8 Haziran 2007 Cuma

Gece Gezmeleri

( Bu fotoğraf http://www.senaryo.com sitesinden Dubai'nin gecesini görüntülemek alınmıştır. Başka bir art niyet yoktur, kaynağı gösterilmiştir. Kendilerine teşekkür bir borç bilinir :) )

Biz oldum olası gece çıkmayan bir aileyiz. "Niye öyle olduğunu bilmiyorum." demek istesem de biliyorum, benimkinin asosyal bir adam olması, trafiğe girerken saçlarının kafa derisinden birkaç santim havada kalması, alışveriş esnasında çevresine korkulu gözlerle bakarak insan istilasından hemen önce alışveriş arabasına atılacakların atılıp, koşar adımlarla alanı terketmek...Bunun gibi bir sürü sebep var. Zaman geçtikçe ben de öyle oldum ama artık kendi adıma da nedenlerim yok değil. Mesela eskiden bir yere gidilip içki içilecek, dans edilecek. Nedir ana amaç? Orada yakışıklı kim var? Ya... yoksa benimle mi ilgileniyor o yakışıklı? Bir gidip, iki çift laf etsek...Hem içkinin de verdiği bir yapay cesaret vardır hani, balkabağına dönüşmeden önce o gelip geçici duygu bombardımanını da kullansak? Heyecan heyecan heyecan...( Erkek tarafı için karşı cinsiyete uyarlayınız bir zahmet :) )

Ya da erkek arkadaşla sosyalleşip, hafif de yakınlaşma amaçlı kullanılan içkili partiler...Dans ederken hiç olmadığı kadar içiçe olmak...Yine yeni yeniden heyecan heyecan ve yine heyecan...

Dün akşam eşim eve sabah iki gibi geldi. Yani sanırım...Ben yine uyucam uyucam diye söylenerek, kanlı gözlerle yürüyüş bandı yazımı yazıp, netten kaybolan bloğumun peşinde saç baş yolarak geçirdim zamanımı. ( Hakikaten bu blog olayında amma sorun yaşanıyormuş yav! Şimdi de fotoğraf ekleyemiyorum )

Şimdi... Yazarların hepsi bilir, akla bir şey geldi mi hemen yazılması icap eder yoksa bütün olayın cazibesi yiter gider. Hatta ben bazen ev işi yaparken falan başlık düşünüyorum, bir yere yazmazsam şayet, tamam! Dayanma süresi iki dakika!

Evet, nerede kalmıştık? Ben yatıyordum, tek gözümü açıp benimkine baktığımı O'nun da bulutlar arasından çıkarak yatağa doğru yaklaştığını hatırlıyorum, gerisi yok...

Sabah oldu, işte günaydın hoş beş... Tabi kalkana kadar bizim ufaklık kurdeşen dökmüş, çocuk daha dışarda karanlıktan kafasını anca uzatmış ötsem mi ötmesem mi diye düşünen kuşların " Cik!" sesini duyar duymaz bizim yatağa gelir vaziyette, biz konuşuyoruz " Dün gece nasıl geçti?" Güzelmiş, sürekli iş stresi altında olan ve çoğunluğu 150 kg. civarlarında seyreden, yaş ortalamasının ellilerde olduğu bir ortamda ben de rahatım tabi adamı serbest bırakmakta, aksi asla olamaz!

Ama aralarında biri var ki, tamam şeker kadın, iyi güzel hoş, bir tane hiperaktif 14 yaşlarında oğlu var, kocası yok, her türlü sosyal faaliyete katılır. Böyle bir habitadda da benim kocanın eli yüzü insana Tom Cruise'u falan çağrıştırdığından ve yaşı ilerlemiş, kilolu insanların cinsellikleri sıfırdır gibi bir önermenin de yanlış olma ihtimalinden yola çıkarak " Beni gördüklerine çok şaşırdılar, hatta şok oldular." diyince benim pimler attı.

E bunu söyleyen cinsiyeti her neyse, beni de sormuşlar tabi ki ama bilmiyorlar mı bizim çocuğa bakacak kimsemiz olmamakla beraber bu özgür iradeyle seçilmiş bir yol. Yani ne yapacaktık? Bu toplantıların her birine gidip ufaklığı evde tek başına mı bırakacaktık? Ya da halihazırda bir çocuk bakıcımız olmadığından kelalaka bir insan bulup, ne idüğü belirsiz bir gece mi geçirecektik dışarda? Pardon, bunlara bir gece falan da yetmez. Geceler olarak düzeltiyorum.

Ve şimdi düşünün bir kere, gece gidilmiş dışarda pub ortamı, kafalar dumanlı, herkes sisler arasında karı kız avında, siz boş olsanız siz de o modda. Ama artık bunlar geçmişte kaldı. Yapılsa korkunç bir suçluluk, koca yapsa katil olma duygusu...Eeee yemişim ben öyle içkili ortamı! İçerim evimde, yaparım yemeğimi, romantizmi de köküne kadar yaşarım diyenlerdenim.

Artı, dün gecenin maliyeti üç tane kıçı kırık İngiliz Birası ve gidiş dönüşü de sayarsak 150 dirhem!! Burada bu parayı versen en kalitesinden bir çift ayakkabı, güzel bir elbise falan alırsın. Şimdi hangisi? Bana göre artık bu verilen parayla alınacak ihtiyaçlar listesi daha ön sırada.

Bizimki bu yorumu ne kadar iyi bir ev erkeği olduğunu vurgulamak amacıyla söylemiş olsa da benim dırdırımdan " Tabi ki başka ne bekliyorlardı ki, biz onlar gibi evlenmemiş, çocuksuz ya da büyük çocuklu değiliz dır dır dır vır vır vır..." kurtuluşu bana teşekkür ederek sarılıp konuyu kapatmakta buldu. Aslında bana bunu söyleme sebebi dün dışarı çıkabildiği ve ben evde oturduğum için teşekkür etmekmiş. Ben de dedim ki " Tamam, rica ederim ama iyi ki, düşünüyorum, geceleri çıkan bir adam değilsin sen. Yoksa ben boşanmıştım. Sana uyum sağlamak için çocuğu da bırakamazdım , aklımı yerdim artık. "

Bu konuda eşit değiliz çünkü kadın kadına gece pub olayı da dediğim sebeplerden dolayı sarmıyor artık beni. Niye giyineyim süsleneyim ki? sorusu bile var aklımda. Dışarı çıkarken burada ilk sene ne kadar baskıya uğramıştım. " Gece kız kıza çıkıyoruz şekerim, gelsene, hem arabayı da ben kullanacağım." İçimden; " Eee sen kullansan ne oluyor? Kaza yapma tehlikemiz mi sıfırlanıyor, polise yakalanmama görünmezliği mi hakim oluyor?" Dışımdan " E Sharjah'da içki içmek ve tüketmek yasak değil miydi? " " Amannnnn, ne olmuş, sen de ben yakalandım bir kere..." ( o sırada sabahın bilmemkaçı bu arada ) " Eeeee?!" " Konuştum, ne olacak falan dedim, geçtim." Sonraları hep gece dans ederken, kız kıza yani yanlış anlaşılmasın (!) gelen ve arkadaş olmak için teklifte bulunanları nasıl savuşturduklarını bazen de sırnaşanların tesadüfen Türk çıktığını ve bir anda " Abla, yenge..." moduna girildiğini falan da anlattığı olmuştur o boğazıma basar gibi hissettiğim şahsın.

Evet, evet, böyle insanlar da var. Sonra bu tutucu ortamda, artı buna Türkiye'nin birçok yeri de dahildir, içeriye kafasını uzatan sırıtık insanların, pub da dans etmeye gelen sırnaşıkları saymıyoruz. Bu insanlar ne düşünürler? Aman efendim ne düşünürlerse düşünsünler diyene benim kendi adıma " Ne yapayım gecenin o saati sokak kadınları bunlar, hafif meşrep damgası altında, her türlü yapılacak edileceğe açık vaziyette ( birisi bıçak çekse, silah dayasa bir şey yapamazsın) denmesi bir kenara, hakikaten artık hiç bir amacı kalmadı bu işin diye noktayı çoktan koyduğumu anlatmaya çalışıyorum. Kocamla da onbir yıldır yakınlaşacağım kadar yakınlaşmışım, artık ortalık pub gibi yerlerde falan yakınlaşınca yüreğim falan ağzıma gelip gitmiyor eskisi gibi. Ne yapalım? Doğanın kanunu bu. Genellemeyelim, benim hissettiğim bu.

Yemeğe çıkmak falan ayrı. Onu da artık ufaklık olduğundan beridir aile olarak yaşamak gayet normal. Belki bu 21 Haziran'da 10. yılımızı bitirdiğimiz için çıkacağız dışarı ama hala belki, bu bir, ikincisi de inanın dışarı çıkacağız da yemeğe gideceğiz akşam falan diye bir lime heyecan yok içimde. Ya, zar bende var bir tuhaflık. Ama benim adam yorum yapacağına yapmayacağına bin pişman oldu :) Onu söyleyen cadı da...Uyuz işte! Yani ne demek? Evine ne kadar yapışıksın, ay şekerim hiç sosyal hayatın yok mu senin içkiler, barlar felannnn?!

Yok anacım var mı yokkkkkkk! Ohhhhhh! Canıma değsin :)

Hemen olayla bağlantılı bir anımı hatırladım, onu anlatmadan geçmeyeyim konuyu. Ülkü'yle dostluğumuz lise yıllarına dayanır. Ben üniversiteyi kazandığımın haberini aldığım yıl iki sene çıktığım ve evlilik olarak hazırlandığım ilişkimden yeni çıkmış, olayı yemek yememe düzeyinden kalbi kırık genç kız durumuna terfi ettirmiş bir tiptim. Ülkü o sırada turizm işindeydi ve beni çalıştığı otele kaçak olarak soktu. Yani gidiş dönüş paramı ben halledeceğim ve kalacak yerim Ülkü'den şeklinde. Aslında ne kadar riskli bir durum...

Neyse, geceleyin dışarı çıkıyoruz ya, tabi bende gözler faltaşı gibim açık. Kim var kim yok ortalıkta? Yalnızım da...Bir gün puba gittik, içiyoruz, dans, müzik...Offf ve açık hava ve buharlar geliyor heryerden, herkesin erkek arkadaşı var, benim niye olmasın?! Ben dans ederken uzaklardan bana bakan hatta bayağı da cüretli bakan birini gördüm. Ama buhar da veriyorlar ya çocuğa ne desem? Tom Cruise muuuu, efendim başka bir yakışıklı mıııı? Yok yok evet, aynı Tom Cruise....Hiyyyyyy! Bana mı bakıyor gerçekten falan derken, içki almaya gittiğimiz yerde yanımda bitiverdi. E diyorum ya cesaretler tavan yapmış, bana bir laf attı, başladık konuşmaya...Burnumun dibinde hala anlamıyorum ya! Hayret bir şey!

Ertesi gün buluşmak için anlaştık. Öğlen iki gibi falan, o saatte ne diye verilmişse, yumurta kıran caddede kızartır. Alanya'dayız, yazlık yer, her yer cıvıl cıvıl...Ülkü, arkadaşlar hepimiz bir yere gidiyoruz, beni de yolda bırakacak bunlar, yollarına devam edecekler. Alanya avuç içi kadar bir yer ben yolumu kaybederim, nasıl gelirim falan diye kıvranırken çocuğun buluşmayı söylediği alana gelmişiz. Arabanın camlarından araştırıyorum hangisi benmki diye? Aman Allah'ım, Amman Allah'ımmmmmm. Öleyim daha iyi!!!!!

Ayakta terlikler ama pazar terlikleri, aslında bu yaşımda ancak bu detayı hatırlıyorum ama o ne saçlar, o ne tipppp!!!! "İmdattttttt! Ne olur arabadan atmayın, basın gazaaaaa" diye bağırdığımı hatırlıyorum ki Ülkü'nün krize girerek " Aaaa bak ayıp olur şimdi çocukçağız da seni bu kadar beklemiş, sen erken dönersin üzülme, hem belki iyi birisidir" demesiyle ben arabadan postalandım ama hayatımın en kötü anlarını yaşadım. Arabadiklerin nasıl gülme krizine girdiklerini gördüm tabi ama buluşmaz olacağım şahıs beni görmüş, ben inmişim :(

Çocuk takmış ben niye modellik yapmıyor muşum? ( En sinir olduğum kompliman şekli ) Ay geçirecem kafasına bir şey! " Yok canımmmm!" falan diyorum ama...Bir yere oturup pizzayı didiklediğimi ve dönmek istediğimi hatırlıyorum. Ara sokaklardan geçerken fenalıklar atlattım ve Ülkü'nün kaldığı otele kadar gelip buluşmanın devamını garanti altına almak isteyince dedim ki " Ülkü, söyle bu salağa de ki ben bu gece ayrılıyorum şehirden" " Hadi hadi hadi..." diye diye kovaladık garibanı ama...O oldu. Bundan sonra içki içilen ortamlarda, kokulu sislerin arasından bana bakan kimseye prim vermemeyi öğrendim :)

Yine aynı otelde... şimdi onu da anlatayım içimde kalmasın. O zamanların modası çıt çıtlı siyah, askılı ama askıları kalın siyah lastik olan, spor bir üst vardı giydiğim. Hatta Ülkü de o kadar beğenmişti ki biz bir örnek falan yaptırmaya kalkmıştık onu. Neyse onu giydiğim ve saçımın başımın düzgün olduğu bir akşam üstü resepsiyona otelin sahibi geliyor. Ben kaçağım ya, otelde görünmüyorum tabi ki ve bunu sağlayan da Ülkü. Hazırlanmam bitmiş, Ülkü başka birine devredecek işi ve dışarı çıkacağız. Hemen alt taraftaki resepsiyona " Ülküüüü!" " Ülküüüü!" diyorum, ya nedense cevap pek gelmiyor ya da ben anlamıyorum. " Neyse geliyorum..." Sinirli bir şekilde telefonu kapattım, aşağıya inip ne olduğunu öğrenirim nasıl olsa edasıyla asansörü çağırdım ve beklemeye başladım. O sırada meğerse Ülkü, otelin sahibiyle kurdeşen dökmekle meşgul, hem benim şimdi iniyorum diyip telefonu kapmamı duymuş ama cevap verememiş haliyle. Önce asansörden tak diye bir çağırılma sesi ve ardından birinci kattan yukarı çıkan asansörün yanan ışıkları. Bir, iki, üçç, dörtt, beşşş...Adam o sırada kel alaka bir konu konuşuyor ama bizim kız asansöre odaklanmış " Yandık Allah'ım!" diye üç kulhuvallahi bir elham okuyor.

Tabi, benim hayattan haberim yok " Ne oluyor böyle!" edalarıyla " Kızım neden sen cevap vermiyorsun?!" şeklinde aşağıya iniyorum. Beş, dört, üççç, ikiiii, birrr veeee dışardayım.

Asansörün de kapısı kabak gibi resepsiyonun önüne açılıyor. Ben çıkar çıkmaz şaşkın bakışlı bir herif, beni süzüyor, arkasında da Ülkü boğazını sıkıyor, gözleri faltaşı gibi, sus! sakınnnn! falan işaretlerini saniyede bir milyon vücut hareketiyle yapmaya çalışıyor. Tabi ben "Ülküüü ne diye.....?" diyip gulp! diye susuyorum. Hemen müşteri edasıyla kasılıp ( anlıyorum bir sakatlık var ) oturma yerine seyirtiyorum. Adam hala şapşal şapşal bana bakıyor görüyorum ama neyse biraz daha konuşuyorlar, bu gidiyor.

Adamın benim hakkımdaki yorumu, sıkı durun; " Şarkıcı mı bu?!" Galiba sıkıntıdan biraz fazla kasılmışım :) Yoksa vallahi de billahi de makyaj falan da fazla yapan biri değilimdir ama herhalde yazın yanmışız, üzerimde o siyah üstle öyle mi gözüküyorum nedir. Yıllarca güldük bu olaya.

Yine konulardan konulara atladık ama söylemek istediğim, bütün bu olaylar geçmişte kaldı. Evliyken bunların binde biri yaşanır mı?İmkanı var mı? Ben belki almışım hevesimi şimdi evinkedisi olmaya gönlüm var, gerisine yok. Ne denir? Yaşlanıyoruz işte :) Katlanacaz :) Kırıcaz kıçımızı oturacaz, o kadar!

2 yorum:

ülkü dedi ki...

kızıııııımmmm!!!!nerden aklına geldi yavvv!!sanki asırlar geçti..aahhh gidi gençlik:)))
evet o asansörden senin inişin çok komikti adam bana birşeyler anlatıyor ben dinlemiyordum bile asansör ışığının ahenkle aşağıya nmesine takılmışım 5-4-3-2-1 ve bingoooo!!!
yaa o çocukta çok komikti hakkaten
birde almanyadamı ne yaşıyordu şivesi bozuktu galiba takunyalar ve parmaklar:))))çok komikti gerçekten.sen gittikten sonrada gelmiştide sana mektup falan yazmayı düşünüyordu galibada ben onu sepetlemiştim ama nasıl hatırlamıyorum..
bu arada otel diyince büyük otel zannedecekler 20 odalı bir aparttı oyüzden otelde kim kalıyor herkes bilirdi:))
bu arad bende fazla yapamasamda yılda 1 kere falan belki ama arada sırada iyidir:))kurtları dökmek adına:)))))birikti valla yine ..

neyse öptüm seni saat 01 şu anda beyazı seyrediyoruum:))

Evin Kedisi dedi ki...

Ne yani, benim kaldığımı biliyorlar mıydı?!!!! O kadar stres boşa mı gitti?

Ya, güvendiğin kendi bildiğin ortamında yaparsın ama buralarda yapanlar olsa da ben kendi duygularımı yazdım. Hem bu riski göze almaya değecek kimse de yok ki! Bizim orada geçen yaz yaptık ya beraber, hatta ben çakır keyif oldum da midem alt üst oldu ya sonra :(

Yani, herşey ortamına ve insanına bağlı demek istediğim. Ben buralarda bu tip şeyleri göze alamam. Bir de bu yine benim fikrim, ne olursa olsun gittiğin ülkenin değerlerine saygılı olmak gerekiyor. Kapanma kuralı yok ama olsaydı onu da dert etmeden uygulardım. Yeter ki geleceğimiz planlanabilsin. Artık hiç dert değil. Kendi ülken olmadığı için sinirlenmeden, üzerine almadan yapabiliyorsun. İlginç bir duygu. Direnme olayını kaldırıyor bir yerde.