21 Haziran 2008 Cumartesi

Tatil, Evlilik Yıldönümü ve Olanların Özeti :)

Bu senenin nasıl geçtiğini bir anlayan varsa bana da anlatsın. Yaşlı neslin hep söylediği gibi yıllar geçtikçe zaman da hızlanıyor mudur nedir bilmiyorum ama bu algıda doğruluk payı var diye düşünüyorum. Zamanın göreceliği kavramı bu olmalı, daha hızlı aktığı yok tabi ki ama hayatın monotonluğu bu şekilde algılamamızı sağlıyor belki. Bu hafta eşim yaz tatiline girdi, bir hafta sonra kızım okulunu bitirip üçüncü sınıfa geçecek!!!! Arap Emirlikleri'ndeki üçüncü yılımızı doldurmuş olduk. Daha gelişimiz dün gibi.

Tam yedi yıl önce, kızımı doğurduğumda atlattığımız olaylar yüzünden monotonluğun bile kendine göre bir akıcılığının olduğunu düşünüp bir daha asla " İşte, hayat, ne yapacan, sıkıcı olaylardan ibaret!" falan gibi felsefeler yapmayacağıma yemin etmiştim. O yüzden, nasıl sessizliği dinlemek veya kendi kendine sağlık sorunları, hergün ölüm kalım olmadan akan stressiz bir hayat, şükretmek gerekli diyorum. Sürekli şikayet edenden de nem kapıyor, uzak durmaya çalışıyorum, bana gerçek bir sorunla karşılaşmamış gibi geliyor. Tecrübeler kişisel, öğrenme düzeyi de hakeza bireysel ama hakikaten insan hayatını zindana çevirecek bir şeyle karşılaştığında anlıyor, bunu anlamak anın tadını çıkarmak lazım.

Şimdi ufaklık yanımda, babaannesine doğumgününde gelen ipek boyama setinden bir kutu boyarken ben de bloğuma yazı yazıp sürekli yaptığı işi kontrol ediyorum :) Kendi içinde huzuru olan bir an daha işte! ( Üstteki fotoda bitmiş hali görülüyor )

Yemeğimiz var, akşama Spring Rolls denilen Çin Böreği yapılacak. Bu sefer hem içini hem de dış sarmasını babamız deneyecek, benim üst katı temizlemem gerekli. Evlilik yıldönümümüz, geride kalan 11 yıllık bir evlilik hayatı...

Ufaklığın okula gitme sürecini gerekenlerin yapılması anlamında listeledik karı koca. Yani, önümüzdeki beş gün boyunca üst katın perdeleri çıkartılıp yıkanacak, iki odaya dağılmış halde bulunan bebek malzemeleri, esi kitaplar, ıvır zıvır temizlenip bir odaya aktarılacak. Aşağı kattaki Chloe'ye ayırdığım dolabı bir sürü zımbırtıdan temizledim bugün.

Layla'yı bu hafta veterinere götüreceğim, amaç verilen tedavinin ne kadar işe yaradığını görebilmek. Jim görmeyi istedi zaten, dün itibarıyla kremi de, haftada üç gün yıkanma ritüelini de arkada bıraktık. Kafasının üzerindeki koca krater yarıya indi, diğer iki tane kellik ise neredeyse yokoldu. Tüyleri de çıkıp hayatında ilk defa haftada üç kere yıkanınca hiç olmadığı kadar temiz bir dört ayaklı kız oldu :) Dışarda akan bahçe suyu kaynama noktasında olduğu için aşağı katta kullanmadığımız banyo küvetine kendisi giriyor artık :) Ayağını da yıkanıp kurulanma aşamasında tek tek kendi kaldırıyor. Banyoda silkelenmiyor, dışarıya çıkarken halıya kendini temizlemiyor. Yakında konuşacak diye korkuyorum :)

Ben de geçen hafta yeni açılan daha doğrusu açılmaya çalışılan kocaman diş hastanesine gittim. Kampüsde...Benden başka hasta, hatta temizlikçiler dışında kimse yoktu neredeyse. Sonra dişlerime bakmaya gelen dişçi güler yüzlü, güzel bir zenci kadın. Bembeyaz dişler :) Genetiklerinde var milletin. Ama kendi dişlerimin renginden şikayetçi değilim, paramız yetmediği ve yapılması gereken bin tane estetik işi vardı.

İlk aşamada temizlik yapılacak, ayın 23'üne randevu. Sonrasında ortodentist bölümü açılınca ki gelecek sene deniyor, alt dişlere belki tel takılır ( Yaş 36! ve diş teli tuhaf tabi...) Yirmilik yaş dişlerim iyi durumdaymış, bizim Türkiye'deki gibi 20'liklere karşı antipatileri yok bunların. İlla çekecez diye tutturmuyorlar. Bir tanesi yarım olarak çıkmış ama " Olsun, çıkış şekli gayet iyi." dedi dişçi, hadi oradan da yırttık ama yıllar önce alt çenede çekilmiş olan dişin yerine yenisinin yapılması, eski dolgulardan gerekenlerin değişimi lazım. Geldikten sonra...
Catherine'in kocası yeni bir işe girdi yazmıştım belki ( fotosunu çektiğim seramikler O'ndan ), kendi ülkesinden getirdiği 400 yıldır bu işi yapan ve stone work denilen kafaya atsan kırılmayacak seramikleri satmaya başladı. Geçen haftalarda evlerinde sergi vardı, biz de kayınvalide, benim bu sene yazın evlenecek yeğenim ve bizimkinin kızkardeşi için aldık birer tane. Kendi evimize de mumluklar, aynı fırın tepsisi, bir tane gravy için sosluk ve yayvan bir tabak, salata falan filan için. Aldıklarımızı salon masasına koydum, ha bir de tuzluk ve karabiberlik...Yıllardır kullanılan ve nefretlik olanları eledik, yuppiiii!Kilo kaybetmeye başladım, her sabah kalkıp 50 şer yarım mekik çekiyorum. Arkadaşlarımdan biri söyledi, ayaklarımı havaya kaldırıyorum, eğer tutamazsam bir yere dayıyorum ve o şekilde yalnızca kafamı yıkarıya bakacak şekilde indirip kaldırarak yapıyorum hareketi. Sonra göbeğimi köpek pozisyonunda içeri çekip bırakma. Her gün makinada 1 ila 1.5 klm yürüyüş...Azimliyim, 50 ye gerilemeyi planlıyorum. Tatil bu bakımdan bir karın ağrısı aslında çünkü yemek yemek sosyal bir şey, içkiler, sohbet ve güzel yemekler diyet anlayışını mahveden unsurlar ama hayatın da zevki ne yapalım?! Çaktırmadan insanları da kırmadan tabağımı kendim ayarlayacağım artık gittiğim yerlerde, yapacak başka bir şey yok. Kilo alıp vermek vücutta bozulmaya sebep oluyor, toparladıktan sonra hamilelikmiş, yok o olmazsa " Aa ne güzel kilo verdim yiyim anasını satim!" lerle olmadığını anladım bir de. Kilo almak çok kolay, vermek felaket zor. Düşünsenize bir dilim reçelli ekmek 100 kalori, ben birbuçuk klm eğimli makinada yürüyorum hala gösterdiği kcal 50 en fazla!

Catherine'in yardımcısı 10 günlüğüne bize gelip Layla kızımıza bakacak, eve de göz kulak olunacak böylelikle. Gidişimiz Temmuz ayının 4'ü, sabah beş gibi, Gloria bir gece önceden gelecek, ufaklığın odasındaki çekyatı O'na hazırlayacağım, kadıncağızı öyle bir sürü eşyanın olduğu odalarda yatıramam.

Tatil hediyelerini hallettik sayılır. Aklımda ufak bir alacak daha var. Gitmeden saçlarımı kestirmek ve boyamak da gerekenler sırasında. İngiltere'de maalesef internet bağlantısı kablosuz olmadığı için benim bilgisayarımı yanımda götürmemin bir anlamı yok. Kayınvalidelerinkini de ayarları farklı, dolayısıyla kullanmak istemiyorum. Haklılar, bilgisayar hakikaten çok kişisel bir alet, ben benimkine kimseyi yaklaştırmıyorum mesela. Herşey bilgisayarında insanın, özeli, kendine ait olanların ayarları, adresleri...Kimsenin kimseyle ilgili milyon fotoğrafla falan da ilgilendiği yok üstelik. Dolayısıyla, Türkiye'deki bir hafta için de taşıyıp taşımamakta kararsızım.

Havalar hala buraya göre çok düşük sıcaklıklarda gidiyor. Birkaç gün 40 dereceye çıktı ki inanılacak gibi değil. Senenin olumlu yöndeki farklılığı bu. Bakalım Temmuz ayı ne olacak? Nerede oturursak oranın klimasını çalıştırıyoruz, hem doğaya hem bütçeye iyi geliyor :) Gözlerim maalesef geçen senelerde olduğu gibi havada sürekli uçuşan kumdan dolayı kırmızımtrak ve rahatsız. Biraz da baş ağrılı...Olsun, alıştım artık.

Şimdi, yemek zamanı...

3 yorum:

funda dedi ki...

Nice nice mutlu yıllar olsun... Hep bir yastıkta...sevgiler...

Evin Kedisi dedi ki...

Funda :)

Çok teşekkür ederim de bu yazı arada kaynadı mı ne?! Kimse bir şey yazmamış yahu :( Böyle sık sık arka arkaya yazı girmenin de bu dezavantajı oluyor sanırım. Sevgiler :)

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.