1 Mart 2009 Pazar

Eğitim Sistemi, Veli Toplantısı, Doğum Haftası Falan Filan...

32. haftaya girmemle beraber dün akşam fark ettiğim ilk şey ayak bileklerimde ve üstlerde pufurdama şeklinde şişme başlaması oldu. Demek ki " Bende olmuyor şişme falan." dememin sebebi ilk hamileliğimde bu haftaları deneyimlemememmiş. Hatta eşimin bana aldığı ve çok da severek taktığım ince saatim kolumda dönerdi, şimdi çıkartmak zorunda kaldım, iyi mi?! Ayakların terliklere girmekte zorlanması gerçekten ilginç bir deneyim. Diyorum ya aynaya baktığımda gördüğüm de ben değilim diye. İşin kötü yanı terlik giymeden dolaşamama durumları, kendimi çok rahatsız hissediyorum öyle.

Hastane için terlik bakıyordum kendime, çıktığımda da giyerim diyordum, hani dışarda falan. Crock'ları da yazmıştım hani. Geçtiğimiz hafta sonu yine, bu sefer Shoe Mart'a baktım, ufaklığın açık ayakkabıları harabeye dönmüştü, artık sıcaklar da kendini göstermeye başladı. Chloe'ye indirimden son derece kaliteli, çok şık ve kalitesine göre acayip düşük fiyatlı bir çift ayakkabı bulduk.

Gece kullandığımız yorganlar üç dört gündür kaldırıldı, hatta dün sabaha karşı fanı bile açtım. Yine hafta sonu iki üç tanesini bizimki yıkadı pakladı, tekrar taktı. Neyse, çok güzel deri terlikler var şimdi allah için, ben dolgu topuk istiyordum, öyle hem kilolu hem bidibidi görünmeyeyim diyordum ama baktım ayaklarımın üstü falan çok şiş, aldığım terlik haliyle bir numara büyük olacak ve o kadar güzel ve kaliteli bir şey Allah aşkına kaç ay giyilecek? Vazgeçtim, elimdeki neyse idare ederim, ne zaman ki normal ölçülerime dönerim o zaman yine güzel bir şeyler alırım kendime dedim. İhtiyaçları şimdi görme zamanı değil. Ayrıca hastanede tek kullanımlık hani otel terliklerinden de veriyorlar. Tamam!

Bebeğimin hareketlerine dikkat ediyorum...Ben stresli ve çok yorgun olduğumda kesinlikle oynamıyor velet. Ne zaman ki kendi içimde huzurluyum, işler hallolmuş, kendi kendime kavga halinde değilim o zaman fikir fikir şekilde. Yine dediğim gibi geçen seferkinde bu merhaleleri yaşamadığım için bilmiyormuşum ama bir tekme attığında sallandığım oluyor koltukta :) Hatta geçenlerde sanırım ters döndüyse ki idealde artık kafanın aşağıda olması gerekiyor sağ kaburga altıma resmen ayağı kaçtı :) Topuk hizzasından neredeyse yakalıyor gibi oldum ama mümkün olamadı tabi ki.


Veli toplantısına gitmiştim hani, geçen hafta, Çarşamba günü, herşey sıkış tıkış üstüste binmişti. Chloe'nin okulu ile ilgili yazmak istedim, bu sefer sınıflarına girdiğimde fark ettiğim şeylerden biri...Öğretmenimiz bu sene erkek. Aman ne iyi olmuş. Bizim ufaklık O'na bambaşka bir şekilde bağlı. Mr. Mac aşağı, Mr. Mac. yukarı...Gittiğimde tam, saat olması gereken zamandaydı, içeri girdim ve masadaki çukulatalardan ikram etti Mr. Macdonald ilk olarak. Nasıl ince bir zihniyettir, nasıl yapılan işten haz alınarak, zevkle orada bulunmaktır...Sonra, son derece iyi hazırlanmış bir şekilde Chloe'nin karnesini de baz alarak konuşmaya başladı.

Çocuğumu kendim yetiştirme hakkımı kullandığım için çok mutlu hissediyorum kendimi. Matematiği oyuna dönüştürdük, eve gelen ödevlerden anlamadığı noktaları tekrar tekrar sorulara dönüştürerek pekiştiriyorum. Anladıkları ile ilgili konuşurken orada burada kelalaka yerlerde bile sorular sorabiliyorum. İngiliz okullarında verilen karneler bizim eskiden aldığımız gibi yalnız başlık ve yanında pekiyi ile bitmiyor. Herbir başlığın altında o konuyla ilgili olan yapılmış, yapılamayan ya da yapılması gereken noktalar da işaretleniyor. Bu, öğretmenin öğrencisini bir başlık altında çok daha iyi gözlemlemesi gerekliliğini doğuruyor. El yazısı ve matematik başta olmak üzere okulda okuma, bilim, tarih konuları son derece önemle devam ettiriliyor. Spor da günler, etkinliklerle sürekli ayakta tutuluyor.

Ufaklığın sonuçları çok parlak. Tam bir kitap kurdu oldu, sürekli kitap deviriyor çünkü en önemli şey okulun devasa kitaplığından kesintiye uğramadan okudukça yeni kitaplarla gelmesi. Sekiz yaşında bir bireyin elindeki kitapla salonun bir köşesine çekilmesi ve okuması beni mest ediyor.

Sınıflarında bu sefer en dikkat ettiğim şey eğitim araçları oldu. Düşünün ki bu bir yatırımdır yani, bazen değil Türkiye'de çoğunlukla askeri giderlere inanılmaz paralar yatırılır ama eğitim sektörüne bir gıdım değer verilmez. Bu okullar velilerle el ele vererek yaptıkları her türlü düzenlemenin sonunda hep benim yırtındığım şeyi yapıp ne kadar para toplandığını kuruşu kuruşuna bizlere gönderip bunun kütüphaneye mi yoksa okulda başka bir ihtiyaca mı dönüştürüleceğini bildiriyorlar. Ve sürekli gelişiyor ve büyüyorlar.

Mr. Macdonald Chloe hakkında konuşurken arka duvarda sabitlenmiş Smart Board'a gitti gözüm. Devasa ve dokunmatik olarak herşeyi algılayan bir araç. İnanılır gibi değil, her sınıfta smart board'a ek olarak, bir bilgisayar ( bilgisayar odaları ayrı, orada her çocuğa bir bilgisayar düşüyor ) ve projektör yeralıyor. Bizim dönemimizde yalnızca kara tahta vardı, sonradan beyaz tahtaya geçildi, şimdi onun yerini bu inanılmaz araç aldı.

Fakat, önemli olan teknolojinin gelişimi bir yana, bunu okulda toplanan paraları cebe indirmek yerine yatırıma dönüştüren zihniyette. Gidin, Türkiye'de bir sürü zebil ve ÖZEL (!) ana okuluna bakın bakalım, sahibesi üstüne başına alıp, süs püs yapmaktan okula böyle araçları getiriyor mu? Yoksa öğretmenlerin bile sigortasını yaptırmadan nereden kesecem diye mi bakıyor? Hepsi daha hayattan bir haber, kendileri neyin ne olduğunu bilmeyen çocuk eğitimi mezunu toy gençler mi?

Bu merhaleden sonra her hafta bebeğin 250 gr. yakın kilo alması gerekiyor. Artık pofurdama aşamasında. 37 haftadan sonra doğum olursa ne küveze ne de başka bir şeye gerek olacak inşallah. Yani, önümde bu haftayı da saymazsak kritik beş hafta daha kalmış olacak. Gerisi yeme de yanında yat! Sigorta en iyi odayı ve hizmeti karşılayacakmış, bebeği kontrol etmek ve ilk defa memeden beslemeyi denemek adına odaya aldırtmayı konuşacağım. Hastanelerde ilk aşamada verilen toz mamanın verilmemesi üzerine anlaşmak lazım. Tabi ki tıbbi sebeplerle anne bebeğine ilk üç gün içinde anne sütü veremezse tamam, bu benim için de geçerli olabilir. Henüz bilmiyorum ama umarım yaşanmaz.

Nisan'ın 2'si ile 19'u zaten ablamıza tatil, bana da ilaç niyetine gelecek, ondan sonra doğum...Bir tek Mayıs ve Haziran'ın ortasına kadarki bölüm kalıyor geri. Eminim ki o dönem de olumlu ve stressiz geçer, sonrası ailecek evdeyiz :)

6 yorum:

Magissa dedi ki...

Bu kız doğar doğmaz fotoğraf eklenecek bloga. Ona göre :)

Ben geldim. Beyim 2. dünya savaşından kalma laptopu derledi topladı, nihayet çalışır hle geldi garibanım.

Yazıları okuyabiliyorum ofisten ama yorum filan yazamıyorum güvenlik ayarlarından ötürü. Sessiz takipçiydin yani kaç haftadır...

Sevgiler

Evin Kedisi dedi ki...

Ehi ehi...Yeni doğduğunda değil de pembeleşip pofuruk hale gelince belki koyarım :) Bugün yine baktım var mı yeni bir şeyler diye sende ama olmayınca anladım, olsun sessiz takipçim benim :)

balanne melike dedi ki...

Ben ilk bebeğimi kasım ayında doğurdum ve o yıl deprem yılıydı hava soğuk ve zırp pırt her zelzelede dışarıda kalıyorduk eve girmeye korkuyordum..benim eşşek sıpası o depremlerden korkmuş olmalı ki tam 40. haftada zorla sezeryanla doğurabilmiştim ve tabii ki terlikler..cimrilik ettim diye hep düşünüyorum ama ayaklarım çok şiştiği için zaten terlikten başka bişey giyemezdim o yüzden ayakkabı almamıştım yok yok cimrilik değil konfor kışın ortasında terlik giymek.:)

small button nose dedi ki...

merhaba inanmiyorum gercekten nekadar az kalmis doguma :)
crocs lardan gecen bi yazindada bahsetmistin bende cok istiyodum anneme bahsettigimde onlardan migrosta 5 milyona satiliyo kizim ben (pardon) Wc terligi yaptim dedi. :) ilahi annem.neyse dicem migros olsa orda alirdin bikac ayligina kullanmaya cidden rahatlar.
okul konusundada Chole cok sansli.ben o bahsettigin elektronik tahtayi hic duymammistim. cok ilginc. yeni nesil onun icin cin gibi elektronik konularda.
bu arda evet bebegin bi ersmini gorelim lutfen merak edriz. please:)
sevgiler

elektra dedi ki...

:) şimdi sen yazmışsın ya bilmiyorum belki normali budur diye, evet budur kedicik. ayaklar daha da şişecek. ama sana bir şey diyeyim mi, içinde kalan bir terlik varsa al, doğurduğum gün ayaklarımın nasıl birden eski haline döndüğüne inanamamıştım. bedenin diğer bölümleri yağ falanla şişiyor da, el ayak su toplaması. hemencecik iniyor.

sonra o az daha topuk yakalıyordum dediğin nokta var ya, yakında parmaklarını bile net bir şekilde görebileceksin dışarıdan. her gece koltuğa oturup inanılmaz gözlerle izlediğimi hatırladım sen yazınca. aha poposu, aha dirseği, aha topuk bu diye diye şaşarak izlerdim:)
az kaldı kedicim, allah kolaylık versin, her şey gönlünce olsun. tüm iyi dileklerimi yolluyorum bunları yazarken sana.
chloe'yi de kitap okuyan bir çocuk olduğu için sıkı sıkı sarılıp tebrik ediyorum. eğitim sistemi karşılaştırmasına bir girersem hiç çıkamam beni biliyorsun, ahhhh deyip bitiriyorum onu kısaca.
öperim...

Evin Kedisi dedi ki...

Small Button Nose'cum;

Crock'ların dizaynları ve renkleri ortalığı mahvetti kanımca. Bir de burası gibi aldığın deri ayakkabı ya da terlik kumdan, sıcaktan falan parçalanmaya elverişli olunca millet onlara kaydı. Evet, çok pahalı mesela çocuklar için Scetches var ve çok da nefis yapılmış, ben yarı fiyatına dayanıklı olması açısından ufaklığa onu alıyorum. Zira her altı ayda bir çocuklar ayakkabı değiştiriyor. Ama bizim anaların bakış açısı ve eski plastik bu ıyyyy! düşüncesi...Değişim işte :)

Balanne Melike'cik;

Ben eskiden terlik giyenden de terlik giymekten de nefret eder, bayağı bulurdum ama dediğin gibi demek ki yaş, şartlar vesaire herşeyi çok değiştiriyor. Bir kere o eski şıpıdık terlik anlayışı kalktı ve hakikaten terlik anlamında hele de burası gibi sıcak iklimler için büyük farklılıklar kaydedildi. Çok şık artık terlikler, ayakkabılarla yarışıyorlar, üstüne üstlük hamile olduğunda ayakkabı çıkarıp giymenin ne olduğunu deneyimleyen için birebirler valla :)

Elektra'm ya!

Bayıldığım başka terlikler buldum bugün, çok şıklar ama şu an birincisi denemek bile gelmiyor içimden, ayaklarım ve bileklerim çok kalın pufurdak oldular. Bir de buranın indirim dönemleri gelir Ağustos ayında ve yarı fiyatına aynı ürünü alır eve gelirsin. Çok şişik olduğum için ne ayak bakımı var, ne eğilip doğrulmak...Amaaaan şu dönemler bir atlatılsın da öyle kendimi ödüllendirme alışverişine çıkacağım inşallah. Bu sene hakikaten kotlar ve bluzlar acayip zevkli. Şu an kilolu bayanların küçük bedenlere ağzının nasıl suyu akarak baktığını deneyimliyorum kendimce, eski halime dönebilme hayalleri kuruyorum :)

Eğitim sektörüne gelince...Ben iki yıl öğretmenlik yaptım, hem de özel okulda ki Türkiye ortalamasına göre çok iyiydi. Ama orada bile öyle sakatlıklara tanık oldum ki...O zaman kendi çocuğum yoktu, kızıyordum, kendi aldığım eğitimdeki eksikliklere hayıflanıyordum ama çok hayatımın merkezine koymuyordum bu sorunu. Şimdi ise sürekli karşılaştırma, gözlemleme modundayım. Aynı fikirdeyiz. Yani vah ki ne vah!