7 Haziran 2007 Perşembe

Yürüyüş bandı :(

( Bu yazımı son derece estetik gördüğüm (!) yürüyüş bandımla renklendirmek istedim. Yalnız, hakikaten her yazıya bir fotoğraf diye diye böyle saçmalamaya başlayacak iş. )

Sabahleyin saat altıyı biraz geçe kalkarız. Hemen aynı anda ailenin bütün üyeleri tuvalete atak yapmasın diye babamız sıvışarak duşunu alır, ardından ufaklık tuvalete girer, ben kızı okula hazırlarım, saçlar başlar, üniformanın giyilmesi ve onlar aşağıya inerler. Yatakları toplamadan asla başlayamam güne. İlla kalktığım yeri düzenli bırakırım, hava müsaitse pencereleri açarım. Bu detayı buraları gibi sabah köründe 32 derece, %60 nem ortamlarında yazmak gerekiyor. Veee o sırada bizimkiler kahvaltıya başlamışlardır. İş gününün uyuz kahvaltısı, cornflakes ve süt, babanın kahve ve cornflakes... :(

Artık ufaklığa alınacak cornflakes bulmakta ciddi derecede zorlanıyorum. Bu piyasanın içine etmek geliyor içimden. Aslında buralarda Türkiye'de bulunmayanı da var cornflakeslerin ama bak içlerine hep aynı tantana; şeker, tam buğday ( bu iyi bir şey ) çukulatalı gevrekler, pirinç gevrekleri, renkli renkli bir şeyler...ıyyyy! Hala alışamadım.

Benim için mısır gevreği eşittir, yeme isteğimi ketlemesi açısından diyet mahiyetli tüketilen bir zorunluluk. Ama sabahleyin herkes yarım açık gözlerle birbirine bakarken ve okula beslenme çantası da hazırlamak zorundayken " Şekerler ne yersiniz omlet mi, yoksa wuffle'mı?!" diyemiyorum haliyle. "Ne yerseniz yiyin kardeşim yeter ki düşün yakamdan" modunda oluyorum genelde.

Aslında abarttım, sabahları mort şekilde uyanmam ve öyle uyananı da tepelemek gelir içimden. Mesela bazı tipler vardır hani " Sabahları ben günaydın bile diyemem, bana da kimse demesin!" falan diye konuşurlar. Ne diyecez yani sabah sabah haşmetmahaplarına?!

Aman aman! Neyse ki hayatımda öyle bir insan yok, herkes normal standartlarda kalkar bizim evde. Öyle kafasını gözünü dağıtmak istediğim aile bireyi olmadı içimizde. Şimdilerde anneme gittiğimde kadın sabahın yedisinde terör estiren benden gına geçiriyor olsa da fena mı canım, orada da cıvıl cıvıl şakırdayarak kalkıyorum, hemen balkonu yıkıyorum, çay suyunu koyuyorum, fırından yeni çıkan puaçalardan ve ne kadar boyalı basın varsa onlardan almaya köşeye kadar gidiyorum, sonra kahvaltı hazırlıyorum, o sırada annem uyanmaya debeleniyor. Aslında ben size bir şey söyleyeyim mi? Hayat çocuktan önce ve çocuktan sonra olarak ikiye ayrılıyor. Al Zaimer hastalığından müstarip, bol hücre ölümlü beyinler de dün ne yediğini dahi hatırlamazken, çocuk debelenmelerini, ne menem bir olay olduğunu unutuyorlar haliyle. Çocuğu olmayanlar çocuk yaptıktan sonra diğer insanlarla aynı evi paylaşma anlamında verilen debelenme katsayısının nasıl da katlanarak arttığını görüp hayretler içinde kalbilirler. Aman dikkat!

Neyse, konunun ana fikri şuydu, uykudan çok şikayet ederim, gören çok uyku sevdiğimi sanır ama ağzıma vurmuştur benim, günlerim erken başlar ( başlamak zorundadır ) ve hemen uyanıveririm. (Küçük de bir şiir yazmışım)

Sabah, bu sefer herkes kahvaltısını ederken ben salonun perdelerini açarım, dağınık bir şey görürsem toplarım, alt kat da şöyle bir kendine gelir ve babasıyla kızını yollarım. ( Aaa bu da ikinci mısrası :) )

Bugün kimseyi yollamadım, kızımı götürme işi bana aitti. Geçen hafta hastalık girince araya tabi okula gidilmedi. Bu hafta da göz girince hop pazartesi, salı torbaya girdi. Dolayısıyla, her sabah veya öğlendeğin (???? birisinde imla sözlüğü var mı? Bu kelimede ciddi takılma yaşanıyor! ) velilerle görüşme trafiği de rafa kalkmış oldu. Sabah, bayağı bulutlu bir güne uyandık ve Fiza ( velilerden biri ) dün sabah yağmur atıştırdığını söyledi.

Buraları için böyle yağmurdu, fırtına kırıntısıydı falan olağanüstü şeyler. Tarihlerinde okullarının su altında kalmışlığı falan var elbet ama öyle ağaç devrilmesi, insanların evsiz barksız kalıp, deniz kenarlarından yukarılara kaçışı falan yok. 60 yıldır böyle bir fırtına görülmemiş. Şimdi bize de bazı etkiler olabilir, bunların en yumuşatılmış hali de haliyle kapalı bir hava oldu. Aslında bu kış geçen ilk geldiğimiz kışa nazaran çok daha bulutlu, serin ve yağmurlu bir kıştı ( beş kere yağmur yağdı )

Bir de İngiltere'nin alışkanlıkları burada da var. Hava tahminleri, günlük sıcaklıklar ve nem oranları millet arasında muhabbet konusu. Benim kayınvalide bir de kapıya not alır gün ve gün kaç dereceymiş diye. İlginç...Klasik İngiliz yaşlıları özellikle sıcağa karşı çok dirençsiz ve renk pigmentleri bakımından fakir oldukları için 20 derecenin bir üstünde " Kafamıza taş yağacak!" moduna girerler. Burada da yağmur ve bulutlu hava aynı etkiyi yaratıyor dersem yalan olmaz.

Velilerle hasret giderdikten sonra eve geldim. Bazen, doğaçlama bir şekilde kahvaltı yapmaya bir yerlere gittiğimiz de oluyor ama bugün öyle bir şey olmadı, zaten benim kendime göre takılma planlarım vardı.

Eve geldikten sonra kahvaltımı ettim. Günün en sevdiğim saatlerinden biridir, keyif yaptım ve ardından benim yürüyüş makinasına tırmanayım (!) dedim. Bizim makina ucuz bir Carrefour ürünü. Carrefour ürünü dedim yanlış oldu, oradan alınma, yani öyle spor mağazası falan arşınlanmadan edinilen tür. Kendiliğinden biraz açısı var ve kaç klm yolu, kaç dakikada aldığını yakılan kalori miktarını falan gösteriyor.

Geçen sene ilk geldiğimde tanıştığım hiperaktif bayanlar sayesinde yürüyüşü falan aksatmadan yapıyor hatta yogaya falan bile gidiyordum. Aşmıştım kendimi. Sonra baktım kilo milo iyi, serdim yine. Hatta kendime her sabah tostlar falan hazırlamaya bile başladım. Tabi ne oldu? Hamlamışım... Kollarımın ağırlığını tutunarak öne doğru verdiğimde altımdaki kot pantalonun bel bölgesinden yarım metre dışarı taşan göbeğime ve yanlardan yağlanan bölgeme bakıp düşünmeye başladım...

Zamanında yemek yiyip, üzerine su içip, "Allah'ım ne olur yav kilo alayım." diyerek ve bacaklarımın kot pantalonu doldurduğunu düşünerek kuluçkaya yatan ben...Hey gidi günler hey! Doğumun apandisit ameliyatı ile bileşkesi işte budur arkadaşlar! Kendime ciddi derecede şaşırıyorum. Nasıl oluyor bu iş?! Hani, manyak yemek yemek de yok. Evet, iştahlı olmak var. Onu da zamanında beni ellerimden ve kollarımdan tutarak zorla yaptırılan iştah açıcı iğnelerime borçlu olabilir miyim acaba? Annemle doktora gittiğmizi ve doktorun; " Siz ne yaparsanız yapın bu kızın yapısı böyle değiştirmezsiniz!" dediğini hatırlıyorum. Nah değiştiremezsiniz! Al işte değişti!

Apandisit ameliyatı olduktan sonra birkaç kişi söylemişti göbek yapar diye. Bir de komik bir yapı, inceyim çünkü ve yalnızca bir göbek başlangıcı ile başladı hikaye. Derken tabi ki ikizlere hamilelik ve şimdi anlıyorum ki beş aylıkken başkasının dokuz aylığından iki kat büyüklük de olunca sonuç böyle oldu. Hiç bir yere toplanmıyor abartmadıkça, anasını satayım kuşşakkk ( gibi derler ya, aynı hesap :) ) sarıyor. Hani, tekrar hamile kalmayacak olsam, buna hiç imkan olmasa ve çoookkk param olsa vallahi de billahi de oradaki yağları hüppp! diye çektiririm. Hiç kaçarı yok! Hele de Rus bir arkadaşla konuşurken manken gibi kızın da iki çocuktan sonra bir tek o bölgesinde kaldığını ve bir türlü gitmediğini öğrenince...Aldıracak, e ben de görürüm, arkadaşları yaptırmış, dümdüzmüş karınları. Ahhhh ahhh!

Belime de bır bır makina aldım. İki sene önce, kocadan kaçarak, " Ne diye aldın bu mereti?" diyecek diye gerim gerim gerilerek...Pasif jimnastik... Bence işe yarıyor ama ben kas istiyorum! Şöyle bir iğne olacak, verdikleri gibi oradaki yağlar kasa dönüşecek, sen de nanik yapacaksın. Belki vardır öyle bir teknoloji de ben bilmiyorumdur. Bu arada, estetik ameliyatların ağrısı iğrenç oluyor, bu da biline. Sezeryan doğumun arkasından gelen ağrılar ve beyinden çıkan şimşeklerimi düşündükçe...

Sonra, dışarı çıktım. İndirimlerden yararlanarak üniformam haline gelmiş kotumu rafa kaldırdım. Saat onda açılır genelde dükkanlar, bazıları da fiesta amaçlı birde kapanır. Dörde kadar, sonra tekrar açılıp gecenin onikisine dek sürer. İngiltere'de çocuklar çok erken yatarlar ama artık bu alışkanlığın içinde ciddi derecede iklimsel etkinin olduğunu düşünüyorum. Orada kışın mubarek zaten kapkara bir hava, hemen geceye dönüşen gün, korkunç bir soğuk, ne yapacaksın? Yatak en güzel gün öldürme yöntemi. Buralarda gün deli sıcak, kış ayını saymıyorum tabi, bütün gün evde kapalısın, çıkmak güneş çarpması demek, ne oluyor? Hayat gece başlıyor.

Kendime ucuz ucuz bürümcük bir sürü etek aldım, tanesi beş milyon :) İkisini bizimkine beğendiremedim. Bir tanesinde kararsız kalmıştım, bizimkinin kararlılığı ile elendi, bir tanesi benim favori renklerimden biriydi, gül kurusu, beğenilmedi :( Geri götüreceğim. Ama hakikaten de kot yerine etek giyeceğim için çok mutluyum. Yapılması gerekenler listesinden bir iş daha elendi.

Bu arada bana sürekli yazan arkadaşlarımdan biri Ülkü, demiş ki " Yazmıyoruz diye kızma, benim günlük rutinimle ancak bu kadar girebiliyorum." Yahu, ben Ülkü'yle her gün görüşürüm zaten! Yine ne demiştim, bu konuda üstüne alınması gereken son kişiler alınacak diye. Doğru demiş miyim? Demişim...Ülkü'nün yazdığı yorumları artı Berrin'i, ben öpüp başıma koyuyorum. Onlara laf yok! :) :) :) Berin'de yazacaksa " Ben bu kadar yazabiliyorum" falan özrü kabul edilmedi. Zaten konunun yakından uzaktan bu iki zatla alakası yok. Hem Ülkü benim elde açma makarnamı bile yapıp yorum yazmış bir şahıstır, kendilerini kutluyor başarılarının devamını diliyorum.

Elimde olsa burada satılan Amerikan cupları, litreyi gösteren kap mekanizmasını ve unu falan tartan tartıları toplayıp toplayıp getireceğim. Kıscağız demiş benim su bardakları küçük geldi. E tabi işte o yüzden belli standartlarda yapmak lazım ya! Gram, cup ve litre...Bunlar olmazsa olmazlar. Belki büyük alışveriş mağazalarına ya da mutfak eşyası satan Marks and Spencer'a falan gelmiştir. Bakmak lazım.

Ufaklık uyuyor :) Babası işten ayrılan bir arkadaşının verdiği partiye Dubai'ye gitti. Bu hafta sonu bana aynen şöyle dedi " Bu Cumartesi alışverişe gidelim istersen :) " Abartmıyorum bu sene gidersek o da ilk defa Dubai'ye yol göründü. Tam köyden indim şehire vaziyetleri. Benimkinin altındaki o yüzlerce yıldır giydiği kotu görünce zaten artık köy değil de uygun bir mekan da bulamıyorum söyleyecek. Neyse, O'na kot bakmamız gerekli. Bir ihtimal Dubai...

Ve günün telefon konuşması...Burada acayip acayip adamlar telefon açarlar. Telefon sapığı da diyemeyiz bunlara, zavallıların belki yabancı bir kadınla ya da genç kızla sohbet etme imkanı ancak bununla sınırlı. İlk geldiğimiz yıl, çok oluyordu. Gecenin bazen birlerinde ikilerinde telefon çalıyordu ama nasıl olduysa bibirimizi tanımasak bile hissediyorlar herhalde " Ha bu telefon numarası eskidi." diye bir sistemleri mi var nedir bu sene böyle kimse aramaz oldu ama bu akşam yedi gibi bir telefon geldi. Öbür uçta bir adam. Arap olduğu belli. Evet...Bizimkilerden kimse telefonla aramaz, ceple haberleşiyoruz biz. Ancak kayınvalideler o da belki, dolayısıyla telefonu artık " Efendim?" diye açmıyorum. Türkiye'de telefona Çince yanıt vermek gibi bir şey çünkü Türkçe açmak.

"Hello?"
" Ha?!"
Arapça bir kelime hatırlamıyorum
" I think it's a wrong number"
" What?!"
" I said, this is a wrong number!"
"........" Karşılıklı bekleşiyoruz nedense ve...
" Helva?!"

Ay yazık! Garibim, flört amaçlı açtıysa ve İngilizce de bilmiyorsa benim helva istediğimi mi sandı yoksa? Tabi ben anladım artık bu muhabbet başka bir yere varmayacak kapattım ama bu esnada koptum çünkü baktım laf anlamıyor bir de İngilizce de "r" sesi yutulur ya konuşurken herif number'ı helva anladı :) :) :) Ya da kafiye yapacak bir tek o kelimeyi buldu :)

Görüşmek dileğiyle :) Nejla, girmişsin gördüm, yorum yapmasan da baktığın için teşekkür ediyorum. Benden kaçmaz demiştim :) Hepinize öpücükler. xxx 000

2 yorum:

merakli dedi ki...

Kedicim,günün telefon konuşması beni de kopardı.:) Ayrıca ben seviyorum fotograflı yazılar.

Evin Kedisi dedi ki...

Şimdiii, ben de senin bloğuna bakma fırsatı buldum, belirteyim. Benim eşim de maya kokusundan ve tadından nefret eder, benim de mideme dokunur ne meretse :) Ama yaptıkların güzel gözüküyor, ellerine sağlık diyorum. Şeker Hamuru ile ilgili soru soracağım ama onu senin bloğa sorayım, değil mi? Bu konuda benim yazdıklarıma ve ejderha pastamıza da bakabilirsin. Ne güzel bir okuyucum daha oldu! Beni bloğuna eklediğin için ayrıca teşekkür ediyor, kal sağlıcakla diyorum :)