27 Haziran 2010 Pazar

Ben Normal miyim Dr. Öz?????

Dr. Öz'ün sağlık show'unu izleyen herkes bilir ki programı canlı olarak seyretmeye gelenler stüdyoya çıkıp sorusunu sorma potansiyeline sahiptir. Benim gördüğüm bu soruların pek de duyulması olağan, her gün karşılaştığımız cinsten konular olmadığı. Bir kısmı sorulamayacak kadar utanç verici veya bir diğer bölümü hakikaten "Dr Öz ben gözümü mıncıklayıp mıncıklayıp içinden sümüksü bir madde çıkarıyorum, normal mi?" gibi akla gelmeyecek türden...

Ben orada olsam ve bir şekilde soru sorabilsem; "Çocuklarla sosyalleşmenin aşırı stresli, karı koca görüşmelerinin sıkıcı olduğunu düşündüğüm için bana kalsa çoluk çombalak ve çiftli olarak zamanımı hiç bu konulara harcamam, normal miyim doktor?" derdim.

Bir kısım insana göre "AAaaaa ne ayıpppp, olur mu canım öyle şey?! E o zaman hiç görüşülmesin!" tepkisine gark olacağımın bilincinde olsam da çocuklu sosyalleşme, başkasının evinde kalma, yaşama, tatil yapma mantığı bana göre değil. Bu normal veya değil bilmiyorum ama normallik neye ve kime göre orası da tartışılır.

Mesela bazısının aklında çocukların çığlıklar atarak çevrede koşturduğu, ağaçlardan perende attığı, koskocaman İtalyan tarzı kurulmuş masalarda kimin ne söylediğini bir diğerinin dinlemediği, şen kahkahaların ve aynı anda bebek ağlamalarının birbirine karıştığı bir senaryo olabilir. Ben ise o senaryonun bir parçası olmak istemediğimi buradan rahatlıkla haykırabilirim.

Bunun altında yatan başlıca sebeplerden biri insanların kalabalık ailelerden gelmesi ve alternatifin aslında ne derece ruha sakinlik verdiğinin ayırdına varmamaları da olabilir. Hatta kuvvetli bir ihtimaldir bu, insan nasıl ortamda büyüyorsa o ortamı kurmaya meyillidir.

Aslında biz de üç kardeşiz ama ben büyük farklarla en küçükleri olduğu için sanırım "Tek Çocuk Sendromu" yaşıyorum. Heryerde ve her an sessizliği, kendime ayıracağım zamanın kalitesindeki bilinci ve onu bırakmama direncini şiddetle hissetmekteyim. Kardeşlerimle o benim, bu senin! ama onları benden daha fazla seviyorsunuzzzzz! kavgası hiç yaşamadım. Onların bir yerde genç yaşta edindikleri çocukları gibiydim.

Ablam zaten kendimi bildim bileli evli ve çocuklu oldu, abim ise en sevdiği filmlere, çizim yaptığı odaya beni ortak etti, öyle büyüttü. O yüzden de bir yerde çok genç bir baba modeli de vardı karşımda büyürken.

Yaşamım boyunca kendime yakın kardeşler ve onların bitmek bilmeyen çekişmeleri, enerjileri, titreşimleri olmadığı için belki şimdiki yaşımda aynı ortamlardan hep kaçtım. Kendi çocuklarımı da elden geldiğince o enerjiden uzak kendi hallerinde yetiştirmeye çalıştım ve çalışıyorum, hala heyecandan, hop hop hop zıplama, bağırış, evin içinde deli gibi koşuşturan çocuklar fotoğrafını kendime uygun bulmuyorum.

Çocuklu arkadaşlarla bir araya geldiğimizde durmadan kesinti yaratan ve bambaşka bir konudan bahsederken "Ayyyy bugün kaçıncı bezini değiştirdim, meyve yiyince kaka bombardımanı oluyor" ya da "Yaaaa görüyor musun işte yapamıyor kakasını, kabız oldu, hadi gidelim mi tuvalete, orada deneyelim?" tipi kesintilere uğramak çok normal mesela. Ya da anne ve babalar oturup çocuklarının yaptıkları haylazlıkları anlatıyorlar birbirlerine ki bu nokta gerçekten hiççç ilgimi çekmiyor. Bir de gerçekten insanların bebekleri olunca bir kaka muhabbetidir gidiyor, önceden ağza hiç alınmayan hatta tiksinilip burun bükülen bu kelime neredeyse her cümlenin içinde birer ikişer kullanımda.

Peki bu durum beni kötü bir ebeveyn mi yapıyor? Sanırım başkalarıyla beraberken olaylarla yüzleştirmemi, problem çözüm yeteneğimi ve soğukkanlı olmamı engelliyor. Kendi çocuklarım bir kenara, belli bir saatten sonra ortalığa saçılan error sinyalleri, çocukların maksimum oynama saatleri olan iki saatin erişkinlerin bitmeyen konuşmalardan ötürü uzadıkça uzamasını, bu yüzden yenilemeyen yemekleri, içilemeyen içkileri veya çayı kahveyi, o sırada oynanacak oyun kalmadığından deli danalar gibi saklambaç, bağrış çığrışın beni deli ettiğini görmezden gelemiyorum.

Sonuç ise yorgunluktan bitap düşüp dengesi bozulan kendi çocuklarımdan çıkıyor onu da gözlemliyorum. Bu sırada izlenmekten "Evin kedisi de pek bir agresif canım!" denmesi potansiyelinden de hoşlanmıyorum.

Çünkü aslında bu tahammülsüzlüğün altında yatan neden, görmezden gelinen, suçlusunnnn! diye kaldırılan parmağın esas sebebi bambaşka. Ve onun adı da uyku bölünmesi, kargalar bokunu yemeden yaz kış okul iş zamanı ayırdedilmeden kalkılması, sürekli bir hareket hali ve bölünme histerisi olarak özetlenebilir.

Herşeyden önce çocuk ve bebek bakımı denilen süreç belli bir yaşa gelene kadar ciddi derecede engebelerle dolu. Bir çocuk en ideal şartlar altında yatsa uyusa ki bu genelde görüyoruz ana babalar tarafından sağlanamıyor, gece bir kez ya açlık ya da susuzluk adına kalkmak demek...

Bu durum ise kolay değil en bilinen işkence yöntemlerinden biri olan uykusuzluk problemini yatırıyor masaya. Kaldı ki memlekette genelleme çocukların ayakta sallanarak, yanlarında yatarak, aynı yatak odasında ya da yatakta uyumasına izin verilerek uykuya gönderme teknikleri ya da bana göre tekniksizliklerinden ibaret.

Ben ve eşim düşünemiyoruz ki gece maksimum sekiz buçuktan sonra, o da pek tabi ki uyku ihtiyacı yoksa ve koltukta falan uyuyakalınmıyor ya da dokuzda kös kös yatak odasına gidilmiyorsa, maksimum kalan üç buçuk saatlik zaman dilimi sakince bizlere ait olmasın...

Bu bahsettiğim stres, çocuklarımızı koyuyoruz yatağının içine hadi bay diyip odadan çıkıyoruz versiyonu olduğu halde böyle aksi şartlarda karı koca bizim sinir stres yığınından ağzımızda çiçek kafamızda huni dolaşma olasılığımız, birbirimizi parçalama, çocuklarla intihara teşebbüs yüzdemiz hayli yüksek olurdu.

Bir anne ve baba olarak belki garipsenecek çünkü işin doğası ona göre oturtuluyor ama çocuklarımın uyku ve diğer hiçbir konuda bana/bize bağımlı olmasını istemiyorum.

Süt verirken de aynı duygu altında ezildim unufak oldum. Bunlar dediğim gibi yazılınca bazılarına ayıp gelebilse de bizim gibi kadınların ve adamların olduğunu da bilmenizde fayda var diyorum. İnsanların dinlenmesi yemek yemesi veya kendilerine gelmesi gereken zamanlarının hepsini çocuklarına harcayarak geçirmeleri durumunda bırakın sağlıklı bir evliliği, normal bir hayat yürütebileceklerini bile düşünmüyorum. Yatılan ve paylaşılan yatakta bebeğin veya çocuğun yanında yapılan seks...Söyleyecek bir şey bulamıyorum desem daha mı doğru acaba?

Bana göre...

Çocuk kendi kendine uyumayı öğrenmeli, odasında yatmalı mıdır?

Evettttt!

Çocuğun uyuma saati belli olmalı ve bu büyüklerin saati ile karıştırılmamalı mıdır?

Eveeettttt!

Sonra, insan neden sosyalleşir? Kafa dinlemek, keyif almak, sohbetlemek, espri ve yemek yapmak, yemeği servis etmek ve adam gibi yiyip içmek için, değil mi? Peki, her çocuklu arkadaşlık festivalinde içtiğim çay bile piç oluyorsa, yediğim yemek boğazıma diziliyorsa, karı koca insanların arasında gidip gelen enerji (o da haliyle sen bak da ben bir nefes alayım ya kardeş, bak görüyor musun işte hiç yardım alabiliyor muyum? dır dır dar dar) ikilemi üzerine oturuyorsa bana ne kardeşim demez miyim?

Derriiiiimmmm!

Ya da yıllarca kanka olduğum arkadaşım çocuk doğurmuş ama o çocuğu eğitme metodu, çocuğun hareketleri benimkine çok ters düşmüş, al sana başka bir dağılma konusu olur mu?

Oluuuurrr!

Dışarı çıkmışım alışveriş yapacağım ama ufaklık yeni yürüme ardından da koşma moduna geçmiş, elde torbalar, hiçbir şeye bakamadan bebeğin peşinden, o alışverişin içine edilmiş midir?

Edilmişşşşş!

Aile ziyaretine tatile gidilmiş, herkes gülüp eğleniyor, yemekler yeniliyor ama ben kendi çocuklarımın yemeğini düşünmek, kendimden önce onları doyurmak, kaka yapılmış bezi değiştirmek, üst baş değişimi yapıp bin kere konuşulan konuyu kaçırmak, çok önemli bir noktada; "Pardon kaka yapmış bir bez değiştireyim..." ya da "uyku zamanı geldi bir yatırıp geleyim..." "Aaaaa cısssss bom bom olursunnnn çıkma oraya bak....görüyor musun bir dakika oturmaya gelmiyor!!" gibi bok bok diyaloglara girmek zorunda mıyım?

Zorundayımmmm!

Bunlar beni fena halde sıkıyor mu?

Sıkıyorrrrrr!

Bu şartlar altında "Kardeşim sen de neden çocuk yapmışsın ki hiç yapmayaydın da bunları da yaşamamış olurdun." denilebilir ancak illa ki çocuklarımla sosyalleşmem gerekmekte mi o da bir soru işareti tabi. Başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunluluğum yok, ben nasıl ki çocuğu duvara tırmanan birine müdahale etmiyorsam benimkine de karışılmasını istemem, anlayış beklerim.

Son söz olarak insan hayatını ikiye ayırıyorum, çocuktan önce ve çocuktan sonra...Ve ardından kapımın üstüne şu yazıyı asıyorum;

"ÇOCUKLARIM VAR, BÜYÜTENE KADAR MEŞGULÜM, RAHATSIZ ETMEYİNİZ!"

8 yorum:

Hülyanın Tunası dedi ki...

ay ay ay gene bi solukta okudum. çoğu yerine katılmakla birlikte şunu söyleyeyim. bu çocuğun bağımsızlığına kavuşması meselesi senin yapıp ettiklerinden farklı bir çizgide ilerleyebiliyor. emzirmeyeyim dersin gene göt biti gibi gibi peşini bırakmayan bir çocuğun olur. kendi odasında zıbarsın dersin milyon kere uyanır, hay ben bu ayrı odanın ... diye diye kalkarsın, pış pışlarsın.

bebekli arkadaşlarla sosyalleşme meselesine gelince... bazı çocuksuz ya da çocuğu çook büyümüş arkadaşlarınla sosyalleşirken öyle şeyler oluyor ki sürekli açıklama yapmak zorunda kalıyorsun. "aa niye bu kadar erken uyutuyorsun?" gibi bir soruya saatlerce cevap vermekten bıktığımdan "bizimki bu saatte uyuyor" diye kestirip atıyorum mesela. ama akran bebekli arkadaşlarımlaysam hele hele benim senin gibi tiplerse hiiç kasmıyorum. bana iyi geliyor. çocuğum adına sürekli özür dilemek zorunda kalmıyorum. ay halıya kustu teyzesi hihihhi demiyorum. len eşşek sıpası, balık mısın sen niye ayarsız ayarsız yedin de çıktın koltuğun tepesine diye fırçamı basıp sohbete devam ediyorum.
post yazsaymışım:)))

balanne dedi ki...

Kısaca bayıldım bu yazıya...Hele ki şu an evimde biz dahil 13 kişiyken..yarama tuz bastın. kendi evimden kaçasım var.:((

Berceste dedi ki...

Her cocugun ve her ailenin kendine gore bir duzeni var, ne olur karismasalar!!! Bu karisma konusunda benim de cooook yazasim var. Hem de cok!
Diger yandan cok sukur halden anlar insanlarla sosyallesme sansim var. Bizim kizin arkadas yas ortalamasi bazen 70 oluyor, yanlis okumadin 70 :) Amaaa cok da ise yariyor, neler ogrendi, nasil rahat anlatamam. Bizimki dost dost cocuklarin yanina oynamaya giderken butun cocuklar kaciyor, bizimki sasiriyor. Oyuncaklarini vererek oynamak isterken, cocuklar sasiriyor, oyuncaklarini kaciriyor. Bizde mi sorun var, digerlerinde mi anlayamadik gitti.

Evin Kedisi dedi ki...

Hülya'nın Tunası'cım;

Göt biti benzetmesine bittim :) Çocuklarla anne ve babalar arasında dönem dönem bu kimin dediği olacak testi yaşanıyor kanımca ama ebeveynler bir konuda uykuya yenik düşmezse bebeğin odası da, uyuma sistemi de oturuyor. Her mızırdandığında odasında sakinleştirip yatağına mı almak kolay yoksa yatağına getirip yarı uykulu zombi kıvamında ortaya koyup uykuya dalmak mı kısa vadede? Bence hemen yatağa almak çok daha rahat bir çözüm, diğeri anneye babaya daha zul gelir gibi görünse de bebek bir süre sonra odasında uyanıyor odasında kendi kendine uykuya dalıyor süt, su, hastalık ve kaka ihtiyacı dışında...diye düşünüyorum. Benim iki çocuğum da ayakta sallanmanın ne olduğunu bilmedi mesela, değişik sallama metodları olsa da ayakta ve makinada sallanan çocuk gerçekten de beyin suları birbirime karışmış hafif alkol almış gibi gidiyor uykuya, benim şiddetle karşı olduğum konu bunların alternatif çözüm yöntemleri gibi hemmencecişk dayatılması insanlara, halbuki gerçekten de uzun vadede anne ve babanın köle işzauralığına kapı açmaktan karşılıklı sinirleri yıpratmaktan öte değil, haaa her zaman dediğim bir şey var ama bana o da hastalıklı geliyor kusura bakılmasın anne babanın seks yaptığı yatakta çocuk...ya da odada...Bu insanlara bir hatırlatma yapmak faydalı olabilir benim öyle anne babasını görerek büyüyen ve sonra bütün cinsel hayatı arkadaşlıkları allak bullak olan bir arkadaşım vardı. Bu çok olan ama dile getirilmeyen bir olay. Sevgilerimle :)

Evin Kedisi dedi ki...

Balanne'cik Allah kolaylık versin daha ne kadar kalacaklar? Kışttt kışt dedim buradan :PPP

Sevgili Berceste;

İnsanların nasıl bir arada yaşamaları doğruları farklı olduğundan imkansızsa yetiştirdiği çocukların farklılıkları da öyle. Diyorum ya hayat ikiye ayrılıyor, çocuktan önce ve sonra diye...Öptüm :)))

rehnuma dedi ki...

benimde aramızda 10 yaş olan bir kardeşim var ikimizde tek çocuk büyüdük.Bende sanırım bu yüzden sizin tesbitiniz gibi öyle fazlaca gürültü kalabalık ve dağınıklığa gelemiyorum.Yazıda kendimi buldum :)
her yandan fışkıran çocuk sesleri, ne dediğimi kendimin bile anlamadığı reflikler bana görede değil.
Yazılarınız çok güzel ama keşke daha az küfürlü olsada herkesle paylaşabilsek :) teşekkürler.

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Rehnuma;

Yazılara güzel yorumun için çok teşekkür ederim ama şu küfür bölümüne her zaman yaptığım yorumu yapmak istedim, çok okuyan affola, burası blogdur, yolu yokuştur, herkes içi dışı bir olmuştur, doğal olanı budur :))) Hakikaten de blogda da kastın mı işin zevki kaçar diyorum başka bir şey demiyorum, böyle paylaş ne yapalım :PPP

Seden dedi ki...

hayatımız 1 tane ise, neden başkaları baş rolü alsın ki?
rahat ettiğimiz gibi geçirmek en güzeli, en sağlıklısı.
çocuk sahibi olmak sevgiliyi/kendimizi kaybetmek demek olmamalı, bu kadar erkeğin fellik fellik çocuk sahibi olmaktan kaçması sizin satırlarınızda öyle güzel özetlenmiş ki.