10 Eylül 2007 Pazartesi

Okullar Başladıııı Yuppppiiii!

Yukarıdaki atı İngiltere'de tuvaletten bulduğum bir dergiye bakarak yaptım :) Çok ünlü bir ressamın çalışmasaydı ve ufacıktı. İngiltere deneyimi olanlar, onların tuvalet kültürlerini de bilirler. WC'ler genelde zamanını iyi geçireceğin mekanlar olarak düşünülüp, öyle dekore edilmiştir. Bizimkilerin de evindeki tuvalet böyle fotoğraflar, binbir çeşit dekorasyon parçaları ve bol bol dergilerle süslendiği içindir ki oradan bile elim boş çıkmamış oldum :)

Neyse... Yine eski rutinime döndüm ya, nasıl mutluyum anlatamam. Sabah kalkarken; " Kesin eve geldiğimde yatacağım!" diye başlayan bir gün. Altıda kalkış...Ne menemse, sanki ilkokul günümmüş gibi heyecandan da fazla bir uyuyamama halleri...

Ufaklık, kıyafetlerini ilk defa giydi sabah sabah, geçen seferkilerle iki sene idare etmişti. Geldiğimizden beridir bu üçüncü yıl! Bir de gözüme kocaman gelen üniformasıyla fotoğraf bile çekmeye vaktim oldu.

Trafikte bir saatimizi harcadık. Okula giderken müzik eşliğinde yapılan durmalı kalkmalı, pek çok tehlikeli, uyuz, saygısız şöfor müsvettesiyla karşılaşmalı yolculuğumuz sırasında, kızımın gözleri dalmış, bir noktaya bakarken sordum; " Keyfin yerinde mi ufaklık?" " İyiyimmmm!" ( Boşluk ) " Sessizliğimi soruyorsan imagination yapıyordum" Hayal kuruyormuş yani, müzik de var ya :)

Okulun kapısında müdürümüz karşıladı, üst sınıflardan öğrencileri daima böyle işler için görevlendirirler, cici bir kızın rehberliğinde bize 2 LW sınıfının nerede olduğunu gösterildi. Gözüm 1. sınıfta Chloe'nin öğretmenliğini yapan 2H sınıfına kaydı...Eski öğretmenlerimiz herzaman çevrede olacaklar, yani ufaklıklar hala kendilerini evlerinde gibi hissedecekler ama ne bileyim işte...Öğretmen değiştirmek ve kimseleri durduğu yerde yıllarca aynı öğrencilerle sabit bırakmamak da bir teknik sonuçta. Ve aslında çok iyi yanlarını görmek de mümkün. Kişisel yapışkanlığı önlemesi ya da çocukların üzerinde duygu sömürüsü yaratılacak hiçbir şeye izin verilmemesi gibi.

Geçen seneden H. hanımla beraber çalışan M.hanım da okulun bahçe kapısında bizleri karşılayan, hatta Chloe ile konuşmaktan ve O'nu kucaklamaktan beni unutanların arasındaydı :) Buranın işte bu kendini özel hissettirme huyunu çok seviyorum. Chloe de okuluna son derece bağlı, yeni sınıf öğretmeniyle güle oynaya gitti tanışmak için.

Geçen gün, Uluslararası okullardan birinin müdürünün konuşmasını dinledim TV'de. Kadın, dünyanın her yerinde eğitimin çok ağırlaştığını, çocukların ders çalışmaktan oynamaya vakit bulamadığını ve aslında bunun da çok büyük bir kayıp olduğunu anlatıyordu.

Hayatlar birbirinden, insanlardan, arkadaş ve komşulardan kopuk yaşanıyor artık. Nerede benim eski mahalle arkadaşlığım, nerede şimdi çocuğumun yaşadığı hayat? Ama mahalle yaşamı devam etseydi acaba ben, kendime tanınan bu özgürlüğü paylaşabilecek miydim kızımla? Çok zor olurdu, çok zor! İnsan, okuyup bilinçlendikçe diyorum ya olasılık hesapları da güçleniyor ve bu doğrultuda serbesti ters oranda gelişiyor. Okulun nasıl bir yer olması gerektiğini anlattı bir de. Eğlenilerek öğrenilen...Ben bu tanımı çok seviyorum ve kendi çocuğumda yaşıyorum. Müthiş bir haz bana göre.

Oradan ayrıldıktan sonra dönüşe geçtim. Trafiğe alıştım artık, kaçışlar, ara yollar, manevralar...Yolda en sevdiğim alışveriş mekanlarından birine uğradım, küçük birkaç ihtiyaç vardı ama oraya gelen kitapları ve yemek dergilerini falan da görmek istedim. Sanki aradan hiç zaman geçmemiş, yaz ayı ile bölünmemişiz gibi bir hava hakim...

İnsanları ve ortamı, yolları tanımak çok ayrı bir keyif. Bu şekilde bakıldığında dünyanın her yerini eviniz gibi hissedebilirsiniz. Spinney's de kasadaki bayan mesela, her seferinde beni tanır, hal hatır sorulur, plastik torba kullanmıyorum değil mi? diye üzerine basılarak hafif bir tebessüm eşliğinde yorum yapılır falan...

Yaz boyunca buraya Avustralya'dan gelen Women's Weekly kitapçıkları olur. Konularına göre ayrılmış kitaplardır bunlar. Mesela yalnızca bir kitap patates türevlerini işler, başka bir kitapta Hint yemekleri, birisinde Çin yemekleri...Onlara bakarken şimdilerde taktığım Ekmek Yapımı ile ilgili bir kitapçık buldum. Yine aynı kaynaktan. Aslında yalnızca ekmek değil bu, " Muffins, Scones ve ekmekler" kitabı.

Ufaklık için bizler beslenme çantaları hazırlıyoruz. Onlara faydalı olması açısından düşündüm. Çinkü muffins denilen meret içine her türlü tuzluyu, sebzeyi falan koyabileceğin tuzlu veya çukulata vb...koyacağın kekler oluyor. Yıllar önce İngiltere'den muffin kalıbım bile vardı da bir türlü ufak fırın kullandığım için yapamıyordum. Artık fırınım da kocaman, neden olmasın? Ayrıca küçük tatlı tuzlu kek hastası kızım için de birebir dedim kendi kendime.

Bir de yine evde yapılma küçük doygun sandviçler olan scones var. Bunlarla da İngiltere'de " Cream Tea" denilen olayla tanıştım. ( İlk duyduğumda kremalı çay gibi algılamıştım ) Çok sevdim. Gerçi, acayip kilo aldırıcı şeyler bunlar ama ufaklık da diyette değil ya canım! Ben de O'na yaparım, zaten kitabı da kızım için aldım. Beslenme çantalarını zevkli ve besleyici şeylerle doldurmak da bir iş. Gün geliyor hep aynı şeylerin içinde dönülmeye başlanıyor. O da sağlıksızlığı getiriyor. Zira, bakıyosunuz alışveriş merkezlerinden alınan her türlü ürün aşırı şekerli ve yağlı. Hem yağın da bir kalitesi var. Sonuçta insanın evinde yaptığı gibi olamaz diye düşünüyorum.
Veee, kitabın esas beni baştan çıkaran ekmek yapımı kısmı! Demiştim ya geldiğimden beridir ki ikinci haftaya işte bu pazar girmiştik, makinamda ekmek yapımıyla haşır neşir durumdayım. Baktım, markası " Kenwood BM210" Ve makinayla ekmek yapımı çok kolay bir durummuş. Bunu baştan belirteyim, gereken malzemeleri, doğru sırayla ki zaten makinanın kendi kitapçığıyla elimize geliyor bu birkaç tarif , koyuyoruz, beyaz ekmek için mesela 1'e basıyoruz, yok kahverengi için atıyorum 3'e, makina başlıyor kendisi yoğurmaya ve mayalandırmaya...

Programlar üç saat, iki saat gösterilse de bunun büyük bir bölümü azıcık ılınan makinanın içinde hamurun kabarma aşaması. Yani, o uzunlukta bir elektrik tüketimi de yok. Son onbeş yirmi dakika pişirme bölümü.

Ekmek yapımına sardığımdan beridir, bir sürü ekmek yapımı unuyla, taneli, kahverengi, dolgun beyaz ekmekler yaptım. En sevdiğim nokta şu oldu, ekmeğin dış çıtır kısmının istendiği gibi ayarlanması, kimyasallarla beyazlatılmamış un kullanabilme özgürlüğü.

Mesela beyaz ekmek demiştim, değil mi? Bizim bakkallardan aldığımız süngerimsi ve kar beyazı görünümde değil ekmeğin dilimleri. Sarımsı, kırık beyaz ve çok daha dolgun bir ekmek yapılmış olunuyor.

Bir de kokusu yok muuuu? :) İşte, evi saran o fırın alt kattaymış hissi yaratan koku, insanı ciddi derecede baştan çıkarıyor. Hafta sonları için saat ayarlaması var mesela, akşamdan koy malzemeleri, sabah kalkacağın saatten yarım saat öncesine ayarla ( Ekmeğin yarım saat dinlenmesi öneriliyor çünkü ) sıcacık, mis gibi ekmek kokusuna uyan, sonra yeme de yanında yat :)

Benim makina, ekmeklerle ilgili çok güzel bir blog keşfettim, orada yazılanları okudum, bazı kullanıcıların şikayet ettiği gibi hiç öyle çok ses falan çıkartmıyor. Kendi halinde çalışıyor yazık :) Bazı makinalar yataymış ama benimki dikey ve iki günlük ekmeği rahat çıkartıyor ki evdekilere sandviç yapmama rağmen. Ekmeğin doygunluğu da çok daha fazla olduğu için, öyle alıp da bir somunu lüpletmek gibi bir alışkanlık da olamıyor haliyle.

Neyse işte, şimdi yanımda kitabım mutlu mesut yazıyorum :) Gelir gelmez hemen yeni yaptığım ekmekle bir güzel kahvaltı ettim, saat dokuzdu, ardından televizyonu açıp güzel bir makina yürüyüşü...Benimki açılı olduğu için onbeş dakika öldürüyor ( yani beni şu aşamada öldürüyor demek istedim ) ve yemek yapma vakti geldi, kabağım vardı, onları güzel bir kıymalı kabağa çevirdim, yanına da şimdi bir makarna haşlıyorum. Bugün ve yarının da yemeği öyle çıkar, tavuk yemiştik, kemiklerini de kaynatıp tavuk suyu çıkarttım, ona da bir mercimek çorbası yapacağım.

Yarın, kitaptan bir şeyler denemeye bakarım diyorum. Birazdan ufaklığı almaya çıkacağım.

Bu arada, konuyla alakasız ama hani şu bir kocaman kareye birkaç fotoğrafın sığdırılması acaba Picasa programıyla mı yapılıyor? Ve nasıl yapılıyor? Bilen ve paylaşmak isteyen birisi bana yazarsa sevinirim :)

Bu arada, okuldan geldik, herşey çok güzel geçmiş, herkes birbirini görünce selamlaştı, konuştu falan. Bu terlikler Pakistan'dan Shadan tarafından getirilmiş kızıma. Ben bayıldım! :) )

6 yorum:

Öykü dedi ki...

Terliklere bayıldım ne güzelmiişşş...Bizimde okullar başladı:))Ana sınıfları ve 1.sınıflar 1 hafta erken başladılar.Valla Öykücüm çok mutlu..geçenseneki arkadaşlarıyla birlikteler yine çok şirinler:))
Sende rutinine döndün..
valla nezamandır görüşemiyoruz.hafta sonu eskişehirdeydik.pazartesi salı kabus gibi geçti..:((
sende msn de görünmüyorsun.hanmi konuşamazssak bile kısaca laf atılır bilirsinki herkes iyi.birçeşit haberleşme:))neyseki bu blog var.
haftaya izin almayı düşünüyorum.
bu arada ekmekler nasıl oldu.Bizim bildiğimiz fırından aldıklarımız gibimi?
merak ettim yavv..
ötüm ...mucckkk

Evin Kedisi dedi ki...

Aaa, haftaya izin alırsan yuppiiii diye konuşuruz, çok sevindim :)

Şimdi ekmek makinasına koyduğum malzemelerde kendi kafama göre ama sonucu da olumlu anlamda değiştirecek değişiklikler yaptım. Nedir? Koyduğum suyu ılık, unu da eleyerek koymak...Bakalım nasıl bir sonuç alacağım? Şu an yarın sabaha taze ekmek çıkartmak ve evin bireylerine beslenme çantası hazırlama babında makinada mayalanıyor kendisi :)

Elde edilen ekmekler yazdığım gibi bizim fırından aldığımız beyaz ekmeğin içi gibi hafif değil, daha zengin ve doygun. O da neden? Buna koyacağın unun ağartılmamış beyaz un olmasına özen göstermenden.Dışı çıtır çıtır ve kendine göre ayarlanabilir cinsten.

Bugün bir de elde yoğurma bir ekmek denedim. Dün arkadaş sabah kahvaltısına geldiğinde O'na da başka bir şey...Bu aralar deli gibi uğraşıyorum işte :)

Yeni okul dönemi bütün anne babalara ve yavrulara hayırlı olsuunnn! Görüşürüz :)

MeRaiL dedi ki...

Cok hos cizmi$sin..;)
Eger benim blogumda olanlardansa picasa programinda,programin turkceside var.
istedigin resimleri seciyorsun ve asagida kolaj yazan yere tikliyorsun kucuk bir pencere aciliyor oradan yapiyorsun, programi kullanipta karistirirsan daha iyi anlarsin..;)

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Merail;

Teşekkürler :) Dün, eşim Photoshop programından birşeyler gösterdi ama şimdi Picasa'ya da bakacağım. Tamam :) Photoshop bayağı karışık gözüküyor, fotoları küçültüp koyuyorum. Yoksa, bloğun açılması acayip zaman alıyor.

balanne melike dedi ki...

Ay bende istanbulda anneme zeytinli,kekikli ve naneli mis ekmek yaptım anneciğime ve ilk denememde başarılı oldum, zaten bu makinalarda ıska yok.kızım bile yapabiliyor..
picasa yı bende kullanıyorum, oldukça memnunum, keşfe değer..

Evin Kedisi dedi ki...

Merhaba Melike;

Ben de nerelerdesin yazmaktan vaz mı geçtin diye düşünüyordum, neyse...

Ekmek makinalarında verilen ölçülere birebir uyulursa ıskalama yok ama unun, mayanın kalitesinden gelen tam anlamıyla kabarmama sorunu yaşanıyor daha çok. Ben, en son tam kabarmayan ekmeğin sorunlar bölümüne baktığımda şu trick'i gördüm. Şeker ve mayanın birbirine değmeden konulması gerekiyormuş. Hani üstüste değil de ikisine ayrı çukur yapmaya başladım. Sıra sıra hepsi bir çukura, maya da karşı çukuraaaa!

Hoşgeldin :) Afiyet olsun, şimdi benim ekmek de makinada mayalanıyor :)