2 Haziran 2007 Cumartesi

Honda Pilot :)

Aslında, bloğuma başlarken sürekli yazmak gibi bir niyetim yoktu ama her güne bir olay düşünce de aktarmadan edemiyorum. Madem, bu benim günlüğüm adı da üstünde, bugün başıma geleni yazayım. Çünkü şu anda arabayı o noktadan hala nasıl çıkardığımı düşünüp hem kendimle, hem de arabamla gururlanıyorum.

Daha eşime bile anlatmaya fırsat bulamadım. Sabahleyin dokuz buçuk itibariyle veterinerden randevumuz vardı. Veteriner Dr. Jim hemen arka mahallemiz denilebilecek kadar yakın bir yerde klinik açmış, Hollandalı genç bir veteriner. Layla'nın sağ bacağının altında oluşan bir topak canımızı sıkıyordu. Daha doğrusu eşimi bayağı telaşlandırdı, bekleyecek vaktimiz yok düşüncesiyle hemen bugüne randevuyu sıkıştırdık. Hatta ameliyat olabilir diye paramızı bile bu işe ayırdık.

Köpeklerin de bir yaştan sonra aynı insanlar gibi metabolizmaları yavaşladığından kilo alıp bu tip oluşumlar yaratabilirlermiş vücutlarında. "Çok görülen bir durum." dedi Dr. Jim, " Bazı doktorlar almayı tercih ederler ama bu köpeğin rahatsız olması dışında bir şeye sebep vermez. Bundan daha fazla bile belirebilir endişelenmeyin."

Doktorun her türlüsünün işinde ehli olması ve paragöz olmaması ne kadar güzel! Hakikaten her zaman diyorum, ilk geldiğimde anlamamıştım ama bulunduğumuz bölgenin avantajlarını şimdi bu sene görüyorum. Herşey elimizin altında denebilecek kadar yakın burada. Hiçbir ücret ödemeden gelecek aya buluşmak üzere ayrıldık. Gelecek aya kuru mamayı O'ndan alacağız çünkü. Tatile çıkmadan önce Layla'nın herşeyini ayarlamamız gerekiyor. En azından bizim kokumuzla dolu evimizde kaldığı için kimsenin O'nu terk ettiğini falan düşünüp endişelenmeyecek. Bu da yeter. Kusum'da çok seviyor zaten. Jim dişlerine de baktı ve herşeyin yolunda olduğunu söyledi. Fırçalamaya devam!

Günün en önemli olayı ve bana bunları yazdırtan aslında veterinere gidip gelmek ve bu haberi duymak değildi. Yollar alt üst vaziyette, arka yola çıkmak için geçtiğimiz kestirmelerin hepsi deşilmiş durumda. Yollar deşildiğinde alttan çıkan yalnızca kum olduğu ve aslında bu şehirlerin hepsi çölün üzerinde kurulduğu için ara sokaklardaki yapılmamış kumun derinliğini ve iniş çıkışlarını tahmin edebilirsiniz. Tıpkı hani belgesellerde ya da çöl safari turlarında olan yükseltiler :(

Önce Honda Pilot'ı anlatmayla gireyim konuya. Layla arabanın arkasında yola çıktık ya veterinere gideceğiz, Honda pilot'ın bagaj büyüküğü ile başlayalım :) Gerçekten de kocaman bir bagajı var. Limonlar ve bilimum torbaları dikkate almayın :) Arap Emirlikleri'nde en sık görülen kaza siz gayet normal kırmızı ışıkta durmak eğilimdeyken arkadaki aracın son hızla arkadan bindirmesi.

Bu arabaların Türkiye ve İngiltere ortamlarında, yani heryerlerin karayolu döşeli olduğu mekanlardaki gereksizliğini kabul ediyorum. Hayatımızda böyle bir araca sahip olmak düşünülemezdi bile, onu da belirteyim. Hadi İngiltere'de countryside yaşamı vardır, insanların atları falan olur, çekmek itmek gerekir ama en fazla engel petrolün pahalı olmasıdır. Bu, alımına engel teşgil eder. Türkiye'de zaten bu tip hayat tarzı bilemiyorum nerede yaşanıyor? Yani, hem zengin olup hem de şehirden uzak gurme tarzı...Vardır ama çok sınırlıdır herhalde, dolayısıyla Türkiye'de de otobandan işe gidip gelirken tercih edilecek bir araç değil. Gerek yaktığı petrol, gerek park alanı bulamamak...

Araba iki ülkede de satılmıyor zaten. Honda CRV ler var, 4*4 niye sorusu şehirlerde geçerli olsa da burada iklim özellikleri, trafik kuralları bu arabayı yaşamsal kılıyor. Benim ilk geldiğimde Avrupalı zihniyetiyle edindiğim, olabildiğince küçük ve ince Pegout 206'ım vardı. İlk trafiğe onunla çıktım ama zaman geçip de küçük arabanın nasıl bir tehlikeye sebep verdiğini gördükçe, daha doğrusu kızımı götürüp getirirken fenalıklar geçirmeye başladım.

Burada insanların alım güçlerinin kendi ülkelerine göre üçe katlanması sebebiyle arabalar gittikçe daha lüks ve son modellere doğru kayıyor. Yerel halkı kesinlikle üç senelik falan arabalara binmiyor. Erkek çocuklarına olan düşkünlük, ailelerin çok kalabalık olması, çocuk aldırmanın kanuna aykırı oluşu gibi sebeplerle büyük arabalar diğer ülkelerde belki Amerika dışında, bayağı revanşta. Dolayısıyla, erkeklerin altında son model kocaman 4*4 ler. Siz yolda normal hızınızla giderken bir anda, hem de emniyet şeridinden! uçarcasına gelen bir silüetle karşılaşabilirsiniz. Bu, çok normal günlük karşılaştığımız sorunlardan biri. Hatta, ilk geldiğimizde birbirimize konu çıkartırdık, artık anlatmayı unutuyoruz bile. Ölümlerden dönmeleri bile normal karşılamaya başladık :( Hayatta herşey kanıksanıyor, hatta ben ilk geldiğimde hop oturup hop kalktığım durumları bile sakinlikle geçer oldum.

Yollar beş şerite kadar çıkabiliyor açık otobanlarda. Ne oluyor? Kural kaide tanımayan çoğu insan bir anda sağ şerit ki yavaş gitmesi gerekir, en hızlı şekilde geliyor, orta şeridi ses hızıyla geçiyor ve sola kayabiliyor. İşin korkuncu, birbirleriyle yarışan iki aracın aynı anda hani uçak gösterileri olur bilir misiniz, son hızla birbirlerinin arkasından çapraz yaparlar, aynen o şekilde arkanızdan önünüze geçebiliyorlar. Göz hep dikiz aynasında... sağ ve sol aynalarda kullanmak lazım. Sürekli kontrol. Çünkü yavaş bir şekilde sinyalinizi verip de sola kayma anında bile zıpkın gibi geçenlerle çarpışabilir ve dağılabilirsiniz.

Pegout'u sekiz ay, belki daha fazla kullandım. Türkiye'de 97 model 306 mız vardı. Bize bir sorun dahi çıkartmamıştı. Buraya geldiğimizde düşündük, zaten eşimin bir arabası var, sattığımız arabanın parasıyla alınmış, neye ihtiyacımız var? Hergün okula gidip gelinecek. O sırada okul daha yakın ve otoban denilen merete girilmiyor. Günde dört kere gidilip geliniyor ama olsun canım, alt tarafı çocuk taşınacak. İlk aşamada arabanın küçüklüğünden ve kırkları aşan sıcaktan hararet yaptığını, motorun istenilen düzeyde cevap vermediğini deneyimledim. An oluyor burada ışık mışık da yok, bulvar trafiği, basıp atlamak gerekiyor yola. Bas basabilirsen! Araba gitmiyor!!!!

Otobana çıkınca arkamda koca koca 4*4ler belirmeye başladı. Yoldan çekil flash'ı eşliğinde, ben arabanın neredeyse motorunu arkada bırakacağım o kadar sinirleniyorum gitmiyor diye ve her an olacak şeylerden biri arkadan birinin bindirmesi, bulvarlarda yanlardan geçirmeler...Kızımı ortaya oturtuyorum hadi yanlarda boşluk kalsın, peki arkadan gelecek tehlikeler?! Araba hatchback bir de kısa arkası...

Eşimin işten geldiği bir gün; " Arabayı değiştiriyoruz, 4*4 lere bakacağız sizin için." dedi. " Ne oldu, bu kararlılık?" dedim. O zamana kadar 4*4lere çevreye verdikleri karbondioksit yüzünden de karşıydık çünkü. " Okuldan iki öğrenci, daha yeni mezunlar ve ikisi bir yere giderlerken arkadan 4*4 bunlara duramamış bindirmiş, arabadan çıkamamışlar alev almış, seninkinden." diyince " Tamam" dedik.

İşte bu arabayı alış maceramız böyle başladı. Önce, eşim güvenliği açısından arabaları araştırmaya başladı. Normal arabaların içinde de çok ciddi güvenlik sistemleri olanlar var. Daha çok yeni modellerin göz önünde tuttuğu bir uygulama bu. Ancak yine de yüksek aracın çarpma esnasında avantajı alçağa göre fazla. Baktık yeni normal arabalar Toyota Camri falan zaten çok yüksek fiyatlarla satılıyor, ikinci el 4*4 alınsa aynı fiyatlara denk gelecek. Güvenlik araştırmalarından Honda'nın ismi çıktı. Honda Pilot MRV ve Honda CrV. Arabalara bakmaya gittiğimizde bizim sigara kokusuna bulanmış, 2004 model MRV'yi bulduk. Fiyatı gayet uygun buranın şartlarına göre. Araba bir de demo arabasıymış o yüzden neredeyse hiç kullanılmamış ama buradakilerin içi sinmez 2004'ya! Hemen kısa bir deneme sürüşüne çıktık. İkimiz de alışmışız küçük ve alçak arabalara. Bunun içinde sanki bir kaleden çevremize bakarmışız gibi hissettik. Araba nasıl sessiz, nasıl kavrıyor ve inanılmaz atak. O koca bedene ki 2 ton ağırlığında kendini öyle bir öne atıyor ki zaten bıkmışız Pegout'un gitmeyişinden, atladık!

Banka kredisine başvurduk, geleceğimiz yol parasını önceden aldık, değişime yatırdık, yeter ki bunu kaçırmayalım diye. Bizim hemen arkamızdan peşin para ödeyen çıkmış ama işlemler başlatıldığı için alındı demişler :)

Bu arabanın en büyük özellikleri, normal şartlarda yani asfaltta kullanırken iki çekişli olması. Yani 3.5 motoru olan normal bir araç kullanılıyor gibi benzin tüketimi. Bütün kapılar ekstra kalınlıkta, ben balık tininde dolaşıyormuşum diyorum. Açılınca o kalınlık ve ağırlık anlaşılıyor. Dediğim gibi kocaman bir arka bagaj. Buralarda yapılacak en eğlenceli işlerden biri kamping, tamamıyla uygun. Köpeğin taşınması sırasında da öyle. Alışveriş yapıldığında konulacakların ayarlanması...

Araba'nın bir düğmesi kumdan çıkışı sağlıyor. Dört tekerlek aynı anda çalışıyor çünkü. Yoksa kuma batıyor araç. Bu, normalde iki çekerli olması sebebiyle konulmuş bir alternatif. Yani araç kumda 4 çekerli olarak işliyor, başka türlü arabayı çıkartmak mümkün değil zaten. Arabanın oturma ayarlarından ayna ayarlarına kadar herşey elektrikli ve otomatik. Havalandırma sistemi özellikle buraları gibi 50lere dayanan sıcaklarda hem kullanımın kalitesini düşürmüyor hem de arabanın her yerine ulaşan bir klima sistemi ayarlamışlar. İç mekanda her yerde bardaklıklar, kol koyma aparatları, oyuncakların ıvır zıvırın konacağı fileler...Arka tarafa özel olarak hava veren ayrı aparat. Buraları için bunlar olmazsa olmaz çünkü arabanın motoru düşük olunca ne oluyor, klimayı bir çalıştırıyorsun araba gitmemeye başlıyor. Yani Arap Emirliklerinde az benzin yakayım, ince ve küçük arabalarla gidip geleyim, işimi görsün gerisi boş mantığı işe yaramıyor.

Nerede kalmıştık? Bugün başıma gelen olay değil mi? Evet, çıktım yola ve ara yollardan gitmeye çalışırken Sıcaklık sabahın dokuzunda 35 derece, gidiş yolu da yürüyerek bile 15 dakikada alınacak kadar yakın ), bir sürü işçi de çalışıyor o arada ve yan taraflarda dediğim gibi barikat falan yok, yol aşağıya doğru eğimli. Oraya o kadar dikkat etmedim ben sola döndüğümde bir baktım kocaman bir tır geliyor arabayı geri geri götürmeye başladım. Yol kendini sola verdiği için de sola döndüm ama bir anda araba yana yattı. Abartmıyorum rahat 35 derece ile yana yattık ve ön sol tekerlekler kuma saplandı. Arabayı nasıl kurtarırım dan önce ileri geri gitmeye kalktım ama baktım devrilme tehlikemiz bile var ya da daha fazla batacağız. Deliricem! Dışarı çıktım, baktım sola atabilirsem aracı, kurtulacak gibi ama sol tekerlekler tamamıyla kumun içinde ve araba yana ciddi dercede yatık.

Arabanın içine zorla girdim yine ama nasıl sinirliyim deli oluyorum orada kalırsam diye. 4*4'e geçirdim düğmesine basarak ve geri vitese alıp gaza bastım. Bir programda da kumun içinde tekerleklerin sağa ve sola viraj alarak gitmesi gerektiğini görmüştüm. Direksiyonu da o yüzden hafif çevirdim kumu hareket ettirmesi için. Biraz bastım hafif bir hareket oldu, ileriye gitmeye çalıştım, hayır daha da saplanıyor, geriye devam...Veee araba kendini o durumdan kurtardı. Yemin ediyorum o an çıkıp sarılacaktım arabaya, o kadar mutlu oldum. Çünkü normal şartlarda bir araba kalmış olsaydı devrilebilirdim bile, ya da daha fazla batacaktım. Şükrede şükrede, arabamı ne kadar sevdiğimi düşüne düşüne gittim veterinere :)

Dışarıya çıktığımda ilk iş tekerleklere ve arabanın altına bakmak oldu. Tık yok! 2 tonluk bir aracı kaldırabilecek bir motor. Helal olsun Honda'nın mühendisliğine dedim içimden. Güvenlik testlerinden hepsi beş üzerinden beş puan! Bir de bu motor kuvveti eklenince keyfe diyecek yok gerçekten de. Arabamı seviyorum ben :)

Üzerine bir de bayağı bir para ayırdığımız, her halukara karşı kötü bir habere ve ameliyata kendimizi alıştırdığımız durumun da temiz çıkması tuzu biberi oldu, olumlu anlamda tabi :) Elektrik su parası da beklediğimizden düşük gelmiş, kapıda buldum kağıdı. Yupppiii! Demek ki klimaların kullanımında yaptığımız uygulama işe yerıyor. Nerede oturuyorsak orayı çalıştırıyoruz artık. İlk geldğimizde amana Allah bu ne sıcak diye ev genelinde çalışıyordu. Gelen meblağ evlere şenlikti tabi ki. Öğreniyor insan. Duruma göre en minimum ayarlamaları yapabiliyor zamanla.

Dün bir de blog kardeşliği denilen bir olay varmış, oraya girip baktım ama yeniden düzenleniyor galiba, daha bir şey göremedim. Akşamın onisine kadar bloglarda gezindim. Ne güzel bir şeymiş! İnsanlar, gayet samimi yazılar ve gerçekten de çok iyi gözlemleri olanlar var. Zaman içinde daha fazla keşfedip okumaktan zevk aldıklarımın arasına koyarım bakalım. Özellikle yurt dışında yaşayan Türkler'in gözlemleriyle uyuşma oranına taklıyorum gerçi...Gördüğüm kadarıyla tutuculuk yok ve bu beni çok sevindiriyor. Bir de en fazla sevdiğim olaylardan biri farklı kültürler arasında yapılan evlilikler ve doğan rengarenk değerelere sahip çocuklar. Birazdan kızım için okula çıkacağım, kağıtların biriktiği torbayı okula götürmeyi unutmayayım.

Bu arada, arkadaşlarımdan bir tanesi Bursa'da yaşıyor, Nilüfer Belediyesi dönüşüm olayına başlamış, kendisi de torbalardan aldığını ve çöplerini ayırmaya başlayacağını söyledi. Ne kadar sevindim! Bunu sormazsak öğrenmemiz mümkün değil o yüzden bulunduğumuz yerel noktalardan sormak lazım. Yoksa da başlatmanın kimseye bir zararı olamaz.

Fatma, "İngiltere'den mektuplar" da İngiltere'deki yerel yönetimlerin ne kadar güzel organize olduklarını yazmış. Çok etkileyici... Farkındalık arttıkça Türkiye'de o noktaya gidecektir. Götürmeye çalışacağız en azından el birliğiyle.

Şimdilik bu kadar, birkaç gün böyle acayip bir şeyler olmazsa yazmayayım da okunmayan yazılar da okunabilsin. Millet bayılacak artık hergüne bir ferman anlayışından. Görüşmek dileğiyle...

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Canım ya,uzun da olsa bir soluk-ta okuyuverdim.Layla'nın önemli bir
şeyi olmadığına da sevindim,iyi ki varsın,öptüm.

Evin Kedisi dedi ki...

Yoruma teşekkür ederim :) Evet, bence de ucuz atlattık, o sırada bagajda kaykılmış Layla'nın ne olduğuna bile bakmadım. Ne yapabilirim, arabayı nasıl çıkartabilirim derdinden...Sizler de yorumlarınızla iyi ki varsınız, bol bol yazışmak ve paylaşmak dileğiyle...