15 Ocak 2013 Salı

Anarşist Ev Kadını (Hanımı değil)

Yazmak kusmak gibi bir şeydir ya da ishal olmak, belki de doğurmak...Bir geldi mi kesinlikle tutmanın imkan ihtimali yok.

(Yazıya bu şekilde başlamamın sebebi bile yukarki katta yatakları zirilyon kere çocukların gazabından kurtarırken aklıma geldi, illa çıkacak, şu an salonda ufaklığın dağıttıkları toplanırken herşey bir kenara atıldı ve yazılıyor.)

Mesela, bu merhalede "Dünyanın en kalifiyesiz işçileri ev kadınları" demek istedim. Sabahın yedisinde başlayan hayat çocukların sekizde yatıyorsa şayet (ki bunun genelde imkansız olduğunu Türkiye tecrübeleriyle sabitlemişimdir) o saatte sona erer. Toplam kaç saat etti? 12!!! Dışarda çalışan bir insanın mesai anlayışı yoktur ki o da insani boyutta sekiz saattir çünkü her daim toplama, görünenleri silme, yemek yoksa bir şeyler pişirilmiyorsa bile düşünme durumu sözkonusudur. (Ne demişim lan burda ben?!!)

Bunun alternatifi ya 24 saat yardımcı tutup maaşının yarısı ya da Arap Emirlikleri'nde tümünü O'na vermek ama herdaim kaçınılan işlerden sinir stres olmak ya da benim bu işlerde bezim yok diyip evini pis, dağınık, giysilerini ütüsüz, insanları sürekli dışardan yemeğe mahkum etmek.

Bir de insanın doğası bu işte, bir işe saygı duymak için illa enerji, zaman harcanarak yapılacak karşılığında para alışverişi olacak, ya para alacaksın ya para vereceksin ama şöyle okkalısından. Kendimde bile gözlemişimdir ne zaman eve yardımcı alma moduna girsem aaa bir bakmışımdır içeri ayakkabılarla girilmesi ya da girişte o ayakkabıların iz yapması bende pek de bir tepki yaratmaz.

Dolayısıyla, kendimizi her zaman evrenin merkezinde mi tutuyoruz ne? Öyle denilebilir ya da herkes kendi yaşadığını, yorgunluğunu, yaptığını ve hissettiğini en iyi bilir de...

İşin acıklı yanı bizler öyle bir nesil olarak yetiştirilmişizdir ki 72 kuşağı, hani eskiden neredeyse evde oturan annelerimizin suratına tükürecektik. Öyle bir küçümseme, öyle bir "Sana soran mı var yorgunsan git uzan uyu allaaa allaaaaa!" durumları vardı. Şimdilerde ise içsesim sürekli o eski bilmiş, kafası ezilesi, ukala, okulda sürekli çalışan kadın değilsen hiçbir şeysin naraları atan kızın yaptıkları ve söylediklerinden ötürü özür dilemekte.

Benim yapımda var başkaldırı, haksızlığa tahammülsüzlük, içinde yaşanılan durumu oldukça iyi tanımlayabilmek, küçümsenen herşeye karşı bir koruma içgüdüsü.

Benden de çıksa çıksa bu kadar ev kadını çıkar işte, anarşist versiyon...

"Eeee çok meşgulsündür tabii evet..." diye sırıtanın suratına bir tane koymak, yazı yazma isteği gelmeden gayet sakin dingin hissetmek, kendi çocuklarımın bile kölesi olmamak, onları kendine her konuda yetebilen insanlar olarak yetiştirmek adına bugünümü belki zorlaştırırken ileride bana da yardımcı olabilecek bireyler yaratmak...

Şimdilik üzerinde durduğum konular bunlar.

2 yorum:

Nergis Demir dedi ki...

yazınızı çok beğendim bloğuma beklerim
http://tereyagyumurta.blogspot.com.tr/

Evin Kedisi dedi ki...

Teşekkür ederim :)