6 Haziran 2007 Çarşamba

Birisi Sizi Gözetliyor :)

Muhabbetler;

Evin Kedisi: Girdin mi sen bugün benim bloğa?

X: Ha, evet evet! Çok güzel yazmışsın ellerine kollarına sağlık!

Sobeeeee! Artık bu yazışmalara noktayı koydum arkadaşlar! Elimde görmüş olduğunuz, daha doğrusu kendimi tutamayıp bloğuma ekleme yaptığım saatti, balıkdı ( ki onu silemiyorum yahu ne iş?! :( ) efendim tıklanma sayımdı... falandı filandı derken, bir de Geographical Idendification denilen bir zımbırtı ekledim :) Şak şak şak! arka fon alkış sesi...

Şimdi bizim memleketten biliyorum mesela, kim nerede yaşıyor ve bakmış mı bakmamış mı? A ha bak gözüm üstünüzde ona göre! Bu sistem bana birkaç vefalı dostum dışında çok az insanın yazılarıma baktığını gösterecektir, eminim. Yıllardır yazdığım yazılar zaten internette ve gelişme grafiği hep kelalaka, hiç tanımadığım etmediğim kimselerle oluyor. Bu, ilginç bir durum. Ya da benim nostaljik ve dom dom vurulası kafama sokmam gereken hayatın gerçeği...Yahu, hakikaten benim haber almadığım arkadaşım olsa kesin girer hayatını falan merak ederim. Bloglar bir yerde biraz da paparazzimsi çünkü. E, renk renk hayatlar değil mi okunanlar? Ya da bugün nerdeydin, ne yaptın falan...Yok anacım yok, merak yok! Okuma alışkanlığı da öyle. Ööööle yaşayıp tüketilen hayatlar silsilesi. Sabah kalk, çocuğu (ları ) okula yolla, öööle çık alışverişe padikür manikür yaptırt, saç baş gölgelet, nerede hangi etek, hangi kazak bak gel, yemeği bir araya sıkıştırıver, çocuğun ödevlerini yaptırt ve yat! Bana uymaazzzz!

Hiç bir şey eskisi gibi kalmıyor. Fitil oluyorum yazılarda ellerine sağlık ikilemesinden oluşan cümle yapısından. Abi, yok mu konuyla ilgili ekleyeceğin bir şey yahu! Deniyor ki bir de okuyucu olumsuz gördüğü bir şeye ekleme yapar, olumlu olana hep aynı şeyi mi yazacak? Valla ben haberlerinin kalitesi açısından BBC yi çok beğeniyorum, linkini de koydum zaten, oraya baktığımda milletin aka boka, espri yapmak için bile yazdığını görüyorum. Bu konuda biraz garibanım galiba :) Diyorum ya birkaç yazan arkadaşım var onları bu olayın dışında tutuyorum. Onlarla zaten özelden de yazışıyorum sürekli.

Aslında, diyorum ki acaba bu kadar geri bildirim zamazingosu koymasamıydım? Öylesine kendi halimde yazacağım falan diye başlayıp yine aynı kaosun ya da hırsın içine mi düşeceğim? Yok, vallahi yapmayacağım! Öylesine kendi halimde yazıp, sayılara, şehirlere falan da takmayacağım kafamı. Ne demişler " Sevdiğini özgür bırak, geri dönerse senin demektir." Bu arkadaşlık ve dostluk için de geçerli. Sen sürekli anarsın, işte ne bileyim kelalaka zamanlarda rüyalarında görürsün ama karşıdan tık! yok. O zaman salla gitsin. Yetişkin olmak bu demek.

Babamlar eskiden bizim mahalle arkadaşlığımızda yüzüklerin kardeşliği şeklinde; " Biz birbirimizden hiç ayrılmayacağız." safsatasına gülüp geçerlerdi. Hep dedikleri " Günün birinde kimse kalmaz." lafıdır ve o zamanlar acayip bir karşı gelme duygusuyla atladığım, " Bizde öyle olmayacak, görürsünüz!" dediğim, sonra da gördüğünüz gibi şapa oturduğum bir manzara...

Sürekli bir değişim, erkeklerin hayatına giren başka kadınlar, kadınların hayatında başka erkekler ve birbirlerini anlamayan bir ekstra karı koca sürüsü...Biz, eski mahalle arkadaşlarıyla biraraya geldiğimizde benim platonik takıldığım çocuğa attığım sopanın dolabımdan çıkarılmış haline saatlerce gülüp, ardından paten kayarken " A canım bu da bir şey mi, ben buradan da kayarım" diye yapıştığım bahçe demirlerini, ruh çağırma seansında kendini kaybedenleri, gittiğimiz ada sefalarımızı ve eskileri anarken karşı tarafın eşlerinin korkmuş tavuk edasıyla olaya adapte olmaya çalışmalarını hatırlıyorum ya da erkek, kız arkadaşlar...Yıllarca gruptan uzak tutulmaya çalışıldı bu insanlar sonra da herkes o yaşlılık sendromuna yakalandı zar, benim yerim kocamın ya da karımın yanıdır. E, herhalde öyledir de ( bizlerin de aynı ) bu yıllardır insanların birbirini görmesine bu kadar engel mi? Evet, belki de engel... Artık kimse akıllarda kaldığı gibi görünmüyor. Kilo aldık, yaşlandık, saçlarımız döküldü veya ağardı. Hatta hem döküldü hem ağardı :)

Zor bir şey... Acaba biraraya gelsek aynı insanlar mıyız sorusu da var tabi. Çoluk çocuk...Diyorum ya bir yapışkanlık, şöyle bir silkelensek, kendimiz olarak yaşadıklarımız adına tekrar buluşsak? Ben atmışım tutmuşum zamanında, arkadaşımın karısı AAaaa! çalışmıyor muymuş?! Iyyy ne kadar sıkıcılarla geçiştirmişim, bir yerde hiçbir kimseyi kimselere yar etmemişim derken kendim evde oturuyorum şimdi. Acaba, bu kadar birbirimizden kaçmamız ya da çaba sarfetmemiz bu duyacaklarımızı duymama debelenmesi mi? " Hani, diyordun ya sen kadın her zaman çalışmalıdır, ben evlenirken laf atmıştın, beğenmemiştin, ne oldu şimdi?" ya da " Aaa! çok kilo almışsın be şekerim! Saçların da bir tiftikleşmiş, uyuza dönmüşsün!" denmesin diye mi?

Belki hepsi...Ama neyse zaten konular bunlar değildi. Görüşmesek buluşamasak da dostlukların kolay kolay yerleşemediği, hele farklı değerlerin ve dertlerin, hayat gailelerinin yaşandığı yerlerde bunun daha bir zor geldiğiydi. Acaba bu da mı değildi? Ayyy bilmiyorum! Yalnızca artık nerelerden, ne kadar zaman önce okunduğumu bileceğim. Onu yazmak istedim. Biliyorum yine bir yerden başlayıp, başka yerde bitirdim ama olsun.

Umman'da heryerleri su basmış. Okullar pazar gününe kadar tatilmiş. Arap Emirlikleri'nde cuma ve Cumartesi tatil. Yani Pazar iş günü. Televizyonda yana yatan ağaçları ve deliren denizi seyrettik. İran'a doğru hareket eden bir siklon ama burası da son derece ağır, nemli ve kapalı bir gün geçirdi. İki gün içinde buraya da sirayet edebilir söylentisi olsa da pek ihtimal vermiyorum ben.

Karıncaların istilasına uğradı ev. Deprem geçmişi olan bir yer olsa çoktan deprem geliyor diye kaçıcam ama depremden ziyade mutfak bölgesi hatta bulaşık makinasının içi...Hayatımda ilk defa bulaşık makinasının içine girdiklerini gördüm. Ön yıkama ile sepetlemek durumunda kaldım kendilerini. Bahçedeki ağacımızdan sallanan acayip meyveleri ki bunlar kimseye yar olmaz diyorduk ( yukarda fotoğraflanan köşe ağacı :) ), bugün bir papağan ziyaret etti. Ne güzel serbest dolaşan papağan görebilmek...Antalya'da yıllar önce bir tane görmüştük de dinazor gördük etkisi yaratmıştı. Buralarda çok farklı kuş türlerine rastlamak hatta bu konuda ciddi heyecanlara kapılmak olası. Bir kere de eşimin iş yerinin orada üzerinde inanılmaz renkler olan bir kuş gördüm de, insan hakikaten yola konsantre olamıyor. O kadar güzel ve farklılar...

Bu hayvanların doğada kendi yaşamlarını böylesine coşkuyla yaşamalarına şahit oldukça pet shoplarda satılan papağanlara içim gidiyor. Nasıl yunusların falan gösterilerde kullanılmasına, ailelerinden koparılıp alınmasına ifrit oluyorsam aynı şekilde vahşi hayvanların hepsinin insan hegemonyası altına alınmasına da deli oluyorum. Hanımefendiler (!) ve beyefendiler (!) kendi egolarını tatmin edecekler diye sonuna kadar özgür yaşayan sosyal bir hayvanı gösteriş için kullanıyorlar. Çünkü onların gözünde hiç bir şeyin değeri yok. Böyle insanlara duygu mu pompalamalı ne yapmalı ama bildiğim bir şey var, insanların yetiştiriliş tarzı...Senin düşünce sisteminin nesiller boyunca devamı...İyisi güzel de kötünün zincirlemesi çekilecek dava değil.

Burada öylesine basit kesimli bir elbise sorduğumda " A şekerim Dubai'de şurası şurası ve şurası...harika!" " Hem de çok ucuz 1000 dirhem!" ve " Ben kıyafetleri kurutucuda kurutuyorum, başka türlü yaşayamam!" diyen ve üstüne üstlük burnumun dibinde yaşayan komşumla boğazıma basmasına rağmen ince bahaneler yaratarak görüşmüyorum. Ben böyleyim işte!

Artık, dünya öyle bir noktaya geldi ki yaptığımız yemekten, giydiğimiz giysiye kadar herşeyi düşünmek zorundayız. Ve kadın olarak bunu yaratabilecek olan da bizleriz. Böyle salak snob değerlerle dünyanın içine etmekten ve nazik duyarlı insanların ve hiçbir şeye değişilmeyecek doğanın hakkını yemekten öteye bir bok yapamayız. Her elimizin gittiği gereksizde durup düşünmemiz lazım. İhtiyaç mı, şımarıklık mı?

Saat dokuzu biraz geçiyor ve benim gözlerim kapanıyor. Sabahleyin de koltukta içim geçmiş aslında. Yarın sabah kızımı okula ben götüreceğim. Dönüşte de yeneceklerin hesaplanması durumu var. Artık dolaba ekstra almıyorum, gidişe yaklaştıkça bir şey bırakmadan gitmek en iyisi diyorum. Bu hafta yapacağım zeyinyağlı dolma da kaldı. Bakalım yarın öylesine ne değişimler olacak?

Bir de hergün yazmayacaktım değil mi? Bugün iki yazıyla abarttım, kabul ediyorum. Herkese iyi geceler :)

7 yorum:

Evin Kedisi dedi ki...

Aaaa! Balık gitmiş! Kendi kendime yorum yazayım bari :) Tekrar koyayım, alışmışım fark etmeden...Demek ki silme kararından sonra böyle bir beş altı saat beklemek gerekiyor. İlginç...Ya da balık yerine başka bir şey...Neyse bakalım. Hadiiii yine olacak saat 24:00. Hastalıkmış yahu bu blog işi:) Neyse kapattım konuyu.

Fatma and Kevin dedi ki...

Merhaba Evin Kedisi,
yazacak çok şeyin var belli. Okumaya bir dalınca, bırakması zor oluyor... Eline sağlık. Arada bir ziyaret edeceğim seni elbette. Seviyorum farklı ülkelerde yaşayan insanların tecrübelerini okumayı. Özellikle de kadınların tecrübelerini... Ama her zaman yorum yazamıyorum. Üşeniyorum, zamanım olmuyor, bilgisayarın karşısında çok vakit geçirmek istemiyorum, falan da falan...:)))
Parmaklarına ve klavyene kuvvet...
Sevgiler,
Fatma.

Evin Kedisi dedi ki...

Hiiiiiyyy! Yaşasın! Yorumuna çok teşekkür ederim. Bence bu hızlılık bir şeye yeni başlamanın verdiği bir durum. Zamanla durulurum :) Blog olayının bana kazandırdığı en önemli şey hakikaten başka ülklerde, başka kültürden insanlarla evlenmiş olanların yaşadıklarını ve gözlemlerini okuyabilmek oldu. Hele de bu memleket İngiltere olunca daha da bir ilgimi çeker vaziyette. Herkes değil kafama uyanlar, okuyup okuyup eliyorum şimdilerde. Bilgisayarın karşısında çok vakit geçirmek?... Evet, ben geçiriyorum galiba, günlerce televizyonu açmadığım, elime kitap falan almadığım oluyor. Bilmiyorum...Dediğim gibi bir zaman sonra düzelmeyi ümit ediyorum. Tekrar teşekkürler :)

ülkü dedi ki...

Bugün perşembe yani senin cuma günün ne güzeelll:))
Bu arada senin verdiğin ev makarnası tarifini denedim.ölçülerimizde biraz farklılık oldu.benim bardaklarım küçük galiba sana göre belli standartları olmayınca bardakların ölçü şaştı..ben 2,5 bardak falan koydum daha doğrusu 2 bardak un koydum önce gerisini gözkararı ayarlamaya çalıştım.tabii makineyle kesmek ve açmak daha iyi oluyordur çünkü benimkisi biraz kalın olmuş:))
önce normal görünüyorlardı suya atınca büyüdüler:))
serkan lezzetini beğendi onuda belirtmek istiyorum..
Bu arada yorum yazamıyoruz diye kızma lütfen gerçekten bende bilgisayar başında çok vakit geçiremiyorum..çünkü işte bütün gün zaten bilgisayar eve git iş yemek ve çocuk akşam 9,45 den sonra şööyle ayaklarımı uzatıp çayımı içip gazetelerimi elime alıp keyif yapıyorum..yanii biliyorsun işte...
ama boş kalınca okuyorum(genelde işte)merak etme:)))
öptüm seni...

Evin Kedisi dedi ki...

Ah ah biliyordum işte yine zaten bana destek olanlar gönderecek diye. Ülkü, sen niye alındın üstüne?! Alınacak son şahıslardan biri sensin ve Berrin tabi ki. Ama girip de yorum yazmayanları da yakaladım bu sabah. Ne yapalım, boğazlarına basamayız ya :) Yani senin için rahat olsun. Bu arada ev makarnasında açmak için bir kalınlık vermedim değil mi? Sorun orada belki de. Benim makina açtığı için standart bir kalınlıkta çıkartıyor ama elde açarken de ne kalın olacak ne de arkası görünecek kadar ince. Hamur açma işi de alıştırma bir yerde açtıkça elin alışıyor ve kalınlıklarını, suya girince ne olacağını hesap etmeye başlıyorsun. Burada ben Amerikan cup ölçülerini kullanıyorum en sonn baktığımda 250 ml. bir kaba eşit geliyordu. İşte Türkiye'deki su bardağı tanımlamasının ne kadar eksik kaldığı ortada, nasıl su bardağı, binbir çeşidi var. Ne diye bize de gelmez şu cup olayı anlamam gitti. Ellerine sağlık, Serkan'ın beğenmesine sevindim, Bir dahaki sefere daha deneyimli olarak yaparsın, ben de öptüm.

merakli dedi ki...

Merhaba, oradan oraya gezerken rastladım blogun linkine.İsminde kedi olan bütün bloglara bakmadan sempati duyuyorum,o yüzden geldim ziyarete.Normalde öyle hemen yorum yazmam.Birkaç kere ziyaret ederim(ÖNCE BİR TANIŞIKLIK OLSUN DİYE :)Ama bu yazıdan sonra yazmasam olmazdı.Geldim,okudum,sevdim,şimdilik gidiyorum.

Evin Kedisi dedi ki...

Bloğuma hoş geldin meraklı :) Aslında kedili isim bulmak tam bir maceraydı, hatta bulamamak konusunda iş öyle bir noktaya vardı ki, bloğun ismini uzay mekiği, tencerenin kapağı falan bile koymayı düşündüm :) Daha çok köpekçi bir aileyizdir ama evi seven kimdir? diyince aklıma hemen kedi geldi :) Demek işe yaramış, ziyaretin ve nezaketin için teşekkürler.