3 Ağustos 2008 Pazar

The Kite Runner

Döneli bugünle bir hafta oluyor. Yazılacak çok şey var ve hayat da öylesine hızlı akıyor ki, örneğin bugün bahsetmeden geçemeyeceğim bir film seyrettim ve hemen onunla açılış yapayım bari dedim. Yine, karşılıklı benim adamla sarılıp ağlaştık; ben, klasik "Ne değiştirebiliyoruz ki?!" diye kendime kızdım, söylendim, başıma ağrılar girdi ama hikayesi, kurgusu ve müziğiyle herşeye değerdi.

Filmi buradan anlatmayacağım. Normal yaşama dönüş bazı filmlerden sonra zaman alır, bu da öyle işlenmiş bir yapımdı. Taliban'ın ülkesinde, Afganistan'la ilgili yaşanan, yok sayılamayan, olmamış gibi yapılamayan ne kadar acıtıcı, insanlıktan tiksindirici şey varsa onlar konulmuştu filme. Zaman zaman içeri gidip odaları turladım, öfkeyi bütün hücrelerimde hissettim ama şimdi, yani seyrettikten bir yarım saat sonra filmin ne kadar yüreğimize dokunduğunu tekrar düşünmeden edemiyorum.

Evet, belki hepimiz kendi doğduğumuz hayatlarımızın içinde, kendi çocuklarımıza ve yaşamlarımıza odaklanmışız, bunu değiştiremiyoruz, herşeyleri geride bırakıp bizlere muhtaç olanları açıkta bırakarak başkalarını kurtarmaya gidemiyoruz ama bunları seyrettiğimiz ya da okuduğumuzda yaşadığımız insanlığı ve dünyayı bir kez daha sorguluyoruz. Daha derin bir şeyler var bir yerlerde. Birbirini tanımayan, dillerini anlamayan nice insanı ortak paydada buluşturan, bu kötülüğe öfke duymasını sağlayan bir gerçeklik, bir ortak payda...

Dün gece, aynı Afganistan'ın Rusya işgali sırasında direnişe geçip Amerikan'ın yardımını almasını sağlayan "Charles Wilson'ın Savaşı" diye başka bir Afgan konulu film seyrettik mesela ( Tom Hanks ve Julia Roberts vardı baş rollerde ) Böyle etkilenmedik.

Tamam, aynı Amerika şimdi Irak'da bir çok korkunçluğa sebebiyet verdi ve vermeye de devam ediyor ama o filmden sonra da bireyselliğin önemini anladık. Yani, şu Amerika'lıymış, yok Afgan şöyle olurmuş, bütün Türk'ler böyleymiş gibi herkesi robot gibi aynı kalıba koyan tanımlamaların ne kadar yanlış olduğunu düşündük. Dünyanın her ülkesinde iyisi de var kötüsü de, bunu bilmek lazım. Genellemelerden kaçmak, ülkelerin bir memlekete yardım ederken muhakkak ki kendi çıkarlarının olması...

Mesela, dünkü filmde Amerikan kongre üyesi olan Charles Wilson, tamamıyla kendi kişisel tarzı ve çabasıyla 5 milyon dolarlık Afgan yardımını inanılmaz boyutlara ulaştırdı. Bunu yapabildi. Peki ne için? Rusya karşısındaki devliğini dünyaya kanıtlamak adına. Aynı ülkenin içinden gelen bir dinamikle ilgilenmek niye? O onların sorunu, öyle değil mi? Oraya para akıtacak, peki bunun karşılığı ne olmalı? O yatırımın sonrasında eline geçen nedir? Artı eksi hesabı nasıldır? Bunun yapılmasını da yadsıyabilir miyiz? Yalnızca şövalyelik uğruna hangi ülke kendi vatan evladının kanını akıtmaya razı olur, kendi milyonlarca dolarlık savaş uçağını heba eder?

Olaylara böyle bakınca yaşam içindeki dinamiklerin ne kadar zor olduğunu anlıyor insan. Bir memleket kendi kurtuluşunu kendisi sağlayabiliyor olmalı ama bunu yaparken de askeri anlamda teşkilatının ne kadar kuvvetli olduğu çok ama çok önemli. Bir Afganistan dünyanın iki devinden biri olan Rusya'ya karşı nasıl ayakta kalabilir? Amerikan yardımı olmadan kastım...Ama Taliban olayında farklı bir şeyler olmalı, okumak lazım...

İşte belki bu tür filmlerde ya da kitaplarda ben bir şey yapamıyorum ki diye sinirlenmek ve hayatını kahretmek yerine bu tür bir yaşamın sebeplerini öğrenmek bile büyük bir gelişme dünya açısından. İnsanları tek bir noktada biraraya tek bir yürek olarak getirebilmek de öyle...

Yapılan edileni sonra yazarım. Yeniden hoşbulduk demek güzel ama içim seyrettiklerimden bulanık, canım sıkkın, geçer de...Biraz zamana ihtiyaç var. Burayı özlemişim, orası ayrı :)

The Kite Runner ile ilgili link burada. Seyretmeyenler için, hayatın gerçekleriyle yüzleşemeyecek olanlara tavsiye etmediğimi tekrar belirtmek istiyorum. Çok sert noktalar var, gardınızı ve selpaklarınızı hazırlayıp başlayın seyretmeye derim. Baş ağrısı için de parasetamol elinizin altında olsun :(

Sevgilerimle ve tekrar hoşbuldum :)

4 yorum:

Goddess Artemis dedi ki...

Yazılarınıza ve yorumlarınıza hasret kalmıştım. İyi ki döndünüz! :o) The Kite Runner'ın filmini izlemedim ama romanını okudum ve o kadar ağladım ki...

funda dedi ki...

Ben de özlemiştim böyle upuzun ve güzel yazılarınızı. Ağustos biraz geç geldi ama iyi ki geldiniz. hoşgeldiniz...

Evin Kedisi dedi ki...

Artemis ve Funda;

Ben de özledim, gerçekten...Başkasının evinden girip de takır tukur yazmak olmuyor, herkesi bir şekilde ekarte etmek tatilde hoş karşılanmıyor ya da ben öyle hissediyorum.

Annemlerde ise haliyle internet yok, cafelerden ne kadar girilebilirse...Neyse işte sonunda buradayım ve mutluyum :)

Teşekkürler hemen gelen bu güzel yorumlar için demekten alamadım kendimi şimdi :)))

Fatma dedi ki...

Hoşgeldin tekrar:) Ben, The Kite Runner'i geçen yıl okumuştum kitap kulübünün bir etkinliği olarak ve birşeyler yazmıştım kitap hakkında. Dili, anlatılanlar çok etkileyici. Biraz Murathan Mungan kitaplarını çağrıştırmıştı yazarın üslubu ve hikayenin kendisi... Kitabı çok beğendim, bu nedenle filmini görmek istemiyorum. Görmeyeceğim de... Aslında, Middlesex yerine bu kitabı önermeliydim sana önce, ama filmi görmüş olmanın etkisiyle belki kitabı okumak o kadar cazip gelmeyecek artık.
Sevgiler.