14 Haziran 2007 Perşembe

Yıl Sonu Gösterisi

( Tony Howell Flowers. Bu fotoğrafı aldığım sitede inanılmaz güzellikte çiçek fotoğrafları var :) )

Geriye sayım başladı... Bu hafta sonu ayın 21'i, bizim evliliğin 10. senesi tamamlanmış olacak. Derlerdi ki insan yaşlandıkça zaman hızlı akıyor. Kesinlikle doğru, birincisi insan bir hayatın içine doğuyor bu büyük bir şans veya tersi şanssızlığı barındırabiliyor. Ama ortalama olarak yaşanan bir hayatta tatlı bir monotonluk ve kendine göre de bir hız var. Bir yerde hayatın içinde alacağımız roller de aslında doğduğumuz şartlarla bile belirlenebiliyor. Bu dünyanın adaletsizliği mi yoksa adalet sistemi mi yorumlamak zor ama kendimi mantıken reankarnasyona inandırdığım için bu konularda çok da fazla yargılayıcı davranmak istemiyorum. Zira, ben artık bazı yaşamlarımızın diğerlerinden daha dingin ama yine de kendi içinde bilgece yaşanabildiğini, bunu bir yaşama bile aktarsan faydalı olacağını düşünenlerdenim.

Bugün, anne baba olarak kızımızı dördüncü defa okul gösterisinde görme zevkine eriştik. Okulların ve eğitim mantığının farklılığını anlatırım. İlk seferde gözlerimiz dolu dolu seyretmiş, o 850 kglık bebeğin bu hallere gelişine ve gelişimine inanamaz ifadelerle bakmıştık.

Geçen sene, anneliğin ve babalığın gösteri yapan kızlarını izleyen aşamasında bizlerde tam bir yeni öğrenci psikolojisi hakimdi. Bu sene, biraz daha kendine güvenli, fotoğraf çekmek açısından daha cesaretli bir haldeydik. Ben, atladım, oradan buradan aralardan geçip kızımın yakınından fotoğraf çekme şansını yarattım falan...Artık, anne baba olmaya, toplum içinde diğer anne babalarla " Ya, biz de burada kendi çocuğumuzu mu seyredeceğiz şimdi?!" hallerinden sıyrılmaya başladık. Bu yolda daha kararlı ve olgun bir duruş sergiliyoruz, e diyorum ya dördüncü gösteri :)

Yıl sonu gösterinin konusu güneşin zararlı ışınları, denize gittiklerinde ya da bahçede oynarken şapka takmanın, güneş yağı sürmenin gerekliliğini anlatan küçük skeçlerden ve şarkılardan ibaretti. Herşey yarım saate sığdırılmıştı. Noel sebebiyle hazırlanan gösterinin yanında biraz sönük kaldığını düşünsem de kırklı yıllardan kalma mayoların giyildiği ( kumaştan bir şapka, uzun paçalı şort ve karpuz kollu üst, erkeklerde ise tek parçadan oluşan uzun paçalı don :) ve kartondan fötr şapka. ) görüntüleri çok şirindi.

Pazar günü gösteriyi tekrardan öğretmenlere ve okula sergileyecekler. Daha okulun bina yapımında alacakları çok yol var. Şu an, bütün gösteriler holde yapılıyor, velilere sandalye koyuyorlar, tabi herkes bibirinin hizzasına gelmiş oluyor. Eylül ayında yeşillendirme işlemleri çoğunlukla tamamlanmış olacak. En azından öyle ümit edilip, veliler her hafta yayımlanan okul gazetesiyle haberdar ediliyor. Biliyorsunuz ki buranın ham hali her şekliyle filmlerdeki kum diyarı, çöl! Daha açıklamaya ne gerek?!

Okullarında en fazla dikkat ettiğim, çocukların çok ciddi miktarda ödevi istekle yüklenmeleri. Öğretmenlerin çocuklar üzerindeki teşvik yollu başarıları. Bizlere olumlu davranış pekiştirme tekniklerinden bahsedilirdi zamanında. Burada ceza yöntemi en aza indirgenerek kullanılıyor. Bunun tersi olarak görülen her olumlu davranış destek görerek, başarıya bağımlılık yaratılıyor. Kişisel olarak bağırma, çocuğun özünde yara açacak denli kişiselliğe indirilen ve herkesin önünde yapılan fırçalama teknikleri tamamıyla rafa kalkmış vaziyette.

Türkiye'deki Ana okulunda yaşadıklarımızı da yazacağım. Geçen gün bilgisayarı düzenlerken okulun sahibine ve otomatikman da müdürüne yazdığım mektubu okuma fırsatı buldum. Çocuklarını ana okuluna gönderen çok arkadaşım var. Onların geri bildirimleri benim tecrübemle yakından uzaktan ilişkili değil. Kendimizin şanssızlığını kabul etmekle beraber Türkiye'deki eğitim ağında kişiselliğe indirgenmiş iyi eğitim kriterlerinin önüne geçilmesi düşüncesindeyim. İyi eğitim standartlaştırılmalı. Özel okul mantığı hemen kaldırılmalı.

Burada, İngiliz sisteminde diyelim çünkü Arap Emirlikleri'nde bir çok uluslararası okullar olduğu gibi Avustralya, Almanya, Rusya ve benzeri şekilde yerel sistemlerin uygulandığı okullar da mevcut, Arap sistemiyle alakası olmayan özel okullar var. Ama sistemde kişiye ait okul mantığı yok. Bu, harika bir şey. Okulu kar amaçlı bir üretim tesisi olayından çıkaran, gelen karın yine okula dönmesini sağlayan bir mekanizma. Kimsenin ayrıcalığı, cebine giren ama eğitim sektörüne dönmeyen, aslında öğrencilerin nasıl okuması ve eğitilmesinden çok öğrenciyi para basma aracı olarak gören bir durum yok. Bu, uygulanan vakıf sistemi...

Biz Tarabya'ya taşındığımızda ki bu bir yıllık bir maceraydı, ufaklık 3.5 yaşındaydı. Baktım, sosyalleşmesi lazım. Önemli olan ileride verilecek öğrenimden çok o aşamada arkadaş edinmesi, sosyal kurallara uymayı öğrenmesiydi. O sıralarda kızım öğlenleri de uyuduğu için kendi iş imkanlarımı ona göre ayarlayarak bittiriği hemen yolumuzun üzerinde olan bir ana okuluna vermeye karar verdik. Yarım gün olunca hem ücreti ödeyebilecek bir duruma geliyordum, hem de bir diğer okulda çalıştığım parayı ufaklığa aktarabiliyordum. İşe gidip gelirken de hemen ufaklığı alıp eve gelebilme imkanım vardı.

Okulun müdürü bana fiyat konusunda sembolik bir İngilizce dersi vererek indirim yapma imkanı sununca ben de kabul ettim. Herşey saatler açısından komik denecek aralıklarla sıralandı. Okulun içi zaten mubarek ilk girişten sonra gördüğüm Asmalı Konak gibi. Müdür ve okulun da sahibi aynı zamanda anne baba imkanlarıyla okulu açmış, anne gelip gidiyor, anneanne bizim eski alışkanlıklarımızla ve görüşlerimizle hem sanki ailenin büyüğü hem de oranın yemeklerini yapıyor. İlk an biraz kuşkulanmakla beraber sonra aile ortamını çağrıştırdığı için hoşuma da gitti. Ama yanılmışım.

Sembolik dersler sınıflara giren, erkek arkadaşlarını konuşan, hayattan bir haber olup, okullarından tez mezun olmuş öğretmenlerin (!) elinde ki, baştakilerin baktığı kimi ne kadar aza istihdam edeceğidir, başka bir şeyle ilgilenmez hatta çok ahlaksız olanı sigorta bile yaptırmadan bu zavallı kızları öğretmen diye koyar oraya.

Gelen veli, müdür tarafından kapıda karşılanır. İçerdeki herkes öğretmenler de dahil müdürün aşağısında köle elemanlardır. Veliyle satış anlamında muhattap olan okulun sahibi, süslü püslü müdürdür. Veliler bunları dikkatle ayıramadıkları için çocuklarını bırakıp giderler. Acaba o kapalı kapılar ardında neler olur?

Genelde bu az paraya talim eden öğretmenler zaten şartlardan ötürü imkan olduğu an iş değiştirmek üzere bekleyen tiplerdir. Çocuklara karşı dayanma oranları da komşu kadının sizin çocuğa dayanma oranından daha düşüktür. Profesyonellikten fersah fersah uzaklık vardır.

Benim gördüğüm ve uygulanması gereken eğitim ve öğretim işinin ekip halinde sağlanmasıdır. Ufaklığın okuluna baktığımda arada sırada kuralı bozmaya çalışan kişiler olsa bile velilerin bilinci bunu sorgulayacak yapıda oladuğu için, veli ile öğretmen karşı saflarda değil birbirlerine ne yönde destek vereceklerini düşünürler. Bir okulda tek bir öğretmenin pırıl pırıl olması da benim gözümde okulun kalitesini arttırmaz. DEdiğim gibi bütünün atmosferi, her bir öğretmenin yeterliği...

O ana okulu ile iki aya varan süreyle İngilizce piyes hazırladım. Birkaç öğretmen de bana cd çekiminde yardımcı oldu. Çocuklar yaptığımızın zevkine göre kendilerini ayarladılar. Pijamalarını giyerek gösteriye çıkacaklardı. Son saniyede iptaller yaşandı ve çocuklara yaşatıldı. Sebepse " Hayat, öğrenirler!" oldu. Ben tüylerim diken diken bıraktım bizim ülkedeki eğitimsiz öğrenim sistemini.

Herkes en pahalı okullarda okutamaz ki çocuğunu! Bunu insanlardan beklemek ya da en pahalı olan okulun en iyi eğitimi verdiği yanılsamasına düşmek, bu düşünce sistemini kabullenmek ne demektir bir aile için? Bazı şeyler Türkiye'de kanıksanmış bir şekilde gidiyor. İnsanlar Cumhuriyet ve laiklik için sokaklara dökülüyorlar ama eşit öğrenim şartları için de bir şeyler yapılmalı. Okulları, özel şahısların tekelinden kurtarmak gerekiyor. Eğer bir kişi bunu yardım ve adını devam ettirmek amaçlı yapıyorsa da gelen gelirden pay almama durumu yaşanmalı ve yaşatılmalı. Bakın bakalım kaç kişi özel okul açıyor o zaman?!

Bütün bu düşünceler ve karşılaştırmalar bir kenara yaz tatiline çok az bir zaman kaldığına inanmakta zorluk çekiyorum. Kızımız hızla büyüyor, O'na istediğim standartlada eğitim verebildiğimiz için kendimizi çok mutlu hissediyorum. O'nu mutlu, kendime güvenli, geleceğine de umutla bakan bir insan olarak yetiştirmenin zevkine varıyorum. Gerçekten...Anne olmak büyük, büyük, kocaman bir şeymiş. Yaşadıkça öğrenmek ve yaşama farkındalıkla bakabilmek de öyle.

Sabahleyin eski velilerimden birisi televizyona çıktı. Tiyatrocu ve Türkiye'nin her yerini gezen, bu iş için evini satan bir insan. Ben 1999 da işimden ayrılmıştım, 2000 yılında başlamış. Öğrencim, lise ikiyi bitirmiş!!! Ben yaşlanmışım da haberim yokmuş :)

Bizim okul gösterisine aileleleriyle beraber bebekler de seyretmeye gelmişlerdi yine. Babaları mutlulukla yanlarında olan sessiz ve mutlu çocuklar. Ben hayatımda gerçekten bu kadar ebeveyn bölüşümünü burada gördüm. Sosyal hayatta Avrupalı babaları heryerde eşlerinin yanında görmek mümkün. Bu çocukların sağlığına o kadar olumlu yansıyor ki anlatamam. Hatta yoğun çalışan annelerin yerine her yere çocuklarını götüren, getiren, doğumgünlerine bile katılan babalar...

Şimdi hafta sonuna girmenin verdiği zevkle bir omlet yapayım :) Zeytinyağlı dolma planı iki haftadır rafta bekliyor. Size lahmacunu yazacağım, bir de Çin böreğini... Benimki fotoğraf makinasına kaydolmuş olaylarla kelalaka aralara serpiştirilmiş çin böreği, soya sosu şişesi, soya filizi, fırından yeni çıkmış lahmacun görüntülerini yakaladıkça çok gülüyor.

İki gün önce de gecenin bir yarısında başka blogları dolaşıp iyi fikir avına çıkmışken bulduğum bir sohbet kutucuğunu bloğuma ekledim. Bazen birden fazla insanın online olduğunu görüyordum, belki giren de o sırada ses vermek ister diye düşündüm. Ayrıca her zaman konuyla alakalı olacak diye bir kural da yok ki, okuyanın aklına bir soru gelir, bir mesaj bırakmak ister vesaire...Bakalım, neyin ne olduğunu uygulandıkça ortaya çıkacak.

Görüşmek dileğiyle...

2 yorum:

melike yaşar dedi ki...

evet evet bu online olayı güzel olmuş. Kızınızı öpüyorum. hoşçakalın..

Evin Kedisi dedi ki...

Melike, çok teşekkür ederim :) Bence de iyi oldu ama dediğim gibi zaman nereye doğru götürecek, kullanımı yoğunluk olarak nasıl olacak hepberaber göreceğiz :)