22 Kasım 2008 Cumartesi

Aman Ne Hafta Sonu!

Size bütün bir hafta sonu yapılanları anlatayım;

Cuma günü sabahı üst kat eşim tarafından makinaya vuruldu. Hani söylemiştim ya suya çeken bir elektrikli süpürge almıştık diye, halı da yıkıyor o alet. Tam kızımın odasının halı yıkanma aşamasına gelindi ki makinanın dışarıya su veren mekanizması durduğu yerde bozulmuş, o anlaşıldı. Hadiii! Bu sefer bütün aletler çıkarıldı, makina olduğu gibi söküldü, pompa kısmında bir sıkışma mı ne olmuş anlaşıldı ve yapıldı, eşim sağolsun! Eğer yapılmasaydı taa ikinci hafta sonu beklenecek, koca makina aldığımız yere götürülecek, sigortasına bakılacak, değişim için beklenecekti, falandı filandı...

Kızımın odasına köpek girmez, bunu bilir, bir halıyı daha köpek pisliğinden arındırma aşaması, plan 1! Ama çıkan pislikten eşim şoka girmiş, midem alt üst olduğu için bana göstermedi de anlatmasından anladım. Zaten fotoğrafını falan çekip bloğa da koymuştum, çıkan suyu gayet rahat gözümde canlandırabiliyorum. Hamile kaldığımdan beridir o alete hem ağır olduğu için hem de çıkan suya dayanamadığım için dokunmuyorum, iyi mi?! Bence çok boktan çünkü hafta arası yapılması gereken bu tür işler hafta sonuna yığılıyor ki normalde hiç işimize gelmez. Hafta sonu dinlenmek içindir, adı üstünde, gidersin bir yerlere veya ne bileyim evde zaman da geçirsen tembellik yaparsın...Belli ki bu bizler için bayağı bir süre hayal!

Bir de taş yemiyoruz, işin yemek yapma kısmı var. Perşembe günü için bize çok yakın olan Lübnan fırınına gitmiştim. Kıymam vardı buzlukta, yapabilirsem evde lahmacun yapayım dedim. Yok rüyama İstanbul simidi girer, yok lahmacun diye krizlere gark oluyorum. Bari birini yapmaya çalışayım. Neyse, hem okuldan veli, hem de komşum Zeyna oradan hamur alabileceğimi söylemişti, aldım. 1 kg. Hazır mayalı hamur işte! Sonra da kıymanın içini ertesi günü yani üst kat temizliği yapılırken hazırladım, fırına...( İki gündür ev lahmacunu yiyoruz ama fotoğraf çekme isteğim yok :( )

Aynı gün bu sefer saat üçe doğru, yemek yedikten sonra Christmas düzenlemesi için okula...Saat beşe kadar. İnanılmaz ama önümüzde bir 12 gün tatil, ardından yedi gün okul ve yine bu sefer Christmas tatili. Aslında kendime güvenebilsem, yanımda eşyalarımızı taşıyacak yardımcım ya da arabası olan bir akraba falan olsa Türkiye'ye gelinir ama maalesef...

Bugün sabah sekiz buçuk kalkış, kahvaltı ve ardından buradaki yeni uygulama için alınan kimlik kartı dolayısıyla dışarı çıkış. Sabahları erken kalkıp da hemen bir faaliyete başlamak hiç iyi gelmiyor bana. Hemen midem isyan etmeye başlıyor. Bir de yorgunluk aşırı mide bulantısı yapıyor.

Kimlik işlemi tam bir muamma. İnternetten bir randevu almak için benimki saçını başını yoldu günlerce. Cep telefonuna randevu tarihini ve saatini yolluyorlar. Sen de telefondaki mesajı göstererek içeri giriyorsun. Onlar ellerindeki kağıtlara ve cebe bakarak kontrol yapıyorlar. Kapıdan içeri girmeye çalışan güruh evlere şenlik. Lokal halk okulda kesinlikle sıra beklemeyi falan öğrenmediği için aradan dereden kaynama yapıyor. Sinirim tepeme çıktığından ben de birine bugün pardon!!! dedim ve önünü kapadım, hayret bir şey!!!

Kimlik kartları için önce içeri alınıyorsunuz, dediğim gibi eğer cepte mesaj yoksa unutun, giremiyorsunuz bile! Oradan tekrar sıraya ve pasaportlar internette doldurulan formlarla Danışmaya. Onlar sıraya koyuyorlar, gidip oturuluyor. Sıranın bize gelmesi iki saati buldu. Benim yüzüm bembeyaz olmuş. Neyseki yanımıza patates cipsi, biraz bisküvi almıştım. Bizimkinin işi bitince gidip arabadan onları getirdi ama o zamana kadar çok rahatsız oldum.

Fotoğraf kafadan bacaklı şekilde çıktı, gösterdiler kendi halime gülmeye başladım artık. Kafam bir yere gitmiş, burnum sola çekmiş, saç baş komik ve bembeyaz bir surat... Gülmek de yasak üstelik.

İlk önce bir odaya alındık. Kızcağız elindeki form bilgilerine bakarak bilgisayara giriş yaptı, ne kadar ödeme yapacağımız hesaplandı, adres postalama yapmak için alındı. Allah'tan bir de " Gelin alın!" denmedi. Oradan doldurulan belgeler pasaportlarla beraber fotoğraf çeken, parmak izi alan kişilerin odasına yollanıldı. Tabi kadınlar ve erkekler farklı yerlerde bekliyor, benimki bekleme esnasında şövalye şeklinde " Karımı görmem lazım" diyip iyi olup olmadığıma bakmaya gelmiş ki sesini duyuyorum, görevli tarafından durduruldu, ben de kalkıp kocamın yanına gittim, bir de inat olsun diye teşekkür edip öptüm, oh olsun!

Derken, eşimin işinin bittiğini gördüm, O arabadan hem üzerimize donduğumuz için bir şeyler taşımaya hem de yiyecekleri getirmeye gitti ki adamın biri elinde İngiliz pasaportu tuhaf bir isim söyledi, birileri beni uyarmaya başladı, meğerse bizim kızın ismiymiş o. Öyle tuhaf söylemiş ki anlamak mümkün değil! Neyse ufaklığın fotosu çekildi, pasaport ve belge elimde, ardından ben çağrıldım, erkek olduğu için parmak izimi alamadılar. Makinanın üzerine koyup elinin üzerine bastırıyor çünkü. Ama adamın çektiği fotoğrafla kolaylıkla bir korku filminden teklif gelebilir diye düşünüyorum.

Dışarı çıktığımızda saat ikibuçuktu ve benim kan şekerim muhtemelen yerlerde sürünüyordu. Mesane baskısı, patlama boyutundaydı ve mide bulantısı olduğunda eşlik eden sanki sinüzitim varmışçasına burnumun arka tarafına tıkanan mukus yutkunmamı sevimsiz hale getiriyordu :(

Eve geldim ve bir şeyler yedikten sonra sürünerek yatağa gittiğimi hatırlıyorum. Akşama doğru, ufaklığın yıkanması gerekiyordu, biraz su doldurdum hem kirleri gitsin, hem de çok güzel kokuyor öyle, o oynarken çamaşırları koydum yıkansın, kurumuşları kaldırdım, ütülensin. Ben uyurken eşim köpekle beraber kızımı alıp dışarı yürüyüşe çıkmış, Layla'yı yıkamış ve alt büyük kırmızı giriş halısını silmiş!

Kızımı yıkadım ve ardından epey zaman alan saç kurutması seansı... Benim gibi saçları çok zor kuruyor. Ondan önce küçülmüş olan neyi varsa bir de şifonyerden çıkardım. Ufaklığı babasıyla bir şeyler yesin diya aşağı yolladım, uyduruk kaydırık olsa da artık herkes pes haldeydi. Ben yıkanmaya girdim ve şimdi kızım uykuya gittiğinde işte iki günde olanların özeti buydu demek istiyorum.

A ha bir de yarına çanta hazırlandı! Yüzme için terlikler, yüzme gözlükleri, bone, kilot, havlu, özel çantasına. Yarın için istenen Christmas için alınan yeşil takım, içine isim yazıldı, başka bir çantaya, onun üzerine de isim. Sabah kalkılıp taze beslenme çantası hazırlanacak, bir şeyler atıştırılıp iki saat sonra hastaneye gidilip tokluk şekeri için kan aldırtılacak.

Allah'ım sen bana sabır ver. "Yan gel yat!" diyenin burnuna bir yumruk indirmek istiyorum!!!

7 yorum:

small button nose dedi ki...

isleri esin yapti sen yoruldun canim ya:) sansilisn yabaci erkekler eslere yardim konusunda cok daha iyiler. turkiyede de vardir heralde yardim edenler ama yabacilarda daha cok sanki.
resimde koysan su lahmacunlarin aldigin hamurlarin:) ama yogunsun bazen zaman sanki hic biseye yetmiyo degil mi
yazini yine buyuk zevkle okudum cok seviyorum ben blogu itiraf ediyorum:)
sevgiler

kecilerin cobani dedi ki...

evinkedisicim,
nasil ama nasil uzun zaman gecmis, nasil ama nasil ihmal etmisim degil mi.
evde oldugumda ya calisiyorum, ya utu yapiyorum ya da denizle oynayip onu yikayip yatiriyorum. desarj halde yatiyorum, no sarj geri kalkiyorum. bugunlerim boyle.
bu gece bir degisiklik var. 'bu haftasonu da calismiycem ulen' dedim.
ilk soyleyecegimi son soylemis olacagim ama: tebriklerr. yahu artik bana ne dersin bilemiyorum. ama iste boyle.

Evin Kedisi dedi ki...

Bu dönemlerde yapması lazım zaten ama biliyorum öyle demekle de olmuyor, bizim diyorum ya ilk hamilelikten gelen kayıplarımız çok fazla olduğu ve ben değişmediğim için bizimki bu sefer çok ciddi devrede. Memnunum, insanın insana sevgisi ve acıma duygusudur diye düşünüyorum. Ve evet yabancı erkekler bu konularda hem bizimkilere göre daha az beklentili hem de paylaşmaya daha fazla hazırlar. İstisnalar kaideyi bozmaz tabi ki.

Teşekkürler güzel kompliman için :) Fotoğrafları çekmeden lahmacunlar bitttiiii :)Mayalı Hamur diye bir yazım var oradaki gibi görünüyorlardı işte :)

Evin Kedisi dedi ki...

Hiyyy!!!!

Keçiler'im Çoban'ım ya!!! Geldin mi sen?! Çok özledik yemin ederim :)

Öyle ya da böyle sesini duydum, iyi ki ses verdin. Kolay gelsin ve teşekkür ederim. Zamanın olursa Deniz'li yazılar yaz olur mu? Sen yazmayalı Deniz'de kocaman oldu ya, neyse...Öpüyorum çok.

Basak dedi ki...

Merhaba,
Çok içten yazılarınız, elinize sağlık. Hamilelik tecrübesi gerçekten kişiye has. Yeryüzünde ne kadar hamile kadın varsa, o kadar da farklı hamilelik süreci var sanırım. Ben de dersimi çalışıyorum, daha yok ama artık olsa...
Başak

balanne melike dedi ki...

Bir kaç gündür sadece okumakla yetindim şu teknosa yüzünden ilet olmu durumda olduğumdan 2 kelime yazamadım sana pardon..Bu parmak izi tüm dünyada uygulanıyor herhalde geçen ay biz de burada hallettik. Bu arada lahmacunu bende kendim yaparım. Lübnanlının fırını odun fırını değil mi? tarif etsen orada daha lezzetli olur bence..

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Başak;

Aslında makinanın işleyişi anlatılıyor, işte 16 haftada şu bu olur diye ama sanırım aynı salgılanan hormona karşı bedenlerimizin verdiği tepkiler, ağrı eşiklerimiz, işte ne bileyim depresyona girme sebeplerimiz falan farklı. Bir de tecrübeler, onlardan elde edilen dersler falan...Mesela diyorum ya benim birinci hamilelikte yaşadığım olumsuzluklar gerçekten bu seferkinde kendime dönük, korumacı hale getirdi ki o da çok normaldir. Önemli olan bu bir dönem, kusa sıça atlatılsa da kişiliğimizin bir parçası değil bu yaşananlar onu anlamak...Teşekkür ederim yorumuna :)

Melikeeee :)

Bilmiyorum içine girip de bakmadım fırının şekline ama burada sanırım biraz daha teknolojik fırınlar falan kullanılıyor. Fırın ve yapım yeri herkesin göreceği şekilde açık değil bizim buradakinde. Ama sanırım bildiğimiz mayalı hamur işte! İçine de lahmacuna girecek ne varsa koyuyorum ben. Öptüm :)