4 Ağustos 2008 Pazartesi

Yaz ve Resim Kursu Derken...

Günlerdir ufaklığın yaz okuluna devam edip etmemesi üzerine düşünüyoruz. Kararı O'na bıraktık ama yaş yedi ve bazen kafası karışabiliyor. O dönemleri anlıyorum Allah'tan, " İstemiyorum! " dediğinde aslında o anki uykusuzluktan mütevellit ( nasıl kelime ama?! ) olabildiğini, iki dakika sonra " İstiyorum!" diyeceğini biliyorum.

Nitekim, iki gün önce devam etmeme kararı aldıktan sonra dün itibarıyla kararımız tersine dönüştü. Önümüzdeki ay, yine dört hafta, okullar başlamadan dört gün öncesine kadarki olan süre yaz okuluna devam edilecek.

Chloe'nin eğitiminde dikkat ettiğim yegane öğe, belki daha önce de yazmıştım ama, kendimi hatırlamak...Zaman zaman çekingenlik huyum yüzünden aslında mantıklı bir şekilde anlatılsa devam edeceğim çok konudan ayrılmış olmanın verdiği sıkıntı...

Yani, herşeyi yorumsuz şekilde ufaklıklara bırakmak da kanımca yanlış çünkü çocuklar yetişkin liderliğine ihtiyaç duyuyorlar. Kıstırıcı olmayan disiplinden kasıt da bu zaten. Çocuğunuzu göndermek istediğiniz konular O'nun yapısına, yeteneklerine hitap ediyor olmalı, çok ters bir alanda yalnızca sizin ideallerinize hitap eden bir konuda asla korkutucu, baskın olunmamalı.

Zamanında bloggerlar arasında yazılan " Çocuk İstismarı" konusunda Keçilerin Çobanı'nın bloğuna koyduğu resimde gösterildiği gibi, çocukları yani daha doğrusu aciz olanları, gücü size yetmeyenleri ezip geçmekte kullanılan yollar o kadar fazla ki! Bunlardan bir tanesi karşısınızdaki bireyin ne yaşta olursa olsun seçim haklarına gösterilen duyarsızlıktan tutun da, algılamamak, bile bile görmeye direnmek, zorlamaya kadar...

Kısaca, Chloe ile konuştuk, babasıyla sabahları herkesin zamanının kendisine kalması, çocuğun sosyalleşmesi aynı zamanda açık alanda bedenine hitap eden sporları yapmasının faydası üzerine anlaştık, bunu ufaklığa güzelce anlattık. Cevap; " Tamam! "

Sabah saat dokuzda başlıyor dersler. Bu hafta ikinci ayın dördüncü haftasına ve aynı zamanda bir ayı kapsayan üçüncü ve son döneme girilecek. Dolayısıyla, sabah grubunda kaç kişinin kalacağı belli olmalı. Ufaklık dün mayosunu soyunma odasında unutmuş, bugün bekleme döneminde olan öğretmenlerle onu konuştum, Çarşamba günü sabah grubunun sayısı sebebiyle öğleden sonraya kaydırılma durumu vardı bir gün için, onun olmayacağını öğrendim. İyi de oldu :) Havuzdan çıktıktan sonra duş almadıklarını söylemişti bizimki, soyunma odalarında duş olduğunu öğrenmiş bulundum ve oradan çocuklara resim kursu var mı diye bize hemen yakında bulunan Art Museum denilen komplekse gittim.

Burası, tamamıyla eski Arap mimarisi ile yapılmış bir alan. Kale gibi...Arka sokaklardaki yerel kıyafet ve mutfak malzemeleri satan dükkanlar çok hoş...Resim sergisinin olduğu alandan yürüyerek kurs verildiğini bildiğim bölgeye geçtim ki öğrendiğim herşey benim işime yaradı :)))

Türkiye'de lüks olarak değerlendirileceği için el sürmekte zorlanılan bir sürü işin burada bir hakmış gibi devlet destekli olarak verilmesi beni gerçekten çok şaşırtıyor. Sharjah denilen şu yer belki bir İstanbul'un kırkta biri büyüklüğünde ama müze sayısı 30 u bulmuş durumda. Buna ne demeli?! Herşey ne kadar ağızdan dolma, ne kadar düşmanca verilmiş bizlere.

Resim kursu denilen binanın tüm iç dekorasyonu ahşap ve eski usül pütürlü krem rengiyle boyanmış duvarlar, kapıların ve üzerlerindeki cam işinin renkleri insana huzur veriyor. İki katlı olan ve bir avluya bakan bu kapalı alanda sıkı durun, altı hafta, her gün üçer saat boyama, grafik, seramik ve diğer teknikler ve bittiğinde de sertifikasıyla Türk Lirası olarak konuşuyorum 65 YTL'ye veriliyor!!!!

Yağlı boya dışındaki tüm malzemeler kurstan sağlanıyor. Ders başı ücreti 1 YTL bile değil! Amaç kar değil ki zaten, hanımlara bir hizmet verebilmek, ruhu dinlendirmek ve bunu devlet kendisi düşünüyor. Öğretmenlerin belli ki maaşları gelen öğrencilerin ödemesinden öte devletten sağlanıyor.

Evet, burada da öğretmenlerin kazandığı maaşlar ( yerel anlamda konuşuyorum ) gülünç, o var. Yani, tabi ki herşey şey toz pembe değil ama devletin sağladığı sağlık koşulları Türkiye'ye göre çok daha başarılı ve üstüste değil insanlar. Dışardan gelenler, firmaları tarafından özel sağlık sigortası temin ediyorlar zaten. Yerel nüfusun %15 gibi kaldığı düşünülecek olursa...

Buralara taşınalı toplu taşıma araçlarını çok daha sık görmeye başladık, bu güzel bir gelişme. Dün, gazetede hayvanlara yapılan olumsuz davranışların göreceği cezalar belirlendi, yani kısaca Türkiye'nin yıllarca kanırttığı ve bir türlü başaramadığını pat diye getiriverdi Arap Emirliği bünyesine.!!!

Hayvan Hakları anlayışı ve Arap insanı...Hiç akla gelmez değil mi? Ne kadar yanlış bilgilerle donandığımızı anlayın işte. Burası Arabistan değil tabi ki, çok daha modernleşmiş, Arap olmayı kültürel bir olay olarak algılayan, insanların birbirlerini rahatsız etmedikleri bir yer ki Sharjah Dubai'ye göre çoook daha tutucu.

Ancak ne kadar tutucu olursa olsun, onların kültürlerine saygısızlık etmeden, kendi halinde giydiklerini devam ettirebiliyorsun işte. Şimdiye kadar bana bakan, laf atan, pis kokan bir Arap erkeği veya kadınıyla karşılaşmadım ben. Tam tersi! Bunu açık yüreklilikle söylüyorum.

Mesela kafamızda yaratılandan ne kadar farklı olunabildiği ile ilgili bir örnek; Bu sene Türkiye'ye giderken yanıma bir Arap çift oturdu. Kadın tabi ki geleneksel abayasını giymiş, adam 55 yaşlarında kafasında bir şapka...İkisi yanyana oturduğu için hiç çocukları yok diye düşündüm, yaşlarından ve çocuklara bakışlarını bildiğimden zaten farklı geldi bu durum. Adamın elinde bir kitap, kadın ise kalktıktan sonra dizüstü bilgisayarını açıp filmini seyretmeye başladı, adam sürekli karısına ne istediğini sordu ve ihtiyaçların hepsini alıp başındaki yastığı falan şişirdi. Çiftlerin elektriği bellidir her zaman, bunların arasında da öyle bir uyum... Derken karısının omzuna elini attı ve bir anda anladım ki bu çift çocuksuz değil, hatta iki tane oğulları paralelde oturmakta. Ses seda yok çocuklarda, derken bir kız çocuğu peydahlandı ve yine çok terbiyeli ve hiç rahatsızlık veremeyecek şekilde baba oğlanların, kız annenin yanına geçdi. Nasıl geldik, ne oldu anlamadan zaman su gibi akıp gitti.

Bazen, bu doldurulma bilgilerle yetiştirildiğimiz, hayatında başka memleketleri hiç görmeyen, okumaktan, seyretmekten, gözlem yapmaktan aciz bir sürü yaratığın " Iyyyy Arap memleketinde ne yapıyorsundur sen şimdi?!" gibi düşüncelerinin dile gelmesinden utanıyorum. Eskiden Yalova'ya tatil yapmaya gelmiş, bizim Türkiye'de parmağımızı dahi uzatamayacağımız lükste yaşayan, tatil yapmaktan başka bir amacı olmayan insanlara diş bilediğimiz, onlar kapalı, kara çarşaflı ve bizi anlamadıkları için öcü! Karafatma! diye isimler takıldığı için de öyle...

Her kültürü anlamak için onlarla yaşamak, o havayı deneyimlemek lazım, yoksa gerisi ukalalık, o kadar! Bir de o ülkelere gidip de kafadan atma bilgilerini zamanla deneyimleyerek değiştirenlere satılmış, gittiği yere uyum sağlamakta profesyonel bukelemun falan gibi yakıştırmacalar yapılır, onlarla hiççç tartışmaya girmiyorum.

7 yorum:

Magissa dedi ki...

Sevgili Kedi,

Gecikmiş "hoşgeldin"imi kabul buyur lütfen. Nedense hala tatilde olacağını düşünerek bir süredir bloguna uğramıyordum, itiraf edeyim...

Arapların hayvanlara yaklaşımıyla ilgili bir başka güzel şeyi de, hangisi olduğunu şu anda hatırlayamadığım bir Arap ülkesine arkeolojik kazıya giden bir arkadaşımdan duymuştum. Bütün evlerin kapısının önünde su ve yemek kapları görmüşler, bunun bir adet olduğunu söylemiş yerli halktan birisi. Çöl ikliminde sokaktaki hayvanların susuz ve aç kaldıklarını, bilhassa kedi ve köpekler için su ile evlerinden artan yemekleri bıraktıklarını anlatmış. Arkadaşım da aynı bizim gibi şaşırmış.

Resim kursunu ise kıskandım. Ben de fiyatı astronomik olmayan bir kurs arıyorum, saatleri de bana uygun olan.

funda dedi ki...

Şu sokaktaki hayvanlara su koyma işini ben de yapmaya çalıştım geçtiğimiz günlerde, çalıştım diyorum çünkü başarılı olamadım , çünkü yoldan geçenler hergün inatla kabın içindeki suyu döktüler, her gün inatla ben koymaya devam ettim ama sonuçta hayvanlar yine susuz kaldılar. ama ben çok inatçıyım bi gün üstesinden gelicem bu durumun inanıyorum :)

balanne melike dedi ki...

HOŞGELDİN, valla(bak arap gibi dedim) çok iyi ettin şu yazı dünyası nasıl da yaz boş kalıyor yaz tatillerinde...

Evin Kedisi dedi ki...

Selammmmm!

Herkeslere merhaba, ben de dün itibarıyla hem annelikle ilgili olan blogları ayırdım, adresi değişenleri güncelledim, hem de içimden acayip yazmak geliyor :))

Şu su ve yemek koyma durumları...Yok, onu pek görmedim ben buralarda ama bunun sebebi herkesin bahçesinin birbirinden ayrılmış olması, yani kapı önlerine koymalarına gerek yok. Sokak köpeği belki üç yıldır, o da yaşam alanlarının yakınlarında değil, iki üç tane görmüşümdür.

Buralardaki hayat şartları hayvanların dışarda yaşayabilmesine olanak vermiyor maalesef, ancak insan eli ile yardım edilip barınak, yemek sağlayabilirse...Ufaklığın bale öğretmeni onlarca köpeğe ve kediye bakıyor mesela, demek ki kurtarılacak durumda olan hayvanlar var ortalıkta. Genelde Avrupalı olanlar barınakların açılması ve sürdürülmesi konusunda gönüllü oluyorlar. Evinde köpek besleyen Araplar da varmış ama ben hiç görmedim, dini anlamda yakın olduklarını düşünmüyorum. O yüzden bu kanunun çıkması çok ama çok şaşırtıcı, genelde duyarsız bir duruş var çünkü. Tabi ki eziyet çektirilmesi konusunda kimse teşvik edici davranmaz ve bunu da kanunlarına yansıtmışlar ama şaşkınlığımın sebebi daha çok ev hayvanlarının dışardan gelenler tarafından bakılması. Ha, bir tek kuş ( özellikle atmaca ) merakları var, deve yarışları gözönünde olanlardan.

Magissa, resim kursu, değil mi? Valla ben de inanamıyorum. Eylül için kaydımı yaptırsam mı diyorum ben de...

Melike, yahu sen neden bir blog açmıyorsun da ben gelip okuyayım? Yani, hepimiz gelip okuyalım? Siteyi biliyorum ama blog daha bir candan :) Hadi sıva kolları başla yazmaya :)

Funda;

Yaparlar, hiç şaşırmadım. Karısını döven koca, çocuğunu döven kadın, kediyi köpeği tekmeleyerek büyüyen çocuk zincirlemesini duymuşsundur, aynı hesap.

Mutsuz ve doyumsuz bir toplumuz biz, hayat felsefemiz gelişmemiş, duyarlılığımız, empatimiz zayıf. Kendi hayatlarından zevk almayan, öfke içinde olan insandan doğaya veya hayvanlara, çocuklarına iyi davranması beklenebilir mi? Bence ütopik olur beklesek de...

balanne melike dedi ki...

Yerleşik düzenime geçeyim deneyeceğim. http://www.balanne.com/detay.asp?hid=228 tıklarsan bende yeni yazımı yazdım görüşmek üzere..

Calanon dedi ki...

Ben de hala tatildesin diye dusunuyordum nedense. Hosgeldin.

Evin Kedisi dedi ki...

Balanne Melike'cim;

Yazını okudum, dondurmalara bittim bittim. O ne güzel çekilmiş fotoğraflardın öyle! Bostancı'ya gidersem günün birinde kesin o dondurmacıya uğrayacağım söz! Yerleşik düzene geçmek derken? Hani memnundunuz yaşadığınız kasabadan? Ben mi yanlış anladım?

Calanon;

Geldim geldim de bir ay geride kaldı bile! Teşekkür ederim :)))