26 Mayıs 2014 Pazartesi

Veeee Ameliyat!

“Ayın 21’i Çarşamba günü sabah sekizde hastanede olun.” dediler.

Ondan önceki hafta doktorumu ve ekibini son kez görmeye gittim, tekrar bakıldı, en son bilgi alışverişi yapıldı, onun öncesinde sigortama yazı yazıldı, onay alındı, kan tahlilleri yapıldı ve anestezi uzmanı ile bir görüşme planlandı.

Anestezi uzmanının (yorgun görünüşlü, hayattan bezmiş bir adam) soruları ailenin medikal geçmişine dayanıyor, herhangi bir alerji var mı? Kan sayımının sonucu nedir, anlatılıyor, sigara içiyor musun?

Salı akşamı 24:00’e kadar yiyip içme var, sonrasında oruç başlıyor. "Fasting" diyorlar zaten, ne bir şey yiyeceksin ne de içeceksin. 

Akşamdan doğumumda da hastaneye götürdüğüm, kendime özel olarak aldığım kırmızı bavulumu hazırladım. Yedek iç çamaşırlarım, saç tarağım, çoraplarım, şalım, makyaj pek tabi ki yok, zaten ağzımı burnumu dağıtacaklar, ipad’im, cebim, şarj aletlerim, kindle’ım, ipod’um, klasik defterim ve kalemim...

Yeni binadaymış, sabah benimkini işe, çocukları okullarına yolladıktan sonra atladım taksiye hastaneye gittim. Hemen aşağıdaki resepsiyondan girişim yapıldı, yardımcı bir kişi yanımda beni odama çıkarttı. 13. Kat, şehri değişik açıdan gören bir oda. Beş yıldızlı otel odası kıvamında bir yer.

Banyom, tuvaletim, tertemiz havlularım, eşyalarımı koyacağım dolabım, tertemiz en son teknoloji yatağım, televizyonum (kanallar ve programlar beş para etmez ama olsun)



Üzerime ameliyat için giymem gereken kıyafet verildi. Arkadan bağlanması durumu biraz sıkıntı yarattı 

Bütün metaller çıkarttırıldı, saça bone takılacak. 

Bütün sorumluluk bana aittir kağıdı imzalattırıldı. 

Tansiyonuma bakıldı, okumam için dergi getirildi. Ayaklarımdaki ojeyi silmem için hemşire aseton getirdi çünkü oksijen alımına ayak tırnaklarından bakıyorlarmış. Ameliyattan önce sakinleştirici bir hap verileceği söylenildi (zaten onu biliyor dört gözle de bekliyordum) 

Odamdaki klimayı kıstım, o şekilde gelen keskin soğuktan nefret ediyorum. Zaten bekledikçe kanım çekilmeye, stresten ya da soğuktan mı artık bilemiyorum yine titremeye başladım.

Bu bende travmaya bağlı ilk doğumdan sonra ortaya çıkan bir durum. Vücut elde olmadan küçük sarsılmalar yaşıyor. Hapımı yuttuktan sonra yatağımla kendi odamdan ameliyat odasına doğru yola çıktım ve bir bekleme bölümüne alındım. Yanımda ameliyata mı girecek ya da çıkmış olan bir çocuğun ağlamalarını duydukça daha strese giriyordum ki, doktorumun ekibinden bir iki insanlar görmeye başladım.

Benim salaklığımla, uyarmak o an aklıma gelmediğinden, sağ elime damar yolu açıldı (kullandığınız eliniz değil diğer ele açılması daha iyi olur) Başıma beni sevip okşayan, sonradan anestezi uzmanım olduğunu anladığım Türkiye, İzmir doğumlu fakat Mısır asıllı bir bayan geldi. Beni sakinleştirdi, doktorumla konuştum, metrelerce olmayan tampon kullanması konusunda tekrar söz aldım, doğumumda zor uyandırıldığımı, yüzüme vurulduğunu hatırladığımı söyledim tamam dediler ve en son anestezi uzmanımın 2 mg verdim dediğini hatırlıyorum, gitmişim...

Saat onikiye geliyordu sanki. Tam kendime geldiğimde en azından kafamı çevirip de saate bakabilecek gücü bulduğumda altı mıydı? Yok olamaz belki de dört...Benim ufaklık şimdi ne yapıyordur? Babası O’nu almak üzeredir arkadaşımdan, acaba kolay geçti mi? Düşüncelerini hatırlıyorum. Ameliyat masalarının değiştirilmesini yatağıma aktarılmamı hayal meyal...

Çok üşüdüğümü ve üzerime sıcak battaniyeler örtüldüğünü, kuruyan dudaklarımı ıslak bezle nemlendirdiklerini...

Uyumamı söylediler ve sessizlik...İdrar için sürgü...

Korkunç, boğazımı kesercesine bir boğaz ağrısı (burun ameliyatlarında yapay solunum cihazına bağlandığın için bunların olması normal sayılıyor) ve mukus, burundan nefes almak zaten imkansız da bir ara mukus boğazımı kapatıyor ve öksürük, göğsüm ötüyor sanki, eyvah yine mi hasta olacağım? Nefes alamıyor gibi hissedip ayağa fırlıyorum, bu sefer hemşire de korkuyor. 

Saat altıya doğru mesajlar geliyor, eşim arıyor ama yanıt vermek mümkün değil. Mesajda yazan yazıları göremiyorum, bütün harfler belirsiz, aşağı yukarı anlıyorum ama, sonra tuvalete gidip tabi yavaşça kalkarak aynaya bakıyorum. Aman Allah’ım! Ameliyattan sonraki an L

 Eşim ve kızım kapıdan içeri giriyorlar, herkes görüntüme ağlamaya başlıyor, benim ağlamam bile imkansız ama “Görüntüm çok kötü ağrım yok, üzülmeyin ağlamayın.” diyorum kısık sesimle zorlanarak.

Sanırım çok ciddi ağrı kesiciler veriliyor ilk gece için. Omen 1’i andıran bir görüntüm var, saçlarım uzadı bir de arkasından taranmadığı için dalgalı bir şekilde iki yanıma dökülmüş durumda bir tavanda ters bir şekilde yürüme durumum eksik. Şeytan çıkartma seansına yollasalar papazı şaşırmaz benim odaya girse, o derece.

Pek konuşmaya hacetim yok, ses de yok zaten, boğaz kesik baş kıvamında ağrıyor, eşimle çocukları yolladım.

Ekstra ağrı kesici istedim, damardan verildi, seruma eklenerek o boğaz ağrısını dindirdi ama sürekli göğüs ve gırtlak temizlemem gerekiyor, sesimin kısıklığı için. Başka bir ağrı yok. Hatta uyuyabildim yanımda su şişemle.

Ameliyattan üç saat sonra getirilen ve hayat kurtaran yemek tavuk suyuna çorba. İki yastık, kendinden ayarlanan yatağımla ve kuruyan ağzım, boğazımla uyukladım, sağa sola dönmek yok. Tuvalete bir kere dışında hep kendim kalktım.

Sabah sekiz buçuk gibi doktorumun asistanı geldi “Sana çok güzel bir burun yaptık.” dedi ve tamponları çıkarttı. İnanılacak gibi değil! Ne metre metre idiler ne de burnun içine yapışmışlardı. Pek tabi ki rahatsız edici, olmasa daha iyi olur duygusu yaratan bir işlemdi ama iki harekette bitti. Sağ delikten kanama olunca hemen sargı bezlerinden yapılan ve burnun ucuna yapıştırılan kısımla ortam düzeldi.

“Bir akşam daha kalmak istersen yazalım sigortana onay bekleyelim dörde kadar, kal sen bir gece daha.” 

Bir arkadaşım, elinde güller, öncesinde eşim geldi, sonra işine gitti oradan, boğaz ağrısı geçmişti, yüz ilginç bir şekilde değişime uğramaya başladı, ilk ameliyat sonrasına göre gözler biraz daha açıldı ama hala görüntü bulanık olduğundan okuma, yazma gibi bir durum yapılamadı. Serum verilmeye devam edildi, saat dörde kadar ses gelmeyince ben üzerimi değiştirdim eve gitmek için, değiştirdikten sonra onay gelince de kalmadım hastanede.

Ayın 23’ü, ameliyatın ikinci günü.




Yanyana durumlar ve inanılmaz değişim, buradakiler 23, 24 ve bugün itibarıyla 25’i. 


 
Ayın 23’ünde Omen’den Hamster’lığa bir geçiş yaşanmış dikkatli bakılacak olursa. Şişlik yanakların altından gıdık bölgesine oradan da göbeğe iniyor demek ki, göbek hep sağlam yerinde J

Boğaz ağrısı asla o eski bıçak yarası şeklinde olmasa da gelip gidiyor, her gün ve saat yüz kendini onardı, gözlerim üçüncü günden itibaren indi, renkler kan oturmuştan, mora, oradan keskin kırmızımtrağa ve sarıya dönüşerek.

Dişlerim çok büyük bir darbe almanın hassasiyetini yaşıyor ama ağrı yok, yalnızca dişlere baskı yapıldığında bir his var. Geceler oldukça zor, ağız kuruluğu ciddi boyutta yaşandığı için sürekli uyanılıyor, bir de yanlış bir hareket yapılır korkusuyla yatış pozisyonu bir türlü bulunamıyor. Tutankamun tek tarz gibi.

Dördüncü güne kadar burun deliklerinden özellikle benim sağdan kanla karışık mukusumsu şeyler geldi.

Kulak çubuğu ile temizleyip ardından doğal deniz suyu solusyonu ile içini yıkıyorum. Sol delik kendinden bir iki açılır gibi oldu ve ağlamak istedim, oradan ne zaman kendi kendime nefes aldığımı hatırlamıyorum çünkü.
 
Nezle gibiyim yine çünkü ameliyatın ikinci günü bir de adet gördüm. Her seferinde zaten nezlemtrak şeyler yaşarım, burun tıkanıklığı, akması, hastalığa yatkınlık gibi...

Bugün öğleden sonra burnum aksa da su gibi. Dün akşam kapatmadan yattım ama akıntıdan rahatsız oldum. Bu arada zaman zaman burnun içinden batma veya dışından gıdıklanma duygusu ile gelen hapşırmalarda ağızdan hapşırılmalı. Kesinlikle buruna her türlü baskıdan kaçınılmalı.

Hiç koku almıyorum, bazen alır gibi olsam da kan mı yoksa yanmış plastik gibi bir şey mi anlam veremiyorum. Bugün ağrı kesici almadan geçiriyorum günü ve burnum ağrıyor ancak yine de dayanılmaz bir durum olmadığından pek de iplediğim söylenemez. Zaman zaman ama nadir baş ağrısı yapar gibi oluyor. Tabi ki rahatsız duygular, dört dörtlük bir rahatlık sözkonusu değil henüz ama burun ameliyatı atlatan birisi olarak beklentilerim daha beter boyuttaydı.

Burnumun ucunda dikişlerim var. Onların nasıl alınacağını da Salı günü doktoruma gittiğimde öğreneceğim.

Dördüncü günün akşamı olarak söyleyeceklerim sanki asla olmayacakmış gibi dursa da tüm şişlerin neredeyse yüzde doksana yakın inmesi. 

Üçüncü gün bana göre evde gözüme giren bir takım işlerin bile yapılabilmesi anlamına geldi ki cidden ya doktorum harikalar yarattı, ya teknoloji cidden inanılmaz bir şekilde yardım ediyor ya da ben olağanüstü biyonik bir kadın olarak (!) bu ameliyatla dalgamı geçiyorum J

Kulaklardaki tıkanıklık ve basınç hissi de üçüncü günden itibaren minimum düzeye inmiş durumda.
Ancak hala dediğim gibi burnumda nezle olunmuş gibi bir akıntı ile onun verdiği iriti duygusu hakim. Zaman zaman dikişlerin olduğu kısımda da acıma hissi oluyor.

Burnun ucu yine burnun üzerinde takılı olan alçı (benimki daha yapışkan yüzeyli, plastik bir kask) ya sabitlenmiş o yüzden daha kalkık duruyor ve o kısım da rahatsızlık veriyor.

Ve ameliyattan sonraki 5., iki burun deliğinin açıldığı, yüzde yüz olmasa da en iyi gelişmenin yaşandığı gün! 



Akıntı ve kanama neredeyse durmuş durumda. Bu akşam ilk normale yakın uyku uyunacak sanırım. Ve sesim geri geldi, boğazın sağ kısmında hala bir hafif boğaz ağrısı var. Morarmalar çenenin alt iki kısmında çizgi şeklinde kaldı. Burnumdan gelen o değişik yanmış plastik ya da kan kokusu gitti.

26'sı akşamından sevgiler, burnumun farklı kısımları gıdıklanıyor. Yine tıkandı, saçımı yarın hangi zihni sinir projesi ile yüzümü ıslatmadan yıkayacağım onu düşünüyorum. Açıldığında ise yıllarca tıkalı olan sol tarafın sağdan önce açılması da ilginç...Burnumu önden düz görmek de öyle...Daha kendini toparlaması ve şişlerin inmesi için altı ayla, bir yıl arası bir döneme ihtiyaç var ama olsun.

Elimde yapılması ve yapılmaması gerekenler listesini de yakında çevirip buraya koyarım. 

Hiç yorum yok: