24 Mayıs 2007 Perşembe

Bir günün özeti (2)

Yanımda diyet Cornfalkes'im, bir yandan onu kaşıklarken diğer yandan yazıyorum...

Bugün bütün arkadaşlarıma davetiye yolladım, bloğumun adresini vermek için :) Bloğu yerli yerine oturtmak bayağı zaman alan bir işmiş. Şimdi bannerla ilgili ne yapabilirim düşüncesini araştırıyorum. Bir sürü bloğa girerek, konuların birbirine yönlendirmesiyle yeni programlar keşfediyorum. Bazıları tam aklımdaki sorulara yanıt bazıları ise son derece karışık...Ayrıca artık herbir yazdığım konuya da ayrı başlık uygulamasından vazgeçiyorum. Sonuçta, yazdıklarım makale değil günlük, adı üstünde, her günün bir ismi veya misyonu olmak zorunda diye bir şey yok. Ne güzel bir şey yahu şu özgürlük! Dolayısıyla, günün özeti ya, konular birbirleriyle bağlantılı olmak zorunda da değil.

Mesela, dün pencerelerin silinmesi hedeflenmişti. Buradaki evlerin çoğunda pencereler açılmaz bile. O yılların koyu tabakası hep pencerelerin üzerinde. İlk geldiğimizde sürgülü ve yüksek olduğundan anlamadım. Öyle kalmaya devam ettiler. Benimki, annesiyle babası ziyarete gelmeden önce akrobatik hareketlerle camları sildi. Onların yatacağı oda :( Sonra aradan zaman geçti, perdeleri yıkıyorum, baktım perde tertemiz olsa da dışardan gelen o akmış pislik herşeyi allak bullak gösteriyor. Aldım elime tornavidayı, camları söker misin sökmez misin derken becerdim. Evreka!

Sıra diğer üst kat odalarına geldi. Artık gözüme gözüme girmeye başlayınca buradaki yardımcım Kusum'la beraber ne yapacağımıza bakacaktık. Ama dün ufaklık okuldan çıktığında ona bay bay de, bununla konuş derken benim tepemin tası yine attı ve kızdım. İnsanlar çocukluklarından itibaren farklılar, hepimizin hamuru değişik. Bazısı var ağzını bıçak açmıyor, benimki gidiyor yanına " Hadi X ben gidiyorummm, bayyy!" diyor. Ya da annesi tarafından tamamıyla ihmale uğramış bir kızımız var benimkiyle aynı sınıfta, çocuk dışarı çıkar çıkmaz bana yapışıyor. Ay!!! Dışarda 41 derece sıcaklık, %70 lere varan nem! Hakikaten buharlar çıkarken kafamdan hiç tahammülüm kalmıyor ve benim kızın aşırı arkadaş canlısı ve herkesle konuşan yapısı beni deli ediyor.

Bu konuyu konuşmuştuk. Kaç kere hem de. Kuralımız okuldan çıkar çıkmaz ben biriyle konuşuyorsam sakince yanımda durması, eğer konuşmuyor da harekete geçmişsem tornistan yapmadan, dönmeden etmeden ve ben bayılmadan mümkünse elimin tutularak dışarı çıkılması. Çünkü bir yerde konu kalmayan velilerle konuşma zorunluluğu, bazen özlemek istediğiniz yüzleri günde iki defa görmek...Tam öğretmeniyle konuşurken, bu aralar çok fazla ödevin geliş sebebini açıklıyordu kadıncağız, bizimki tuvalete seyirtti. Tuvalette başka çocuklar...

Orada da kural var tabi ki. Birden fazla çocuk aynı anda tuvalete giremez. Ama kaos baki ya, bütün hepsi çıkmış bazısı hep geç kalan mimlenmiş analarını beklemek ve ortalığı bulandırmakla meşgul :( Neyse, öğretmenle konuşurken yan göz benimkinde, gitti açmaya çalışıyor kapıyı, kadıncağızı dinliyorum ama " Bir dakika bekle!" diyorum bir yandan. Hayır! Yok illa açacak! Ay hasta da olacağım ama sinirlerime de hakim olmam lazım, en sonunda hızlı hızlı ödevler konusunda bir sorun yaşamadığımızı, hatta zevkle bitirdiğini anlatıyor teşekkür ediyorum, bizimki tuvalete girme aşamasına geçiyor, diğer kızlar dışarı çıkıyorlar.

Tam çıkıyoruz, elimi tuttu, yürümeye başladık ama ben hakikaten fenayım sıcaktan, bir anda benimki tornistan dönmez mi?!!! Arkadaşı Natasha içerdeymiş, O'na hoşçakal görüşürüz yarın diyecekmiş. Ben patladım tabi. Dedim bu kaçıncı?!!! bizimki ağlamaklı yürümeye başladık arabaya geldik ama tabi konu kapanmadı.

Belki bu zamana gelene kadar olanlar anlatılsa ne gereği var denmez ama benim ufaklığın gerçekten de çok cana yakın halleri var. Çok küçüklüğünden beridir bunu kırmaya çalışıyorum. Çünkü diyorum ya çocuk bunlar tamam ama aralarında o kadar kırıcı olanlar ve özellikle bunu yapanlar var ki! Anne babadan bu davranış tarzını öğrenmişler çünkü. Onların diyalog kurma yöntemleri durup dururken " Sen benim arkadaşım değilsin!" demek olabilir. Ya da bir anda korkutucu bir şey söylemek, aile hayatıyla ilgili yalan olay aktarmak, bununla korkutmaya çalışmak falan filan...Ben şimdi bakıyorum mesela şu yaşımda kimselerle yapamam diyorum ama bu bizler minnacıkken bile belli olan bir doğruymuş aslında.

Neyse, arabada müzik çok sever, müzik konusunda ben anlattıklarımın dinlenmemesi konusunda kızdığımı ve açmayacağımı söyleyince bayağı bir tatsızlık yaşandı, söylediğimi geri almamak anlamında inatlaşma sürdü gitti ama tabi ki bir süre sonra ortam sakinleşti. Normal şartlar altında ufaklıkla yaşamak gerçekten de heyecan verici ve çok teşvik edicidir. Çünkü biz burada eğitimin bu ayağını deneyimliyoruz. Teşvik ederek verilen doğrular... Pekiştirme yöntemi de denilebilinir. Çocuğun olumsuz yönünden çok olumlu yönleri övülerek ve destek verilerek pekiştiriliyor.

Tam eve geldik, içeri girdik bu sefer tekrar bir içli içli ağlama durumu. Haydaaa! dedim çok mu kızdım nedir? Ne oluyor, tamam kızım konu kapandı. Hayır, o içli içli ağlayışı başka birineymiş. Bir de üzüntülü müzikten etkilenme huyumuz vardır, kesinlikle dayanamıyor acıklı bir parçaya. Hemen salya sümük...Acaba diyorum, ben farkında değilim slow bir parça falan mı çaldı fonda. Sonra eve girdik ve anlatmaya başaldı.

Zar, öğretmenine de bahçeyle falan ilgili bir şeyler söylemişti ama hakikaten sıcaktan kimsenin dayanacak gücü kalmıyor, hep bir geçiştirme hakim öğlenleri haklı olarak. Ben anlamadım ne demek istediğini ama bu olayı anlatıyormuş bizim kız meğerse. Okulda yan sınıfın bir öğretmeni var. Yüzünün gülmesi çok nadir yaşanan bir olaydır. Askeri tarzda çocuk yetiştirir. O da bir tarzdır kınamıyorum ama her çocuğa uymaz. Ve belli bir sürece ihitiyaç duyar o tip davranış. Benim hiç kanım ısınmadı işin açıkçası o kadına, ısınmak ısınmamak da sorun değil nasıl olsa benim kızımın öğretmenleri başka.

Bundan önce de benim trafiğe takıldığım bir zaman sınıfın baş dert potansiyeli olan bir erkek çocuğu bizimkiyle tuvalete girip çıkma oyunu yaratmış, ben gelirken onları görüyorum, onlar da beni, tuvalete saklanma oyunu. Yahu bunlar beşbuçuk yaşında çocuklar. Hemen heyecanlanıp tuvalete kaçtılar ama o sırada yine o suratsız orada. Benim kızımı yakaladı ve başladı fırça atmaya ama nasıl sert nasıl bastırıcı bir tarz. Benimki de ezildi büzüldü karşısında ay gebertecem kadını! Ben müdahale ettim ne oluyor şeklinde kızıma bir şey söylemedi bana ama benimkinin çok ağırına gitti. Zaten öğretmeni tanımıyor. Farklı sınıflar birbirlerini bazen bahçede girişte görüyor o kadar.

Bu sefer olayın kahramanaı yine aynı kadın. Öğretmenlerden biri ki benim ufaklığın gözdesidir O, benimkine mektup veriyor, öğretmenleri bulup verecekler. Aslında teneffüs zamanı ve bütün öğretmenleri buluyorlar, ardından bir öğretmene de vermek için öğretmenler odasında giriyorlar o sırada yine bu çıkıyor karşılarına onların dışarda olmaları gerektiğini orada bulunmamalarını söylüyor. Benimki anlatmaya çalışıyor ama baskın ya illa dinlemeyecek! Yine "Dışarı!" falan diye sesini yükseltiyor. Sorunlu! Hayret bir şey! Ufaklık öğretmeninin verdiği mektupla bir de fırça yiyip dışarı çıkıyor.

Belli etmemiş o an ki bugün sabah mektubu veren öğretmenle konuştum. Çok üzüldüğünü söyledim. Üstelik de orada bulunmasının sebebinin verilen görev olduğunu...Öğretmen haliyle elinden geldiğince bir yanlış anlama olduğunu söyledi ama sonra O'nun gidip diğer öğretmenle konuştuğunda dahi diğerinin mutabık kalmadığını da öğrendiğimi söyledim. " Muhakkak çok iyi bir öğretmendir eminim ama bizim kızı siz de biliyorsunuz elinden gelenin en iyisini karşısındaki mutlu olsun diye vermeye çalışan bir çocuk ve burada da hiç bir kabahati yok, biraz sert bir tepki, hatta sınıfta başka öğretmenler de varmış" dedim. Doğruladı... Bence o öğetmenle bizim kendi öğretmenlerimizi arasında da bir tuhaflık var.

Kadının sınıfına girdik bir gün sergi yapılmıştı. Gerçekten de işini çok profesyonelce yapmış. Gördüğüm en renkli sınıflardan biriydi ama IQ'nun yüksek olması EQ'yu yokediyorsa aman kalsın! Bu okulda en sevdiğim şey çocuklara karşı olan yaklaşım çünkü.

Sabah bunları konuşmak için gittim. Çıkışta velilerle karşılaştım. Veliler yan sınıfın velileriydi aynı konuları konuştuk onlar da bu öğretmenin hiç dinlememesinden ve baskıcı yapısından hoşnut değiller. Neyseki çoğu gitti azı kaldı bakış açısı var. Ve her yıl öğretmenleri değişiyor. Bizim için çok zor olacak kendi kadromuzun değişmesi...

Çıkışta velileri görünce bana kahvaltıya üniversite kampüsüne gittiklerini söylediler. Böylelikle yine aynı şey oldu. Benim cam programım kaldı ve hep beraber sohbetlemeye kampüse gittik.

Eve geldiğimde saat ona geliyordu ki, yine yazılara baktım ardından da yemek yapmaya koyuldum. Ufaklığın arkadaşı gelecekti çünkü. Ve tekrar okula gidiş...

Günler su gibi akıyor. Adrian New Mexsico'dan buraya gelmiş bir denizaltı arkeoloğu. Arkeolog olduğunu biliyordum da batık arkeoloğu olduğunu bilmiyordum. Müthiş bir meslek olmalı. Çok keyifle yaptığı işi anlatırken ülkelerine döneceklerini öğrenmek can sıkıcı oldu. Kocasının babası vefaat etme aşamasındaymış ve ortama adapte olamamış. Bunlar da buranın hadikapları tabi ki. Bazısı çok kolay alışıyor, bazısı mümkün değil uyum sağlayamıyor. Sonra, Avrupa'dan gelenlerin Amerikadan gelenlere göre daha başarılı olduklarının istatistikleri konuşuldu.

Demek ki Amerika'nın bazı bölgelerindeki şartlar burasıyla yarışacak düzeyde. Ama Adrian kendi adına çok üzgün. Bizim için sıkıntılı bir haber oldu. Ben sabahları pek gitmediğim için düzeldiğini ümit ettiğim ama yanıldığım bir durum. Yılları devirdikçe bakalım kaç ailenin gelip gittiğine tanık olacağız. Okul panosunda ikinci el satılıklar...

4 yorum:

BERRİN dedi ki...

Canım benim,hayırlı olsun,seni çok seviyoruz,güzel günlerde buluşmak dileğiyle...

Evin Kedisi dedi ki...

Bugün bloğumu açtığımda ne gördüm?! Eşimin denemesinden sonraki ilk vefalı dost yorumum :) Yaşasınnnnn! Maillerini bekliyorum Berrin, o mektuplardan vazgeçemem biliyorsun. Onlar benim alışkanlığım bir yerde, ben de yazmaya devam edeceğim merak etme :)Çok çok öpüyorum.

sıkılıyorum dedi ki...

aaaaa....valla çatlarım ortamdan şimdi...hişşştt!!!hişşttt!!!ne oluyoruzz yavvv!!!
neyse bende iyi dileklerimi sunayım sevgili arkadaşıma:)))
çok güzel olmuş bloğun çok beğendim..şöyle pratik fikirler vardır sende herkonuda onları buradan bizimle paylaşırsın herhalde ..devamlı okuyucun olurum valla..evin kedisiiii:))))

Evin Kedisi dedi ki...

Şimdi...Sıkılıyorum da kim?! Yahu ben ismimi gerekli gördüğüm bir sebeptan saklamışım da buraya yazan arkadaşım da ne diye saklıyor şimdi?! Yoksa bambaşka biri mi bu kişi?! Yok ben de çok merak ederim, zaten beni tanıyorsa özelden mail atar, AAaaa! Çatlatmayın adamı, size ne oluyor, isim saklamayın yav!