamayanlardansın değil mi Ev Kedisi?
Sevgiyle...

Evin Kedisi dedi ki...

Evet, düşüncelerimi yazmaktan hoşlanıyorum, karşıt fikirle gelenin de bilgisiyle tartışmasını istiyorum. Dayılanma, kıstırılma, gözdağı verme yoluyla aktarılan yorumları geri itiyorum. Yaşamım boyunca böyleydim. Felsefeye bayılıyorum ama uygulama anlamında pek bir şey yakalayamıyorum :(

Ay öyle bir yazmışım ki bir tek yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim bölümü kalmış :)

www.edasuner.com dedi ki...

Valla şekerim ağzına sağlık bende resmen miğde öz suyuma kadar akıtsam diyorum ne olacak halimiz allah kerim cidden

kecilerin cobani dedi ki...

yazdiklarina katiliyorum. tek birşey diycem, amerikayla aramizda cocuklarin sehit olmasiyla ilgili onemli bir fark var. bizde hala kurtulus savasi durusu var. amerikada boylesi bir gecmis yok. hesap sorma gerekliligine katiliyorum ama bu sekil bir durusun bozulmasinin getirecegi olumsuzluklar da ciddi. Ne kadari kuzuluktan ve cehaletten ne kadari birlik ve beraberlik icin, siniri iyi cizmek lazim belki de.

Evin Kedisi dedi ki...

Hımmm! Aslında politik bir konuya girdik kabulüm ama ben dünya üzerindeki hükümetlerin pek de saf temiz falan olmadığına inanan bir pesimistim.

Şimdi... Amerika örneğinde vermeye çalıştığım şey şuydu. Orada da çok ciddi derecede milliyetçi ve din bazlı kitleler var. Ama bir gün bu milliyetçi, vatanım için canım feda diyen askerlerden biri ölünce annenin kafasında şöyle bir soru beliriyor haliyle. Çünkü ne olmuş? Terör diye siviller ölmüş, birilerinin cebi dolsun diye evladı gitmiş.

Savaşların hepsinde Kurtuluş Savaşımız hariç ben aynı şüpheciliği koruyorum diyebilirim rahatlıkla. O yüzden burada da sürekli verilen şehit analarının sırtının sıvazlanıp, vatan sağolsun inanın kanı yerde kalmayacak diyip kendi çocuklarından hiçbirini o bölgelere yollamayan tüm gelmiş geçmiş bürokrat, politikacı ve çözüm üretemeyici insanlara pek de bir şey olmuyor diyorum.

Samimiyetsizlikten çözümü bilinçli biçimde bulmamaktan tiksinti geldi. Bu acayip oyunlara halkımızın alet edilmesine de öyle. Alet olmamalıyız diyorum.

Kaos ve şiddet gelişimin durmasına sebep olur, bu kirliliği besler. Sebeplerini kendi içinde sormaya kanalize olmuş kalabalıklar ise hükümetlerin durup " Acaba doğru mu yapıyoruz?" ya da " Yapsak da bu insanlar bizden hesap sorar bunu kaldırabilir miyiz?" sorusunu yaratır. Hükümetlerimizi piyon olmamak adına çekindirmeliyiz.

Amerika çok yakın, yanıbaşımızda duran, Irak'a girdiği için sürekli eleştirilen, komplo teorilerini herkesin seyrettiği ve aklında şüpheler uyandıran bir hükümet.

Bush askerleri ölürken golf oynayan bir başkan.

Ölüme yollanan askerler ülkelerinde iş güç bulamayan zavallı gençler, savaşa giderken Irak'a demokrasi götürüyoruz, dünyanın supermani biziz pskolojisi vardı, savaşın esas sebeplerinin aslında bambaşka derin devlet politikaları olduğu anlaşıldı, ölen sivillerin sayısı bir milyonu buldu, şehit olan askerlerin tabutlarına Amerikan bayrağı sarılıydı, onlar şehitti ama geride kalanlar kahroldu, hayatlarında unutamayacakları bir yara açıldı.

Şimdi sekiz benzeşeni bulun.

kecilerin cobani dedi ki...

evinkedisiciim, tamamen katildigimi soyluyorum. benim baktigim nokta hukumetler ve politika cevreleri bakis acisi degil halk bakis acisi farki idi.
golf bush bir kenara askerlik yan gelip yatma yeri degildir diyebilen bir rte de bizim basimizda. kesinlikle bunlari savunuyorum gibi anlasilmasin.

Evin Kedisi dedi ki...

Evet, evet! İnsanlarda bir Allah Allah Allah nidaları oluştu, medya da yangına körük atmakla meşgul. Sonumuz hayır olsun diyip anneannem şeklinde bir boyun büküşü ile beraber beklemekten ve sıkılmaktan başka ne yapılabilir ki bilmiyorum.

Evin Kedisi dedi ki...

Ya, Eda?

"Mide özsuyuma kadar akıtsam" kusmanın daha nazikce söylenişi mi oluyo? Bi açıklasan :)Ama acayip sevdim.

Bir arkadaşım da bizim yurtta odadaki başka bir arakadaşla kavga etmiş, barışma aşamasındalar, ağlamaktan gözler şişmiş salya sümük. O ciddi ortamda ağlamışlığını anlatacak, demez mi " Senin için gözlerimden iki damla yaş akıttım."

Bunu okursa O kendini bilir. Diğeri okuyamaz evinde bilgisayarı yok canımın içinin. İşyerinden? O da olmaz.

Böyle kısa bir olayı bu şekilde anlatmanın özel bir durum olduğunu düşünüyorum ve bence harika bir özellik. Tebrikler...

miso dedi ki...

Ah evin kedisi,
Hiç bir samimiyeti yok bu adamların. Oraya geçince mi böyle olunuyor, ne? Çok yaralayıcı bir şey. Ben bunların hiç bir şekilde çözümden yana olduklarını düşünmüyorum. Oradaki sistemden bir sürü insan nemalanıyor, arada da üç beş aylık eğitim almış garibanlar ölüyor. Çoook mutsuzum, bildiğin gibi değil. Ya da bildiğin gibi...

marruu

Selen dedi ki...

Dilini tutamamak bazen iyi bazende kotu degilmi?
Bende boyleyim ama sunu ogrendim ki herseyi oldugu gibi soylersen etrafinda sadece samimi olanlari sana gercek degeri verenleri bulursun cunku onlar gercek seni bilip senin etrafinda kalirlar.
Seytanin avukatinida seyrettim bence cok etkileyici bir film.Insani dusunmeye yoneltiyor nerdeyiz kime guveniyoruz ne yapicaz..

Evin Kedisi dedi ki...

Miso ve Selen;

Katılıyorum. Bu işleri bilen, bilmesi beklenen, profesyonel geçinen ve bu işe soyunmuş insanların dört aylık eğitimden geçirip de terörün ortasına attıkları bu insanlar...Yalnızca terör mü suçlu? Terör kesinlikle savunulacak bir şey değil ama onu besleyen hiçbir şey de savunulmamalı, sorgulanmalı. Çıkıp avaz avaz yapılsın demiyorum, kendi içimizde düşünmeliyiz bu paradoksu diyorum.