5 Haziran 2007 Salı

Blog Dünyası :)

Aslında, biraz önce Fatma'nın bloğundan bakıp şöyle bir okumaya karar verdiğim Meltem'in bloğuna geçtim ve yine kendimi kendimle cebelleştiğim bir noktada buldum. Neden bu kadar kendimize dönük yaşıyoruz? Hayat bir nevi ben merkezli olaylar ve sorunlarla geçmiyor mu? Blog, "Ben ne yazıyorum ki? Bunların hepsi fani şeyler." dedirten bir noktada.

Çevre ile ilgili olarak bir sürü yeri internette araştırırken Earth Watch'ın öğrenciler ve gönüllüler için düzenlediği faaliyetleri gördüm ama yaşım 35 olmuştu :( Bambaşka bir hayat çizgisinde, kendimce huzurlu bir ortamda yaşıyordum. Bazı konuların farkındalıkları geç geliyor. Hele de kendi dilinizden birinin bunları tek tek filmlerdeki gibi gözlemleyip aktarması ve bunu son derece mütevazi bir yolla paylaşmasıyla sanki bir şey kafanıza donk! diye düşüveriyor.

Türkleri, belki dünyadan ve gönüllü kuruluşların hep Avrupa menşeyli olmasından, İngilizce'ye güvenememek, hayatı boyunca annesinin babasının dizinin dibinden ayrılamamış olmak gibi sebeplerle dışarda belli bölgeler dışında görmek hep zordur. Dünya insanı yetiştirmekten kasıt bu işte! Türkiye gibi ortamlardan çok nadir bu tip kurallar zincirini kıran, tehlikeye atılan, yalnızlığı ve yalnızca insanlara yardımı seçen çıkar ama dünya standartlarında yetişmiş, 18 yaşında evinden uzaklaşmayı yetişkin olmaya geçiş olarak kabul eden insanlar için sorumluluk almak ve farklıyı yaşamak, yapışık ilişkilerin kurbanı olmamak daha olağan ve yaşanabilir bir şeydir.

İşin içinde büyük bir çatışma da var aslında, o ülkeleri ve insanları sömürge haline getiren beyaz insanın, yine aynı bölgeye yardım götürmeye çalışan, ağlayan sızlayan ve " Bu haksızlık!" demek için çırpınan diğer beyaz insan!

Şu aralar, insanları bir gruplama eğilimine girdik hani. Yok azınlıklar, yok Rumlar, Ermeniler, Yahudiler...Milliyetçiliğin ülke savunmasında değil de kimlik olarak ön plana çıkarıldığı ve " Benden misin yoksa değil misin?" polemiklerinin yaşandığı bir dönemden geçiyor Türkiye. İnsanları genellemek ve fişlemek benim kitabımda yok. Hatta mümkünse dinini, hangi memleketten geldiğini belki ilk tanışma aşamasında hani, konu doldurmak için sormak var. Meltem içimizden kaç Türk'ü temsil ediyor? Yaşadığı yerdeki insanlar için Türk'ün tanımı Meltem'dir. Hepimiz dış ülkelerde birer Türkiye'yiz aslında. Ve bu dağılım arttıkça insanlara insan olduğu için değer verilecek ve tüm varlıkların varolma hakkının korunması için çalışmalar başlayacaktır. Birinci aşamada o düşünce boyutunu yaratmak var. Hazırlığı yapıp arkasından gelen sempatiyi fiiliyata çevirmek...

Sabahleyin yaptığım kahvaltıları anlatacağım yazıma bir anda Meltem yön vermiş oldu. O'na daha yazmadım. Fatma, beni kendi bloğundaki linklere taşımış :) Ona çok sevindim :)

İnanın, ben bu blog dünyasının bu kadar samimi, bu kadar kuvvetli ve kaliteli olduğunu bilmiyordum. Her gün yeni bir şey öğrenmekle beraber, dünyanın ta diğer bir yanında hayatlarına bizleri de ortak edenlere teşekkür etmek istiyorum. Hakikaten bu teknoloji harikasıyla herbirimiz birer turizm elçisi, yazar, editör, anı paylaşıcı hallere giriyoruz. Şu aralar elime kitap falan da alamaz oldum. Biraz bu ortamı kanıksamam ve sakinleşmem lazım. Okunacak o kadar yazı ve blog var ki! Yavaş yavaş anlayıp, oturtmak, yazıları yazıldıkça okunma aşamasına getirmek gerekiyor.

Hayat bir planlamadan ibaret aslında. Bunu herkes de yapamaz, o zaman kendi yaşadığımız, etkilediğimiz çevre içinde bir şeyler yapmak gerekiyor. Bu, çocuğumuzu yetiştirmek kadar bir noktaya bile indirgenebilir. Yetiştirmek ama nasıl yetiştirmek? İşte bu şekilde, dünyaya olana bitene duyarlı insanlar olarak... Onlar bizim aynalarımız ise bizim doğrularımızdan da eğrilerimizden de etkileneceklerdir.

Aslında, böyle düşündüğümüzde hepimizin dünyaya bırakacağı izler farklı. Adı sanı hiç duyulmamış nice insanı düşünün mesela, anne ya da baba olduklarını... Kendi tecrübelerinizi hatırlayın. Onların hayatınıza yaptığı etkileri, bu yaşamı ve hayat felsefenizi isteyerek ya da istemeyerek nasıl etkilediklerini...Bence, en büyük hata ot gibi yaşayıp, ot gibi ölmek. Çalışanı çalışmayanı, bunun kuralı kaidesi yok. Derin olmak ve düşünme alışkanlığını geliştirmeyle alakası var.

Sabah kahvaltısı ile ilgili yazıyı başka bir zamana atıyorum. Zira babasını öldürmek zorunda bırakılmış Afrikalı bir çocuğun anılarını okuduktan sonra bunu yapmak çok zor. Cumhuriyet gazetesinde farklı ülkelerden gözlemlerini yazan insanları her zaman büyük bir zevkle takip ettim. Şimdi bunu burada diğer arkadaşların bloglarını keşfederek yapıyorum.

Umman'da fırtına haberi vardı sabah internette. Tarihindeki en büyük siklondan ve saatte 260 klm'ye çıkacak bir rüzgardan bahsediliyordu. Cuma günü buraya da gelebilirmiş. Okullar tatil edilmiş. Bekleyelim bakalım...Sabah yürüyüş bandına çıkıp 500 metrede bıraktım. Ona da yavaş yavaş tekrar alışmalıyım. Gelene kadar vücudun metabolizmasını hızlandırması açısından. Şimdi kahvaltı zamanı...Ufaklık okulda, ben kendi dünyamdayım :)

3 yorum:

... dedi ki...

Merhaba,
Kampala`dan seni okuyan bendim...
Anneme, babama, arkadaslarima diye basladigim yazilarin taa nerelere ulastigina inanamiyorum...
Uganda`ya `goril gormeye gidecegim` dedigimde `tabi tabi!`, `Yerlesmeye gidiyorum` dedigimde `en guzeli` deyip gulenlerin, `ugandada yasiyorum` dedigimde `sana ne uganda`dan` diyenlerin arasindan siyrilmis bu kadar insanla bu sayede tanisacagimi hic beklemiyordum.
Ekvatordan sevgiler, selamlar olsun.
Meltem

Evin Kedisi dedi ki...

Merhaba Meltem...

Daha şimdi görüyorum yorumunu iyi mi?! Hayret bir şey! Ama bazen gelen maillerin görünmediğinin de bir kanıtı bu :) Sen yazmaya ve bize bilgi vermeye devam et. Hakikaten aramızdan bir Türk kızının oralarda olması çok gurur verici. Gelip de mesaj bıraktığın için çok teşekkürler. Şimdi ben de senin bloğa gidip bakayım :)Gerçi yazılarını her okuduğumda " Biz ne yapıyoruz ki?" moduna giriyorum ama olsun, hiç bilgimiz de olmayabilirdi Uganda hakkında. Hem biliyor musun Uganda'da plastik torba kullanımı yasaklanmış. Bir yanda çocuklarını kurban eden bir mllet diğer yanda çevre için alınan çok ilerici bir karar...İlginç bir dünya.

balanne.com melike dedi ki...

Ülkemden sevgiler,
hızla birleşen sınırlar içerisinde, sinsi sinsi ırklara ayrılan şu yaşlı evrende bende MELTEM gibi dünya insanı olabilenleri alkışlıyorum.
Bunun yetişkinliğe geçişteki bir süreç olduğunu değilde, ruhunun yaratıldığı zamanlardaki bir tercih olduğunu düşünüyorum.
O zaten başka birşey olamazdı.Irkdaş olarak haketmediğim bir biçimde MELTEM'in yaşayışıyla gururlanıyorum.