7 Ocak 2011 Cuma

Samimiyetsiz Zibidilikler

Valla bakıyorum da eski zamanlarıma, ben çocukken eve geldiğimde burnuma çalınan puaça kokusuyla kendimden geçen bir tiptim. Annemi bir kere bile benimle ödev yaparken hatırlamam, hep koşturup dururken bilirim. Bizim birarada olduğumuz dönemler ya alışverişe çıktığımız zamanlardı ya da üye olduğumuz klüpte...

Aslında o zamanlarda bile arkadaşlık ve gruplar annelerin ve babaların yerini çoktan almıştı. Galiba, bu anlamda biz anne babalarımıza pek bağımlı da sayılmazdık, hep çevremizde bizlerle yaşıt, koşup oynayacağımız, ip atlayacağımız arkadaşlarımız oldu. Hatta o yüzden ebeveynler sıkıcı bile gelirdi.

Şimdi kendime bakıyorum da bir anne olarak, hani çok okumuşuz, çok biliyoruz ya, yaptığımız her boktan bir vicdan yapma noktasına getirip koymuşuz kendimizi. Çocuklarımızı dışarda kendi kendine bırakamıyoruz, hem oynayacak bir mahalle kalmadı hem de bol bol korkularımız ay yaşlı bir amca gelip de şeker verirse, sapığı var, arlısı, arsızı gibi triplerimiz var. Bunlar aslında aklımızda yarattığımız hayaletler falan da değil. Birkaç yıl önce Arap Emirlikleri gibi bir yerde, herkesin ortasında çocuklara yiyecekmiş gibi bakan, benim dikkat edip de uzaklaştırdığım gruptaki ve diğer herkesin gözü önünde donunu indiren adi, pislik, deli, manyağını da görmüş ve deneyimlemiş bulunuyorum.

Hadi o kısmı eledik haliyle, çocuklar artık daha ev içi canlıları bir yerde. Gidilecekse de bisikleti al, yiyecek bir şeyler hazırla, soğuk olursa falan diye ceket falan ayarla, su, meyve suyunu koy derken zaten insanın içi çıkıyor. Eskiden annem beni yallah diye bırakırdı kapının önüne, bu kadardı! Hala da hatırladığım en güzel anıları biriktirdim o mahalle arkadaşlığında ama şimdi bunu çocuğuma yapamıyorum.

Anne denilen mahlukata gelince...Sabah kalkar kalkmaz evde yapılacak, toplanacak, yıkanacak, yıkanmışsa asılacak, asılmışsa ütüye ayrılacak bin tane şey oluyor. Bu dönem içinde bir saniye bile yalnız kaldığında kendini koltuktan paraşütle aşağı göderecek, kablolarla ip atlayacak bir çocuk...Bir tek tv karşısında, o da şanslıysam şayet yarım saat s verilebiliyor. Ve deniyor ki tv kötü. Al sana kötü! Bütün bunlar olurken diyelim ki evde büyük çocuğunuz, zaten bütün enerji eve, yemeğe, küçüğe gitmiş mi, gece en az bir kere kalkılmış mı. 1 numara bilgisayar başında çok sevdiği bir programa takılmış, ona da ne diyorlar? Bilgisayar kötü!

Hmmm evet! Gün içinde kim ne derse desin tüm ana babaların evde sarıldıkları yegane oyalanacak şeyler televizyon ve bilgisayardır, belirteyim . Kim ne konuda kıçını yırtarsa yırtsın bunu değiştirme imkanı yok çünkü eskinin mahalle araları, bol çocuklu sokak keyifleri artık tarihin bir parçası olmuş. Bunun yerini alması gereken, çocukların her daim anne ve babanın başında tepinmesini engelleyecek yegane çözüm de bunlar, üzgünüm ama böyle. Bu iş bakıyorum da paparazzi programı seyredip de anketör tv karşısında soru sorduğunda " Aaaa evet, paparazzi programları kaldırılmalı, halka hiç faydası yok, zaten ben hiçç tv izlemiyorum." diyince onlara süper zeka olduğunu onaylattıran salaklığa dönüştü. Herkes ama herkes yapıyor ama laf konuşmaya geldi mi; " Hımmm ben şahsen herşeyden önceye çocuğumun nitelikli zamanını düşünürüm ehem köhöm!" falan yapıyor.

Ben büyük kızım altıbuçuk aylık doğduğundan beridir evdeyim fakat bir yandan evde de olsam gördüğüm şu; Eğer çocuklarımı iyi besleyeceğim, evim her daim temiz ve derli toplu olsun diyorsan çocuklarınla geçireceğin vakti unut derim.

Evet! Ev kadını denilen ve yıllarca iğrenç derecede ayaklar altına alınmış vasıfsız işçiler ne yazık ki evlerine çok iyi bakmak zorundadırlar, yemekleri her daim hazır, sofraları çiçek gibi olmalıdır. Çünkü efendim ben çalışan kadınım eve ve çocuğuma vaktim olmuyor genelde gibi bir bahane yoktur. Bizler gibi sürekli sorumluluk peşinde koşan tipler için ise ev, yemek, temizlik, vücut bakımı gibi durumlar artık profesyonel iş hayatı yerine konulduğu için yapıldığında karşısına tick konulan ve her gün elenmesi icap eden görev kataloğuna dönüşmüşlerdir. Artık profesyonel ev kadını dönemi başlatılmıştır tarafımızdan. Höreyyyyy denmeli midir? Burası büyük bir soru işaretidir.

Bu ev kadınının tarifi şöyledir; her daim bakımlı, çocuklarının ödevlerinde her zaman yanında, kitap okuyan, yeni filmleri ve teknolojileri takip eden ama çok da iyi bir ahçı, dağınıklığa pisliğe ise kendi referansı olduğu için hiçççç tahammülü yok. Bu yeni versiyon, ha bir de tabi ki aklında olanların hiçbirini tamamlayamadığı için hep bir bölünmüşlük içinde sinir küpüne dönüşmüş ruh hastası...

Yine dönüp eskiye bakalım, hangimiz annelerimizin binbir çeşitte hazılradığı kek kurabiye enflasyonunda tıkınırken; " Ayy şekerim selülitlerim çok fena azdı benim koca böyle kadından nefret eder, spor salonuna yazıldım." diye konuştuğunu hatırlıyor? Hatta, bilakis biraraya gelindiğinde havada puaça tarifleri uçuşurdu. Şimdi bir de bunun tam tersini yapmaya uğraşıyoruz. Çünkü kilolu mutlu olamıyoruz. Sahi biz nasıl mutlu oluyoruz? Bunun cevabını bilen var mı?

Ben bu işin doğalına dönelim derim hep birlikte. Gerçekten! Alacaksın eline süpürgeni, yapacaksın puaçanı kekini, öyle kitapmış, filmmiş, çocuğunla nitelikli vakit geçirmekmiş falan atacaksın çöpe bütün bu olması gerekenlerin listesini, sen mutlu ben mutluuuuu!

11 yorum:

balanne dedi ki...

Seni bu yüzden okumayı çok seviyorum. Okunmak için hissetmediğini yazma meraklısı olmadığın için.

Evin Kedisi dedi ki...

Melike bu yazdığını bir de deşifre etsen bacım? Benim anladığım şu oldu, okunma derdim olmadan yazıyorum, heh anlamış mıyım? Beni o yüzden mi seviyorsun? Öyleyse sevme kendi kendime bu durumu çok ciddi problem yapıyorum aslında öhüüüüü! Leyn ne kimse okur ne yorum yazar, satmışım anasını bu dünyanın heheeeyyyyyyt diyesim de var yani.

ÇokBilmiş dedi ki...

Ben her yazını okuyorum, yorum da yapayım madem öyle :)
Maalesef benim annem de çalışan anneydi ve hala poğaça yapmasını bilmez. Evimiz her zaman toplu ama çoğunlukla tozluydu :) Ben apartman çocuğuydum, sokakta oynayamadım; 3 yaşında yuvaya başladım. Ben 7 yaşıma gelene kadar evimize televizyon alınmamıştı, ben kendi kendime oynardım saatlerce.
Ben ne yapıyorum?
Yarı zamanlı çalışıyorum.
Poğaça yapmayı biliyorum, evim miss gibi yemek koksun istiyorum.
Evim dağınık ve çoğunlukla tozlu. Zerre takmam :)
Kızımı sokağa yalnız bırakamıyorum ama hemen her gün ya sokaktayız ya da başka bir arkadaşının evinde. Kızımı 2 yaşından sonra oyun grubuna, 3 yaşından sonra da yarım gün yuvaya başlatmaya niyetliyim. AMa sadece yarım gün. Hatta mümkünse okula da yarım gün göndermek istiyorum.
Televizyon seyrettirmiyorum, zaten alışmadığı için açsam bile bakmıyor. Bilgisayarı günde en fazla yarım saat sadece klip seyrettirmek için açıyorum. Ama kızım henüz 16 aylık, büyüdükçe nasıl zaptederim onu bilemiyorum. Kızım da gitikçe uzuyan sürelerle kendi kendine oynamayı öğreniyor.

balanne dedi ki...

Ediyorum..

Berceste dedi ki...

Altina bir imza da benden :) Su siralar beynimdeki iki tilkiyi yere serdin, tesekkur ederim :)

Pisicigim, Bal anne'nin dedigini ben cok iyi anladim :) Oyle cok okunmak icin, tik sayim artsin, bana hediye versinler, beni herkes sevsin seklinde yazanlar var ki! Fark izin ver de farkedilsin. Yorum yazilmamasi her zaman okunmadigina dalalet degildir ayrica. Ay sekerim masandaki ortuyu nereden aliyorsun, cok seker seklinde bir yorum gelecegine birak gelmesin :)

Türkan dedi ki...

Marifet her zaman söyleneni vurucu cümlelerle yazabilmekte.Siz uzun yazdığınız halde kendinizi okutuyorsunuz.Sebep, çok açık ve net yazabilmekte.Süslemeden makyajsız:))Bir de sıkıcı olmamak ve fişek gibi yazmak.Net olmak,cümleyi gereksiz uzatmadan.Birde insanların bilipte söyleyemediğini söyleyebilmek.Eline sağlık,ben facebook denen bol video görüntülerinin yerine okumayı,yazı okumayı seviyorum.Aslında günümüz görselliğe çok önem veriyor.Bu da beni çok rahatsız ediyor .Bu konularda da fikirlerinizi merak ediyorum.Sevgiler...

small button nose dedi ki...

Merhaba
Benim cocuklugumda sokaklarda gecti sayilir.bizim mahallede Yaz aylarinda 1o kadar saklambac oynardik mahalle sakinleri bahcelerde otururdu.annem ve babam cocuklarla gecirilecek kaliteli zamandan habersizdiler:)ama yinede hersey cok guzeldi. ben cocuklugumu ozluyorum. kesinlikle simdiki zamanimizdan farkli.birde biz uslu cocuklardik simdiki nesil cok mu yaramaz bilmiyorum bakiyorum hepsi zir zir agliyolar..

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Çokbilmiş :)

Yahu dur daha beben 16 aylık, ne sokağa bırakması! Ben dokuz yaşında falandım kendi başıma bırakıldığım zamanlar, ondan öncesi bahçedir öteye geçmez. O da 16 aylıkken değil tabi ki :))

Acaba aynı dönemin çocukları olabilir miyiz ki? Yetmişli yıllardan sonra girdi ya Türkiye'ye tv, bende o yaşlardaydım eve televizyon alındığında, belki daha da büyük olabilirim. Zaten akşam sekizde mi açılırdı neydi, bir tek kanal vardı ve de gündüz hep kapalıydı. Benim de yoktur alışkanlığım, hala da gündüz tv açılmaz benim için evde ama boş kaldığı an duvara tırmanan bir çocuğun olursa ve bu da onu durduran tek metodsa (ki birkaç aya kadar seninki de ilgilenecek, daha çok küçük) o zaman elin mahkum oluyor. Ha, ben sabahtan akşama kadar dışarılarda park bahçe arkadaş gezerim diyorsan kalan öğlen ve akşam öğünlerinde ne yemeği düşünüyorsunuz bacım? Hayır merak ettim de o bakımdan :))))

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Berceste, Türkan ve Melike, yorumlarınız ve güzel sözleriniz için çoook teşekkürler.

Hoşgeldin Button Nose'cum, bence bu zamanın çocukları enerjilerini açık havada bizler kadar harcayıp sefil olamıyorlar da ondan sevgili arkadaşım. Çocuklar bakma sen aynı köpekler gibiler sen ne kadar kapatıp alanlarını sınırlarsan o kadar tepende patlıyorlar. Acı ama gerçek bu...

rehnuma dedi ki...

dediğin gibi bu yüzyılda iyi annelik kavramı iyi yemek yapan,iyi eşlik yapan,iyi kariyer yapan,iyi teknoloji kullanan,iyi okuyan entellektüel,iyi temizlik yapan kadın gibi görülüyor.valla ev işleri herşeyden zor bitmiyorki hiç yap yap yine var yine var.Bir icat duyarsanız bu konuda banada deyin.Şu kaliteli zaman konusuda aklımda bu aralar.Bizim annanelerimiz ıso-9001 kalite standardına göre 1 numaralı kaliteli zamanmı geçirmişler çocuklarıyla sanki?Kaliteli zaman isteyen çocuklar el kaldırsın.

Evin Kedisi dedi ki...

Selam Rehnuma! Katılıyorum ancak yine de çocuklarımıza oradan buradan çekiştirilmeden zaman ayırsak ne iyi olur değil mi? Mazeretlerimiz gerçekten mazeret gibi geliyor bazen çünkü ev işi olmasa da başka şeyler buluyorum ben kendimce sanırım öyle yarım saatten fazla çocuklarla oturup zaman geçirme özürlüyüm :(