26 Haziran 2008 Perşembe

Uçukladım!

" Cama yansıyan elektrikli süpürge ucu böceği " sayesinde uçukladım :))) Yemin ediyorum, bugün sabah dudağımda acımayı fark ettiğimde şoka girdim. Demek ki korku ile uçuklamak arasındaki bağlantı doğruymuş yahu! Biyonik kedi gördüğümü zannettiğim şeye (!) bu ismi uygun bulmuş, O'na da çok güldüm ama kendi halime ve salaklığıma daha bir inandım artık :(

Bütün bu olaylar aklıma şu aralar arkadaşlarımdan duyduğum Mr. Bean tarzı durumları getirdi. Mesela, bale dersine gelen ve Brezilya'lı bir veli olan Rinata çok deli dolu, konuşkan bir kadın. Kızları benimkinin yaşında ikiz. Zamanı gelince küfür etmekten çekinmeyen, bunu eminim ki çocuklarının yanında da yapan bir karakter. Biraz iri yarıca, bıcır bıcır konuşup, geçmişte erkek çocuklarının burnuna yumruk atan deli kız çocuğu karakteri olduğunu belli eden bir tip işte!

Dediğim gibi kızları daha ilk zamanlarda baleye başlamışlar, eve gelip uçarak büyük bir nezaketle haraketleri yapıp gösteriyorlar ya anneler babalar çok memnun, gururlu. Çocuklarına ağızlarının suyu akarak bakakalıyorlar tabi.

Bir gün, yine böyle sene sonuna doğru bir gösteri mi ne yapılacak, veliler çağırılmış, herkes süs püs, bir tebessüm huşu içinde kızlarını seyretmeye koyulmuşlar. Rinata'nın kızlarından biri ront oynuyor şekilde elinde sanki bir çiçek var, gözünüzde canlandırın şimdi, hepsinin saç baş yapılı, son derece nazik bir müzik olaya eşlik ediyor ve bu bale işte! Çiçeği alıyor yerden, hepsi aynı anda yapıyorlar tabi hareketi, herşey ağır çekim, burunlarına götürüp kokluyorlar, sonra kelebekler geliyor güya, havaya bakıp pıt pıt pıt kalp atışlarını canlandırıyorlar, derken yerden yine bir çiçek alma sahnesi ama bu sefer Rinata'nın kızlardan biri hem yerdeki çiçeği burnuna götürüyor, hem de aynı anda burnunu karıştırıyor!!!! Rinata bu olayı görsel olarak anlattığı için ben koptum :) Ne olur bir düşünün, gerçekten müziği ve o atmosferiyle balerinler ve aynı anda yine huşu içinde müzikle hipnotize olmuş ve kendisini herkesin seyrettiğini unutmuş, burnunu karıştıran bir çocuk :)

İkinci ve üçüncü olayı bizimkilerin yıl sonu gösterilerinde Catherine anlattı çünkü Eva'nın gelecek sene bizim okulda başlama durumu olduğu ve onun için de tuvalet eğitimin tamamlanmış olması gerektiği konusunda laf açılmıştı. Ben çocukların tuvalet eğitimleri esnasında annelerin nasıl da gıksız temizlik yaptıklarını ama iş köpeğe kediye gelince dırdırlanıldığını anlatmaya koyuldum. Bizim ufaklık tuvalet eğitimi vermeye çalıştığımız sırada ki o zamanları hatırlayan bilir, her saniyesini gözlemlemen gerekiyor, diyelim mutfakta işe daldın ve sinyalleri fark edemedin, çocuk da dal taşak ortalıkta dolaşıyor, neredeysen orayı bok götürtmeye hazır ol babında bir konuşmaydı.

Neyse, Catherine'in Anna'ya tuvalet eğitimi verdiği dönemler... Yine çocuk rahat rahat dolaşıyor, gelirse hemen işe koyulunacak ya! Anna da çok sakin bir çocuk, hala da öyle. Yumuşacık bir huyu var. İçerden Anna annesine bağırıyor " Puppaaaa mamaaaaa!" Hııımmm, anlaşıldı kaka zamanı. Hemen tuvalete koşturuyorlar beraber, Anna tuvalette oturuyor, Catherine beklemede ama o kadar zaman geçiyor ki Catherine sormak zorunda kalıyor " Nerede pupa Anna?" Anna'nın cevabı, sıkı durun... " Salonun ortasında duruyor anne." :))))

Yine bu dönemde, bu sefer üye oldukları bir yere gidiyorlar, Anna'nın tuvaleti orada geliyor ama artık daha bir büyümüş, o yüzden tuvalete kendisi gidiyor. Bir süre geçtikten sonra Catherine'nin içi rahat etmiyor ve neler oluyor diye kontrol etmek için O'da kızının arkasından seyirtiyor. Tuvalete gidip kapısını çalıyor; " Güzelim, rahat yapabildin mi? İyi misin? Yardım edeyim mi?" gibi annemsi laflar ediyor ve bir bakıyor ki tuvaletin kapısı açılıyor ve Anna yerine sırıtan bir yetişkin çıkıyor tuvaletten. Olayı bir de öbür taraftan saralım. Siz içerde tuvaletinizi yapmakla uğraşırken kapı tıklanıyor ve bir kadın bunları söylüyor. Catherine'i tanımak lazım bir de. Çok ağır kanlı, herşeyin kontrol altında olduğunu hissettiren bir kadındır. Bu olanlar o kadar komik ki O'nun kişiliğinden dinleyince. Belki ben bu insanları tanıdığım ve onları olay olurken gözümde canlandırdığım için....

Şimdi herkes tatile gitmiş durumda, buraları neredeyse boşalmış gibi. Bugün bizim ufaklık 2. sınıfı bitirdi. Babasıyla yaz okulu aradıktan sonra saat 12:00 de O'nu almaya gittik. Ağzında bir lolipop, sırıtkan bir şekilde geldi arabaya. Dün, gelecek sene Anna ve Natasha ile aynı sınfta olmamakla birlikte okulun en iyi öğretmenlerinden birine düşeceğini öğrendik. Bu bizde ve Chloe'de biraz şoka sebep oldu.

Amaç, herkesin herkesle kaynaşması. Her iki yönden bakıldığında doğru ve yanlış olan taraflar var tabi ki. Yani anlatmak istediğim, bir münazarada olsam her iki tarafı da savunabilirim gibi geliyor bana. Bütün gece boyunca kocamla bu konunun binbir versiyonu, alternatifi konuşuldu ve sabah da kızımı okula götürdüğümde konuştuğum öğretmeni aynı noktada birleştik " Bakalım seneye nasıl bir durum oluşacak?"

Bugün mesela, Chloe tamamıyla kendini olaya alıştırmış vaziyette; " Ne yazık ki sınıfımda bu kadar yaramaz erkek çocuğu var ama Anna ve Natasha başka sınıfta." deme olgunluğunu gösterdi, halbuki dün okuldan geldiğinde ağlıyordu. Bunun altında Anna'nın okul kapanmadan birkaç gün önce tatile gitme durumu olabilir. Yerine Natasha ikame edildi ama ne tuhaf ki insanoğlu bu, zamana ve ortama uyum sağlanıyor bir şekilde. Özlem olmuyor mu? Muhakkak ama bu hayatı durduracak ya da başka yönde akmasını sağlayacak şekilde değil.

Yaz okulu uygulamasına gelince... Baba kız kalacakları bir hafta ve ardından bir koca Ağustos ayı yalnızca bizler gibi evde pineklememek ve dolaylı olarak tv ye mahkum bırakılmamak adına çok güzel bir karar.

Eskiden benim yaşadığım yerde böyle yeşillik bir yaz okulu vardı. Hemen arka yoldan yürüyerek ulaşılacak mesafede. Birkaç kere gittiğimizde yabancı, güler yüzlü öğretmenlerin selam verdiğini hatırlıyorum. Abim zaman zaman orada arkadaşıyla tenis oynamaya giderdi biz de top toplardık :) Nasıl aklımda kalmış, ben hiç bunu kendi çocukluğumda yapamadım ama hep istedim. Çok da girişken olmadığım için dile getiremedim belki. Bir de, bizim dönemlerimizde mahalle anlayışı, bahçede apartman arkadaşlarıyla oynama durumları olduğu için belki ana babalar için ekstra bir para kapısıydı ama buranın sıcaklığında ve şartlarında elzem.

Dersler yüzme, uçurtma uçurma :P, çeşitli el işleri, klasik dans ( hernedemekse?! ) ve bir sürü daha aklıma gelmeyen aktivitelerden oluşuyor. Tabi ki ciddi bir ders anlayışı yok, amaç eğlenmek, sosyalleşmek ama aynı zamanda oradaki kurallara da riayet etmek. Sabah saat dokuz öğleden sonra bir arası. Üç tane otele gittik, diğer iki tanesindekilerinin güvenliğine, bakan insanların ehliyetine güvenemedik.

İşte bugün de böyle bitti, artık gitmeye de pek fazla bir şey kalmadı. Değişiklik adına sevinçli olmakla beraber endişe ve gelecek değişikliklerin stresi yerinde saymakla meşgul. Bu konularda çok yazdığım için tekrar yapmayayım en iyisi :)

Uçuğum acıyor!!!! :(((

3 yorum:

Goddess Artemis dedi ki...

Geçmiş olsun!

bulent dedi ki...

Çok geçmiş olsun...ilaç kullanmaya başladın mı?
Biz de ailecek sana davetiye gönderdik Sevgili Pisicik.
Kabul eder,gelirsen çok seviniriz.

Evin Kedisi dedi ki...

Artemis'cim;

Bütün yazdıklarım sabah bir şekilde adres bulunmadığı için gitti :( Teşekkür ederim.

Sevgili Bülent;

İlaç kullanmaya dün itibarıyla başladım. İngiliz parası dirhem karşısında yedi ve biraz üstü gibi abartı bir durumda olduğu için Ürdün'den gelen kremi İngiliz virüs kreminin yarı fiyatına aldım, iyi mi?! Hemen etkisini göstermeye başladı bile, memnunum, çok teşekkürler.

Ayrıca, bloğunuza ait olan nazik davetiyeme de kavuştum ve mahalle arkadaşlığı ile ilgili olan yazıyı, kendimi de hatırlayarak büyük bir keyifle okudum.

Görüşmek dileğiyle :)