29 Kasım 2010 Pazartesi

Çocuğunuzu Dinlemek...

Benim bir huyum var, çocuklarımla beraber sürekli geçmişime dönüş yapıyorum. "Deja vu" dedikleri hani. Şimdilerde aklımda hep babamın omzuna kafamı yaslayıp sobalı salonda bir aşağı bir yukarı dolaştırılırken ağlamalarım geliyor mesela.

Ama bir yandan da hastaneye gitmeyi sallamak, bıçak kemiğe dayanana kadar beklemek gibi bir diğer huyum daha var. Ateş yoksa sorun yok mantığı... Boktan bir durum çünkü çocuğuna gelince iş, birisi; " Bekle canım, bunlar hep olur!" dediğinde boğazını sıkma isteği de hortlayabiliyor. Karışık...Hem de çok.

Aslında iş kendine gelince doğrudur, çoğu hastalık kendi kendine düzeliyor. Duruma göre daha çok...

Mesela düşünüyorum da şimdi, bu kulak iltihabının tarihçesi aslında bayağı bir geçmişe uzandı Zo'da ...Çocukçağız sağ kulağını tutup; " Aci!" Türkçe meali " Acıyor" diyordu bir haftayı aşkın süredir ama bunu söylemesinin akabinde bir yandan sekip bir yandan alevli çemberden atlarsa küçük bir insan yavrusu, ateş falan da yoksa böyle yanıltıyor ve zaman zaman bu ana babalık mesleği insana harakiri yapmanın aslında nasıl bir duygu olduğunu anlama alıştırmaları bile yaşatabiliyor.

Diyelim ki çocuğunuz gözünüzün önünde havalanarak düştü, o anın binde biri aklınızda yavaş çekime dönüşüyor ama yetişemiyorsunuz (Bu, benim ilkinde birkaç olayda yaşanmıştı ve uzun yıllar boyunca gece yattığımda kabus gibi üzerime çöktü, beyin sürekli bir şekilde aynı kareleri oynatıp durdu) ya da aynı evde olmanıza rağmen o an emanet ettiğiniz kişi koca da olur, yardımcınız, büyük çocuğunuzda, hiç fark etmez, bir hata yaptı ve ufaklık ağlamaktan katıldı değil mi? Hah! İşte o an çıkar bıçağı kendine sok, pardon ondan önce çevredekileri bir kılıçtan geçir, sonra kendine döndür olsun bitsin diyorsun, o derece.

Dediğim gibi, iki numara aralarda söylüyordu, biz de " Aaaa! canımmm acıyor mu?!" gibi kabak bir soru sorup durumu unutuyorduk. Perşembe günü yardımcı yukarda ufaklık yanına gitti, bende alt katta çayımı koydum ve bir feryat figan. Bizimki normalde kafasını duvara toslar mesela, tık yok, kaldığı yerden devam, yani öyle aka boka ağlayan bir karakter de değil, etinden et kopuyorsa benim anında tansiyonum tepe yapıyor.

"Ne oldu?!!!!" Bebek katılıyor o sırada, benden terler boşalıyor. Kulak çubuğunu kulağına sokmuş!!! " E, peki onu nasıl bulmuş?!!!" Yardımcı vermiş.

Şimdi bunu yardımcılar cehenneme gitsin diye yazmıyorum çünkü aynı kazmalıkları ana baba olarak hepimiz yapabiliyoruz. İnanın oluyor bunlar!

Zozo'yu sakinleştirdim ama kendime yazıyorum şimdi, ulan hayvan! hastane burnunun dibi mi? Dibi. Sigortan var mı? Var.

Sakinleşti ve koşturmaya başladı ya, tamam dedim herşey yolunda, zaten kulak çubuğuna da bakmışım, asayiş berkemal, kanama yok, içerde bir parça da kalmamış. Fakat o gün ilginç bir şey oldu, öğlen uykusundan ağlayarak uyandı, hatta aralarda rahatsızlık hissetti, akşam zor geçti ama ortada bir şey yok! Hala gitmiyorum hastaneye çünkü ateş de normal.

En sonunda Cumartesi sabaha karşı işler iyice kötüleşti, kulakta kan gelince acile...İçerde bir şey göremedi doktor fakat yine de işin kompetanı baksın, sabah sekizde gelip yürüyerek girin içeri, acilden giriş yapıyorsunuz beklemezsiniz, randevuya gerek yok dedi. Resepsiyondaki bekleme listesine alıyorum dedi. Haydaaaa! Aciliz falan dedik ama tuhaf yahu, bu işte bir karışıklık var. Neyse...

Bu sefer ablayı da alıp ma ailece gittik sabah sekize yirmi kala falan. Bir aile, ağzı burnu şişmiş bir bebek...Tamam, acil belli. Diğer bir adam, yürüyerek gelen hastaymış kendileri, ben ilk defa burada böyle bir şey duyuyorum. O yüzden orada olayı algılayana kadar epey bir süre geçti.

Benim adam kavga sevmez, ses yükseltmekten ve mücadeleden uzak durur, yani bazı zamanlarda tam tersim, kültür farkı daha çok belki de. Biz Türkiye'de söke söke almaya alışmışız ya hakkımızı, davranış gerçektende ortamla öğrenilen bir şey, öyle yetişmişiz. Zaten geç kalmışım, niye o kadar beklemişim diye kendimi boğmak üzereyim, en tehlikeli Amazon kıvamındayım, yani kısaca herkesi ısırabilme modundayım.

Koca gitti sabah sekiz için resepsiyon açılınca, arkadan acil diye düşündüğüm diğer adam kalktı, bizimki ona yer verdi, sanırım onlar daha acil olduklarını düşünüyorlardı tamam sorun değil, hadi dedim o da bebektir. Derken arkadan diğer adam çıktı, Allah'ım kabus gibi...Randevulu hastalar geldikçe onlar alınıyor biz kapıdan çevriliyoruz, bir kalkmışım yerimden, bizimki " Dur gitme nereye?!" dedikçe daha da sinirlenerek resepsiyona...

" Bu nasıl bir acil hasta anlaşyışıdır!" diye parladım kadın ilk anlattıklarımı anlamadığında ve hafifçe sıkıldığını beyan ettiğinde. " Ne kadar bekleyeceğiz peki?!" Bilemiyormuş kendisi! Yok ya! " Bakın" dedim " Ben tekrar baştan alayım, biz sabahın beşinde geldik, 20 aylık kızım kulağına çubuk soktu diyorum, kanama var ve acil servisinizde yeterli ekipman yok diye sabah bu saati beklemek zorunda kaldık, yürüyen hasta değil, aciliz diyorum!!!"

Oradan hiyerarşik olarak daha üst düzey olduğunu düşündüğüm bir bayan kalktı yerinden. Bir takım hastalar beni dinliyorlardı zaten. İçeri telefon açtı " Hastanın ismi neydi?" diye bana sorduktan sonra " Bu hastadan sonra O alınacak!" dedi. Teşekkür ettim, ayrıca söylediği yapılmış mı diye sonradan kontrole de geldi. Çaktırmadan ;)

Ufaklık zaten o kadar zamandır ızdıraptan harap olmuş, ilk defa o günün sabahı ağrı kesici yapılmış. Stresten babasının üzerine kustu, kulak anlaşılmak için kanırtıldı yine :(

Sağ kulakta birazcık iritasyon, üç güne kadar kapanır önemli değil dedi doktor. Kanama normalmiş ve üzerinde endişelenilmesi gereksizmiş, bu ortakulak iltihabında oradaki birikmişin dışarı akması esnasında görülürmüş ve hepimizde yaşanabilirmiş. Yani, kulağına çubuk sokmasa da olabilirmiş...

Antibiyotiğe bağlandık, kulağa damla günde üç kere, yedi gün. Hem lokalden, hem de ağızdan. Bu çocuk birincisi gibi değil, ne Calpol içiyor ne bir şey, direkt kusma. Bir dert aldı mı beni bu sefer nasıl olacak diye.

Neyse, bugün ikinci gün... Doktorların malum çalıştıkları ilaç şirketleri var, bir şey söyledin mi dört şeye ilaç yazılıyor. Ne kadar tüketim o kadar para akışı. Ağlamaktan içi çıkan bebeğe soğuk algınlığı için burun damlası, tam yağlı süt verildiği zaman ortaya çıkan alerjik reaksiyon için şurup, sabah acilden aldığımız fitile alternatif başka bir ağrı kesici ateş düşürücü (dönüşümlü kullanın denildi, öyle de yapıyorum)

Bunların içinde kullandığım, ağrı kesiciler (zorunlu kaldıkça), kulak damlası ve tabi ki antibiyotik (yoğurda karıştıyorum, bir kaşık, çilekli yoğurt oluyor, onu bile zor alıyor) Bugün öğlen sanki bütün enfeksiyon dışarı aktı fakat geceler çok zor geçiyor :( Sanırım bu akşama kadar üç gece ciddi derecede her saatte bir kalkmalar, ne yapacağını bilemeden ağlamalar, odadan odaya dolaşmalarla geçti hepimiz için.

Beraber yatmak bir kabus, bebek için ve anne baba için geçerli bir durum bu. Bizim yatak king size birde, yani o da mazeret falan değil. Zaman zaman iki yetişkin insanın bile aynı yatağı paylaşması uyku kalitesini olumsuz yönde etkilerken ciddi derecede tepişerek ve dört dönerek uyuyan bir varlığın ortada olması katlanılmaz etki yaratıyor.

Mesela üçüncü gece mi ne ben pes ettim ve yatağa getirdim, dün gece yalnızca bizim yatağa gelmek adına uyandı hanımefendi. İşin iyi yanı şu; bizlerle O da iyi uyuyamıyor. Kendi yatağı gibi dört dönüp yumuşak kenarlarla atlatamıyor durumu, ayağını atıyor babanın kafasına, ittiriliyor yeri gelince...

Bakalım bu gece bizi neler bekliyor?

6 yorum:

Berceste dedi ki...

Pisim alemsin :) Cok gecmis olsun. Gozlerim kocaman acilmis okudum, okudum, en sona geldim koptum :) Yatakta bizde de ayni sahne var. Bizimki uyumayacagim diye inat etti. Anne ve baba olarak biz uyuduk dedik. Bu da geldi ortaya. Babayi sizdirdi, ben de sizmak uzere iken ayildim. Simdi baba kiz uyuyorlar ama her an ezilirse diye ben panik :P Eger bizimle uyursa, ayni sahneler bizde de tekrarlaniyor. Dilerim en kisa zamanda asayis berkemal, kucuk hanim turp gibi olur.

Evin Kedisi dedi ki...

Aynı yatakta çocuğunla uyuma felsefesi bana hep ters geldi, gelmeye de devam edecek fakat artık yanlış olduğunu bile bile pes etme durumları yaşanabiliyor hastalıklarda, onu bile bir değişiklik olarak algılayıp onu uygulamaya geçiriyor veletler :)Dün gece daha bir kolaydı, esas gıcık olduğum gece kalkıp süt isteme huyunu tam bırakmak üzereydi, iki ileri bir geri yaptık yine, şimdi her uyandığında kafa karışık süt diye tutturuyor, hastalığı düzelsinde tam ben yapacağımı bilirim :PP

Teşekkürler Berceste.

balanne dedi ki...

Çok geçmiş olsun.. Benim büyük kız pipetleri minik minik kesmiş, işi bitince ozaman 2,5 yaşında olan işgüzar kardeşine çöpe atması için vermiş. O da burun deliklerine sokmuş hemde hepsini..burun şişince farkettik 2-3 saat geçmiş tabii üzerinden..Bayağı zor bir operasyonla çıkardılar..Ben bu arada ablasına da kıyamadığımdan pipeti icat edeni epey kalayladım..

Calanon dedi ki...

Gecmis olsun. Su acil meselesi cok fena, gercekten insan gitse bir turlu gitmese bir baska.
Beraber yatma dusuncelerine gonulden katiliyorum, fakat biz de bu ara babanin yoklugu, hastalik vs derken isin ucunu fena kacirdik, cok kotu aliskanlik haline gelebiliyor. Ne o dogru durust uyuyor ne ben. :(
Bir an once iyilesir umarim minik de hepiniz rahat rahat dinlenebilir, normale donersiniz.

Evin Kedisi dedi ki...

Teşekkür ederim Calanon, evet uyuma tamamıyla bir alışkanlık ve bir ipin ucu kaçtı mı toparlamak için çok uğraşmak gerekiyor. Ben o hatayı hemde belki bir iki kere birinciyle yapmıştım da gece yatmalarının ne hale geldiğini bir ben bilirim, velet ben yanında yatıyor muyum diye her yarım saatte bir uyanıp kontrol ederdi ya! Ama eski haline döndürdük bir daha mı o olmuştu tövbe! Muckkksss!

ÇokBilmiş dedi ki...

Off, okurken gerildim. Çok geçmiş olsun miniğine.