20 Haziran 2011 Pazartesi

Arap Emirlikleri'nde Olasılık Hesabı


Arap Emirlikleri'ne taşınmaya karar verdiğimiz zaman ki bu altı yıl öncesine denk geliyor; "Biz nasıl bir yere gidiyoruz?!" sorusu kafamı oldukça kurcalıyordu. İnternette araştırma yaptım yapmasına ama elime pek de bir şey geçti diyemem. O zamanlar blog dünyasıyla tanışmışlığım yoktu ve dahası bu ortam belki bugünkü halinde bile değildi.

Bu ülkeye ilk ayak basışım kızımla beraber bir Eylül sabahı saat dört civarı oldu.

Eşim benden ve eşyalarımızdan önce gelmiş, yere yatak atmış, elindeki sattığımız arabamızın parasıyla 93 model bir Audi almış, verilen parayla da küçücük bir evden gelmenin yarattığı eksiklikleri gidermeye çalışmıştı.

O sıralar çok küçük evlerden geldiğimiz için doğru düzgün bir yemek masamız, ayakkabılığımız, yatak oda takımımız (bir buçuk kişilik şu an kızımın yattığı yatak ve sürgülü bir dolap dışında) ve mutfak masamız dahi yoktu.

Hayatımda ilk defa Türkiye dışında bir yerde yaşamaya başlayacak olmanın verdiği endişe, hüzün, sevinç, heyecan gibi duygulara karışmış bir haldeydim galiba.

Tarabya'da kışın ortasında sahile nazır yatan çiftlerin olduğu Dubai posterlerinden başka aklımda neredeyse sıfır bilgi, bir de kayınvalide dediği bir cümle;(uzaktan bir akrabanın Dubai trafiği üzerine diyaloğu) " Orada trafik keşmekeş bir haldeymiş, dikkatli olun!"

Bu kadar!

Uçaktan indiğimiz anda nefes almayı durduracak ağırlık ve sıcaklıkta bir hava ile karşılaştım. Abartısız bir şekilde giydiğim kot pantalonun üzerime yapıştığını, gökyüzüne bakıp sıvılaşan hava buharını gözlemlediğimi, neredeyse gökyüzü damlalar halinde tepemize yağacak dediğimi hatırlıyorum. Araba ile eve doğru yol alırken ise sağlı sollu sarımtrak bir rengin hakimiyetini...

Yaklaşık bir yıl boyunca yürüyüşe çıkamadım. Sokakların boşluğundan şoklara girdim, Dubai'de son zamanlarda eklenen metro yu kastetmesem de taksi dışında otobüs, minibüs ne bileyim işte tren gibi toplu taşıma araçlarının olmamasına hayretler ettim.

Arap Emirlikleri için ilk yanılgıyı düzeltmek isterim. Basın nasıl Türkiye'yi yabancıların gözünde bir sahil şeritlerine, güneş ve kumsala bir de İstanbul'a odaklıyorsa burada da Arap Emirlikleri dendi mi akla ilk ve hatta tek, Dubai geliyor.

Oysaki Arap Emirlikleri yedi tane emirlikten oluşan bir ülke. Bu emirliklerin herbirinin kendine göre şeyhleri ve kuralları bulunuyor. Dubai bu konuda kendini en fazla turizm sektörüyle pazarlayan emirlik. Dolayısıyla yabancıların ve hatta zengin yabancıların yatırım yapmaları açısından en fazla teşfik gördükleri mekan.

Ancak örnek vermem gerekirse benim yaşadığım emirlik bu konuda çok daha katı kurallara sahip. Mesela burada yabancı uyrukluların emlak satın almaları veya yerel sahillerden denize girmeleri yasak. İçki aynı şekilde...Ancak atıyorum beş dakikalık yola gidilip de girilen başka bir emirlikte içki yasak değil, denize girmek de serbest...

Arap Emirlikleri'nin kas gücüne bağlı elemanları çoğunlukla farklı, kendi ülkelerinde iş bulamamış, iç savaşlardan, evsizlikten kaçan insanlardan oluşmakta.

Kullanılan ve baskın olan dil İngilizce. Bu kadar kültürün anlaşabilmesi için tek yol da bu gibi görünüyor. Ama her daim insanlar kendi kültürdaşlarıyla yalnız kaldıklarında binbir tane dili duymak hayatın normal bir parçası haline dönüşüyor.

Eğitimli ve maddi kuvveti yerinde Arap aileler için İngilizce öğrenmek, konuşuyor olmak ve hatta Avrupa'nın kentlerindeki okullardan, üniversitelerden mezun olma duygusu büyük bir prestij.

Yeni nesil Arap ailelerinde (Arap Emirlikleri için konuşuyorum) kızların üniversiteye gitmesi, çalışması genelde doğal karşılanmakla beraber okullar kız ve erkek ayrı. Kızların ve erkeklerin ayrı okutulmasına bakmayın çünkü kızların okula gitmesi ve iş hayatına atılması burada çok da yeni bir devrim aslında.

Okullara gelince...Burada yaşayan Kanada'lısından Rus'una, İngiliz'inden Filipinli'sine kendi eğitim sisteminin sunulduğu kendi ülkesine döndüğünde sorun yaşatmayacak şekilde işleyen özel okullar mevcut. Adı üzerinde ama özel okul. Devlet yalnızca kendi ülkesinin vatandaşlarına üniversite de dahil parasız eğitim veriyor.

Avrupalı erkekle Asyalı kadın beraberliğinin çok yaygın görüldüğü bir yer Arap Emirlikleri. Çok uluslu olduğu için rengarenk de aynı zamanda. Fakat bir yandan kendi vatandaşına uyguladığı pozitif ayrımcılık da baki...

Ben bu durumu ırkçılıktan ziyade sunulan sınırlı kaynakların kalitesinin düşmemesi açısından gösterilen özene bağlıyorum. Arap Emirliği vatandaşı olanlar devlete büyük paralar ödemeden (yabancı uyruklular buna mecbur) evlerine çeşitli ülkelerden gelen üçe kadar yardımcı alabilme hakkına sahipler. Elektrik ve su parası ise cüzzi miktarlarda ödeniyor. Evlenen çiftlere iş, araba ve ev sunuluyor. Eğer bende devlet olarak kendi vatandaşıma bu imkanları sunabilseydim çoğalmayı ve bu paylaşım arttıkça kalitesinin düşmesini istemezdim.

Türkiye gibi dört mevsimin yaşandığı bir ülkeden buraya geldiğinizde sizi en fazla boğacak konulardan biri yaz aylarına girildiği Hazirandan itibaren camların açılamaması :( Akıllara zarar fakat yapılacak hiçbir şey yok.

Aslında insan için yaşanması imkansız çöllerin ortasına şehirler inşa eder, onu da insanın işgalci mantığı ile yokederseniz olacağı ancak budur. Ama bir beş altı ay gibi pencere açmayı unutun. Ya da deneyin bakalım bir içeriye nasıl bir ateş topu giriyor.

İlk zamanlarda havanın koktuğunu düşünürdüm. Ya biz geldiğimizden beridir pozitif yönde değişimler var ya da benim bunları kanıksamam olabilir. Yaratılmış yeşillikleri sulayan suyun dönüştürülmüş olması...Nasıl bir koku :( Ama bu aralar sanki o da mı kalmadı?

Trafik...Korkunç bir deneyim. Dümdüz çok şeritli ana yolların getirdiği hız tutkusu olan insanların yarattığı tehlike bir felaket! Emniyet şeridinin kullanılması birçok kişi tarafından olası. Siz yapmaya kalkmayın, yabancı uyruklulara ceza yazılması daha bir olası :))) (Bu kısma gülünmeli mi ağlanmalı mı bilemedim şimdi)

İki şeritli yolların sağ kısmından gidiliyorsa önünüze hemen ara yollardan birilerinin atlamasına, u dönüşü yapan başka birinin çıkmasına karşı hazırlıklı olun. Cep telefonuyla araba kullanırken mesajlaşanına bol bol rastlamak çokca muhtemel bir diğer şey. Cep telefonu diyaloğu içinde saatte 20klm yapıp trafiği felç ederekten zigzaglar çizenler de bolca.

Bu ülkede yapılacak tek şey emniyetli sürüş tekniklerini bilme, kör noktadan haberdar olup aynalara sürekli bakma gerçeği. Küçük arabalardan kaçının, ne kadar dikkatli de olsanız dört çekerli saatte 150 yapan birinin çarpmasına karşı hazırlıklı olun. İlk geldiğimizde aldığımız Pegout ile dikiz aynasından köpek balığı gibi arkaya giren 4 çarpı 4 lerin yarattığı korkuyu anlatmam çok zor.

Türkiye'de "Çok güzelsin, fıstık gibisin!" amacıyla yapılan el hareketinin burada "Yavaşla! ben geçiyorum!" a dönüşmüş olması. Pakistanlıların kafasını konuşurken sürekli onaylama anlamında sallamaları...

İşçi statüsünde olanların ingilizce anlaşma seviyelerindeki düşüklük. Sinirlensende gayet sakin " Evet bayım ya da bayan, sorun en yakın zamanda çözülecektir." diyip uzunca süre ortada olmamaları. Yapılan işlerde koordinasyon, takip azlığı, iş bitiriciliğin pek etkin olmaması...(Türkiye'den çoğu konuya hazırlıklı olunabiliyor bu açıdan :))

Çocukların Arap kültüründe çok sevilmesi, hatta yollarda durulup konuşulması, muhakkak tebessüm...Kendi okullarında genel erkek baskın yetiştirildiği için disiplin sorunları.

Ortalama yaşam koşullarının yüksek olması. Büyük aileler ve büyük evler mantığı.

Yaz aylarında havanın sıcağından ötürü net görüşün kaybolması, sis gibi bir ağırlık.

Arap Emirlikleri'nde beni en fazla rahatsız eden konulardan birisi bir mal satın aldığınızda ve sorun yaşadığınızda hemen Dubai'deki servislere yönlendiriliyor olmanız. Herhangi bir parçayı, en basitinden bir elektrik süpürgesinin filtresi bile olabilir bu, satışı yapan mağazada bulamıyorsunuz. Tavsiyem aldığınız her türlü üründe özel, yazısı silinmeyecek bir fiş hazırlatıp saklamanız.

Burada her mevsim dünyanın dört bir yerinden gelen sebze ve meyveyi tüketmek olağan. Arap Emirlikleri'nde üretim süt ve yumurta üzerine yoğunlaşmış durumda. En yakın, Umman'ın ürettiği domates yeşillik karpuz, İran’dan gelen karpuz Türkiye’ye en yakın olanı, iyi karpuz ise anlaşılmaz pahalılıkta...

Bulunamayacak alışkanlıklara gelince; taze yufka, taze enginar, küçük körpecik bamya, istavrit, pide, lahmacun (benzerleri var ama incecik falan değil, içindeki et o şekilde yapılmamış falan...), puaça, açma, mantı (rusların çok yakın mantısı olsa da hayır aynı değil, gerçi Türkiye'de dışarıdan alınan fabrikalaşmış mantı da aynı değildir ya neyse) ezine peyniri, Türk çayı, tarhana çorbası...

Fakat tabi ki bunlara benzer özellikle Suriye, Rus, İran mutfağından çok şey var. Araplar zeytinyağlı yaprak sarmasını biliyorlar ama içine konulan malzemeler çok sınırlı, daha çok haşlanmış düz pirinç o kadar. Arap yaprağı bu yemeği yaptıkları için Amerikan üretimine göre çok kaliteli. Etli yaprak dolmasına bir kere Dubai’deki bir alışveriş merkezinde rastladım. Ayran "Laban" adıyla raflarda, cacığımsı da tüketiliyor, yoğurdunun kıvamı gayet güzel. Döner de aynı şekilde fakat içinde kullanılan baharatlar oldukça farklı. Türkiye’de yediğimiz lezzetlere en yakın olan Yunan mutfağı diyebilirim ya da Rumlardan etkilenen ve İstanbul mutfağına alışkınlar için belki daha uygun bir gözlem bu.

Bizim sigara ve muska böreğimizin ismi samosa burada. Yufkalar ise genelde kesilmiş ve dondurulmuş daha kalınca satılıyor, dondurulmamış olanına da Carrefour da rastladım fakat hala kalın ve ince tül gibi tazecik bir yufka hayal. Simit kesinlikle bilinmiyor. Fırıncıları genelde Lübnan ağırlıklı. Pastane anlayışı sayılı yerler dışında ortalamalarda kalıyor. Küçük pizza konusunda çok başarısızlar mesela.

Onun dışında süpermarketlerde Çin, Meksika, Rus ürünlerine rastlamak oldukça olağan.Türkiye'den gelen Ülker bisküvi, şekerlemeler, lokum, Pınar'ın kangal ve barbekü sucuğu, beyaz peynirini bulmak mümkün.

Pasta yapmak ve süslemek Türkiye'dekinden daha kolay. Ürünler seçenekler çok daha bol. İşin ilginç kısmı Spinneys gibi Avrupalı müşteriye satışı hedef almış süpermarketlerin bir kısmında domuz ürünleri bulmak şaşırtıcı bir durum değil. Türkiye'de el sürülemeyecek denli yüksek fiyatların ve bulunmaması olağanlığının aksine bir sürü seçenek arasından seçim yapmak zor bile!

Burada çıkan balıklar daha fletoya uygun. Yerel hamur adında balığı lezzetli ve etli bir balık. Çupra, lüfer gibi balıklar çiftlik üretimi ve fiyat bakımından oldukça da tuzlu. Karidesin çok daha büyüğüne yerel balıkçı pazarlarında uygun fiyatla almak gayet imkanlı.

Toplum içindeki hiyerarşik düzen anlaşıldıkça hareketler daha rahat. Bilinmediği ve kuşkuyla yaklaşıldığında işçi statüsünde olan kesimin rahatsız etmesi, laf atması, gelip konuşması çok daha yaygın.

Bir şekilde sizden gelen enerjiyi alıyor insanlar. Ben ilk bir yıl çok rahatsız edildim, sanırım bilmesem de insanlardan korktuğum için daha fazla etrafımla ilgileniyor, aman nereden ne gelecek şimdi diye düşünüyordum. Şimdi gündüz yürüyerek gidemediğim sahili bir kenara bırakalım, akşam köpeği alıp yürüyüşe dahi çıkıyorum.

Ha, bu demek değil ki yüzde yüz güvenli bir ortamın içindeyiz. Fakat rahatlıkla Türkiye'de İstanbul'un bile bazı kesimlerinden daha rahat olduğumuz şüphe götürmez.

Ve evet din...Cuma günleri insanların gösterdiği inanılmaz talebe, her mahalleye bir cami fikrine, günün en az beş vakti tam çocukların uyuma saatine denk gelen ve işin ciddiyetinden ötürü ezgisi güftesi olmayan ezan sesine hazırlıklı olun.

Bu ülkeye yaşamak için ilk gelişiniz ise;

Gireceğiniz evin kontratında masraflara ne kadar ortak olacağınızı (bazı yerlerde tüm masraflar ev sahibine ait, şaşırdınız değil mi?P)

Evin içinde çalışan AC lerin nasıl bir sistemi olduğunu (bazısı hiç kapanmadan çalışıyor, bundan kaçının, termostatlı olup kendiliğinden açılıp kapanan sistem olmalı)

Eğer okula giden çocuklarınız varsa bir arabanın yetmeyeceğini ve garajın yanyana iki arabayı alabilme kapasitesini (bazılarında arka arkaya ve her seferinde araba düzeni değiştirmek gerekebiliyor)

Evin arazlarını giderecek şirketin (burada bu işler için evin sahibi şirkete her ay ya da yıllık bir ödeme yapıyor ve şirket evi sigortalamış gibi bakım anlamında üstleniyor. Bu konuda bazıları tembel bazıları son derece ciddi çalışıyor, komşunuzdan öğrenmeye çalışın) çalışma temposunu kontrol edin.

İkiden fazla çocuğunuz varsa ve iyi bir eğitim beklentiniz de bulunuyorsa bu ülkeye gelmeyin. Okullar yalnızca özel, şirketler genelde üç çocuğa kadar o da maksimum karşılıyor. Geçen sene beş çocuğuyla gelen bir aile bu sene ülkesine dönüyor, iki çocuk evde eğitim görmek zorunda kaldı.

Emirlik içindeki telefon konuşmaları neredeyse sıfır lira. Emirlikler arası da öyle küçük meblağlar ama Türkiye'de dahil uluslararası görüşmeler gayetten de kazık, dikkat! Skype'ın evi arama özelliği blokajlı (idi son zamanlarda denemedim)

Türkiye'ye ve Türkiyeli insana sempati büyük. Dizilerin çoğu burada hastalık halinde izleniyor. Suriyeliler ve İranlılar özellikle ayırd edilmesi bile imkansız denecek derecede bizlerle aynı. Yerel Araplar'ın en sevdikleri mekanlardan biri Yalova, çoğu gitmiş kalmış ve çok memnun.

Futbol, milli günler ve dini konular en fazla prim yapan, adrenali yükselten, toplulukları sokaklara döken konular burada da. Beni şaşırtmadı Türkiye'den alışkanlığım var zira. Ha başka bir ülkenin ve farklı bir kültürün kendi kurtuluş gününde sokaklarda arabalarının kornalarını öttürüp yarı bellerine kadar sarkarak bağırmaları ise kanımca tırstırıcı. İnsan demek ki başka bir yerde yaşayınca bu sokaklara dökülme oradaki azınlık için bir gövde gösterisi gibi algılanabiliyormuş. İlginç bir deneyim...

Benim için ise en önemli yanı yabancı bir kocayla Türkiye'de on yıl kadar deneyimlediğimiz " Neresinden kazıklasak herifi?! Yabancı, bunda para da boldur şimdi." mantığının burada olmaması. Devlet tarafından verilmiş bir işin Türkiye standartlarında ancak bir genel müdüre sağlanacak olanakları sağlaması. 

Ancak Türkiye'deki gibi öyle işler yavaş yürüyor diye bir devlet dairesinde köpüremezsin burada. Yerel halkın çalıştığı işten çıkarılması atılması gibi bir durum olmadığı gibi yasak bile!

Medya...Sınırlı ve herdaim kontrol altında. Öyle olmasına rağmen limitli bir şekilde azıcık azıcık haberler yansıtılabiliyor ama muhalefet gibi bir anlayış pek tabi ki imkansız olduğu kadar ihtiyaç da duyulan bir şey gibi durmuyor.

Kısacası insan eliyle değiştirilmiş, yeşillendirilmiş bir ortamda olabileceğin en iyisi yaratılmaya çalışılmış. Bunun sonucunda çölün ortasında yaratılan bu medeniyetin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken arıtılan deniz suyu okyanusu birkaç derece bile arttırsa çevreye zarar vermekte. Çevrecilik anlayışı bu halde bile çalışan ve bu kültürü buraya taşıyan Avrupalı zihniyetle Türkiye'ye üzgünüm beş basar. Şu son birkaç yıldır çevre bilinci geliştirilmeye çalışılmakta. İngiltere ile karşılaştırdığımda emekleme aşamasında olsalar da hiçbir şey yapmamalarından iyidir.

Ve son olarak elektronik ürünler öyle hep drenaj yapıldığı derecede ucuz falan değil, Amerikan piyasasına göre hatta, kazığın ötesi. Farklı yerlerde farklı fiyatlar, hatta çoook farklı etiketler görmek mümkün. Gardınızı ona göre alın.

Gelmeyi düşünüyorsanız Türkiye’den denildiğinde tebessüme ve içten bir hoşgeldin’e hazırlıklı olun J

4 yorum:

balanne melike dedi ki...

Sanırım abimler oraya yerleşecekler yazını share edicem o da okusun.Kızları öpüyorum.

Evin Kedisi dedi ki...

Teşekkürler Balanne'cim, bak bir daha gelemem diyordun, nereden nereye gördün mü? Hayırlısı ise olsun diyeyim o zaman, bende seni ve güzel kızlarını öpüyorum.

pippi haşmet dedi ki...

Hiç bitmesin diye okudum. O taraflar ilgimi çekmiyor ama yine de nerede ne nasıl merak ediyor insan.
Sigara durumları nasıl? İçiliyor mu TR'deki gibi?

Evin Kedisi dedi ki...

Teşekkürler Pippi Haşmet, hayır Türkiye benim gözümde Red Kit karakteri gibi kalmış herzaman, gerçi şu son yapılan denetimlerden sonraki aşamayı bilemiyorum daha iyiye gittiği aşikar ama yine de burada sigara içen çok az, neredeyse yok denecek gibi...