17 Şubat 2009 Salı

Öylesine

Sanki başka bir planette yaşıyor gibi bir halim var. Bir de inanılmaz bir sakarlık! Nedense elimde hiçbir şey durmuyor, sürekli yere düşürme, bir yerlere bir yerlerimi çarpma...( Eklemlerimizde su birikmesi yaşanırmış, bir bu eksik! Zaten değişiklik yaşanmayan bir nokta görsem şoka gireceğim ) Kafam dalgın... Bugün de alışverişten dönüşte aldığım Calsium haplarını unutmuşum da tesadüfen geçen çocuk görüp haber verdi Allah'tan. Bir de o kadar yolu git işin yoksa.

Birkaç aydır Calsium'un suda eriyen tabletlerini vermişti doktor. Mideme acayip ekşime yaptı, bir de benim gibi düzenli ilaç kullanmayı sevmeyen biri için herşey fazla geliyor. Mutfağın tezgahında burnumun arkasında biriken mukus için deniz suyu ( sümüklü tazelere birebir ), mide ekşimeleri için verilmiş şurup, Folik asid, Calsium tabletleri ve en son olarak da multivitamin hapları...Bunların hiçbirini ikizlerde aldığımı hatırlamıyorum ama gerekliliğine inanıyorum. Doğru olan bu. İnsanın içinde başka bir vücut yeşerince geriye posamsı bir şey kalması çok normal. Bebek zaten annenin bütün rezervlerini kullanıyor da, olan bizlere oluyor sonradan.

Saçlarımdan aşırı memnunum. Hiç dökülmüyorlar neredeyse. Belki bazılarında olduğu gibi doğumdan sonra, bilmiyorum ama o öğürtülü zamanlarımda rezaletti. Tıpkı bizim dört ayaklının tüy dökme mevsiminde olmadığı gibi bir fark var banyomuzda. Yaşasın!!!

Havalar birkaç derece daha ısınır gibi şu aralar. İşime geliyor mu? Kesinlikle hayır ama tabi ki daha boğucu sıcaklar için zamanımız var. Bu kadar destek almama rağmen arka fonda bir kalp çarpıntısı...Tuhaf yahu!

Evde kalmam, dinlenmem lazım. Bunu yapabildiğim için seviniyorum ama mantıksal olarak hiçbir şey yapmayınca ruhi bunalıma giriyorum. Böyle bir kısır döngü... Burak Eldem'in " Marduk'la Randevu " kitabına belki altıncı kezdir başladım. Bitebilir mi bilmiyorum.

Dün kitapçıda dolaştım ama maalesef işte yine beni içine çeken, sürükleyen, bir konuda bilmediklerimi verebilecek ya da ne bileyim en azından güldürecek hiçbir şeye rastlayamadım. Romanlar beni çekmiyor, birkaç kurgunun ardından hep birbirlerini tekrarlayan bir duruma dönüşüyor. Karakterler de, yerler de öyle. Batı da bir de Doğu'yu konu alan ( sultanlar, kadınların adamların dini kurallar içinde geçen yaşam öyküleri falan filan...) kitaplar çok otantik ama bakıyorsun mesela atıyorum içine Sultanları koymuş bir kaç tane, İstanbul'da bir camii ve tamam. Bir de tabi onların gözbbeği gezi kitapları...Kendimde deneyimlediğim yegane şey o memleketleri ya da yerleri görmeden " Yahu bakayım şu adam da benden farklı ne gözlemlemiş?" diyemeyişim.

En son " Piraye " bitti. Bana son derece ucuz geldi kitap. Kurgusundan, anlatımına. Bir kere Asmalı Konak esintisi heryerde. Zülfü Livaneli'nin " Leyla'nın Evi " Elif Şafak'tan sonra sıkıcı başlayıp ardından hoşuma gitti. Ve şu roman dünyasına baz olan İstanbul...Ne kadar insanı beslemiş, inanılmaz bir şey.

Çıkayım da kızımı okuldan almaya gideyim bari...

Hiç yorum yok: