19 Eylül 2012 Çarşamba

Elif Şafak ve Evin Kedisi...

Bir dergi editörü olsaydım kesin iki konu üzerinde yoğunlaşırdım, biri seks diğeri yemek.

Neden denilecek (belki denilmeyecek neyse ben yine de açıklayayım) 

Çünkü bu iki konudan yemek üzerinde, insanlar korkmadan deneyim paylaşabiliyorlar, okuyorlar, merak ediyorlar ve okuduklarını hayata geçiriyorlar. 

İkincisinde, yani seks konu oldu mu bizim ülkede, fikir paylaşımı ayıp karşılansa da edebi yönden ayaklar altında olan bir belden aşağı roman bile inanılmaz satış rakkamlarına ulaşabiliyor. 

Şekil bir A, şu an "Fifty Shades of Grey", hala NewYork Bestseller olarak ülkeleri sallamakla meşgul. Bundan önce böyle bir başarıyı "Binbir Fırça Darbesi" denilen, genç ve güzel bir kızın seks tecrübeleri elde etmişti, kitabı basan ve gerçek tecrübelerin kitapta yayınlanması fikrine çok ticari bir gözle ve akıllıca(!) bakan da kitabı basan yayınevi sahibiydi üstelik. 

Neyse gegelim birinci saptamama...Bu sonuca yedi yıldır yazı yazdığım ve gözlemlediğim blog dünyasından yapıyorum. Yanlış anlaşılmasını asla istemem, yemek yapma veya yapılan yemeklere yorum yazma durumunu asla ve asla eleştirmiyorum ve hatta yemek yapan ve bunu paylaşan medyada adı sayı duyulmamış acayip bloggerlar var onu da atlamadan geçemem ama belki de kıskanıyorum.  Evet, bu daha doğru bir betimleme oldu kanımca...

Bu arada, kendi yazı istatistiklerime baktığımda birinciliği hiç kaptırmayan yazı hangisi dersiniz? "Evde yapılma makarna" :))) İnanın insanın kendi yazdıklarında bile "Bu nasıl bu kadar tıklanmış ki yahu de git!" dediği zamanlar olur. Ve Evde Yapılma Makarna da onlardan biri...İlginç, ama öyle. 

Peki okunmak ve yorumlanmak neden çok önemli? 

Çünkü yazı yazan insan, kendini, adı üzerinde en iyi yazarken  ifade ettiği içindir ki okunduğunu bilmek ister. 

Dünya üzerinde aslında hangi işi yaparsak yapalım amaç kendimizi o şekilde toplumda kabul ettirmek, taktir görmek değil midir? 

Buna her türlü durum dahildir ama...

Bazısı için ev hanımlığı bile bir sanattır, evine gidersiniz kadının eşyalarından tut, yaptığı yemek, ütülü kolalı bembeyaz çamaşırları, evine girildiğinde belki fırından çıkan bir puaçanın havaya kattığı koku...Bellidir ki işini severek yapıyor, saygı duyulacak, en azından bir "Eline sağlık", "Ellerin dert görmesin hanım..." dönülüp masada sohbet ettiklerine, "Bu kadın var ya bu kadın herşeyi böyle yoktan var etti." denilecek. Öyle bekler kadın.

Ya da bir adam, taşı sıkıp suyunu çıkartarak evine ekmeğini getiriyor değil mi? Yalnızca kadın değildir bekleyen...O'na da saygı. 

Hayata o ya da bu işle tutunan, kendince üretmeye çalışan her insanın hakkıdır yazıyorsa okunmak, eve aş getiriyorsa teşekkür edilmek, yemek yapıp ortalık silip süpürüyorsa taktir görmek bir ellerine sağlık hanım/bey demek...

Evinkedisi amma uçmuşsun denilebilir ama Elif Şafak'la hayata bakış açısı anlamında o kadar çok kesiştiğimiz nokta var ki bazen O'nu kendi ruhsal kız kardeşim gibi gördüğüm olur. Şemspare ve Firarperest'te "Ah bunu ben de aynı bu şekilde yazacaktım, aynı duygular!" dediğim bir sürü yazısı var. Bunlardan en yakında okuduğum ve kendimde ciddi ciddi hissettiğim ve deneyimlediğim konu ile ilgili örneği Şemspare'de bulmak mümkün. 

Elif Şafak aynı yıllardır benim (ve belki bir sürü yazan, çizen insanın) düşündüğü gibi yazarları ikiye ayırmış. "Yazan kişi" ve "Evdeki kişi"

Sonra, Joyce Carol denilen kendisinin de yazar olarak kıskandığı başka bir kadın yazardan dem vurmuş. Bu kadının kocası karısının 47 sene boyunca ne yazdığını bilmeden O'nun kadınsı halleriyle hayatını sürdürmüş. Elif Şafak ise kendi durumunun bundan taban tabana zıt olduğunu düşünüyor ve diyor ki "Kocam Eyüp benim ev kadını halime değil yazar halime aşık." çünkü yazar Elif Şafak yazdığı zamanlarda öylesine kendi içine dönüyor ki (bu hal oldukça normal bir de O hayali karakterler yaratıp onlarla yaşamaya başlıyor, o daha da büyük bir yetenek kanımca)  yazarken çekilecek dava değilim diyor.

Kocası ve kendi halinde yazan bir insan olarak, yazma işinin dünyanın en fazla kendine dönük, bencil ve sessizlik isteyen, geldiği an kağıda dökülmesi icap eden bir durum olarak görüyorum. 

Ama benim hayatım için hep şunun acısını çektiğimi ve çevremdeki insanları da artık "Okudunuz mu?" çekiştirmesinden vazgeçtiğimi söylemek isterim.

Bu anlamda Elif Şafak'dan ziyade Joyce Carol'la aynı yolda gibiyim. 

Ve dürüstçe arkadaşlık, dostluk, beni gerçek hayatta tanıyan ama doğru düzgün hiçbir yazdığıma olumlu ya da olumsuz tepki vermeyen topluluk bir kenara, artık belki dost ya da arkadaş olmasa da beni okuyan, okuduklarını artı ve eksi onaylayan insanlara ihtiyaç duyuyorum. 

Bu varlığımın yegane ifadesi ise daha başka ne bekleyebilirim? 

13 yorum:

Deli Anne dedi ki...

harika bir yazı, çok net, çok samimi:)

Biliyor musun, bugün tam şunu yazıyordum; mutluluk ancak paylaşıldığunda gerçektir. into the wild filminden.. yazıyoruz ya, bilinmek istiyoruz, yazıyoruz iyi hissediyoruz ama tek başına yetmiyor demek ki.. daha toparlamış değilim düşüncelerimi:)

beste dedi ki...

buradayim:) vallahi kenarda beklemiyorum! terapim benim hep oyle oldu ve hep kendim içindi:=)

Türkan dedi ki...

Siz kendinizi Elif Şafak'la karşılaştırıyorsunuz ya bende kendimi sizinle karşılaştırıyorum.Özellikle eski yazılarınızda benim duygularımı öylesine güzel bir şekilde ifade ettiğiniz yazılarınız var ki:) bide çok satan her zaman kaliteyi göstermez daha çok pazarlama olayı kötü bile satış rekorları kıarabiliyor zaman zaman... Ben sizin kaleminizden çıkan yazıları merakla ve hayranlıkla okuyorum bu bakımda sizin hevesinizi kıacak değil bir elin parmakları kadar da olsa sizi canı gönülden okuyanlar olduğunu bilmenizi isterim.Yoksa samimiyetsiz bir şekilde siz de değişik bloglara yorumlar yazsanız niceleri de size satır satır yorum yazar ama iş samimiyette:) Ben sık yorum yapmam ama gerektiğinde içimden geldiğinde desteklemek adına yazarım çünkü kendimi tutamam buralara küsmenizi asla istemem arada da olsa yazın hatta sık sık yazın.Kızlarınızı öpüyorummm.Sevgileeeeerr...

Evin Kedisi dedi ki...

Türkaaaannnnn! Neler yazmışsın öyle çok teşekkür ederim bizim kendimize göre bir pazarımız var sanırım, dışardan biraz burun kıvırılan ve ciddiye alınmayan (illa para kazanılacak ya) fakat sessiz okuyucular da var biliyorum öyle ya da böyle kimin hayatına ne kadar dokunuyorsak ne mutlu bizlere diyeyim o zaman ;)

Deli Anne ve Beste sizleri zaten biliyorum hehehehe burada ses vermeyenleri görim bir bakim eller havaya :))) Öptümmm.

Adsız dedi ki...

valla bende takip ediyorum ama yorum bir kaç kez denedim bir türlü gitmedi.Hatta buradan hep yazmaya devam et bende senin yazılarını çok beğeniyorum açıkçası samimide buluyorum ...bakalım bu yzdıklarım gidecekmi.çok nadir yazdığğın için uzun süredir uzun zamandır bakmıyordumKesinlikle devam etmelisin.ÜLKÜ

Balanne melike dedi ki...

Ben buradayım dememe gerek var mı?

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Beste;

Evet yazı yazmak kesinlikle kendin için, seni mutlu ettiği sürece belki kimse tık demese de devam edecek bir durum ama sorumu şu şekilde değiştirmeliyim belki de, eğer yalnızca kendimiz için yazıyor olsaydık evdeki günlüklere devam ederdik diye düşünüyorum, yanılıyor muyum? Sevgiler :))

Evin Kedisi dedi ki...

Ülkü?

Acaba hangi yorumların gelmedi merak ettim şimdi :( Bir ara spam oluyordu çok o yüzden ilk önce onaylanması için bana geliyor yorumlar ama hiç gelmedi bundan önce.

Teşekkürler...Zaten istesem de yazmayı bırakamam gibi, bazen çok çıkıyor bazen hiçbir şey çıkmıyor ama ne yapalım, kendi işinin başında olup bir anlamda para kazanmamak sanırım iyi. İnsan üzerinde baskı hissetmiyor.

Adsız dedi ki...

artik ses vermek zamani geldi galiba:)
sizi epeydir ilgiyle okuyorum. Su siralar yillarca aradan sonra yeniden Joyce Carol Oates okuyorum. Kocasini kaybettikten sonra yazdigi anilarini öneririm. Raymond Joseph Smith'de bir edebiyat elestirmeni ve önemli bir edebiyat dergisinin editörüydü. Iki kisilik ilginc bir dünyalari var.

Selamlar

Sara

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Sara;

Yazdığın ve varlığını belli ettiğin için teşekkürler :) Söylediklerine bakmaya çalışacağım ama Türkiye'den uzak olduğum için Türkçe kitaplara hop diye ulaşma imkanım yok, kitapların ing isimlerini de söylemen mümkünse sevinirim.

Sevgiler ;)

Adsız dedi ki...

elbette hemen yazayim;
yanliz avrupali esim ve kizlarimizla yurtdisinda yasadigim icin Türkiye'de cikan yayinlari epeydir pek takip edemiyorum.

Ama su an okudugum, esini kaybettikten sonra yazdigi "A Widow's Story"i okumanizi öneririm. Iki kisilik, edebiyatla dolu bir hayati cok gercekci anlatiyor.

Uzaklardan selamlar
Sara

Evin Kedisi dedi ki...

Sara;

Kitapla ilgili yorumlara baktım, kitabın içine de göz attım (Amazon sağolsun) fakat kindle version'u sanırım yok. Kayıpederi kaybedeli bir yılı biraz geçmişken dikkat ettiğim yegane şey Joyes Carol Oates'un aynı kayınvalidemdeki tepkiyi göstermesi, kayınpederin bahsedilmesi mi iyi yoksa bahsedilmemesi mi? Sanki bazen her ikisi de yanlış duygusu...Belki de bu paralellikler sebebiyle kitap beni yağmurlu kapalı ve kasvetli bir havaya ve eve çekti :( Yine de tabi okumadan bir şey söylemek oldukça afaki kalıyor önerin için teşekkür ederim tekrar burada bir tane büyük kitapçı var eğer varsa orada elime alıp karıştırarak bakacağım :)

Evin Kedisi dedi ki...

Ouuppppsss! Kindle adition'ınını da buldum :)))