21 Ekim 2007 Pazar

Kavanoz Götlü Dünya

Dün sabah erkenden ufaklığı okula götürdüm. Yine ay sonuna yaklaşıyoruz ya su çekme halleri gündemde. Parayı kontrolsüz mü kullanıyoruz? Asla! Hatta, ciddi ciddi sinirlendiğim konu, tam tersi. Hayatımız boyunca, yani şu evliliği yaptığımızdan beridir dikkatli olma zorunluluğunu omuzlarda hissetmemiz.

Ben, kendime göre para konusunda sanki bizimkine göre daha bir öngörüye sahibim gibi. Her türlü şarta ayak uydurmaya çalışırım, benim için dert değil. Lüks yaşamaktan her Allah'ın kulu hoşlanır ama kendim için olmasa da olur diyeceğim çok şey vardır.

Hep yazıyorum ya, sosyalleşmesem de idare ederim, temizlikçi kadınım hayatım boyunca olmadı, burada yatma yeri hesabına yapılan iş durumları olunca alan razı, satan razı. Yoksa, onu da kendim yaparım. Elim mi tutmuyor, ayağım mı? Yaşımı mı aldım, beceremiyorum? Çocuğuma da 850 gr. başlangıç noktasından beridir ben bakıyorum. Ne elim kolum karıştı, ne " Ben yapamıyorum İmdatttt!" dediğim gün oldu.

Olup da altında kaldığımı hissettiğim noktalar müdahale edemediğim, kafamda yarattığım mükemmellikte yapılamayan işler olmuştur. Onu da genelde kendi kendime kalıp iş hallettiğim zamanlar değil, çevremde başkaları olduğunda daha fazla hissettim.

Öyle eli kolu birbirine karışanı da sevmem. Sevmem derken kendi hayatını yaşarken bana ne de, benim hayatıma girip; " Ay şekerim yapamazsıınnn, yardımcısı olmazzzzz" ya da " Ay ne olacak şimdi, nasıl olacak?!" türü polemiklerle dır dırlananı, eli iş tutmayanı, iki eliyle bir şeyini doğrultamayanı kastediyorum. Hiç işim olmaz, aman benden uzak cehenneme direk olunsun öyle davranılacaksa.

Konu harcamalarda dikkatten açılmışken...Ufaklığın kıyafet konusunda mesela, eşyaları küçülmeden ikişer dışında abartıya da gidilmez bizde. Hava şartlarına göre kot pantalonu yok, o mu alınacak? O zaman gidilir, indirime girmiş olan kaliteli bir yer bulunur ve iki çift alınır, kış onunla tamamlanır. Hiçbir zaman ihtiyaç dışında yok güzelmiş, süslüymüş, püslüymüş hadi alalım durumlarına girilmez. Girilemedi de zaten şimdiye kadar.

İmkanım olsaydı girer miydim? İmkanım olduğu zaman da oldu, girmem. Çünkü kendim tüketim konusunda dikkatli olmaya çalışıyorum. Onun hakkında yazılar yazıyorum, sonra arkasından tam tersi bir yaşam biçimi belirleyemem. Hele hele kendi çocuğuma o deli olduğum, çevresine ve başkalarına karşı duyarsız, hayattan bir haber tarzı yaşam felsefesini aşılayamam.

Fakat, herşey bir kenara eğitim! Üstü başı ikişer taneden adam gibi olsun, fazlaya gerek yok ama bu çocuğun diğer her çocukta olduğu gibi yapmaktan zevk aldığı, e iyi de yaptığı şeyler var. Bunlar bu sene nedir, geçen seneden devam eden bale ve bir aydır kesintisiz gidilen yüzme dersleri...Bunlar bile bizleri kısıtlıyorsa ve biz bu arada çocuğumuzun özel okuluna damla para ödemiyorsak, ne olacak bu dünyanın sonu? İnsanlar nasıl becerecekler? İşte bu sorular beni deli ediyor.

Dün akşam yattığım yerde düşündüm durdum. İki alternatif var önümde, birincisi diyor ki; " Bu bir aile hayatı, inişi de olacak çıkışı da... Önemli olan bu inişleri de çıkışları kadar kuvvetli karşılayabilmek. Eğer buralardan gidilirse, eğitim için büyük paraların gerekli olduğu memleketlerde yaşanırsa o zaman çocuklar da bundan nasibini alacak elbet. Aile olmak bunu gerektirir, önemli olan herkesin elinden geldiğinin en iyisini yaptığını bilmektir." Bu, alternatif işin felsefi yönü.

Diğer yan da şöyle demekte; " Bu adam aileye tek başına bakmakta. Köpek dedin getirdin, çocuk istedin yaptın, buraları gerçek değil, yüz kere mi söyleyeceğiz, bugün vardır yarın yoktur ve sen o zaman ne yapacaksın? Seni boşver, çocukların böyle bir Disneyland (!) hayatından sonra gerçeklerle yüzyüze geldiklerinde ne olacak?"

İnsanın hayatı, psikolojisi, dolayısıyla evliliği şu bombok dünyada ( aslında dünya değil elbet de dünyayı yöneten kuvvet para diyelim ) nasıl da maddiyata bağlı. Ayın sonu geldikçe ve parasız kalındıkça benimkinin suratı beş karış asılıyor. Herşey, her türlü plan askıya alınıyor. İnsanın geleceğe emin olarak bakabilmesi ise resmen bugününün psikolojisini belirliyor.

Bir hedef belirlemek lazım. Bu hedef sınırlı parayla geleceğimize yapılan yatırımı da kapsadığı ve bizim gibi yabancı insanlarla, yabancı ellerde yaşama durumunun emekliliği gözetmediğini unutmayarak davranılmalı.

Bunun için, buraya gelir gelmez aldığımız maaşın belli bir bölümü ki bu genelde komik miktarlar olmamak zorunda, bizler için emeklilikte karın doyurması amacı var, sigortaya kanalize ediliyor. Paranın bir kısmı yıllardır ödenen ve bel büken master bittikten sonra ev peşinatına sayılmak üzere birikmeli...

Düşünebiliyor musunuz? Ayda bir milyar biriktirsen yılda 12 milyar eder. Komik...Ev fiyatlarına bakıyorsun, en fazlasını biriktirip en az kazığı yemek amaçlı davranmalısın ama daha şimdiden evler 250 den başlayan fiyatlarda. E peki yardım görmeden ne yapılabilir? Hiçbir şey. Ya da şu olur, hayatın boyunca yaşarken her gününe lanet edeceğin bir ev alırsın, istediğin değil zorunlu olduğun bir mekana kanaat edersin. İki ucu boklu dedikleri türden.

Bu sene bir yaz tatili yaptık. Yemin ediyorum bir parça ekstra alınmadı, gidilen evlerde onlara dayanılmaz, toptana çıkılır. Bu şekilde iki aydır kredi borcu ödüyoruz. Arabanın taksidi var mı bir yandan? Daha önümüzde iki senemiz kabak gibi bekliyor kredinin bitmesi için.

Tam, herşey halloldu, yeni ay, toptan maaş deniyor, yok arabanın kaskosu geliyor, yok köpeğin dişleri, aman ağzının kenarında çıkan bir şey, yok bacağındaki yağ kesesi mi yoksa kanser mi? E götürme etme, yapma... Olur mu öyle sorumluluk? Baktığın sana muhtaç bir varlığı, yalnızca konuşamıyor, seni şikayet edemiyor, hakkında delil olarak kullanılacak bir şey yok, kendi sağlığını anlatamıyor diye es geçiyorsun. Ne olursa olsun, acıdan da kıvransa, kanser de olsa, yaşlansa da sokaktakinden iyi durumuna şükretsin mi diyeceksin?

Bu şartlar altında bir de kendi sosyal hayatın var. Çocuğunun insan gibi yetişmesi için yapılması gerekenler de cabası... Bunları isteyerek severek yapıyorsun ama yıpratıcı...

Bana göre dert değil, sosyal hayatın içine etmişim! Eskilerin bir lafı vardır; " Tencerem kaynarken maymunum oynarken." derler. Bizimkiler eskiden nasıllardı, evimizde akşam yemeğinden misafir eksik olmazdı. Nasıl bir yedirme, nasıl bir efor hakimdi ortalığa. Annem portakalları oyardı da içlerine meyve salatası falan yapardı. Şimdi?... Emeklilik çilesiyle kıvranıyorlar. Ama hala sor " Genç olsam yine aynı şekilde yaşardım!" diyen çok vardır. Ben de, yaşlılığımı insan gibi yaşamak istiyorum, zorla mı? O mantığın tersi yani.

İnsanların maddi durumlarındaki akıllılık, planlama yetisi ve şans elindeyken tutabilme kapasitesi ailenin üst katmanından altına doğru geçiyor ve tersi hakimse, kimse kimseye yardım edemez hale geliyor. Kendini kurtardın, başkasına " Aman ne olur?" demediysen karlısın mantığı hüküm sürüyor. Eğer, genç çiftler gençliklerini ve sosyalliklerini bahane edip yatırım yapmayı unuturlarsa o zaman maalesef hep çocuklarının üzerinde yük oluşturuyorlar.

Hele de, Türkiye gibi sosyal devletin zayıf olduğu, nüfusun karınca misali çoğaldığı, üstelik bu çoğalmanın üretim ve eğitimle pekiştirilmiş değil tam tersine eğitim alamayan zavallı işsizler sürüsü yarattığı düşünülürse herkesin birbirine bakması, komün halde yaşaması çok doğal. Soruna göre çözüm üretmek zorunda insanlar. Ha, bu yaşayış biçimi sana uyuyor mu? Orası soru işareti.

Sen, kendin ve ileriye dönük ailen için bu zinciri kırmaya çabalarken zaten bir sürü şeyden de vazgeçmek ve dikkat etmek zorunda kalıyorsun. Çocuğunu neden o geleceğe mahkum kılacaksın? Ya da o şekilde yaşaması için mi doğurdun?

İşte...Yine asık suratlar... Aman! Kimse aramasın, beni bir yere davet etmesin, kendi kendime kalayım halleri...Bir de bahane yaratma çırpınmalarından nefret geliyor, afaganlar basıyor.

İlk geldiğimiz yıl, bir de master ödeniyor daha da beter, burada tanıdığımız bir çift vardı, ayda belli bir miktarı efendim yemeğe, içmeye, sıçmaya ayırıyorlardı. Oraye gelin diyorlar bizde cık!, buraya gel deniliyor yok! Ama nasıl bir de halden anlamaz, e biz anlatamaz...Kaç kere suratların değiştiğine tanık olduk da ondan sonra dedik aman yok karılı kocalı klüp mantığı bize göre değil. Çünkü planlarımızı bütçemize göre anlık yapıyoruz, para yoksa parasız bir yerlere gidilir, hiç yoksa evde oturulu çorba içilir. Batmıyor yani.

Zaten burada bakıyorsun, sabahleyin çıkıp da yürüyüş yapmak dışında para vermeyeceğin ne var? Artık kış geliyor, parklara gidilir, kamping yapılır ( hiç maliyeti yok ), yapılabilirse, bedava sahil bulunur aman bir şey olacak mı nedir ne değildir şeklinde bir denize girilir çıkılır. Öyle bir yer de keşfettik bakalım...

Saat ona geliyor ve benim yemek yapmam gerekiyor. Yüzme dersi bugün üçbuçuğa alındı, emin olamıyorum. Ufaklığın bugün zaten okulda yüzme dersi var, bir de üzerine 3:30 gibi sıkışık tıkışık bir zamanda verilen randevu..."Deneriz." dedim öğretmenine, "Bakalım becerebilecek miyiz?" Eve geliş zaten ikibuçuk, yemeğin yenmesi ki ağır bir şey yenmemeli aslında ardından hemen bir yüzme durumları...Bizimki sabahleyin okulda çok bitirmiyor sandviçini falan ama öğlen ve akşam yemeğine güveniyorum. Öğleni o yüzden geçiştirmeye hiç niyetim yok. Sanırım haftaya bire düşürmek zorunda kalacağız. ( Yok, öyle olmadı, yemeğini de yedi güzelce, yüzmesine de gitti, tık yok :) )

Kısacası, ya biri ya öteki...Hem bugünü, hem yarını dört dörtlük planlayabilmek için maalesef para babası olmak lazım. Başka türlü olmaz. Bizim gibi emekliliğe odaklı plan yapanlarla hiiiç olmaz.

Bakalım, ne kadarını nasıl becerebileceğiz? Aslında, ben bize güveniyorum. Şimdiye kadar yapılanlar bugün burada olmamızı sağlayan yatırımlardı, bundan sonrası da geri dönüşü ile kendini gösterecektir. Yani, inşallah öyle olur.

Aslında, her türlü karar alınırken şartlar ve zaman...Hayatta herşey belki saniyenin binde birinde bile değişiyor ya o da ayrı bir mesele.

11 yorum:

kecilerin cobani dedi ki...

ben gidip bi loto oyniim geliim

Evin Kedisi dedi ki...

Evet ya! Biz belki hiç bu tip bir şey yapmadık, ondan mıdır nedir?

Ama bugün sinirimi bozan başka bir şey daha okudum. Artık CO2 sidi soğuracak okyanus ve orman sistemlerimiz de beklenenden çok daha hızlı bir şekilde yokoluyor :( Zaten herşey o kadar olumsuz gidiyor ki, değil mi? Offf of!

seyhan dedi ki...

merhaba ben uzaktan izleyenlerdenim

yazınızı okurken aynı ben dedim durdum..hep yatırım ,hep programlı harcma ama bu ay dışarda çok yedik evde iade edelim aman,indirim gelsinde alırız belki,2 yıldır tatilede çıkmadık.sıkıldım yani ve bende daha çocuk yok cocuk oda ayrıca çok büyük yatırım şimdi kirada zor idare ederken nasıl olacak bilmiyorum ay okudukça daraldım

Fatma dedi ki...

Kediciğim yalnız değilsin. Bizde tersi oluyor, para azaldımı benim ruhum daralıyor. Bizimki, bugün varsa bugün harcayalım havasında. Yatırımı, ileriyi düşünen ben. Bana da bundan daral geldi. Bıraktım ipin ucunu zaten. Keşke evi almasaydık diyorum kendime bazen. Ödemeleri, sigortaları falan... Oysa ne kadar mutlulukla almıştık. Ooff ki ne off. Bir de çocuğumuz olduğu fikrini hayal edemiyorum bile... Ben de bir loto bileti alayım bu hafta bari...

kecilerin cobani dedi ki...

evinkedisiciim,
yakinda yok olacak dunya,
ne isin var lotoda
gibi bi siir yaziverdim.

Evin Kedisi dedi ki...

Merhaba Seyhan;

Çocuk, Türkiye'de çok ciddi bir gider kapısı. Neden? İyi eğitim vermek istiyorsun, araştırıyorsun devletin verdiği nedir, dumura uğruyorsun, paran yetmezse ki özel okulların da kalitesi çok tartışılır durumda, gönlün acıya acıya ufaklığı istemediğin bir yerde okumaya zorunlu bırakıyorsun. Tatile çıkma durumları...O konuda da haklısın bizim de yapmamız gereken bu mudur acaba diyorum. Burada yaşanabilecek bir sıcaklık olsa umrum olmayacak da...İzlemeye devam et, yazdığın için teşekkürler.

Evin Kedisi dedi ki...

Fatma :)

Bizde kocam da ben de aslında çok benziyoruz bibirimize. Acayip ev kuşu olma durumları, gereksizden kaçınma, ihtiyaca odaklanma...Ama benimkinde bir anda gelen " Ne olacak bu durum?" halleri, benim takılmış plak gibi " Bak, biz nereden nereye geldik?" konuşmalarım...

Ben, hangi ay parasal olarak neler olup biteceğini biliyorum, benimki hem biliyor hem de bir anda belki de yorgunluğun etkisiyle imdat moduna giriyor. O'nun için illa ki bir birikim yapılmalı, yastık olmalı. Aynen! Tersini iddia eden yok, katılıyorum ama hesap kitabın gösterdiği eğer buraya tatilden döndükten sonraki 3.ayda birikim yapılabileceğini gösteriyorsa bu olmuyor diye bir anda psikolojik olarak dibe vurmayı kastediyorum ben. Ona kızıyorum.

Neyse, böyle günler bizde dönem dönem gelir, ne zaman ki birikim yapılmaya başlanacak rahatlanacak ama günden kesilerek, yaşamdan arttırılarak yapılacak bu. Hayatın gerçekleri...

Bu arada, sen lütfen ev konusundaki ödemelerinde bugünün sıkıntılarını baz alma. Ve inan, diyelim hiçbir şey almadın, yatırımın da yok, o para yine bu sefer başka bir şeyler için kullanılacak. Ve bu daha değersiz ve gelecekle de alakalı olmayan bir şey olacak. Geldiği kadar gider.

Bizim emekliliğe ödediğimiz miktar yüzünden ayın sonu hep zor gelir ama al işte ikinci sene bitti. Ne yapalım, bizler için böyle, o yüzden yine şanslısın böyle bir yola girdin devam ediyorsun.

Bazen çevrendekilerin aile efradının dedikodusundan da çekinebiliyor insan. Durumu o diye değil eli sıkı bunların imajı yaratıldıkça geriliyorsun. Ama insanların onayını alacağım diye gereksizliklerle geçen ve parasızlık ve muhtaçlıklarla sonlanan bir hayat bizlere göre değil. Seni ve eşini bu konuda tebrik ettim :) Ödemeler konusunda kolay gelsin diyorum.

Evin Kedisi dedi ki...

Çoban'ım;

Dünyanın yokoluşu da aynen insanda loto duygusu yaratıyor değil mi? Ya çıkarsa diyorsun ya batmazsa? Biz gerekeni yapalım, nadasa bırakalım da, dünyanın sonu gelirse zaten gideceğimiz yerde paraya ihtiyaç olmayacak. Aman ne güzel aslında oh be!

Öykü dedi ki...

Kavanoz götlü dünya :))Valla hemm çok güldüm hemde çok güzel bir benzetme.Ben onu kavanoz dipli diye bilirdim.Hatta Yeşim salkımın birde şarkısı var kavanoz dipli dünya diye.
Neyse para konusunda ben biraz daha normalim eşime göre.Bankada azda olsa( en az bir maaş kadar diyelim)birikmiş bir para olmadığında ruhu sıkılıyor huzursuz oluyor.
Bende tam tersiyim evet para harcandıysa bir yatırım için harcanmıştır vede ileride onun mutlaka geri dönüşümü olacaktır.
O güzel birşey.
Ayrıca zaten çocukluğumuzda para sıkıntısı hatırlarsan ki benim babamda memurdu.Yeri gelir dolmuş parası bile hesaplanırdı.
Şimdide okadar çalışıyoruz birazda iyi yaşamayı hakediyoruz diye düşünüyorum.
Hayat okadar kısaki..babamı düşünüyorum adamcağız sıktı sıktı sıktı...tam emekli oldu toplu para alacak (toplu parayla bir araba bile zor alıyordun orası ayrı konuda)hastalandı ve yaşamını kaybetti.
İçine ediimm böyle hayatın dedim kendi kendime...
Çokda sıkmak çokda içine girmek geriyor bence.
Birazda sal gitsin demek lazım.Ama asla sorumsuzca değil.
İşte böyle benimde hayat felsefem:)

neyse çok çok öptüm.

müzi dedi ki...

merhaba evinkedisi,
ben ne zamandir okuyorum seni aslinda ama yorum yapamiyordum cunku sayfanda yorum kismini klikleyemiyordum. bu sefer mozilla ile actim sayfani ve ise yaradi gordugun gibi :)

yazdigin su yazi buraya yorum birakanlar gibi bana da cok hitap ediyor. bizde de her ay ayni sorunlar. ama bizim durum daha da beter. cunku ne coluk cocugumuz var, ne bir evimiz var, ne de emeklilik planimiz. bunlarin hicbirine para harcamiyoruz ve hala her ay ayni sorunlari cekiyoruz. biz yeni ulke degistirdigimiz icin su an yaptigimiz odemeler tasinirken biriktirdigimiz kredi karti borclarini kapamak icin. e tamam bu borc bitecek ama yine de bu borcu odemek bile bizi bu kadar etkiliyorsa biz ne zaman bir aile kurabiliriz, biz ne zaman emeklilik icin kenara birseyler koyabiliriz diye dusunemiyoruz bile. dusunemiyoruz cunku hal apacik ortada. su an bunlarin planini bile yapamayiz. an geliyor insan isyan ediyor. surekli endiselerle yasamaktan baska birsey degil bu. bu durumda ben de esim gibi olmak istiyorum artik. dusunmemek istiyorum. ve gunun birinde bir mucizenin olacagina inanmak istiyorum. elimden baska birsey gelmiyor zira.

Evin Kedisi dedi ki...

Ülkü'cüm;

Bu olayda kesinlikle karı kocanın birbirini dengelemesi lazım diye düşünüyorum ben.

Hatta, bu gibi uyumsuzluklardan boşanan bile vardır kanımca.

Hani, atıyorum bir taraf korkunç sıkıdır sürekli yaşamdan keser ve yatırıma yönletir, bir diğer taraf da harcar ama yarını çocuğunu falan hakgetire diye salar. Bunlar bence biraraya gelemeyecek ya da birlikte yaşayamayacak iki uç nokta.

Ama benim anlattığım o değil. Müzi'nin dediği gibi, çok iyi kazançları olmayan karı kocanın bizler gibi emeklilik maaştan kesilmiyorsa, işin kendi sağlık sigortası bütün aileyi kapsamıyorsa mesela istediğin kadar yırtın ancak ayın sonunu görür o ev. Bir tek çocuk bile strese girebilir ki bir sürü insan bu sorunları yaşıyor günümüzde. Çocuğu artık planlayarak yapmak da bunun göstergesi ve çok da olumlu bir şey.

Ama iyi para geliyordur, ihtiyaçlar ve hatta biraz da lükse doğru bir harcama yapılıyordur, işte belli miktarlar bankaya konuyordur, emeklilik zaten iş yerleri tarafından halledilen, ilerde karı kocanın alacağı bir toplamdır. O zaman gerçekten de hoş bir durum.

Dediğim gibi benimkine Türkiye'de yaşadıkları bize yaşattırılanlar emeklilik anlamında zaten dokuz yılımızı yedi mübarek. Ben, en iyi maaşlardan birini alıyordum kollejde çalışırken, adam en düşükten gösteriyordu devlete bizlere de imza attırıyordu, sıkıysa bir şey söyle işten atılırsın. Şimdiki aklım ola işten atılmak pahasına bu konuda savaşımı verirdim. Ama o zamanlar biraz daha havadaymış aklımız itiraf etmeliyim.

Ne bir uç, ne öteki uç benim de tercihim ama babamlarla çok iyi ve zengin bir hayat yaşadım Bağdat Caddesi'nde, ne oldu o hayat şimdi?

Yani, bir yerde ailelerimizin yaşam biçimleri ve tasarruf konularındaki seçimleri de bizlerin aldıkları derslerde ya da edindikleri hayat felsefelerinde büyük rol oynuyor.

İşte ne bileyim herkes yaşadığını biliyor derler ya. O hesap belki de :)

En önemli şey ama insanın eşine bu konuda savruk olmaması adına güvenmesi...Ben de hayatta savruk, yarını düşünmeyen bir adamla yapamazdım mesela.Ne savrukluk ne cimrilik...

Ay, inşallah cimrilik yapacağımız günler de gelir bir gün. Hani bool bool var ama sen harcamıyorsun, hepimize Allah cimri davranma lüksü yaşayacağımız hayatlar versin, sağlıklı :)