26 Ekim 2011 Çarşamba

Annelerin Gücü Adınaaaaaa!

Bende eskiden pek çok insan gibi doğduğum ülkede ve hatta şehirde öleceğimi düşünür, babası askerlik yapanların nasıl da okullarını ve arkadaşlarını bıraktığına üzülür dururdum.

Yalova'ya taşındığımız zaman içimde oluşan öfkeyi anlatmak çok zor. Alt tarafı İstanbul, Yalova yani...O derecede bir mekana ve oradaki insanlara bağımlılık geliştirmiştim.

Milliyetçiliği asla ve asla bölücü, kafatascı bir duygu olarak düşünmedim. Hatta yıllarca, çok da şiddetli bir şekilde bunun ülkeyi bütünleştirici, vatanını seven insanın bir parçası olarak algıladım.

Bizim dönemimiz dinci yobazlara karşı Atatürk ilke ve inkılapları dönemiydi. Atatürk'ün ışığında medeniyetin, gelişmişliğin, örümcek kafalılığın karşısında durmanın verdiği bir kendine güven vardı. İstiklal marşını söylerken, andımızı okurken, tek sıra iki örgülü, üniformalı, rahat! hazır ol!!! lu bir eğitim sisteminde evet itiraf ediyorum Milli Savunma dersinde gelen emekli askerin kendinden geçercesine anlattıklarından darallar geçirir, tarih dersinde her nedense hiç durmadan okutulan şanlı tarihimize biraz şüpheyle bakar olsam da halimden memnundum. Türk'düm, doğruydum ve çalışkandım...Hatta Osmanlılar nasıl da o kadar millete hükmetmiş vay anasını duygusuyla ürperdiğimi de bilirim.

Sanırım, bu üzerimize dikilen giysinin ilk sökülme aşamaları kendi ülkemden olmayan biri ile evlenmemle başladı. Hani bilirsiniz işte, klasik bir; " Senden olmayanla yürümez." anlayışı hakimdir ve genelde her kültürün içe kapalı kısmını oluşturan insanlar farklı olanı itekler, içeri almaz.

Sonraları yapılan fikir tartışmalarında bu sefer yine sivil Ermeniler konu olduğunda kocamın karşı taraf gözünden "Ajanla mı evlendin kızım sen? Oraya karışmışsın da" tarzı zeka pırıltıları saçan diyaloglarına da gark edildim. Lise yıllarımda bu Osmanlıcılık da neyin nesi, herşey bu kadar adaletli ve şanlı mı tartışmasında sınıftaki bir öküzden tokat yemişliğim de var. Yani kısacası bu vatansever takımı tarafından vatan haini, kocası ajan, ne üdüğü belirsiz kadın sıfatlarını da aldım. (Arka plan, tebrikler şak şak şakkkk alkış sesleri...)

Yabancı damat olayında ailem tutucu olmadığından bu şüpheci yaklaşım yaşanmadı ama şimdi anlıyorum ki nesiller boyunca insanoğluna kodlanmış olan değişim korkusunun altında yatan en büyük sebep sizi yıllarca siz yapan eğitim sistemi ve sosyal çevrenizin unufak olarak dağılması, herşeyin tepetaklak olmasından geçiyor. Ha, bizde İngiliz bir damadın gelmesi bazı suratıma bile bakmayan akrabaların karşısında statü yükseltmeme, işleri İngiliz soyad sayesinde sanki daha bir rahat almama sebep oldu ki bu değişim bile benim midemi bulandırdı orasını da esgeçmeyelim.

Neyse efendim gel zaman git zaman bu insandan çocuklarım oldu. Türkiye'de birinci, Arap Emirlikleri'nde de ikinci...

Türkiye'de yaşarken ufaklık ana okuluna, ben çalışmaya başladım ve hemen sokağımızın sonunda yer alan (sokak Tarabya'da öyle ücra gelişmemiş bir noktada da değil) Yavrukurt Çocuk Evi'ne kaydolundu. İsmi yazıyorum üzerinden altı yıl geçti ve Yavrukurt Çocuk Evi bizim için hiç de iyi hatırlanmayan bir yerdir hala.

İsterseniz Türkiye genelini bizlere rahatlıkla yansıtan bu ana okulundan bahsedeyim biraz da...

Çocukların yemek yemesi ilk aşamada önemli kılınmış olan, askeri zihniyette, bol Atatürk'lü, büstlü bir ortamdı bu mekan sağolsun. Espri yapılması, insanların gülmesi, eğlenmesi, severek isteyerek öğrenmesi gibi bir amaç yoktu. Ve hatta çocuklar ne kadar sıraya girerlerse, önlerine konulan yemek ne kadar bitirilirse, dersi de hiç ses çıkartmadan ne oranda dinlerlerse o kadar İYİ olduklarının sinyallerini alırlardı.

Hedef, daha içeriye girmiş ufacık insandan mutsuz, kuralcı, vatansever ve Atatürk'çü, soğuk büstlerle donanmış, hazır ol ve rahat! la pozisyon değiştiren insanlar yaratmaktı. (Bu dini yobazlarda da çok görülen bir ortak noktadır, hayat mutsuzlukların ve acı çekmenin yeridir, cinsellik başta haz alınan tüm ihtiyaçlar ketlenmiş, haram kılınmıştır dikkatinizi çekerim)

Sabahları " İçtiğimiz can, yediğimiz kan olsun afiyet olsun afiyet olsun!" gibi bir tekerleme ile başlayan günler, yemeğini yemeyen öğrenciye zorla ağzına kaşık tıkarak ya da sofradan kalkmama cezası uygulayarak, yanlış yaptığı şey anlatılmadan " Git köşede düşün!" denilerek içine sıçılan bireylerden oluşan bir okuldu kısacası...

Aaa bu arada tüm bunlar böyle boktanlık olsun diye de yapılmıyordu, veliler memnun, öğrenciler pek bir mutluydu kendilerince, bundan daha doğal ne olabilirdi ki zaten hem ne güzel bir disiplin de vardı bebelerin hayatında.

Efendim? Bu okul bazında ama genelleyemezsin diyorsunuz değil mi? Genellerim! Çünkü ben kırk yaşındayım ve okullarımızda Atatürkçülük adı altında askeri zihniyetle yapılan bu eğitim ve öğretim zinciri sonucunda oluşturulmuş "Vatanımı çok seviyorum ne mutlu Türk'üm diyene!" prototipinin Türk olmayan insanlar tarafından nasıl algılandığını kendi çocuklarımı yabancı bir erkekten yaptıktan sonra daha bir düşünmeye başladım. Bak sen şu allahın işine!

Bu yalnızca milliyetçi unsurların öne çıkartılması ile de ilgili değil, ben din dersinin zorunluluğuna da karşıyım birader! Efendim? Eee fazla mı oluyorum? Olabilirim ben de buyum ne yapalım?

Buna literatürde "Empati" deniliyor. Yani neymiş?! Her insan kendi tecrübeleri doğrultusunda algılar hayatı, değil mi? Sen benim gözümle bakmak zorunda değilsin ama ben de senin gözünden görmek zorunda değilim. Bir de çok severek kullandığım " Algıda Seçicilik." vardır ki buna göre aynı ortama iki ayrı insan koy ve bir olayı seyrettir sonra da ne anladın? diye sor. Her iki insandan da tecrübeleri ve hayata bakışı açısından çok ciddi farklarda yanıtlar alırsın.

Ben bu kadar felsefeyi neden mi yapıyorum? Evet bu bir felsefedir ve bizim toplumumuzda her ne kadar tartışma kültürü birbiriyle küfürleşmenin köşesinden dönse ve çoğunlukla tersi ile noktalansa da felsefede " Bu mavi midir?" tartışması bile yapılır.

Yanıt, vatansever insana göre " Kızım bırak bu çiçek böcek felsefesini de gerçeklere dön, bak bizim insanımız katlediliyor, savaş var savaşşşş, git kanını yerde bırakmaaaaa!" gibi bir durum da sözkonusudur her zaman için de ondan.

Vatansever insan kendi toprağını, yaşadığı yeri benimser (bunun için vatansever olmak gerekmez ben şimdi burayı da seviyorum ama benim toprağım olarak görmüyorum) ve o alanı kendi otorite alanı olarak görür. Hani aynı hayvanlar alemindeki gibi, deriz ya sürüler olarak yaşayan attım şimdi aslanlar o bölgeyi otorite alanları olarak görürler ve sıkıysa sen gir bakim o alana, parçalar bırakır seni.

Eğri oturalım doğru konuşalım, bu askerlik ve yırtıcılık, "Hadiii hadiii gel sıkıysa gel bak ben seni nasıl yamultuyorum!" felsefesi insana adrenalin pompalıyor değil mi? Hani boks yapar gibi yahu, rakibini yendikçe erkeklik hormonun ve şöyle güzelce kendine bir güvenin ortaya çıkıyor, öyle mi?

Bazı literatürlerde gücüyle masturbasyon yapmak derler buna, mesela yeni araba almışsın kırmızı bir yarış arabası ama çok şık hem de hızlı, tatmin oluyorsun ona her bindiğinde gibi...Burada da öyle, her kavga anında karşındakini agresifliğinle sindirirken bir tatmin duygusu yaşarsın.

Bazı bilim insanları aynı duyguyu sadistlik olarak tanımlıyor.Kendin kendi hak ve özgürlüklerini savaşarak almış bir millet olarak başkasının özgürlük ya da sana ait değilim ine kulaklarını tıkarsan sen biz özgür bir ülkenin kimseye tamah etmeyen evlatlarıyız safsatasını kendi yaptığın baskı rejimi ile sıfırlarsın.

Sen milliyetçiliği vatanseverlik, herkesi kucaklama, öpme ve bağrına basma olarak algılayabilirsin ama soruyu şu şekilde değiştirip de sorayım o zaman, çocuklarını okula yolla ama tamamıyla farklı bir ülkede yaşa. Ne kültür senin kültürün, ne de dil senin dilin. Yalnız o ülkenin kuralları var o da şöyle; senin kültürünle ilgili hiçbir şey yok okulda, her sabah sen diyelim ki ben Arap Emirlikleri'ndeyim ve görev icabı burada yaşamak da zorundayım, oranın marşını söylemek zorunda çocukların. Ne mutlu Arab'ım diyene! dedirtiliyor. Kendi istiklal marşı, özel günleri dayatılıyor ama senden hiçbir şey okutulmuyor, hatta buna dini bile ekleyebiliriz sen Alevisin (attım şimdi) ama herşey sunni değerler üzerine oturtulmuş olarak sunuluyor. Sıkıysa okula alevilikle ilgili bir kültür sok yandın, sorgulamaya başladın mı emperyalist güçlere maşa mısın yoksa bölücü müsün sarkacı gider gelir bir sağaaaa bir solaaaaa...

Çözüm? İnsanların farklılıkları üzerine yapılandırılmış, içinde üveylik duygusu olan tek bir kanı, tek bir milleti sürekli öne çıkartan bir eğitim sistemi değil. Evrensel doğruların öğretildiği okullar...Matematik, felsefe, bilim, yaşam...Tarihse içine yorumlar katılmadan yapılan hataların bir daha tekrar edilmemesi üzerine kurgulanmış tarih, kanından gelen insanın coşturuculuğu öne alınarak değil. Bütün liderlerin aynı potada eksi ve artılarının değerlendirilmesi yönünde bir tarih...Çok beklerim değil mi? Evet biliyorum ama bunun için doğrularımdan vazgeçmiyorum.

Ben yalnızca bir düşünürüm....Ama İlhan Selçuk'un yazdığı gibi bizim ülkede "Düşünüyorsam Vurun!"

Herşeyi bana anlatıldığı gibi değil de kendi kendime araştırmalarımla birçok birbirinden habersiz yazılmış kitaplardan biraraya getirdiğim olaylarla derlemeye, kendi duygularımı doğru ve yanlışlarımı anlamaya çalışan bir meraklı diyelim bana. Acemice...Ötesi yok.

"Beğenmezsen çek git kardeşim zorla mı?!"

Yani rejim benim rejimimdir, sen bu rejime katlandığın sürece, benim gibi hayata baktığın ölçüde sevilir ve sayılırsın. Kuralları değiştirip de farklı düşünmeye başladın mı ülke bölücü, eskiden solcuydu bunun adı çünkü adam attım şimdi Allah'a inanmıyorum diyordu.

Şimdi soruyu tekrar değiştirerek soruyorum. Din bakımından yobaz bir ülkede "Ben ateistim arkadaş!" demekle Türkiye'de ben şu yaşa gelene kadar "Ben Atatürkçü değilim!" ya da "Milliyetçilikten hazetmiyorum." demek aynı toplumsal tepkiyle karşılaşmak demekti. Doğru mudur?


Atatürk'ün dokunulmaz bir noktadan çatık kaşlarla aşağı tarafa baktığı konumdan alınarak eksisiyle artısıyla tartışılabildiği, obejktif olarak liderlerin ve tarihin konuşulabildiği, her şeyin anlı ve şanlı olmadığı bir ortamı özlüyorum ne yapayım? 


Dinin de korkutası tarafından hiç hoşlanmam mesela. Demek ki bende korkutma duygusu ters tepiyor. Bu yalnızca bende olan bir durum da değil ki eğitim sistemimiz nesillerdir yan çiziyor. 


Artık isteyerek, merak edip severek, tartışarak öğrenen çocuklarımız olmalı, korkutularak nefret eden değil! 

Milliyetçi ve Atatürk'le ilgili hiçbir konuda taviz vermemecesine tapma noktasına getirmiş bir kalabalığa "Ben ateistim!"dediğimde "Hı?! İyi iyi! Olabilir!" ama " Milliyetçiliği bir tartışalım arkadaş?" dediğimde savaş çıkması noktasına gelinmesi bende çok ciddi bir çifte standart duygusu yaratıyor.

Kendimde yapamadım ama andım var çocuklarımda bunu başaracağım;

Onları ben yetiştiriyorum ve pek tabi ki büyük bir kıvanç ve gururla kendi doğrularımı onlara aktaracağım. (Bu ne büyük bir kuvvetmiş allahım şükürler olsun sana :))

Onları bir dinin höt zöt, cehennemde yanarsın, çarpılırsın, din ahlak duygusu getirir, din yoksa ahlak da yoktur safsatası yerine, evrensel insani duygularla, vicdanla eğiteceğim (ve eğitiyorum)

Hiç bir dinin yaptırımları, ve yapmamaları gerekli listesi beni bağlamadığı gibi çocuklarımı da bağlamayacak.

Ruhları ve zihinleri hiçbir ülkenin vatan sağolsunları ile değil sorgulamalar ve kendilerine göre doğru ve yanlışlarla şekillenecek.

Lideri takip etmeyecekler, kendi kendilerinin lideri olacaklar.

Dünyanın her köşesine yardım etmek için gidecekler, yardım ve sevgi için yaşayacaklar.

Haksızlıkların karşısında bireysel ve olay bazında duracaklar, kimseyi genellemelerle sınırlamayacaklar.

Bunu anne olmanın büyük kudretiyle yazıyorum.

Dünya üzerindeki her ülkenin güzel yemeklerinin tadına baksınlar, her vatanın insanıyla açık kapalı siyah beyaz konuşsunlar.

Dünyanın en fevkalade mutfağı bizim ya da dünyada bizim liderimizden daha büyük biri yoktur, dinimiz son dindir artık bunda geliştirecek eklenecek hiçbir şey bulunamaz larla değil herşeye soru işareti ile bakan, araştıran ve sorgulayan bireyler olsunlar.

Ve son söz, herhalde ben bir erkek olarak dünyaya gelseydim kıçımda bomba patlarken ölen bir düşünür olurdum.

Asker değil.

Ve gerçekleri dile getiren ses girer; "Dream on babe!!!"

Ve sahne kapanır.

8 yorum:

prematureannesi dedi ki...

bayıldım yazınıza desem... yazdıklarınızın her kelimesine canı gönülden katılıyorum.
Selamlar

Evin Kedisi dedi ki...

Teşekkür ederim prematüre annesi :) Bu arada yorumlarda ismim geçtiği için bir yorumu silmek durumunda kaldım üzgünüm, ani bir refleksle olduğu için kimden geldiğini de hatırlayamıyorum :(((

Semi`nin Mutlu Elleri dedi ki...

Sizinle nasıl da benziyoruz!
Ben 40`a merdiven dayadım, eşim yabancı ve iki çocuğum var...Farkımız bizim hala Türkiye`de yaşamaya çalışmamız:)
Bu sene büyük oğlum ilk kez okulda din dersi alıyor, seçmeli olmadığı için zorunlu. Neyse ki özel okul olduğundan din dersi yerine fen bilgisiyle dolduruluyor. Oğlanların Türk kimliklerinde "din" hanesi boş, (uğraşmamız sonucu boş bıraktırmayı başardık)bunun bilincindeler. Sınıfındakiler sorgulamaya başladılar, kendilerinin Müslüman olduklarını anlatmışlar, benimki de onlara "siz daha ne demek olduğunu bile bilmiyorsunuz, nasıl karar verdiniz ki" demiş. Gurur duydum, hayatı sorgulayarak yaşamayı öğreniyorlar.
Türkiye`de bunu yapabilmek oldukça zor. Herkes herkesi kategorize etmeye bayılıyor. Kendi çocukları dahil!
Bizler zor yolu seçtik, kalıba sokmayı değil, sürüden ayrılmayı öğretiyoruz, her şeyi olduğu gibi kabul etmeyi değil, tartışmayı öğretiyoruz..kısaca farklı olmanın, düşünebiliyor olmanın, sistemi yargılayabiliyor olmanın ayrıcalık olduğunu öğretiyoruz. Onlara çok farklı bir dünya gösteriyoruz, fikirleri, ufukları şimdiden açık!
Çocuklarınız için yazdıklarınızı destekliyor, kendime de pay çıkarıyorum:)

Berceste dedi ki...

Ben katilmiyorum desem :) Evet dogru olan yanlar var ama hepsi degil Pisicigim. O kadar cok konu var ki, tek tek yazsam bir post da bu yorumdan cikar. O yuzden cok ses etmeyeyim. Hersey goreceli, baktigin yer onemli. Birseyler yok olmamali ama cok ince cizgide o cizgi korunmali. Ingiltere'de de var, kraliceye bagliliktir, dindir bir dolu sey. Bir arkadasim katolik idi ve cocugunun devlet okulunda assembly denen seye katilmasini hic istemiyordu ates puskuruyordu mesela. Her ulkenin kendisine gore o ince cizgileri var nihayetinde. Sakin ol :) Sevgiler...

Evin Kedisi dedi ki...

Sevgili Berceste;

Ben yalnızca Türkiye bazlı yazmıyorum ki o tarzdaki dayatma düşüncelerin ve ideolojilerin karşısında olduğumu söylüyorum. Türkiye'de varsa yanlıştır ama İngiltere'de varsa doğrudur gibi bir düşünce sistemim yok, dikkatini çekerse her ülkenin milliyetçi ve dinci kısmı beni geriyor ve çocuklarımı da bağlamasını istemem dedim.Aman o yüzden katoliklerde kalsın kaldıkları yerde diyim en iyisi. Assambly ler okuldan okula değişir muhakkak bizim burada çok çeşitli millet olduğundan acayip komik assambly ler ortaya çıkar, mesela isanın doğumunda arap şeyhleri dansediyordu geçen sefer ya da isanın annesi ile babası birbirlerine fotolarının olduğu çerçevelerden ilanı aşk yapıyorlardı falan :)) Öptüm.

Evin Kedisi dedi ki...

Mutlu Eller hoşgeldin!!! Ben de sana geldim akabinde ve ürettiğin rengarenk ve oldukca da göze hitap eden ürünlerine bayıldım. Yorumuna teşekkür etmekle beraber yine ellerine sağlık diyorum, iki oğluş da çok mutlu görünüyorlar. Herkes kendine paralel düşüneni desteklermiş bende senin gibi annelerin olmasından mutluluk duyuyorum demek isterim. Sevgiler...

Berceste dedi ki...

E iste diyorum ya, her ulkenin kendisine gore bir ince cizgisi var diye :) Komik degil mi o Araplarin hali, sacma gelmedi mi?

Evin Kedisi dedi ki...

Saçma olması önemli mi? Bir hikayenin illa ki çok ciddi ve ağır olarak mı yanıstılması lazım çocuklara yoksa bulundukları kültürden espriler katarak sıcacık hale getirmek mi? Böylelikle çok kültürlü bir topluma uygulanmış hikaye aynı ama kimse kendini dışlanmış, gruplanmış, biri diğerine üstün algılamıyor. Çocuklara verilmesi gereken de kanımca bu değerlerdir ayrımcılık değil. Üzgünüm ben bu konularda çok açık ve düzüm tartışarak da olayın gerildiğini düşünüyorum, herkesin çocukları var dediğim gibi kendi doğrularımız çocuklarımıza aktarılıyor bir şekilde ve bende bundan kendi adıma çok memnunum. Bence anneliğin en kuvvetli yanı bu, kimseye uymak zorunda olduğumu da düşünmüyorum. Sevgiler...