2 Eylül 2007 Pazar

Bir ben var benden içeru mu?


Hayatım boyunca oldum olası böyle sturbucks cafelerde elimde farklı lezzette bir kahveyi yudumlarken falan rahat olamadım ben. Bloggerlardan bir tanesinde geçmiş yaşamlarla ilgili bir link gördüm, öylesine eğlenceden, çıtırdan, çerezden bakayım derken kendimin ayakkabı boyacısı mı ne olduğunu, erkek olarak dünyaya gelmiş bulunduğumu gördüm. "Hah!" dedim " İşte bu tip yerlerde rahat edemememin sebebi!" :) Çocukluğum Bağdat Caddesi'nde geçti, tamam anılarım çok güzel, oraları hala özlerim ama neden tam kendimi ait hissedemem o da ayrı bir mesele. Benim ruhumda var hizmetçilik.

Burada, yardımcınızın olması için çok uygun, hatta yazamayacağım ama gelip de öğrenebileceğiniz imkanlar var. Şu yaşıma kadar eve iki kere kadın alıp, O'nunla beraber saçımı süpürge etme konumlarında bulunduğum içindir ki hiç düşündüğüm bir şey değildi. Zaten, bence eve vakit ayırabilme imkanı olan, eli ayağı tutan biri için de azami ölçüde gereksizdi. Kısacası, ben ona vereceğim parayı daha gerekli bir işe harcarım.

Derken, geldikten sonra öğrendik ki bu yapılmazsa bir sakatlık halleri peydahlanıyor, hakikaten enayi falan olmak lazım. Şimdi, günde iki saat bana gelen bir sağ kolum var. İyi ki de var, O'nu çok seviyorum. Bir öncekisi, durumu anlatmak açısından yazayım dedim, 55 yaşlarında bir hanımdı, yaşından ötürü hiçbirşey isteyemiyordum. Bizdeki büyüklere saygı olayı, zaten O'da yıllarca çalışmış. Bu insanlar senelerini böylesine günde üç evi temizleyerek geçirdiklerinden olsa gerek, 50 lerinde ciddi derecede çöküyorlar. Haklılar da, ne bir emeklilik, ne de devlet güvenceleri var arkalarında.

Bir gün buranın iğrenç kumu tozu, iki atıştırmış yağmurla camlardan aktığını fark edip; " Camları temizleyelim." dedim. Baktım, merdiven dayayacak, alt kat ama yüksek, boyu aşar, olmaz, in bin sürekli, suratından da geçince bir bulut, hemen aldım elime gerekenleri, başladım camları silmeye...Buradaki " lady" (!) ler böyle bir şey görmemişler tabi :) Muhtemelen beni de fark ettilerse şayet fotoğraflamışlardır " A ha yan evde yaşayan, şahsına münhasır 55 derece altında cam silmeye debelenen evin lady (!)si!" diyerekten. Benim mi?! Hiççç işim olmaz, gördüm mü yaparım ben öyle bekleyemem, başkasına buyurana kadar da kendim hallediveririm şip şak. Derken, bir baktım May ağlıyor. İçim paramparça sordum, yanımda bezleri vermek ve hortumu kapatıp açmak için bekliyordu. " Ne hallerden, ne hallere geldim." diye duygulanmış meğerse. Evin lady'sinin (!) camlarını temzilemesi ağır gelmiş O'na. Aslında ben de O'na çok üzülüyordum, memleketinde dört çocuğu vardı, bitirelemeyen, para bekleyen bir evi ama çalışamayacak duruma gelmiş bir bedeni vardı. Her gün ya kolu ağrıyordu kadıncağızın ya başka bir tarafı. Sonunda kendisi ülkesine dönmeye karar verdi ama bir yerden duyduğuma göre başka bir eve gelmiş burada yine ve üzerine kapı kilitliyorlarmış bir yere giderken :( Sonra ne olduğunu bilmiyorum.

Aslında, biz kadınların hayatını ve emek verdiğimiz herşeyi, özellikle de evlerimizi ve çocuklarımızı nasıl sahiplendiğimizi düşününce anlıyor insan onların hayatının ne kadar ızdıraplı olduğunu. Çoğu çoluğunu çocuğunu, kocasını bırakıp geliyor bu yaban ellere. Dünyada gerekliliği olmazsa olmazlardan tek şey için. Hepimizin debelendiği, alnının teriyle yapılınca çok zor biriktirilen değer adına.

Neyse...Konuyu değiştiriyorum. Bugün dışarı çıktık ve kaybolduk! Bütün yollar kazılmış vaziyette. Girişler çıkılar hak getire vaziyette. Ufaklığın kıyafetleri, çantası şusu busu iki yıldır kullanılıyordu, onları değiştirmek için alternatif aradık beraber. Gitmek istediğimiz mekandan başka yerde bulduk kendimizi ama olsun. En sonunda bayağı uygun fiyata Dora'nın tam O'nun yaşına uygun büyüklükte sırt çantasını, ona uygun su termosunu aldık. Bir de yazlık ayakkabıları geçen senedendi, açık ama çok uygun fiyata sandaletler ekledim işin içine.

Çocuk ürünleri nasıl da büyük bir pazarlama işi. Alt tarafı Disney kendi karakterini basmış değil mi çantanın üzerine? Tamam, fiyat dört katına çıkarılmış! Bunların ciddi derecede karşısında olan benle, kızımı arkadaşlarının arasında boynu bükük bırakmamaya çalışan ben arasında dağlar kadar fark var. Bu düzeye gelmek için yaşları devirmek gerekiyor ne yazık ki. Olsun, yine Disney'in yok o Barbie'siydi, yok başka bir kız tipi var şimdi daha büyüklere hitap ediyor galiba, ay herneyse, onlara bakmadık bile. İlk aldığım çantada da Susam Sokağı vardı. Eğitim serisinden gidiyoruz görüldüğü gibi :) Yoksa kendimi bunlarla avutuyor muyum? Belki de onu yapıyorum ama zaten ortada ne varsa seçim de aralarından yapılmıyor mu? Bir yerde tüketici de satılanlara mahkum kılınmıyor mu? Bunlar gerçekten de üzerinde düşünülecek konular.

Yine de yaptığımız alışverişten piyasadaki alternatiflere bakıldığında çok memnun kalarak döndüm. Günün sonunda tam beğenilmeden yalnızca alınmış olmak için alınan bir beslenme çantası ve sırt çantası yerine ( Disney'in kedilisi, isim sormayın bilmiyorum ), küçük havlayan ama gerçeğe benzeyen bir köpek anahtarlık ( bizimki için saatlerini alan ve çok sevdiği oyuncak çeşitlerindendir ) bir çift son derece şirin ihtiyaç sandalet, bir tane sırt çantası almış olduk. Spor ve okul için ayakkabıları gitmeden, 2 ay önce almıştık, %70 indirimden, onlar da tamam. Bir tek beslenme çantası kaldı, o da gerekirse. Dora'ya uygun bulmaya çalışacağım. Bu hafta sonu mayoları kontrol etmek lazım. Bale kıyafetleri sanırım bu sene de idare eder.

Birazdan benimki gelir işten, saat beşi geçiyor. Türkiye'den çay ve bilimum baharatları unutmadık bu sene. Köftelik ve dolmalık baharatlar mesela. Onları burada bulmak imkansız. Tarhana çorbası :) İlk gün, köfte için çeşni almıştım, hemen domatesli bir pilavla yanına sucuk köfte :) Ve evden buram buram gelen ekmek kokusu...Yeme de yanında yat yahu! Ekmek makinamı da yazacağım, ne bekliyordum ne buldum, gerçekten de bu makina hakkında önceleri bayağı komik şeyler düşünmüşüm.

Tatile gelince...Keyifli yerlere gitmek insanı mutlu eder muhakkak ama hani vardır ya büyük beş yıldızlı otele gitmek falan...Yok, biz karı koca yapamadık onu bir türlü, parasal olarak ulaşılamayacak bir noktada falan olduğundan değil, gerekirse başka bir şeyinden az harcarsın yine yaparsın ama bizleri dünyanın gerçekliğinden kopardığını düşündüğümüzden belki. Hep sırtımızda bir çanta, bir şeye dikkat, o da temizlik, gittik kaldık pansiyonlarda. Farklı yerlerde yemek yemeyi, durmadan yeni mekanlar keşfetmeyi sever, toplu halde gezmeyi sevmeyiz hiç. Bu sene o tür bir tatil de olmadı. Kayınvalidelerin 50. yıl evlilik yıldönümü olayını da saymazsak çok monoton aile ziyaretleri şeklinde geçti.

Benim yapım öyledir, gittiğim yerin dışında kalana özlem duyarım, gerçi evimde müziğim açık yazı yazarken hep mutluyumdur da...İşte, ne garip kendimi bile anlatmakta zorlanıyorum çünkü sürekli bir değişim var. Bunu diyorum ya, yaşamımdan deneyimleyip görüyorum. Hiç bir konuda katı kurallarla konuşmamayı ve "Asla!" dememeyi öğreniyorum. Belki günün birinde beş yıldızlı bir otelin, varendasında ılık bir rüzgarla gelen yasemin kokularını içime çekip, şarabımı da yudumlayabilirim. Bir kerelik yapabilirim :)

Kısacası, hangi moddaysam o halimle yaşamayı seviyorum ben. Aman müdahale olmasın hayatıma! Herhalde, değiştirilemeyecek tek yanım var o da özgürlüğüm ve kendi alanlarım.

Hımmmm! Tütsüden buram buram portakal kokusu geliyor, ne güzel :) Arka fonda Dido...Bir tanesini de bloğa ekledim zaten, keşke portakal kokusunu da ekleyebilsem :)

6 yorum:

Fatma and Kevin dedi ki...

Merhaba Evin Kedisi,
evet, yorum için pencere açılıyor sende de. Ama bunun bir zararı yok bence. Yorum bırakan blogcuların logolarını görebiliyoruz böylece. Yorumların pencere şeklinde veya yazının altına sıralanarak açılması durumu, kullandığın şablona bağlı olarak değişiyor sanıyorum. Ancak, dashboardundaki comment menüsüne tıklarsan, yorumların pop-up şeklinde görünmesini sağlama yada engelleme seçeneğin olabilir gibi geliyor bana. Denemekte yarar var. (Önceki postuna bıraktığım yoruma yanıtın yok mu yani, yani söylemeyecek misin adının baş harfini:)))
Sevgiyle,
Fatma.

Evin Kedisi dedi ki...

Yine kendi kendime yorum yazayım bari...

Ya, bu aralar bi durdunluk mu hakim ortama yoksa bana mı öyle geliyor? Zaten bugün ne fark ettim, ben kendi kendime yarattığım şeylerin kölesi oluyorum, mesela ufaklıkla zaman geçireceğim değil mi, bir yandan bloğum çekiştiriyor, bir yandan yapılacak yemek, dergiye ne yazsam sorusu, eskiden de kitabım çekerdi, bir ara ahşap boyamaya takmıştım o, başka bir zaman etaminle bozmuştum...

Peki bunları benden bekleyen kim?! Hiç kimse! Ben yaratıyorum, sonra da hastalıklı sorumluluk duygumdan dolayı illa bitirmem gerekenler listesine koyuyorum o işi. Yok dedim olmaz böyle ve bugün ma ailecek resimli domino oynarken kızımın annesi ve babasıyla aynı anda beraber olup, bir şeyi paylaşmaktan ne kadar mutlu olduğunu gördüm.

Bence yaptığımız herneyse orada ve o anda %100, tek parça halinde olmalı, bir oraya bir buraya çekiliyor hissinden uzakta yaşamalıyız. Yani, ben öyle yapmalıyım. Bunu kendim için yazayım dedim en azından. Bir not olarak, baktıkça uygulamayı hatırlarım. Olmazsa buzdolabının falan üzerine yapıştırırım.

Evin Kedisi dedi ki...

Aaaa! Değişik bir durum daha, benim yorumlar öölecene, sıfırda mızırdanırken, kendi yorumumu bırakacağım diye bir bastım, Fatma yazmış, o çıktı.

Sevgili Fatma, yazdıklarını temiz kafa yarın okuyayım, şimdi basmıyor.

Ya, hangi yazım için sormuştun ki adımın baş harfini? Bilmiyorum ben onu. Şimdi bakayım bir diğer yazılara, merak ettim. Sence ne olabilir benim ismimin baş harfi? :) :) Yoksa bir araştırma içinde miyiz? :) Tamam, o soruyu bulayım yanıt yazarım. İyi geceler. Yorumlar için teşekkürler :)

Ben de yazdım senin son postuna. Ay postuna demek tuhaf geliyor yani son yazına diyeyim :)

www.edasuner.com dedi ki...

Canım konu ile alakasız bir yere yorum yazdım ancak kemoterapi tedavisi gören bu arkadaşa lütfen destek verelim


http://www.edasuner.com/cerrahpasa-hastanesine-devincigim-araciligi-ile-tam-destek/

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Eda;

Kemoterapi olayını okudum. Devin'in adresine mail yolladım. Buradan da ona link vereceğim. Duyarlı hareketin için teşekkürler :)

Evin Kedisi dedi ki...

Tamamdır! Fatma'cığım, ayarlardan yorumlar bölümüne geldim ve orada bir pencere açılsın mı sorusu var yorumlar için. Onu işaretledim! Oldu da bitti maşallah!

Bundan böyle benden başkasının bloğuna girecek arkadaşlara da koca bir bütün sayfa gelecek. Oh! İçim rahatladı, yani yazının altında çıkan yorumlar şablondan kaynaklanıyor olsa da, açılan pencerenin büyüklüğünü ayarlayabildiğimizin resmidir :)